Süheyla KAPLAN

Tasarıya destek verenlar arasında Yeşiller Partisi'nin de olması ise Avrupa’da son yıllarda artan aşırı sağ, popülist Parti AfD’nin de isteklerine göz kırptı. Öte yandan Yeşiller Partisi içindeki sol kanat ise iltica reformuna karşı oy kullandı.

9 Haziran’da AP seçimleri var, bir yıl sonra Almanya federal genel seçimler ve önümüzdeki sonbaharda da birkaç eyalette Almanya’da eyalet seçimleri gerçekleşecek.

Almanya, ev alana maddi destek sağlıyor Almanya, ev alana maddi destek sağlıyor

Popülist ve aşırı sağ parti AfD’nin oyları sadece Almanya’nın doğusunda değil, Batı eyaletlerinde de yükselmeye devam ediyor. Savaş bölgelerine son noktasına kadar silah ve askeri malzemeler göndermeye deva eden ve savunma gelirini savaş döneminde artıran SPD, Yeşiller ve Liberaller’den oluşan koalisyon hükümeti ‘düzensiz göç’ sorununu ülkenin en temel sorunu olarak görüyor. 

Yeşiller Partisi’nin tasarıya onay vermesi partinin kendi kuruluş çizgisini tamamıyle terk etmesi anlamına geliyor ki; bu da tarihsel açıdan utanç vericidir. 

Kabul edilen beş maddenin içeriğinde neler var?

Parmak izi toplamak için asgari yaş 14'ten 6'ya düşürülecek

Tarama Yönetmeliği, bir sığınmacının profilini hızlı bir şekilde incelemek ve uyruk, yaş, parmak izi ve yüz görüntüsü gibi temel bilgileri toplamak için bir ön giriş prosedürü öngörüyor.

Değiştirilen Eurodac Yönetmeliği, tarama sürecinde toplanan biyometrik kanıtları depolayacak büyük ölçekli bir veri tabanı olan Eurodac'ı güncelliyor. Veri tabanı, başvuruları saymak yerine başvuru sahiplerini sayacak ve aynı kişinin birden fazla talepte bulunmasını önleyecek. Parmak izi toplamak için asgari yaş 14'ten 6'ya düşürülecek.

Değiştirilen İltica Prosedürleri Yönetmeliği (APR), başvuru sahipleri için iki olası adım belirliyor: Uzun süren geleneksel iltica prosedürü ve en fazla 12 hafta sürmesi planlanan hızlı sınır prosedürü. Hızlı sınır prosedürü, ulusal güvenlik için risk oluşturan, yanıltıcı bilgi veren ya da Fas, Pakistan ve Hindistan gibi tanınma oranı düşük ülkelerden gelen göçmenler için geçerli olacak. Bu göçmenlerin ülke topraklarına girmelerine izin verilmeyecek ve bunun yerine sınırdaki tesislerde tutularak "yasal bir giriş yapmama kurgusu" yaratılacak.

Sığınma ve Göç Yönetimi Yönetmeliği (AMMR), üye ülkelere göç akışını yönetmek için üç seçenek sunan bir "zorunlu dayanışma" sistemi kuracak: Belirli sayıda sığınmacının yerini değiştirmek, yer değiştirmeyi reddettikleri her bir başvuru sahibi için 20 bin euro ödemek veya operasyonel desteği finanse etmek.

Kriz Yönetmeliği, 2015-2016 krizinde olduğu gibi ani ve kitlesel bir mülteci gelişi ya da COVID-19 salgını gibi olağanüstü sebepler nedeniyle bloğun sığınma sistemi tehdit edildiğinde devreye girecek istisnai kurallar öngörüyor. Bu durumlarda, ulusal makamların daha uzun kayıt ve gözaltı süreleri de dahil olmak üzere daha sert tedbirler uygulamasına izin verilecek ve Komisyon'a ek "dayanışma" tedbirleri talep etme yetkisi tesis edilecek.

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINDAN TEPKİ 

Pro Asyl, AB Parlamentosu'nda yapılan “Ortak Avrupa İltica Sistemi” ile ilgili oylamayı, Avrupa'da mülteci koruması açısından tarihi bir dibe vurma olarak değerlendirdi.

Gözaltında tutulan çocuklar, dış sınırlarda iltica prosedürlerinin hızlandırılması, mültecilerin korunmasız ülkelere sınır dışı edilmesi, otokratik hükümetlerle gittikçe daha fazla anlaşma yapılması: Bütün bunlar temel insan hakları ve güvence altına alınan uluslararası sözleşmelere de  aykırıdır. 

Pro Asy hukuk politikası Sözcüsü Wiebke Judith’e göre ‘Sığınma ve Göç politikalarına’ ilişkin geni kapsamlı reform tasarısının Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanması, Avrupa'da mültecilerin korunması açısından tarihsel anlamda bir durma noktası anlamına geliyor. AB kendisini giderek daha fazla izole ediyor: Mevcut çitlere, duvarlara, gözetleme teknolojilerine ve geri itmelere ek olarak, dış sınırlarda koruma arayan kişilerin daha fazla gözaltına alınması ve tecrit edilmesi ve otokratik hükümetlerle insan haklarını ihlal eden yeni anlaşmalar yapılması muhtemel." 

Pro Asyl, Alman ve uluslararası kuruluşlarla birlikte, bu sıkılaştırıcı tedbirlere ve Avrupa'daki mülteci korumasının erozyona uğramasına karşı yıllardır protesto gösterileri yapmaktadır. Oylamadan önce 161 Avrupalı örgüt, sıkılaştırmanın kabul edilmemesi için Parlamento'ya başvurmuştu.

 Düzenlemelerin Haziran 2024'teki Avrupa seçimlerinden önce yürürlüğe girmesi bekleniyordu, ancak 24 ay sonra, yani 2026'nın ilk yarısında yürürlüğe girecek. Bu reform insanlık dışıdır ve savaştan, şiddetten ve zulümden kaçan insanların acılarını ve haklarını göz ardı etmektedir.

Wiebke Judith, Pro Asyl sivil kuruluşu olarak Avrupa genelindeki ortak kuruluşlarla birlikte AB'nin tecrit stratejisine karşı mücadele etmeye devam edeceklerini belirtiyor. Standartlaştırılmış tarama, gözaltı koşulları altında (aileler için de dahil olmak üzere) dış sınırlarda iltica prosedürleri ve Avrupa dışındaki sözde güvenli üçüncü ülkeler için son derece düşük standartlar yer alıyor.

Bunun anlamı şudur: Gelecekte, mültecilerin büyük bir kısmı bir AB ülkesinde normal bir sığınma prosedüründen geçmeyecek, yalnızca AB'nin dış sınırlarında hızlandırılmış bir prosedürden geçecek ve bu süreçte AB'den izole edilmiş olarak "girilmemiş" olarak kabul edilecekler. Tavsiye veya hukuki destek şansı olmayan dış bir dünya. Çocuklar da bu hapishane benzeri koşullara katlanmak zorunda kalacak; hatta sınır işlemleri sırasında çocukların gözaltına alınması bile ihtimal dahilinde. Avrupa'ya kaçan koruma arayan kişiler, gerçek kaçma nedenleri önceden incelenmeden sözde güvenli üçüncü ülkelere sınır dışı edilebilecekler.

Sol Parti Avrupa Parlamentosu Milletvekili Özlem Alev Demirel: 

CEAS reformuyla temel sığınma hakkı kaldırılacak. Çocuklar için de sınırlarda kamplar kurulacak ve Avrupa Kalesi genişletildi. Yeşillerin seçim vaatlerinin aksine trafik lambası koalisyon hükümetinin taleplerine bu denli razı olması utanç vericidir’ dedi.