Jacques Bourgaux sürgünümüzün en zorlu dönemlerinde bizimle birlikte olduğu gibi dünyanın tüm ezilen halklarıyla her daim dayanışmada olan örnek bir hukukçuydu

Geçtiğimiz hafta Türkiye'den sanatçı dostumuz Ayla Algan'ın, Belçika'da da hukukçu dostumuz Jacques Bourgaux'nun vefat haberleri İnci'yi de, beni de son derece sarstı.

 

60'lı yılların ilk yarısında Muhsin Ertuğrul yönetimindeki İstanbul Şehir Tiyatroları'nda Hamlet, Sezuan'ın İyi İnsanı, Fizikçiler adlı oyunlardaki performansını takdirle izlediğimiz Ayla'yı, Akşam gazetesini yönettiğimiz günlerde, eşi tiyatro yönetmeni Beklan Algan'la birlikte şahsen tanımış, dost olmuştuk. 

 

1965 yazıydı... Türkiye ilk kez işçi sınıfı önderlerinin kurduğu ve solun tüm kesimleri tarafından desteklenen Türkiye İşçi Partisi'nin de tüm illerde katılacağı 10 Ekim seçimlerine hazırlanıyordu... O ortamda, senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı, Ertem Göreç’in yönettiği, başrollerini Fikret Hakan ile birlikte Beklan Algan ve Ayla Algan'ın paylaştığı Karanlıkta Uyananlar filmi de gündeme damgasını vurmuştu.

 

Bir boya fabrikasında çalışan işçilerin direniş ve grevini canlandıran filmin Altın Portakal Festivali’nde gösterilecek olması üzerine kendilerini milliyetçi ve muhafazakâr olarak tanımlayan bir grup Türkali'ye atfen "Kızıl yüzbaşı geliyordiyerek halkı kışkırtan bildiriler yayımlamış, seyircileri tehdit etmiş, filmi gösteren salonları taşlamıştı. İçişleri Bakanlığı da bunu fırsat bilerek "olaylar çıkmasına neden olduğu" gerekçesiyle 17 Temmuz 1965'te filmin gösterimini yasaklamıştı.

 

Bu yasağı protesto etmek üzerine dönemin devrimci gençlik örgütleri Beyoğlu'nda bir sinema salonunda benim yönettiğim, Akşam yazarı Çetin Altan, Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk, yazar Ayperi Akalan ve filmin baş oyuncularından Beklan Algan’ın katıldığı bir açık oturum düzenlediler. Beklan ve Ayla ile o etkinlik sırasında şahsen tanışıp dost olmuştuk.

 

Ayla Algan, 12 Mart 1971 darbesinden sonra sanat çalışmalarını uzun yıllar Paris'te sürdürdü. Ünlü konser salonu Olympia'da sahneye çıktığı gibi, sürgündeki tiyatro yönetmeni dostumuz Mehmet Ulusoy'un kurduğu Théatre de Liberté'nin başarılarına katkıda bulunmuştu.

 

12 Eylül 1980 darbesinden sonra Berlin'e giden Ayla Algan, orada da dört yıl boyunca Tuncel Kurtiz, Şener Şen, Macit Koper gibi seçkin sanatçılarımızla birlikte işçilere yönelik tiyatro çalışmaları yapmıştı.

 

Ayla Algan, 13 yıl önce kaybettiğimiz Beklan Algan 'a kavuştu... "Karanlıkta Uyananlar"ın iki baş oyuncusu tüm halkımız tarafından, özellikle de işçi sınıfımız tarafından hep sevgiyle anılacak
 bourgaux.jpeg
12 Mart 1971 darbesinin 35. yıldönümünde, 2006’da, 
Belçika Parlamentosu’nda yaptığımız basın toplantısında sağdan ikinci Jacques Bourgaux

 

Belçika demokrat bir hukukçunun enternasyonalist mücadelesi

 

Ayla Algan'ın ölümüne duyduğumuz üzüntüye, Belçika'da da yakın dostumuz Avukat Jacques Bourgaux'yu kaybetmemizin acısı eklendi. Kendisini daha illegalde olduğumuz dönemde Demokratik Direniş'i örgütlerken tanımıştık. 50 yıl önce, 1974'te Brüksel'de İnfo-Türk'ün kurucuları arasında yer almış, 1973'te Hollanda'da legale çıkmış olduğumuz halde Türk Devleti'nin yaptığı baskılar nedeniyle Belçika Devleti'nin İnci ile bana yıllarca oturma ve çalışma izni vermeyi reddetmesine karşı mücadele yürütmüştü.

 

Türkiye'de 12 Mart yönetiminin faşizan uygulamalarını belgeleyen İngilizce bildiriler ve kitaplar yayınlayarak Avrupa Konseyi'ne ve uluslararası demokratik kuruluşlara ilettiğimiz için 1972 yılı sonlarında Türk delegasyonu başkanı Turhan Feyzioğlu Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi kürsüsünden bizim isimlerimizi vererek hakkımızda tedbir alınmasını istemişti.

 

Bunun üzerine Avrupa Parlamentosu'nun müstakbel başkanı sosyalist milletvekili Piet Dankert'in girişimiyle 1973 başında Hollanda'da ikimize de Birleşmiş Milletler mültecisi statüsü tanınmıştı. Legale çıktıktan sonra demokratik direnişi Avrupa'nın merkezinde bir yayınevi ve haber ajansı kurarak yürütmek için Brüksel'e geçmiş, 1974 yılında da çeşitli ülkelerde demokratik direnişe katkıda bulunmuş olan arkadaşlarla birlikte Coodiff adlı bir yayın kooperatifi kurmuştuk.

 

Kooperatifin kurucuları arasında üç Belçikalı dostumuz da yer alıyordu: Belçika'nın ünlü valon müzisyeni Julos Beaucarne, mimar Marc Brunfaut ve daha sonraki yıllarda Belçika Demokrat Hukukçular Derneği'nin genel sekreterliğini üstlenecek olan avukat Jacques Bourgaux.

 

Kooperatifin kurtuluşunu resmen yapıp tüzüğünü Belçika Resmi Gazetesi'nde ilan ettikten sonra, büyük ölçüde borçlanarak Türkçe yayınları da dizebileceğimiz küreli bir IBM daktilo makinesi ile baskı ve cilt için gerekli aletleri satın alıp ilk yayınları hazırlamaya başlamıştık.

 

Buna paralel olarak İnci ve ben, tüm yabancılar gibi oturma ve çalışma izni almak için gerekli makamlara başvurmuştuk. Bu arada ben gazeteci olarak Brüksel'deki basın toplantılarını izleyebilmek için Belçika Dışişleri Bakanlığı'ndan bir laissez-passer almıştım.

 

O yaz Belçika’da 2 binden fazla kaçak işçi “turist affı” sayesinde legalize edildiği, kendilerine oturma ve çalışma izni verildiği için, Birleşmiş Milletler himayesindeki siyasal mülteciler olarak bize de aynı hakların derhal tanınması gerekirdi.

 

Üstelik o sırada Şili’den yığınlar halinde gelen siyasal sürgünlerin iltica talepleri giriş kapılarında kurulan özel bürolarda anında kabul edilmekte, kendilerine derhal oturma ve çalışma izni verilmekteydi.

 

Çalışmalarımızın iyice yoğunlaştığı, art arda beşten fazla kitap yayınlayıp bir bölümünü Türkiye'ye gönderdiğimiz sırada, Belçika Yabancılar Polisi hiçbir resmi gerekçe göstermeden bizim oturma ve çalışma izinlerimizin reddedildiğini bildirdi.

 

Red kararı İnci'yi de, beni de pek şaşırtmadı... Turhan Feyzioğlu'nun bir yıl önce Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde adlarımızı vererek ikimizi de jurnallemesinden sonra, Türk Devleti "Türkiye Gerçekleri ve Terörizm" adlı 212 sayfalık bir "Beyaz Kitap" yayınlayıp tüm Avrupa hükümetlerine ve kurumlarına iletmişti. Kitapta bizim Türkiye'deki ve sürgündeki çalışmalarımız "teröristlik" olarak niteleniyordu. Belli ki, Türkiye'nin Belçika'daki diplomatik misyonları da boş durmamış, bizlere oturma ve çalışma hakkı verilmemesi için Belçika makamlarına baskı yapmışlardı.

 

Bizlerden çalışma ve oturma olanağının esirgenmesi kooperatif kurucularından Marc Brunfaut ve Jacques Bourgaux’yu çileden çıkartmıştı. Marc Sosyalist Parti’deki tanıdıkları aracılığıyla “red” kararını geçersiz kılmak için siyasal temaslar yaparken, Jacques da avukatımız olarak hukuki girişimler başlattı. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Hollanda ve Belçika’daki delegasyonları da devreye girerek Belçika makamlarından resmen bize oturma ve çalışma izni verilmesini istediler.

 

Bu girişimlerin sonucunu beklerken 17 Mart 1975 sabahı Anderlecht Belediyesi’nin Yabancılar Polisi’ne celbedildim. Oturma izni verildiği müjdesini umarak gittiğim belediyede beni hiç beklenmedik bir sürpriz bekliyordu. Polis şefi daha odaya girer girmez, "Laissez-passer’niz lütfen" dedi. Alır almaz da bir çekmecenin içine atarak ekledi: "Siz şu andan itibaren Belçika’da illegalsiniz... Belçika’yı derhal terketmek zorundasınız."

 

Belçika'yı terkedip Hollanda'ya geçtikten sonra La Haye’de Belçika Yabancılar Polisi’ne hitaben bir mektup yazıp taahhütlü olarak Brüksel’e gönderdim. Mektupta o gün Belçika topraklarını terkettiğimi bildirdim. 

 

Mektubu yollar yollamaz da yeniden Brüksel trenine atlıyarak aynı gece, ama kelimenin tam anlamıyla kaçak olarak Belçika’ya döndüm. O andan itibaren sürgünümün Birleşmiş Milletler ve Hollanda nezdinde legal, Türkiye Cumhuriyeti ve Belçika Krallığı nezinde illegal ikinci dönemi başladı.

 

Jacques Bourgaux'nun bizim için hukuk mücadelesi

 

Bu arada Belçika’daki Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği Delegasyonu avukatım Jacques Bourgaux’ya verdiği 9 Mayıs 1975 tarihli yanıtta “Yabancılar Polisi’nin soruşturması nedeniyle dosyamızın askıya alındığını” bildiriyordu.

 

Jacques, 11 Haziran 1975’te bana yazdığı mektupta şöyle diyordu: “9 Haziran günü Emniyet Genel Müdürü’nü görerek sizin durumunuzu konuştum. Edindiğim izlenime göre, Yabancılar Polisi sırf siyasal nedenlerle sizin Belçika’ya yerleşmenize izin verme konusunda tereddüt ediyor. Bana açıkça, sizin kültürel faaliyet kisvesi altında Türk Hükümeti aleyhinde faaliyet yürüteceğinizden endişe ettiklerini belirttiler.”

 

Emniyet Genel Müdürlüğü, 25 Eylül 1975 tarihinde Adalet Bakanı’na gönderdiği bir notta* şöyle diyordu:

 

“Söz konusu kişilerin Hollanda’daki Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği Delegasyonu’na verdikleri ifadeye göre kendilerinin Türkiye’de özellikle yıkıcı faaliyetler kapsamına girecek siyasal bir geçmişleri vardır: Orduyu isyana teşvik, hükümete ve cumhurbaşkanına hakaret, ABD’nin politikalarını eleştirme, halkı isyana teşvik, komünist propaganda, sınıf savaşına teşvik...

 

“Bu koşullarda kendilerinin Belçika’da Türk topluluğunun kültürel yaşamına katkıda bulunma bahanesi altında yayın ve dağıtım faaliyetinde bulunmalarına göz yumulması sakıncalıdır. Bu faaliyetin siyasal amaçlarla yürütülmeyeceğine inanmak güçtür, hattâ imkansızdır. Her ne şekilde olursa olsun Belçika’da bulunmaları tam anlamıyla sakıncalıdır.”

 

Bu not üzerine Adalet Bakanlığı’na bağlı Devlet Güvenlik Birimi (DGB), 6 Ekim 1975’te Yabancılar Polisi’ne şu talimatı veriyordu:

 

“Haklarındaki soruşturma henüz tamamlanmamış olmakla birlikte, DGB daha şimdiden Özgüden-Tuğsavul çiftinin Belçika’ya yerleşmesine izin verilmemesi gerektiği görüşündedir.”

 

Jacques Bourgaux bana gönderdiği 9 Şubat 1976 tarihli mektubunda şöyle diyordu:
“Yabancılar Polisi Müdürü’nü tekrar gördüm. Kanım odur ki, size oturma izni verme konusunda Belçika makamları tamamen olumsuz görüş sahibidir. Bunun arkasında tamamen siyasal nedenler olduğuna inanıyorum. Resmi bir belgesi olmamakla birlikte, bunun Türkiye Büyükelçiliği’nin baskısından kaynaklandığı kanısındayım.”

 

Bizim İnfo-Türk çalışmalarını illegal olarak yürüttüğümüz dönemde, Belçika'nın iki büyük sendikası, sosyalist FGTB ile hristiyan CSC, Türkiyeli üyelerine yönelik Türkçe gazetelerinin hazırlığını ve yayınını bize emanet etmek zorunda kalacaklar, yayınların aksamaması için Belçika makamları üzerinde yoğun baskı yaparak İnci'ye de, bana da, oturma ve çalışma izi çıkarttıracaklardı.

 

Bu sonucun alınmasında, aynı zamanda sosyalist sendika FGTB'nin hukuk müşaviri olan Jacques Bourgaux'nun büyük katkısı olacaktı.

 

Jacques'la mücadele arkadaşlığımız 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, özellikle de 1983'te askeri cunta tarafından 200'den fazla rejim karşıtıyla birlikte benim ve İnci'nin Türk vatandaşlığından atılmamızdan sonra da devam etti.

 

Türk elçiliğinin ve onun hizmetindeki kuruluşların, özellikle Asuri, Ermeni ve Kürt halklarının mücadelesiyle dayanışmada olmam nedeniyle beni hedef göstermeleri üzerine en başta tepki gösteren ve korunmam için kampanya yürüten dostlarımızdan biri hep Jacques Bourgaux oldu.

 

12 Mart 1971 Darbesi'nin 35. yıldönümü dolayısıyla Brüksel Asuri Enstitüsü, Belçika Demokrat Ermeniler Derneği ve Brüksel Kürt Enstitüsü ile birlikte hem Belçika Parlamentosu'nda, hem de Brüksel Anakent Belediyesi'nde düzenlediğimiz topantıların en önemli konuşmacılarından biri, onyıllarca önce 12 Mart Cuntası'na ve onu izleyen baskıcı yönetimlere karşı birlikte mücadele verdiğimiz Jacques Bourgaux idi.

 

Tam 50 yıl önce, 1974'te Brüksel'de kurmuş olduğumuz İnfo-Türk'ün ve Güneş Atölyeleri'nin kurucularından Marc Brunfaut, Julos Beaucarne ve Jacques Bourgaux ne yazık ki artık hayatta değil...

 

Ama İnfo-Türk'ün ve Güneş Atölyeleri'nin bu seneki 50. kuruluş yıldönümünde anılarıyla bizimle birlikte olacaklar... Onları asla unutmayacağız.

 

-----------------------------------------

 

* Yazının sunuş görselinde yer alan bu not 36 yıl gizli kaldıktan sonra ancak 2011 yılında Belçika Yabancılar Polisi arşivlerinin kamuoyuna açılması üzerine bizim de elimize geçmişti.