“Hiç bir sözümüz

umutsuzluk taşımayacak...

İnanacağız, inandıracağız…

Yaşadığımız cehennemin,

cennete dönüşeceğine!”[1]

Göze almayan, diyeti ödenmeyen cüretkârlıktan ari, tutkusuz bir filozof ile felsefenin mümkün olamayacağından şüphem yok; Virginia Woolf’un, “Filozof kürkünü kaybeden; ama pirelerinden kurtulandır,” ifadesindeki üzere!

Kaldı ki Prometheus filozofların ustasıyken; saçmalıklardan, zorbalardan korkmayıp, diz çökmeyen filozofların söyledikleri ya da yazdıklarıyla değil, yaşadıkları ve yaşattıklarıyla betimlendiği de bir “sır” değildir.

Kolay mı?

Felsefe “Anne bak kral çıplak” diye haykıran çocuğun cüretidir; harlı bir ateştir, ısrarlı tutkudur.

* * * * *

“Tutku” deyip geçmeyin: O, hayatın gücüdür.

Tutkusuz pes edersiniz. Onsuz harekete geçilmez.

Merak tutkunun ilk adımı; tutku(lar) ise rehberimizdir.

Tutku olmadan anlayabilmek imkânsızdır. 

Tutkularının peşinden gitmeyenler bir şey yapmayı hayal edemeyenlerdir.

Tutku kıvılcımsa, tutkusuzluk sıradanlıktır. Çünkü tutku korkuyu kovabilen güçtür. Özgürlük eyleminin yolunu açandır. 

Yaptığınız şeye gerçekten inanmalısınız, bu konuda yeterince tutkulu olmalısınız: William Godwin’in, “Hayal gücünün olmadığı yerde tutkudan bahsedilemez”…

Jacques Derrida’nın, “Gerçeğe susamışlık, insanlığın en soylu tutkusudur”…

Friedrich Hegel’in, “Dünyadaki büyük işlerin hiçbiri tutku olmadan gerçekleşmemiştir”…

Claude Adrien Helvetius’un, “Tutkuları olmayan her insanın içinde hiç bir eylem ilkesi veya eylemde bulunma nedeni yoktur”…

Louis Althusser’in, “İşçi sınıfı uğruna çalışmak tutkusu. Bütüncül, ödünsüz ve elbette kısmen mitsel tam bir tutku”…[2]

Franz Kafka’nın, “Hâlâ var olmayan bir şeye tutkuyla inanarak, onu yaratırız”…

Andrey Tarkovski’nin, “Tutkulu bir arzu duymadan bir insanın bir başkasını anlayabilmesi imkânsızdır”…

Margaret Mead’ın, “Toplumsal değişim bireylerin tutkusundan gelir”…

Mark Twain’in, “Hayallerinizi, tutkularınızı küçümseyen ve yaşam ışığınızı azaltmak isteyenlerden kişilerden mümkün mertebe uzak durun”…

Pablo Neruda’nın, “Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar”…

Henry David Thoreau’nun, “Tutkularınızdan ve hayallerinizden vazgeçmeyin. Eğer vazgeçerseniz, bedeniniz bu dünyada var olsa da, yaşamınız son bulur,” uyarılarındaki üzere!

* * * * *

Felsefe tam da bu tutkuyla kaimdir; dogmanın panzehiridir; Hannah Arendt’in, “Din kitlelere hitap ederken, felsefe sadece bir avuç insana seslenir,” vurgusundaki üzere.

Felsefe tutkusu yanıtlar bulurken, dogma uydurur. Dogmatizm gerçeklerin üstünü örtme faaliyetidir. Eleştiri yoksa, dogma vardır; Dogma insanları böler, kontrol eder, kandırır![3]

Oysa cehaletle mücadele, bilgi ile felsefe ile olur; inanmanın değil, öğrenme tutkusunun özgürlüğüdür; yaratmanın anlamını kavramaya çalışandır felsefe.

Soru(n)ları hastalık gibi ele alabilen her insan filozoftur. “Hayır, felsefe, felsefe öğretmenlerinin malı değildir. ‘Her insan filozoftur’...”[4]

Felsefe hayret etmekle başlar. O evreni anlarken, değiştirmenin de yolunu açar.[5]

Felsefe dünyayı algılama, kavrama tarzıdır; soru(n)lara yanıt arar. Filozof ise, doyurulmaz bir öğrenme arzusuna sahip olandır; ve ekler Percy Bysshe Shelley: “Şairler ve filozoflar, dünyanın kabul edilmeyen yasa koyucularıdır.”

Felsefe bilimlerin atasıdır; her şeyde gerçeği arama çabasıdır.

Nesneleri sadece nesne olarak algılayan, kısacası her şeyi olduğu gibi, hayal gücünü devreye katmadan yorumlayan kişiye filozof denilemez.

Eğer dogmalara biat ederseniz, felsefeye gereksinimiz yok demektir.

Felsefe soru(n)lara eğilmeye, onlar üzerinde “düşünme”ye davet eder; Immanuel Kant’ın, “Felsefeden öğrenilebilecek tek bir şey vardır: Felsefe yapmak!” ifadesindeki üzere![6]

14 Ocak 2024 12:35:42, İstanbul.

N O T L A R

[*] Görüş, Şubat 2024…

[1] Mohsen Namjoo.

[2] Louis Althusser, Gelecek Uzun Sürer, çev: İsmet Birkan, Can Yay.,  1996, s.144.

[3] “Nitekim Kilise kendi kendine sordu: Ceza olmadan mükâfat olur mu? Korku olmadan boyun eğme olur mu? Yine sordu: Şeytan olmadan Tanrı olur mu? Kötülük olmadan iyilik olur mu? Ve kilise, Cehennem tehdidinin Cennet vaadinden daha etkili bir yöntem olduğuna karar verdi. O günden beri âlim ve kutsanmış papazları kötülüğün hüküm sürdüğü dipsiz uçurumdaki ateş işkencesini haber vererek bizleri korkutuyorlar.” (Eduardo Galeano, Kucaklaşmanın Kitabı, çev: Nihal Yeğinobalı, Can Yay., 1994.)

 “Cehennem: 960 yılı civarında Hıristiyan misyonerler İskandinavya’yı istila edip Vikingleri tehdit ettiler: Eğer pagan âdetlerini sürdürürseniz sonsuz ateşin yandığı cehenneme gidersiniz. Vikingler bu güzel haber için teşekkür ettiler. Zira onlar soğuktan titriyorlardı, korkudan değil.” (Eduardo Galeano, Ve Günler Yürümeye Başladı, çev: Süleyman Doğru, Sel Yay., 2016.)

[4] Louis Althusser, Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş, çev. İsmet Birkan, Can Yay., 2016, s.39.

[5] “Somuttan soyuta ilerleyen düşünce doğru olması şartıyla ve Kant da diğer tüm filozoflar gibi doğru düşünceden bahseder hakikâtten uzaklaşmaz, bilakis ona yaklaşır. Maddenin soyutlanması, bir doğa yasasının soyutlanması, değerin soyutlanması, vb. kısaca tüm bilimsel doğru, ciddi, saçmalamayan soyutlamalar doğayı çok daha derin, doğru ve tam olarak yansıtırlar. Canlı algıdan soyut düşünceye ve buradan pratiğe: hakikât bilmeye, nesnel gerçekliği bilmeye giden diyalektik yol işte budur.” (V. İ. Lenin.)

[6] “Felsefeyi, filozofların, konferans salonlarının ve ders kitaplarının cenderesinden kurtaralım ve kitlelerin elinde güçlü bir silah hâline getirelim.” (Mao Zedung)