Türkiye’de CHP’ye yönelik yargı ve polis operasyonları Almanya’da da gündem oldu. Alman hükümeti, CHP yönetimine yapılan müdahaleler ve muhalefet temsilcilerine dönük yargı süreçlerinden “rahatsızlık” duyduğunu açıklarken, Ankara hükümetine karşı sert eleştiriler yöneltmekten ise kaçındı.
Berlin yönetiminin temkinli tutumu, Türkiye ile ekonomik, diplomatik ve askerî ilişkilerin korunmak istenmesiyle ilişkilendiriliyor.
Wadephul’dan Fidan’a “Yakın iş birliği” mesajı
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, geçtiğimiz hafta Türk mevkidaşı Hakan Fidan’ı Berlin’de ağırlamıştı.
Görüşmede Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini desteklediğini belirten Wadephul, şu mesajı vermişti: “Türkiye Avrupa Birliği’ne yönelmek istiyorsa, Almanya kendisi için dostane ve güvenilir bir ortak olacaktır.”
Alman Bakan ayrıca, AB üyeliği için demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarının temel kriterler olduğunu da vurgulamıştı.
Berlin: “Gelişmeler rahatsız edici”
İki bakanın görüşmesinden yalnızca birkaç gün sonra Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’ye yönelik “mutlak butlan” kararı çıktı. Mahkemenin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i görevden almasının ardından yüzlerce polis ve çevik kuvvet ekibi parti genel merkezine baskın düzenledi. Parti binasının kapıları kırılırken, içeridekilere plastik mermi ve biber gazıyla müdahale edildi.
Yaşanan gelişmeler üzerine Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Berlin’in kaygılarını şu sözlerle dile getirdi: “Özellikle en büyük muhalefet partisi CHP’nin ve çok sayıda temsilcisinin hukuki suçlamalar, soruşturmalar, tutuklamalar ve görevden almalarla karşı karşıya kalması son derece rahatsız edicidir ve bizim açımızdan ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.”
Muhalefetten daha sert tepki çağrısı
Alman diplomasi dilinde “endişe verici” veya “son derece rahatsız edici“ ifadesi dolaylı bir eleştiri anlamı taşısa da, federal hükümetin Erdoğan yönetimine açık ve sert bir tepki vermemesi dikkat çekti.
Berlin’in bu temkinli yaklaşımında Türkiye’nin Almanya açısından önemli bir ticaret partneri olması etkili oluyor. Öte yandan NATO üyesi olarak stratejik rol üstlenmesi ve Ukrayna ve İran krizlerinde olası arabulucu konumda görülmesi gibi nedenlerin bulunduğu değerlendiriliyor. Ancak Alman muhalefet partileri hükümetin daha net bir tutum almasını talep ediyor.
Sol Parti: “Demokratik güçlere destek verilmeli”
Sol Parti Federal Meclis milletvekili Cansu Özdemir, Alman hükümetinin Türkiye’deki demokratik çevrelere daha güçlü destek vermesi gerektiğini söyledi.
Özdemir, şu çağrıda bulundu: “Alman hükümeti Türkiye’deki demokratik sivil toplumu çok daha güçlü desteklemelidir. Buna gazeteciler, kadın hakları örgütleri, sendikalar, muhalif güçler ve Kürt aktörler de dahildir.”
Yeşiller: “Erdoğan karşısında sessizlik olmaz”
Yeşiller Partisi dış politika sözcülerinden Deborah Düring de Türkiye’nin Almanya açısından önemli bir ortak olduğunu, ancak bunun sessizlik gerekçesi olamayacağını belirtti.
Düring: “Türkiye Almanya’nın önemli bir ortağıdır. Tam da bu nedenle Alman hükümeti Erdoğan yönetimi karşısında sessiz kalmamalıdır” ifadelerini kullandı.
AfD’den AB Süreci Çıkışı
Aşırı sağcı AfD ise Türkiye’ye yönelik en sert açıklamayı yaptı.
Partinin dış politika temsilcisi Markus Frohnmeier, Türkiye’de “otoriter devlet İslamcılığına doğru bir yönelim” olduğunu savunarak: “AB üyelik müzakereleri tamamen sona erdirilmelidir” dedi.
“Türkiye politikası bir denge arayışı”
Alman kamuoyunda Türkiye’nin AB üyeliği perspektifinin giderek zayıfladığı yönünde değerlendirmeler yapılırken, Alman-Türk Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı ve SPD milletvekili Serdar Yüksel ise yaşananların yalnızca Türkiye’nin iç meselesi olarak görülemeyeceğini söyledi.
Yüksel: “Demokratik standartlar ve hukuk devleti ilkeleri evrenseldir. Biz bunların uygulanmasını açık biçimde talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Tüm tartışmaların ortasında Berlin yönetimi, demokrasi ve insan hakları konusundaki kaygılarını dile getirirken, Türkiye ile ilişkileri tamamen koparmamaya çalışan dengeli bir politika izlemeyi sürdürüyor.