Almanya’da yayımlanan Neues Deutschland gazetesinde Raul Zelik imzalı analiz, Sol Parti’deki Siyonizm tartışmasını gündeme taşıdı.
Aşağı Saksonya Eyalet örgütü, geçtiğimiz hafta yayımladığı açıklamada “etno-milliyetçilik ve politik Siyonizm”i Ortadoğu’da barışçıl birlikte yaşamın önündeki engeller olarak nitelendirdi.
Kararda ayrıca tartışmalı “Apartheid” kavramına da yer verilirken; İsrail’de yerleşim politikalarının sona erdirilmesi, Netanyahu hakkında çıkarılan uluslararası tutuklama kararının uygulanması ve siviller ile insan hakları savunucularıyla dayanışma gibi talepler sıralandı.
Açıklamada ayrıca, Filistin tarafına yönelik eleştiri de kısaca şu şekilde yer aldı: “Hem İsrail hükümeti hem de Hamas, karşı tarafın temsil ettiği halklara yönelik açık yok etme fantezileri taşımaktadır.”
Parti yönetiminden mesafe
Buna rağmen partinin üst düzey isimleri karara mesafeli yaklaştı. Parti genel sekreteri Jannis Ehling, açıklamayı “tek taraflı ve umutsuz derecede yüzeysel” olarak nitelendirdi. Başkent Berlin’de belediye başkan adayı olan Elif Eralp ise kararı “yanlış” olarak değerlendirdi. Parti eş başkanları Jan van Aken ve Ines Schwerdtner de metnin “açık bir dengesizlik” içerdiğini belirterek, haziran ayında yapılacak parti kongresinde “Yahudilerin bugünkü İsrail’de kendi kaderini tayin hakkına” vurgu yapan yeni bir metin hazırlığına başladı.
“Post-Siyonist” bir yaklaşım mı?
Tartışmalar sürerken, söz konusu kararın aslında klasik bir antisyonist çizgiden ziyade post-Siyonist bir yaklaşımı yansıttığı ifade ediliyor. Metinde, Siyonizmin tarihsel olarak tek tip bir ideoloji olmadığı, erken dönemlerinde ilerici ve özgürleştirici unsurlar da barındırdığı belirtilirken, günümüzdeki politik Siyonizmin ise ırkçılık, işgal politikası ve askeri şiddetle karakterize edildiği savunuluyor.
Bu yaklaşım, İsrailli barış aktivisti ve eski Dünya Siyonist Örgütü Başkanı Avraham Burg gibi isimlerin görüşleriyle de benzerlik taşıyor. Karar, farklı Siyonizm türleri arasında ayrım yaparak eleştirisini özellikle günümüzde İsrail’de egemen olan devlet ideolojisine yöneltiyor.
Tarihsel tartışma: Holocaust ve devlet modeli
Parti yönetiminin eleştirilerinde öne çıkan noktalardan biri, Siyonist hareketin Avrupa’daki antisemitizm ve pogromlara karşı bir yanıt olarak ortaya çıktığı gerçeği oldu. Ancak bu değerlendirmeye karşı çıkanlar, Holocaust deneyiminin tek mümkün sonucu olarak etnik-dini temelli bir devlet modelinin zorunlu olmadığını savunuyor.
Bu bağlamda filozof Hannah Arendt’in görüşlerine atıf yapılıyor. Arendt, 1940’ların sonlarında Yahudi bir yurt fikrini desteklemekle birlikte, etnik temelli bir ulus-devlet modeline karşı çıkmış ve bunun uzun vadede şiddet üretme riski taşıdığını savunmuştu.
“Yahudilerin kendi kaderini tayin hakkı” tartışması
Parti içindeki bir diğer tartışma başlığı ise “Yahudilerin kendi kaderini tayin hakkı” meselesi. Bu hakkın tartışılmaz olduğu görüşü dile getirilirken, eleştiriler daha çok Filistinlilerin haklarının genellikle bu çerçeveye bağlı ve ikincil biçimde ele alınmasına yöneliyor.
Bu durumun, çözüm perspektifini iki ayrı etnik-dini devlet modeline indirgediği ve sol bir siyaset açısından bunun yeterince eleştirel olmadığı ifade ediliyor.
Evrensel haklar vurgusu
Tartışmada öne çıkan bir diğer yaklaşım ise devletlerin varlık hakkı yerine evrensel insan haklarının merkeze alınması gerektiği yönünde. Buna göre Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında yaşayan herkesin eşit haklara sahip olması, etnik ya da dini temelde ayrıcalıkların ortadan kaldırılması ve yerinden edilenlerin geri dönüş hakkının tanınması gerektiği savunuluyor.
Bu perspektif, laik ve ortak bir devlet modeli ya da daha geniş bölgesel çözümler gibi alternatifleri gündeme getiriyor. Ancak bu tür önerilerin mevcut koşullarda gerçekçi olmadığı da kabul ediliyor.
Almanya’daki tartışma ortamı ve baskılar
Almanya’daki tartışmaların özgür bir zeminde yürütülmediği de eleştiriler arasında yer alıyor. Aşağı Saksonya’daki kararın anayasa koruma kurumları tarafından incelenmesi, ülkede İsrail politikalarına yönelik eleştirilerin sınırları konusunda soru işaretleri doğuruyor.
Öte yandan, İsrail’in kuruluşunun Holocaust ile bağlantısı Almanya’da geniş ölçüde kabul görürken, Filistinlilerin yaşadığı kitlesel yerinden edilme ve savaş deneyimlerinin yeterince dile getirilmediği ifade ediliyor.
Sol Parti’nin yön arayışı
Analizde, Sol Parti’nin medya baskısı karşısında hızlı geri adım attığı ve daha güçlü bir enternasyonal perspektif geliştirmekte zorlandığı görüşü dile getiriliyor. Parti yönetiminin uzun süre Gazze’deki gelişmeler karşısında sessiz kalması da eleştiriliyor.
Sonuç olarak, tartışmanın merkezinde devletler ve kimlikler yerine sınıfsal perspektifin ve evrensel hakların yer alması gerektiği vurgulanıyor. Analize göre, solun temel çıkış noktası “herkes için eşit haklar” ilkesine dayanmalı.
Haber, Neues Deutschland gazetesinde Raul Zelik imzasıyla yayımlanan analizden derlenmiştir.