Müftüoğlu, katliamdan sağ kurtulan tek isim olan Ertuğrul Kürkçü’nün mahkeme sürecinde Mahir Çayan’ı suçlayan bir tavır benimsediğini ileri sürdü.
Programda Müftüoğlu, şunları söyledi:
“Herkesin ölüp Ertuğrul’un sağ çıkmasından sonra mahkemede karşılaştık. Mahkemedeki tutumu, Yusuf Küpeli’lerle beraber tavır almak şeklindeydi. Geçmişte yapılan bütün eylemlerin yanlışlığını, emperyalizme hizmet etmek anlamına geldiğini İstanbul’daki mahkemede savundular. Ankara mahkemesinde de aynı şekilde ifade vererek Mahir’i suçlayıp ‘onun yüzünden oldu’ diyerek kendilerini aklamaya çalıştılar. Ertuğrul da bunların içindeydi. Oysa Yusuf Küpeli’lerden ayrılma tartışması sırasında bizimle beraber kalmıştı. Fakat yakalanıp yargılanmaya başlayınca tutumu Yusuf Küpeli’lerle beraber oldu. Bana göre çok sağ ve teslimiyetçi bir çizgiye savruldular. Yani yalnızca görüşü ve eylemi yanlış bulmakla kalmayıp, bütün devrimci hareketi ve devrimci düşünceyi suçlayan bir tavırdı. Mahkeme önünde kendilerini kurtarmak için söyledikleri sözler mi, inandıkları şeyler mi, bunu bilemem.”
Müftüoğlu, Dev-Genç davası sürecinde yaşadıklarını da şöyle aktardı:
“Ankara davasında bunları önümüzde konuştular. Ben ve birçok Dev-Genç’li arkadaş tepki gösterdik. Yargılama süreçlerinde karşılaştığımızda Ertuğrul, ‘Ben ilk başlarda Mahirler’den yana olmayacaktım, senin yüzünden oldum’ diyerek bizi suçladı. Kızıldere’deki olayın nasıl gerçekleştiği, kendisinin nasıl kurtulduğuna dair birçok tevatür var. Ben korkup saklandığını düşünüyorum; bir polis veya ajan değildi.
Olay öncesinde katılmak istemediğini bana söyledi. Mahir’in tehditleri üzerine İngilizlerin kaçırılmasına katılmak zorunda kalmış. Ama sonraki anlatımları ve davranışları tamamen tutarsız ve devrimcileri suçlamaya yönelikti. Mahkemedeki tavırları utanç vericiydi. Kendilerini kurtarmak için Mahir Çayan’ı suçladılar; ‘Suçu Mahir yaptı, biz buna karşıydık’ şeklinde ifadeler verdiler. Hakim, ‘Şimdi sizi akıllanmış görüyorum, ama neden daha önce bunu yapmadınız?’ dediğinde biz biraz utanarak izledik.”
SYKP’den yanıt: Dayanışma öne çıkarılmalı
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Müftüoğlu’nun açıklamalarına ilişkin bir değerlendirme yayımladı. Parti, sosyalist hareket içinde geçmiş polemiklerin yeniden gündeme getirilmesinin doğru olmadığını vurguladı:
“Bugün ihtiyaç duyulan, geçmiş tartışmaları yeniden üretmek değil; Kızıldere’nin en önemli mesajının ‘devrimci dayanışma’ olduğunu bilerek sosyalistler arasındaki dayanışmayı güçlendirmektir.”
SYKP, Ortadoğu’daki savaş ve Türkiye’de artan siyasal gerilimler karşısında sosyalist hareketin birlik ve ortak mücadeleye odaklanması gerektiğini ifade etti.
Oğuzhan Müftüoğlu kimdir?
1944’te Mersin’in Anamur ilçesinde doğan Müftüoğlu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenim yıllarında Fikir Kulüpleri Federasyonu ve TİP içinde aktif görev aldı. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri sonrası toplam 14 yıl cezaevinde kaldı. 12 Eylül öncesinde Türkiye’nin en kitlesel devrimci hareketlerinden Devrimci Yol’un kurucuları arasında yer aldı. İdam cezası infaz edilmeyen Müftüoğlu, 1991’de tahliye oldu ve Sol Parti’nin kurucuları arasında yer aldı. Günümüzde BirGün gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.
Kızıldere katliamı
30 Mart 1972’de Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde gerçekleşen katliam, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını engellemek amacıyla THKP-C ve THKO üyelerinin ortak eylemi sonucu meydana geldi. Mahir Çayan ve arkadaşları, Ünye’deki NATO radar istasyonundan üç teknisyeni rehin alıp Kızıldere’ye gittiler.
Güvenlik güçleri tarafından kuşatılan evde devrimciler teslim olmayı reddetti. Ağır silahlarla düzenlenen operasyonda Mahir Çayan ve 9 arkadaşı katledildi; üç rehin teknisyen de öldü. Evin samanlığında saklanan Ertuğrul Kürkçü, olaydan sağ kurtulan tek kişi oldu.

