Mayıs 2025’ten bu yana AB yaptırım listesinde yer alan Doğru’nun banka hesaplarının dondurulmasının ardından süreç ailesine de uzandı. Alman Gümrük İdaresi’ne bağlı Yaptırımların Uygulanması Merkez Dairesi (ZfS), eşine ait hesapların da yaptırımları delmek amacıyla kullanılabileceği gerekçesiyle bloke edilmesine karar verdi.
Geçen haftaki haberimizde de yer verdiğimiz gibi bu adım, beş kişilik ailenin fiilen finansal sistemin dışına itilmesine yol açtı. Doğru, yaşananları “varoluşsal bir kriz” olarak nitelendirirken, ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını ve zaman zaman yalnızca sınırlı bir bütçeyle yaşam mücadelesi verdiğini ifade etti.
Mahkemeden kritik değerlendirme
Doğru’nun açıklamalarına göre Köln İdare Mahkemesi, eşinin hesaplarının bloke edilmesine ilişkin kararın hukuki dayanağını sorguladı. Mahkeme, uygulamayı “haklara yönelik ağır bir müdahale” olarak değerlendirirken, devletin sunduğu gerekçeleri de ikna edici bulmadı.
Kararda, Doğru’nun eşinin hesaplarını kontrol ettiğine ya da yaptırımların bilinçli şekilde delmeye çalışıldığına dair somut bulguların bulunmadığı belirtildi. Ayrıca yargılama giderlerinin devlet tarafından karşılanmasına hükmedildiği aktarıldı.
Yetkililerin gerekçesi tartışmalı
ZfS, blokaj kararına gerekçe olarak aile içi ekonomik ilişkiler, ortak yaşam ve bazı finansal işlemleri gösterdi. Araç sigortasının eş tarafından yenilenmesi, hesaplar arası para transferleri ve aile bağları “dolaylı kontrol” işareti olarak değerlendirildi.
Ancak mahkemenin bu gerekçeleri yeterli bulmaması, yaptırımların kapsamına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Önce ret, sonra kısmi geri adım
Doğru daha önce Frankfurt am Main’daki mahkemede açtığı davada sonuç alamamış, hesap kısıtlamalarının kaldırılması talebi reddedilmişti. Bu süreçte yalnızca temel ihtiyaçlar için sınırlı bir harcama izni tanındı.
Aylık yaklaşık 506 euroluk harcama sınırının beş kişilik bir aile için yetersiz olduğu vurgulanırken, fiili durumun ciddi bir geçim krizine yol açtığı ifade edildi.
“Sivil ölüm” ve hukuk tartışması
Doğru, yaşadığı süreci “sivil ölüm” olarak tanımlarken, yaptırımların yalnızca kendisini değil ailesini de temel haklardan mahrum bıraktığını savundu. Neutrality Studies’nde Doç. Pascal Lottaz’ın konuğu olan Doğru, AB yaptırımlarının işleyişini sert sözlerle eleştirdi.
Kendisinin Almanya’da yaşayıp AB’nin Rusya yaptırım listesine alınan ilk ve tek Alman vatandaşı olduğunu belirten Doğru, sürecin “yargısız cezalandırma” niteliği taşıdığını öne sürdü. Kararların kapalı kapılar ardında alındığını, savunma hakkı ve delillere erişim imkânının bulunmadığını dile getirdi.
"Gazeteciler artık kendilerini sansürlüyor"
Almanya’daki gazeteci sendikalarının ve medyanın tutumunu da eleştiren Doğru, üyesi olduğu kuruluşların kendisini savunmak yerine hükümetin görüşlerini paylaştığını belirtti.
Doğru, federal basın konferanslarında sadece birkaç cesur muhabirin bu konuyu gündeme getirebildiğini, hükümet sözcülerinin ise “durumdan haberdar değiliz” diyerek konuyu geçiştirdiğini belirtti. Doğru, “Kimseyi sansürlemelerine gerek kalmıyor, çünkü gazeteciler artık kendilerini sansürlüyor. Benim davam aslında onların davasıdır” ifadelerini kullandı.
“Hukuki kara delik” eleştirisi
Doğru, yaptırımlara karşı hukuki mücadele yürütmenin fiilen imkânsız hale geldiğini belirterek, “Param yok, olsa bile erişemiyorum. Bu durumda nasıl savunma yapabilirim?” dedi.
Süreci “hukuki bir kara delik” olarak tanımlayan gazeteci, Almanya’daki davalarda AB’ye, AB düzeyindeki başvurularda ise ulusal makamlara yönlendirildiğini ifade etti.
Aileye yönelik baskı iddiası
Son gelişmelerle birlikte baskının ailesine yöneldiğini belirten Doğru, eşinin herhangi bir yaptırım listesinde yer almamasına rağmen hesaplarının dondurulduğunu vurguladı. Bu kararın mahkeme kararı olmadan idari işlemle alındığını söyledi.
Aile içi ilişkilerin “kanıt” olarak gösterilmesini eleştiren Doğru, mevcut durumda çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını dile getirdi.
Siyasi ve hukuki tartışmalar büyüyor
Doğru’nun avukatı Alexander Gorski, uygulamayı “benzeri görülmemiş bir baskı” olarak nitelendirirken, yaptırımların hukuk devleti ilkeleriyle çeliştiğini savundu.
Siyasi alanda da tepkiler yükseldi. BSW’li siyasetçi ve eski Federal Meclis milletvekili Sevim Dağdelen, yaptırımları ‘hukuka aykırı ve insanlık dışı’ olarak nitelendirerek Doğru ailesine destek çağrısında bulundu.
Basın özgürlüğü tartışması
Avrupa Birliği, Doğru’yu “Rusya’nın istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine destek vermek” ve “toplumsal ayrışmayı körüklemekle” suçlayarak yaptırım listesine aldı. Ancak bu iddialara ilişkin kamuoyuna açık somut kanıtların paylaşılmamış olması eleştirilere neden oldu.
Doğru ise yaptırımların asıl nedeninin gazetecilik faaliyetleri olduğunu savunarak, özellikle Filistin ve Avrupa’daki protestolarla ilgili haberlerinin hedef alındığını ileri sürdü.
Uzmanlar, yaptırımların kapsamının belirsizliği ve yargı denetiminin sınırlılığı nedeniyle temel haklar ve basın özgürlüğü açısından ciddi riskler doğurduğuna dikkat çekiyor.
Emsal olabilecek dava
Mahkemenin son kararı, yaptırımların aile bireylerine genişletilmesi konusunda önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor.
Doğru davası, hem yaptırım rejimlerinin sınırları hem de Avrupa’da basın özgürlüğünün geleceği açısından emsal teşkil edebilecek kritik bir süreç olarak değerlendiriliyor.



