Cerrahoğlu'nun makalesindeki 'Seçimlerden bu yana seçmenini temsil yeteneğini yitiren, liderlik ve kimlik bunalımı içinde olan, ilaveten güvenilirlik, inandırıcılık krizi yaşayan bir partiyi konuşuyoruz.' ifadeleri dıkkat çekti

İşte ilgi ile okunacak "CHP'nin Akbelen faciası" başlıklı o yazı:

"İki aydır süren lider ve parti krizinin üzerine belli ki sünger çekmek için düşünülmüş bir çıkış...

İki aydır süren lider ve parti krizinin üzerine belli ki sünger çekmek için düşünülmüş bir çıkış...

Doğa kıyımının yaşandığı Akbelen’de “destek şovu” yapılacak.

Bir-iki tumturaklı sözün ardından eylemcilerle çekilen “Kemal kardeşiniz” fotoğrafları sosyal medya ve basına servis edilecek.

Ama o da ne?

“Akbelen şov”u ters tepiyor.

Sözde destek için gittikleri yerde CHP ekibi tepkiyle karşılanıyor.

Sabırlar tükenmiş, CHP’nin çekirdek kitlesi olması beklenen eylemciler ateş püskürüyor...

Grup toplantısı tadında bir konuşma yapıp bölgeden ayrılmaya niyetlenen Kemal Bey’in arabasının önü, “Yok öyle artistlik!” kıvamında protestolarla kesiliyor.

AKP provokatörü! Sizin gibiler yüzünden iktidarı kaybettik!” söylemleriyle eylemcileri dumura düşüren CHP milletvekillerinden biri sahadan “çık, çık” bağırışlarıyla kovalanıyor, göstericilere parmak sallayan bir başkası yuhalanıyor.

Bu yalnız bir pi-ar faciası değil.

Heyet, Akbelen’e adeta paralel evrenden ışınlanmış izlenimi yaratıyor.

Seçmenden ne kertede kopmuş olduklarını belgelemek ve kanıtlamak için sanki orada bulunuyorlar.

Akbelen badiresi çok açıdan CHP krizinin özeti.

Seçimlerden bu yana seçmenini temsil yeteneğini yitiren, liderlik ve kimlik bunalımı içinde olan, ilaveten güvenilirlik, inandırıcılık krizi yaşayan bir partiyi konuşuyoruz.

Hal böyleyken antenleri en gelişmiş ve en duyarlı muhalif kesimlerin olduğu bir gösteri alanına, samimiyetten yoksun olduğu düşünülen jestlerle eklemlenmeye çalışmak... istenilenin tam tersi etki yaratıyor.

Ahmet Türk: AB ülkeleri Türkiye’deki hukuksuzluğa sessiz kalmasın Ahmet Türk: AB ülkeleri Türkiye’deki hukuksuzluğa sessiz kalmasın

Seçmenle açılan mesafeler, bütünüyle faş oluyor.

Bir siyasi parti için, seçmeni nezdinde inandırıcılık gerçekte tüm sermayesidir. İnandırıcılık yitirildiğinde, partinin varlık nedeni sorgulanmaya başlar.

İktidar partisi, ana muhalefeti bilfiil kaale almıyor. 

Parti, bu kez kendi seçmeni nezdinde de temsil gücünü yitirdiğinde, aldığı inisiyatifin ve söylediği sözün bir anlamı kalmıyor.

KAFKA KÂBUSU GİBİ

Parti yöneticileri ne var ki gözler önünde cereyan eden bu baş döndürücü yıpranma ve aşınmadan tümüyle azade bir kayıtsızlık sergiliyorlar.

Kılıçdaroğlu bir şey olmamış gibi, seçim öncesinde sözde “veda ettiğini söylediği” salı grup konuşmalarına tam gaz devam ediyor.

Şak şak alkışlar, ceket iliklemeler arasında sürdürülen “mutfakta yangın var!” konuşmaları, iktidarın bir kulağından girip öbür kulağından çıkıyor...

CHP seçmeni ise yılgın, bezgin, kırgın ve kızgın.

Değil bu Kuzey Kore mizansenlerini izlemeyi, haber programlarına bile kulak vermek istemiyor.

Kılıçdaroğlu bu durumda kendi kendine konuşmaya devam ediyor: “Ben hata yapmadım. Kusurum olmadı. Yüzde 48 oy aldık. Seçim kaybetmedik. Çalışsaydınız da beni gizli protokole zorlamasaydınız. Özdağ’a bakanlık verdiysem, partimizin hakkından verdim. 600 milletvekilini ben yazabilir miyim? (Milletvekili lisetelerini hazırlamak) için komisyon kurduk. Bir de ne göreyim? Ahbap, çavuşlarını, siyasi yakınlarını yazmışlar” minvalinden... “Valla elden gelen bir şey olsa, dükkân sizin!” havasında.

Tam Kafkavari bir bürokrasi kâbusu.

Bir o, genel başkanın kendisi sorumsuz. Ama bütün güç onda.

Elinde olmayan iktidarı ona buna sürreel bir cömertlikle dağıtıyor.

Seçmenle irtibatlandırmayı asla düşünmediği partinin “parti içi sorunlarının kamuoyu önünde tartışılmasını talimatla” yasaklıyor.

Düpedüz ferman kafasında.

Partide neyin tartışılıp, neyin tartışılmayacağına o karar veriyor.

Keza kimin gene genel başkan adayı olup, kimin olamayacağına “temiz geçmiş” kontenjanından yalnızca kendisini karar almaya yetkili görüyor.

CHP’NİN FABRİKA AYARLARI

Kılıçdaroğlu’nu 13 yıl önce genel başkanlığa taşıyan Önder Sav bugün bu yüzden “Bunu kim belirleyecek? Kemal Bey mi” diye soruyor: “Adaylar boy boy ona mı gidecek?”

Önceki gece Habertürk’te uzun bir söyleşi veren eski CHP genel başkanı; “Parti son on yılda bir arpa boyu yol almadı” dedi ve özetle ilave etti:

“Mayıs seçimlerinde CHP başarısız oldu. Bu sonuç, bir yanlışlıklar manzumesi ile geldi. Yanlış, hayalperest ve olanaksız vaatlerde bulunuldu. Çok vahim bir yenilgi oldu. Seçmen Kemal Bey’e güvenini yitirdi. Sıkıntı orada. Kemal Bey’in bu güveni sağlayabilmesi olanaksız. Tartışmalı lider konumu sürerse bu tartışmalar bitmez. CHP fabrika ayarlarına dönmeli. Atatürk, İnönü, Ecevit, Baykal, Hikmet Çetin, Altan Öymen genel başkanlığı boşalttıklarında parti boşlukta mı kaldı? Kılıçdaroğlu da giderse parti boşta kalmaz. Sayın Kılıçdaroğlu fazla eğmeden bükmeden istifa etmeli. Kendisinin partiye katacağı bir şey yok artık”.

CHP’li eski tüfeklerden ilk defa birinin bu netlikte konuşmasına tanık oluyorum."