Merhaba, yeni kitabınız için sizi kutluyoruz. Okuyanı bol olsun. Kaleminize yüreğinize sağlık. Okuyucularımızın sizi daha yakından tanıması adına, kendinizden bahseder misiniz?

Emek ve alınterinin şehri Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimini Karadeniz Ereğli’de tamamladım. 1970’li yıllarda devrimci gençlik hareketinin içinde yer aldım. 1979 yılında Almanya’ya yerleştim ve Köln Üniversitesi İşletme Bölümünden mezun oldum. 1990 yılından itibaren çeşitli gazete ve dergilerde araştırma ve inceleme yazıları yayınlıyorum. Alman arşivlerinde yaptığım araştırmalardan yola çıkarak Anadolu’ya özgü inanç ve kültür kaynaklarını yazı ve kitaplarıyla bilince çıkartmaya çalışıyorum. Franz Babinger, Leopold Schefer ve Felix von Luschan, Georg Jacob gibi bilim dünyasınca bilinen Alman oryantalistlerin çalışmalarını Türkçe’ye kazandırdım.

Yazar İlhami Yazgan

Yayınlanmış kitaplarım arasında 'Che’nin İntikamını Alan Kadın Monika Ertl', 'Güneşin Altında Çarmıha Gerilenler', 'Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin', 'Kürdistan Kartalı Yado', 'Alman Şarkiyatçıların Bektaşilik Serüveni', '100 Yıl Önce Selanik', 'Tarihin Akışında Kürtler', 'Batılı Gezginlerin Seyahatnamelerinde Kürtler' ve 'Eski Kürt Öyküleri' yer almaktadır.

Kızıl Milyarder: Giangiacomo Feltrinelli, Koyu Siyah Yayıncılıktan çıktı. Kimdir  İtalyan Giangiacomo Feltrinelli?

Aristokrat bir ailede doğan Feltrinelli, olağanüstü bir entelektüel yetenek ve tutkuya sahip biri. Genç yaşta edebiyat ve politikanın büyüleyici dünyasına adım atıyor. 20. yüzyılın en ilginç ve tartışmalı figürlerinden biri. Entelektüel cesareti ve devrimci ruha sahip. Yaşadığı döneme bir yayıncı, bir insan hakları aktivisti olarak damgasını vuruyor. Ancak onun hikayesi sadece kitapların sayfalarında değil, aynı zamanda devrimin ve değişimin sokaklarında yazılıyor. Feltrinelli'nin politik angajmanları, dünya çapında radikal hareketlerle yakın ilişkiler kurmasına ve kitaplar aracılığıyla da düşüncelerini yaymasına vesile oluyor. Yayıncılık kariyeri boyunca yasaklı kitapları yayınlamak gibi cesur adımlar atmaktan çekinmiyor. Geniş kitlelere ilham veriyor. Biyografisi Feltrinelli'nin hayatını ve etkileyici mirasını ele alıyor. Yayıncılık dünyasının ve politikanın merkezindeki bu olağanüstü figürün hikayesi, gelecek nesillerin de ilgisini çekmeye devam ediyor.

Neden bu çeviri?

Neden bu çeviri sorusuna cevap vermeden önce çeviri sanatı ile ilgili bir kaç söylemek gerekiyor. Çeviri yapılması zor, ama mutlaka olması gereken bir iş. Bilmediğimiz şeylerin farkına varma eylemi. Bildiklerimize farklı bir gözle bakma fırsatı da diyebiliriz. Orjinal metne özü ve sözüyle bağlı kalma, ya da yanlız öze sadık olma eylemi.

Yayınevinin, çevirmenin ve editörün pek de önemini anla(ya)madıkları, "insanlar orjinal metni nereden bulup da okuyacaklar" mantığı ile yıllardan beri hatalı ve eksik yapılan bir edebiyat türü!

Bana göre ise kelimelerin dans ettiği, dilden dile değil, kültürden kültüre geçişlerin olduğu „koca bir Okyanus.“

İşte bu koca okyonusun içersinde 68 kuşağının önde gelen ismi Feltrinelli, 1955’te “Dünyayı kitaplarla değişti­rin, haksızlığa kitaplarla direnin” şiarıyla, İtalya’nın en popüler yayınevi Editorial Feltrinelli’yi kuruyor. Pek çok ses getiren, sarsıcı kitap yayınlıyor. Feltrinelli Vakfı bünyesinde dünya işçi sınıfının mücadelesini konu alan çalışmalar yapıyor. Daha sonra ‘‘Doktor Jivago” ve ‘‘Leopar” gibi dünya kla­siklerinin basımı geliyor. Che Guevara’nın günlüklerini yayın­lıyor. İtalya ve başka ülkelerdeki sol yayınların mali destekçisi, Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu - RAF, İtalyan Kızıl Tugaylar ve Güney Amerika’daki devrimci grupların önde gelen irtibat ki­şisi oluyor.

Savaş sonrası dönemden ölümüne kadar İtalyan kültür ve siyaset dünyasında istisnai bir figürlardan biri.

Bu çeviriden önce başka bir kitap üzerinde çalışırken, Feltrinelli hakkında Türkiye’de fazla bir şey bilinmediğini, hakkında yazılmış ele avuca sığacak  tek bir satırın dahi olmadığını gördüm! Bir yayın devinin yaratıcısı, hayatı filmlere konu olmuş, ilginç olduğu kadar büyüleyici bir hayat hikayesi olan Feltinelli’nin yaşam öyküsü Türk edebiyatına kazandırma düşüncesi beni bu çeviriyi yapmaya yönlendirdi.

 Kitabın yazarı kim?

Jobst C. Knigge, 15 Kasım 1944 Hamburg doğumlu. Hamburg Üniversitesinde Tarih, Sosyoloji ve Latin Dilleri eğitimi almış. 1994-2001 yılları arasında Roma, Londra ve Brüksel’de Alman Basın Ajansı adına dış haber muhabirliği yapmış. 2000 yılından beri Alman-İtalyan ilişkileri, Nazi dönemi ve İkinci Dünya Savaşı konularında uzmanlaşmış bağımsız tarihçi olarak çalışmalarına devam ediyor. Çok sayıda yayımlanmış kitabı var. Kızıl Milyarder: Giangiacomo Feltrinelli için kendisiyle iletişime geçtiğimde, Feltrinelli’yi Türkçeye kazandırmak istediğimizi ve telif hakları konusunda yardımcı olmasını rica ettik. Kitabının çevrileceğini duyduğunda çok heyacanlandı ve oldukça  memnun oldu. Hatta telif haklarından vazgeçti. Sizin aracılığınızla kendisine teşekkür etmek isterim.  

Kitabın özgün adı, ‘‘Feltrinelli – Sein Weg in den Terrorismus – Terörizme giden yol‘‘  Türkçesi ise  ‘‘Kızıl Milyarder: Giangiacomo Feltrinelli‘‘ Neden orjinal başlığı kullanmadınız?

Almanya’da 68 gençlik hareketini baş­latan ve onu bir isyan boyutuna dönüştüren en önemli fak­tör Almanya’nın Nazi geçmişi. 1970’te kurulan ve 1998’e kadar faaliyet gösteren Kızıl Ordu Fraksiyonu (Rote Armee Fraktion) elemanları, Almanya’nın Nazi geçmişine gönderme yaparak, savaş sonra­sında kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nin “demokratik maskesini” düşürmek ve “Nazilerle olan ilişkisini“ ortaya koy­mak istedi. En bilinen eylemleri olan, 5 Eylül 1977’de “pat­ronların patronu” Hans-Martin Schleyer’in öldürülmesi bile, Schleyer’in o anki göreviyle değil, eski Nazi geçmişiyle ilgi­li olduğu söylenerek meşrulaştırıldı.

RAF üyeleri kendilerini devrimci gerilla birlikleri olarak görüyor ve yürüttükleri faaliyetleri devlete karşı bir savaş olarak nitelendiriyordu. Üçüncü dünya ülkelerinde meydana gelen sorunları çözmeye yönelik taleplerde bulunan ve kendilerini devrimci, özgürlükçü ve di­renişçi olarak niteleyen RAF üyeleri, devlet tarafından 'terörist' statüsünde değerlendiriliyordu. Alman devletinin bu yaklaşımı toplumun kılcal damarlarına kadar işlemiş ve RAF ile ilgili ka­leme alınan tüm makalelerde “Terör-Terörist” ve “Çete“ kav­ramları kullanılmıştır.

Kitabın yazarı Jobst C. Knigge’de bu nedenle olsa gerek, kitap başlığı için “Feltrinelli – Sein Weg in den Terrorismus” başlığını kullanmış. Başlıkla kitap içeriği arasındaki bu çe­lişkiyi gidermek, Feltrinelli’nin “Terör ve Terörist” kavramları arasına sıkıştırmamak adına, kitabın başlığını “Kızıl Milyarder: Giangiacomo Feltrinelli” olarak kullanmayı uygun gördük ve bu kavramları da kitap içinde “devrimci şiddet” şeklinde kul­landık. Kitap esasen Alman okuyucuya yönelik olarak hazırlan­dığından, Türkçe bilen okuyucunun ilgisini çekmeyeceğini düşündü­ğümüz kimi kısımları yazarın da bilgisi dahilinde çıkardık. Kitap Feltrinelli’nin yaşamı ve mücadelesini anlatan iyi bir biyografi. Kitabı okuyup bitirenler, kitabın orjinal başlığı ile içeriğinin çok örtüşmediğini görecekler.  

Kitabın önsözünü Atilla Keskin yazmış. Atilla Keskin, 1968 kuşağının öğrenci hareketlerinde ve siyasi mücadelesinde iz bırakan devrimcilerden biri.  Çalışkan, dürüst, vefalı bir insan, Türk edebiyatının gerçekçi, üretken, cesur bir yazarı. Atille Keskin ile Feltrinelli arasında nasıl bir bağ var? Atilla Keskin neden bu çalışmaya bir ön söz yazdı?

Sevgili Atilla Keskin‘e buradan tekrar teşekkür ediyorum. Atilla ile dönem dönem bir araya gelip, gündeme ve siyasi mücadelesine yönelik sohbetler yaparız. Bir sohbetimizde çeviriden haberdar olduğunda kitabı okumak istediği söyledi. Okuduktan sonra arzu etmesi halinde önsöz yazmasını istedim.

Önsözüne ‘‘Bir altmış sekizli olarak tekrar eski günlere gittim. Gerek İtalya’da, gerekse başka ülkelerdeki 68 olayları ve daha sonra radikalleşerek sürdürülen silahlı mücadeleler ile Türkiye’de aynı yıllarda gerçekleştirilen örgütlenme ve  müca­dele biçimleri arasında da büyük benzerlikler vardır.‘‘ diye başlıyor ve ‘‘Değişik ülkelerdeki gerilla hareketlerinin saldırdığı veya saldırmayı planladığı hedeflerde de büyük benzerlikler vardır. Örneğin; Feltrinelli’nin en büyük hayallerinden biri, Alpler'deki ABD üssünü havaya uçurmaktı. Türkiye’de de THKO gerilla­ları Malatya, Kürecik’teki Amerikan üssünü işgal etmek için yola çıkmış ama Nurhak’ta katledilmişlerdi.‘‘ diye devam ediyor.

Ayrıca çevirinin yayına hazırlanma sürecindeki değerli katkıları için Ferhan Topcu, Tuncay Mat ve Fırat Sözeri‘ye yürekten teşekkür ediyorum.

Kitabın içeriği hakkında okuyucularımız için kısa bir özet yapar mısınız?

İsterseniz, çeviri sırasında katkılarını sunan, öğretmen-avukat-yazar Ferhan Topçu’nun yazmış olduğu tanıtımı size aktarayım:

‘‘Kitapta Giangiacomo Feltrinelli'nin kişisel ve siyasi hayatı anlatılıyor. Tabii onun hayatının yanı sıra Avrupa'daki radikal solun legal ve illegal mücadelesi de veriliyor. Feltrinelli, İtalya'da kapitalizmin gelişimine öncülük eden çok zengin bir ailenin üyesi. Genç yaşta aile servetinin yöneticisi oluyor. Öyle böyle bir zenginlik değil; çocukluğu- gençliği büyük konaklarda, şatolarda geçiyor. Toplumdan kopuk, arkadaşlardan yoksun bir çocukluk yaşıyor. Feltrinelli'yi ilginç kılan ise genç yaşında İtalyan Komünist Partisine üye olup sol mücadelede yer alması. Bu mücadelede sadece servetini değil kendi hayatını da ortaya koyuyor. Son yıllarında ise yeraltına geçmek zorunda kalıyor. Feltrinelli bir Che Guevara hayranı. Che'nin hunharca öldürülmesi onun hayatını derinden etkiliyor. Büyük devrimci Che'yi infaz eden ve Che'nin iki elini kesen, cesedinin başında poz verecek kadar pervasızlaşan kişinin infazı için Monika Ertl'e yardım ediyor. İnfaz sırasında kullanılan silahı Monika Ertl'e veren de o...

El kesmek, cesetin başında poz vermenin amacı nedir? Güç gösterisi ve direnen halkların umudunu, mücadele alimlerini kırmak. Amaçlarına ulaştılar mı? Hayır. Che'nin yaktığı meşale tüm Latin ülkelerine ışık oldu...

 Dünya tarihinin en büyük iki devrimcisi Mustafa Kemal Atatürk ve Ernesto Che Guevara'dır. Çağlar sonra da hatırlanacaklar ve anılacaklardır. Her ikisi de emperyalizme başkaldırmış ve emperyalizmi yenmiş iki devrimcidir. Mazlum uluslara umut olmuşlardır. Emperyalizmin yenilmezlik efsanesini yıkmışlardır.

 Bugün, ABD olmasa, İsrail Filistin'de soykırım yapamazdı. Ne yazık ki soykırımı lanetleyenler bu gerçeği görmüyor ya da görmezlikten geliyorlar.

 Günümüzde, Mustafa Kemal ve Che Guevara gibi devrimcilerin eksikliği emperyalistlerin şansı, mazlum halkların yoksunluğudur.‘‘

 Kitapta Fidel Castro ve Feltrinelli arasında ilişkide anlatılıyor.

Nedir bu ilişki?

Feltrinelli, 60'larda dikkatini Latin Amerika'daki devrimci hareketler üzerinde yoğunlaştırıyor. Küba'ya defalarca seyahat ediyor. Fidel Castro ile görüşüyor. 1968 baharında Havana'dan acil bir davet aldığında davetin ne olduğunu bilmiyor. Havana'ya indiğinde Castro‘dan Che'nin Bolivya'da yazdığı günlüklerin bir kopyasını alıyor. Castro günlüklerin basılmasını kendsinden istiyor.

Kısa zamanda basılan Ernesto Guevara'nın 'Gerilla Günlükleri' en çok satanlar arasına giriyor. Feltrinelli, Che'nin yıldızlı siyah bere ile görüldüğü ve uzaklara bakan o ünlü fotoğrafını dünyaya tanıtmasıyla da bilinir.

Feltrinelli 1972 yılında Mailand yakınlarındaki trafo hatlarının altında ölü bulundu. Hatları tahrip etmeye çalışırken olduğu öne sürüldü. Bu doğru mu, yoksa bu bir cinayet miydi?

Feltrinelli'ye ait yayınevi "El Diario del Che en Bolivia" adıyla Che’nin 'Bolivya Günlüğü'nü yayınladı. Che'nin günlüğü tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı. Diğer ülkelerindeki sol yayınevleri kitabı yayınlamaya başladı. Telif hakkı (Urheberrecht - Copyrigt) kendisinde olmasına rağmen telif hakkı talep etmedi, aksine yayınlamaları için destek verdi. Che'nin yakın arkadaşı Bolivyalı gerilla İnti Peredo’nun anılarıyla da ilgilendi. Bu nedenle bizzat onunla görüştü. Amacı, ClA‘nın Bolivya’da uyguladığı yöntemleri dünya kamuoyuna aktarmaktı. Elinin altında, bu konuda yazışma ve belgeler vardı. Şilili gazeteci Elmö Jose Çatalân Aviles’ten araştırma yapmasını; CIA’nın kontr-gerilla savaşına katılması ve Che’nin CIA tarafından öldürülmesi ile ilgili bir kitap yazmasını istemişti. Yakın arkadaşı Castro'nun anılarını yayımlayacaktı. Fakat projelerini gerçekleştiremedi. 15 Mart 1972’de, Milano’nun dışında işsiz bir yerde, yüksek voltajlı elektrik direği dibinde ölü bulundu.

Ölüme patlamanın yol açtığı söylendi. Polis, Feltrinelli’nin 'terörist' bir eylem yapmak amacıyla bombaya fünye yerleştirmeye çalışırken elinde patladığını ileri sürdü. Bu ölüm, günümüze kadar gizemini korudu. Birçok kişi olayın nedenlerini araştırıp soruşturdu. Olayın cinayet olduğu sürekli vurgulandı.

Feltrinelli gibi bir kişinin, polisin deyimiyle "terörist eylem" yapmak istemesi inandırıcı değildi. Üstelik, Feltrinelli o anda tümüyle korumasız ve silahsızdı. Olay yerinde hiçbir silah bulunmadı. Bir ayrıntı daha olayın cinayet olduğu varsayımını güçlendirmekteydi. Milano polis komiseri ceset bulunmadan bir saat önce, bir cenaze levazimatçısını aramış, cesedi almalarını istemişti. Ceset, İtalya’daki alışılagelmiş yasal sürece uyulmaksızın, savcı gelmeden önce morga konmuştu.

Ölümünden sonra yayınevini üstlenen ve yöneten eşi İnge Feltrenelli katıldığı bir televizyon programında Giangiacomo Feltrinelli'den söz ederken şunları aktarır: „Giangiacomo Feltrinelli öyle bir adamdı ki, 60'lı yıllarda bana Kürtleri anlatır, bağımsız bir Kürdistan'ın kurulması gerektiğini savunurdu. Onu tanıyıncaya, Kürtler hakkında bilgim yoktu. Bir tek Kürt halkının halklı mücadelesi değil, Afrika'daki bağımsızlık hareketleri takip ediyor, destek veriyordu. Örneğin, Filistin mücadelesine açık destek verdi. Arafat`la görüşmeler yaptı. İsralil`in tepkisine rağmen Filistin'in bağımsızlığı savundu.

Feltrinelli’nin Alman Kızıl Ordusu (RAF) ile ilişkisi olduğu dile getiriliyor. Bu doğru mu?

Almanya, 52 ülkenin 16 milyar Euro'ya yakın borcunu sildi Almanya, 52 ülkenin 16 milyar Euro'ya yakın borcunu sildi

Feltrinelli, RAF’ın kurucularından Ulrike Meinhof ile 1967 sonbaharında tanışıyor ve iki ülke solcularının birlikte neler yapılabileceği konusunda uzun süre kafa yorrarlar. Feltrinelli Ulrike’yle pek çok konuda ortak düşüncelere sahip olduklarını anlar.

Feltrinelli Ulrike’ye karşı büyük bir heyecan duyuyor ve onunla devrimin baş düşmanı “burjuvazi” hakkında uzun sohbetler ya­pıyor. Kafa yapıları benzer olan kişiler­; yaklaşık aynı zamanda evlilik müessesinden vazgeçmişler, iş hayatını terk etmişler ve yaklaşık zamanda, milli gelirden mahrum bırakılanların intikamını almak için “isyan bayrağı açıyorlar. Feltrinelli’nin yüksek voltajlı elektrik direğinin al­tındaki trajik ölümü ve Ulrike’nin tutuklanıp ağır tecrit altında tutulduğu hapishanede ölü bulunması neredeyse aynı zama­na denk geliyor.

Feltrinelli’nin RAF militanla­rından Andreas Baader ve Gudrun Ensslin ile de iletişimi vardı.

En son ne söylemek istersiniz?

Feltrinelli bir İtalyan şövalyesiydi…

Kazandıkları kaybettiklerine deydi mi?

Bu soruya şöyle çevap vermek gerekir.

O bir kahraman ve ‘‘ölümsüz‘‘ olarak yaşamaya devam ediyor.