ALMANYA

Yazar Orkunoğlu: 21'nci yüzyıl Çin'in yüzyılı olacak

Almanya'da yaşayan Darmstadt Üniversitesi Ekonomi-Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Eski Öğretim Üyesi Yener Orkunoğlu, Frankfurt'ta düzenlenen bir panelde çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Postmodernizm ve Nietzsche’nin Gerçek Yüzü, Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus ve Hegel‘in Gölgesi başlıklı kitapları demokratik kamuoyunda yoğun ilgi çeken Yener Orkunoğlu, 21’inci yüzyılın bir Çin yüzyılı olacağına dikkat çekti. 

Yener Orkunoğlu'nun, "Hegel yirminci yüzyılın Amerika'nın yüzyılı olacağını söylüyordu. Şimdi bugün birçok siyaset bilimci yirmi birinci yüzyılın Çin'in yüzyılı olacağını söylüyor" ifadeleri dikkat çekti.

Yazar Orkunoğlu, konuşmasının son bölümünde ise Türkiye'de Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze somut örnekler verdi ve "Türkiye'de gerçek bir uluslaşma yaşanmamıştır. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Gerçek bir uluslaşma çağını yaşadığı bir toprakta Alevi Sünni çatışması olmaz. Böyle çatışmaların olduğu bir ülke henüz gerçek bir ulus devlet kuramamış olur" dedi.

Yoğun ilgi ile dinlenen Yener Orkunoğlu'nun sunumundan satır başlıkları şöyle:

RUHU İYİLEŞTİRMEK İÇİN SÖZ GEREKİR

Türkiye'nin bugünkü durumunu anlayabilmek için tarihsel arka plana değinmeye çalışacağım. Tıp tarihi der ki insanlığı iyileştirmek için üç ilaç vardır. Birinci bitki, ikincisi bıçak (yani ameliyat), üçüncüsü de söz. Bitki ilaç yapmak için bıçak, ameliyat yapmak için organizmalar için geçerli. Peki, söz ne için geçerlidir? Organizma için değil. Ruhu iyileştirmek için söz gerekli. Tabii tıp bilimi 16'ncı yüzyılda mikroskobu bulunca bilgi alanlarımız genişledi. Şimdi bu yüzden önce mikroskop ve teleskopla başlayacağım. Bununla neyi kastettiğimi anlatmaya çalışacağım. Şimdi arkadaşlar, mikroskop bir araç fakat görünmeyen şeyleri görünebilir, analiz edilebilir bir hale getirdiği için. İlgi alanlarımızı genişletiyor. Yani eskiden bilemediğimiz şeyleri mikroskop sayesinde bilinebir hale geliyor. Mikroskop bilgi alanımızı genişletti. Teleskop da aynı uzakta gözle görülemeyen şeyleri teleskopla yakına getirerek yine teleskop arazi ile bilgilerimiz genişletiyor. Yani mikroskop ve teleskop bilgilerimizi genişleten araçlar. Şimdi bunu bir mikroskop ve teleskopu sosyal bilimlere nasıl uygulayabiliriz? Mesele orada. Şimdi O yüzden arkadaşlar teleskopu tarih bilimlerine, mikroskobu da bugünkü Türkiye'ye uygulamaya çalışacağım. 

ÇİN'İN YÜZYILI BAŞLIYOR

Bugünkü dünyada üç tane temel eğilim var. Birincisi şu 21'inci yüzyıl Çin'in yüzyılı olacak. Hegel yirminci yüzyılın Amerika'nın yüzyılı olacağını söylüyordu. Şimdi bugün birçok bir siyaset bilimci yirmi birinci yüzyılın Çin'in yüzyılı olacağını söylüyor. Bu birinci eğilim. İkinci eğilim Amerika'nın gerilemesi. Amerikan gerilemesine tahammül edemiyor. Amerika birinci konumda kalmayı hayal ediyor. Fakat tüm araştırmalar, yaklaşık 20 yıl içerisinde Çin'in her alanda ekonomik, askeri ve kültürel alanda Amerika'yı geçeceğini gösteriyor. Şimdi üçüncü, üçüncü olarak da dünyada kapitalizm insanlığa bir vaat sunamıyor. Dolayısıyla bu dünyanın durumunu analiz etmeden bir ülkenin durumunu analiz etmek bence biraz eksik olur. 

HARVARD ÜNİVERSİTESİ: KOMÜNİST PARTİ'YE GÜVEN YÜZDE 93

Kishore Mahbubani denilen Singapur'da doğan, annesi babası Hindistanlı bir düşünür, siyasal bilimci, diplomat yetiştiren ve 10 yıl kadar Birleşmiş Milletler'de. Singapur adına büyük elçilik yapmış bir adam. Dünya'yı son derece iyi analiz ediyor. Amerika'nın savaşı Çin'e karşı savaşı asla kazanamayacağını vurguluyor.  Çin, Sovyetler'in yapmış olduğu hatayı yapmadı. Amerika'nın yapmış olduğu hatayı yapmadığı için yirmi birinci yüzyılın Çin'in yüzyılı olacağına hazırlıklı olmamız lazım. Tabii bu çerçeve içerisinde yani dünyadaki kapitalizm, kapitalizm bir gelecek vaat etmediği için dünyada bir takım eğilimleri görebiliyoruz. Dünya çapında, özellikle kapitalist ülkelerde sağ popülist hareketler gelişiyor. Dünyada 100 milyon insanın göç halinde olduğu söyleniyor. Politikaya, özellikle Avrupa'da politikaya bıkkınlık var. Yüzde 33 güven var politikada da. Çin'de bu oran Çin Komünist Partisi'ne güven yüzde 93. Bunu Harvard Üniversitesini yapmış olduğu bir araştırma koyuyor. Çinlilerin kendisi söylemiyor. Harvard Üniversitesi 30 bin Çinliyle yapmış olduğu araştırmaya dayanarak söylüyor.

TÜRKİYE'DE GERÇEK BİR ULUSLAŞMA YOK!

Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra sosyalist düşüncenin bir krizi var, bunu da görmek lazım. Yani sosyalist düşünce büyük bir kriz yaşıyor. Tabii bu sorunların yanında küreselleşmenin getirdiği sorunlar var. O sorunlara karşı alternatif geliştirememiş gibi sorunlar var. Bu genel eğilime değindikten sonra Türkiye'ye gelmek istiyorum. Şimdi Türkiye'ye mikroskopla yaklaştığımızda Türkiye'de üç temel unsuru görüyoruz. Bir Türkiye, bir Ortadoğu toplumudur. İkincisi, Türkiye son yüzyıl içerisinde Amerika, daha doğrusu Batı modernleşmesinden etkilenmiş bir toplumdur. Üçüncüsü ise Türkiye'nin kendisine göre özgün jeopolitik bir konumu var. Şimdi bunu niye söylüyorum? Türkiye'de gerçek bir uluslaşma yaşanmamıştır. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Gerçek bir uluslaşma çağını yaşadığı bir toprakta Alevi Sünni çatışması olmaz. Böyle çatışmaların olduğu bir ülke henüz gerçek bir ulus devlet kuramamış olur. 

ORTADOĞU TOPLUMLARINDA DÖRT TEMEL EĞİLİMİ

Şimdi bunu anlayabilmek için Ortadoğu'nun özelliklerini anlamak gerekiyor. Ortadoğu'da Sümerlerden başlayarak günümüze gelen dört temel eğilim var. Birincisi, Ortadoğu'da Sümerlerden gelen merkezi bir devlet geleneği olmuş. İkincisi, Osmanlı dahil Ortadoğu toplumlarında merkezi devlet geleneği nedeniyle bir burjuvazi sınıfı ortaya çıkmamıştır. Bir burjuva sınıfı ortaya çıkmadığı içinde dine karşı, İslam'a karşı mücadele yürütülemediği için, İslam dini reformdan geçirilememiştir. Bunların hepsini Türkiye'de de görebiliyoruz yani. Bir de Ortadoğu'nun en önemli özelliklerinden biri. Haçlı seferlerinden tutun, İngiliz emperyalizmden, Amerikan müdahalesine karşı sürekli dış işgallere, emperyalist işgallere karşı maruz kalmış bir bölge. Dolayısıyla hiçbir zaman iç dinamik ile gelişmemiş. 

BATI'DAKİ AYDINLANMA VE DİNİ REFORM

Türkiye Batı'dan ulus devlet konusunu ele almaya çalıştı. Avrupa modernleşmesinin temel unsuru neydi? Ticari burjuvazinin ortaya çıkmasını sonucu olarak İtalya'da ne ortaya çıktı? Rönesans nasıl ortaya çıktı? Rönesans. Sonra Hristiyanlığın Reformasyon sürecini yaşadık. Daha sonra ise aydınlanmayı yaşadık. Daha sonra ise Sanayi devrimi oldu. Sanayi Devrimi kilisenin eğitim üzerindeki tekelini kırdı ve sanayinin ihtiyaçlarına uygun ğitim sistemi getirildi. Üniversiteler sanayiini, ihtiyaçlarını uygun olarak düzenledi Avrupa'da. Dolayısıyla bunlar Avrupa kapitalizminin Türkiye üzerindeki belirli etkileri. 

ULUS DEVLET YARATMA ÇABASI..

Avrupa'da üniversiteler sekiz yüzyıl önce kurulurken, Türkiye'de üniversitelerin tarihi yüz yıl, bile değil. Türkiye'de ulus devleti yaratma çabası oldu. Biliyorsunuz ki Mustafa Kemal bir Cumhuriyet kurdu. Cumhuriyet kurar kurmaz karşısında cumhuriyete uygun bir halk olmadığını gördü. Yani Cumhuriyet kurdum, onu kurdum ama ulusa uygun bir vatandaş yok. Niye? Toplum halen eski kaba kültürün etkisi altında. Dolayısıyla devlet aracılığıyla bir ulus yaratılması gerekiyordu. Yani Atatürk'ün sözlerini biliyorsunuz. Ne mutlu Türküm diyene ve devlet aracıyla bir ulus yaratma çabası oldu. Biliyorsunuz ki devlet aracıyla ulus yaratma ilk defa İtalyanlar tarafından gerçekleştirildi. İtalyanlar eskiden yani 1848, 1860 ve 1866 yılları arasında üç kez Avusturya İmparatorluğu'na karşı bağımsızlık savaşı yürüttüler. Birincisi 1848, ikincisi 1860, üçüncü de 1866'da İtalya Avusturya'ya karşı bağımsızlık savaşı yürüttüler. Kent bağımsız olduktan sonra oradaki bir politikacı çiftçi şu konuşmayı yaptı. Biz dedi, İtalya'yı kurduk, yarattık. Şimdi de İtalyanları yaratmamız gerekiyor. Dolayısıyla ulus devlet bazı ülkelerde devlet tarafından yaratılmıştır. Fakat Türkiye'de bu proje İslamcı direniş nedeniyle gerçek bir ulus devlet yaratılmamıştır. Şimdi tabii bunun nedenlerinin birine değindim. Cumhuriyet kurulur kurulmaz İslamcı direnişle karşı karşıya kalıyor.

TÜRKİYE'DE DEVRİMLER NEDEN BAŞARILI OLMADI?

Türkiye'nin en büyük şanssızlıklarından biri bu. İkincisi, Cumhuriyet'in kurulduğu zaman daha önce uzun bir felsefi, ideolojik, politik hazırlığı olmadı. Cumhuriyet biraz tepeden inme gündeme getirildi. Alt yapısı, alt zemini zayıf olduğu için devrimler konusunda başarılı olamadılar. O yüzden toprak devrimini de başaramadılar. Eğitim sistemini de başaramadılar. Yani denemeler oldu. Yani Köy Enstitüleri gibi. Fakat hiçbir zaman sonuna kadar götürüremediler. Şimdi Türkiye, cemaat toplumu. Ve cemiyet toplumun iç içe geçtiği bir toplum. Şimdi cemaat ile cemiyet arasında bir ayrım yapacağım. Bir Alman sosyolog Ferdinand Tönnies, der ki Gemeinschaft ile Gesellschaft arasında ayrım yapar. Der ki, yani cemaat duygulara dayanır ve topluluk ön plandadır. Akıldan ziyade duygu ön plandadır. Cemiyet ise aklın ön planda olduğu ve bireysel özgürlüklerin ön planda olduğu bir toplum demek. Dolayısıyla Türkiye'de bu ikisi iç içe geçmiştir. Dolayısıyla Türkiye bölünmüş bir toplum. Yani ikiye bölünmüş toplum. İşte sorun bunu ileride tartışmamız gereken bu ikiye bölünmeyi nasıl aşabiliriz, nasıl sentez yapabiliriz? Şimdi yıllar önce Niyazi Berkes'in bir kitabını okumuştum. Çok ilginç bir kitap. 200 yıldır Türkiye neden boşalıyor? Ve en önemli saptamalarda biri şu. Evet, karşı devrimciler, gericiler direndiler. Çünkü şöyle bir düşünceden hareket ettiler. Varolan düzen Tanrı'nın takdir ettiği en ideal düzendir. Dolayısıyla var olan Osmanlı düzenini eleştirmeyi bırak, tüm değiştirme taleplerine karşı durdular İslamcı düşünürler. Fakat Niyazi Berkes onlardan çok ilerici güçleri eleştiriyor. Diyor ki ilerici güçler hiçbir zaman bir devrimi, toprak devrimini, eğitim alanındaki devrimi sonuna kadar gösteremediler. Yapmış olduğu reformlar ya zamansızdı diyor ya da iyi hazırlanmadığı için halkta tepki oldu. Hiçbir zaman halkın yaşamını düzeltmedi. Dolayısıyla ilerici güçler Türkiye de halkın desteğini alacak bir politika geliştiremedi

GERİCİLİĞİN TÜRKİYE'DE KÖK SALMASININ SEBEBİ

Berkes'e göre, ilerici güçlerin başarısızlığı, gericiliğin Türkiye'de çok daha derin köklere sarılmasına neden oldu. Bu son derece önemli bir saptama. Bunu üzerinde düşünmek lazım. Şimdi tabii hazırlıksız eğitim sistemi, devrimin sonuna kadar götürülememesi.. Tabii Türkiye'de o zamanki Kemalist sistem bir taraftan bana göre hanedanlık sisteminden ulus kurma, cumhuriyet kurarak tarihsel bakımdan ilerici bir iş gördü. Ama bizim sosyalist olarak sosyalist bayrağımızla bunu bu yapmış olduğu cumhuriyetin kurulmasını selamlarız.  Ama kendi bayrağımızı bırakmadan, o ilerici hareketiyle selamlar ama destek vermeyiz. Bu çok ince bir ayırımdır diye düşünüyorum. 

AYDIN SINIFI YETİŞEBİLİR Mİ?

Şimdi diğer taraftan İdris Küçük Ömer denilen bir adam Türkiye'deki koşulları analiz ederek şöyle demişti. Bilindiği gibi İdris Küçük Ömer ilginç bir kitap yazmıştı. Düzenin Yabancılaşması Hatırladığım kadarıyla bu kitapta, çok özgün bir düşünce ileri sürmüştü. Neydi o düşünce? Diyor ki sağcılar halka dayanıyor, halk desteğine sahip solcular elitist, yukardan aşağıya toplumu yönetmeye çalışıyor. Şimdi benim ortaya atmış olduğumuz soru şu; sol toplum Türkiye'deki bu iki ayrımı aşabilecek bir senteze ulaşabilecek mi? Yani benim burada önermek istediğim şu Türkiye'nin hem Ortadoğu'dan gelen bazı geleneklerini, iyi geleneklerini, bencil olmayan iyi geleneklerini, bir de Batı'dan gelen geleneklerin sentezini yapabilecek bir aydın sınıfı yetiştirebilir miyiz? Tüm çabalar buna götürüyor? Yani burada vurgulamak istediğim nokta, ben kısa zamanda devrim hayallerine kapılan bir insan değilim. Türkiye son derece gerici temellere sahip bir ülke. Gericiliğin kökleri çok güçlü. Dolayısıyla fazla uzatmadan şunu söylemeye çalışıyorum. Gerici bir halkı ilerici bir devrimci yapmak kolay iş değil.

TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SORUNU

Ya buna soyunacaksınız gerici bir halkı ilerici yapma gibi uzun vadeli bir sürece katlanacaksınız ya da politikayı bırakacaksınız. Şimdi ben, arkadaşlar, AKP rejimine gelince, ben Türkiye'deki rejimin faşist rejim olduğunu düşünmüyorum. Yani bazı insanlar faşist felan diyebilirler. Ben ona katılmıyorum. İki gerekçe getiriyorum. Faşist iktidar diyebilmek için iki şey gerekli. Bir; Faşizm Avrupa'da, özellikle İtalya'da ve Almanya'da güçlü bir işçi sınıfı hareketi doğup sistemi tehdit etmeye başladığı zaman, mevcut egemen sistem, demokratik rejimle işçi sınıfı hareketini bastıramazsa açık zora başvurur. Yani faşizm diyebilmek için güçlü bir işçi sınıfı hareketinin olması gerekir. Bu faşizmin en önemli içeriğini oluötur. İkincisi ise işçi sınıfı hareketini nasıl parçalıyor? Almanya'da, İtalya'da küçük burjuvaziyi örgütleyerek faşizm işçi sınıfının partileri, sendikalarını yok etmeye çalıştı. Dolayısıyla ben, Ben Türkiye'deki 12 Eylül rejimini faşist askeri diktatörlük olarak benimsedim. Çünkü yükselen bir devrimci hareket, yükselen bir işçi sınıfı hareketi vardı. Dolayısıyla 12 Eylül rejiminin faşist olarak adlandırılması çok doğruydu. Ama bugün her baskıya dayanarak Türkiye'yi de faşizm demek, kavramları bulanıklaştırmak anlamına gelir. Türkiye'de tipik faşizan bonapartizan dediğim bir rejim var. Kürtlere karşı açık baskı, uygulayan faşizan Bonapartizm. 

Son olarak şunu vurgulamak istiyorum; ikiye ayrılmış Türkiye'nin birleşmesini başarabilecek yeni bir düşünce, yeni bir aydın grubu yaratılabilinir mi? Bu aydın sınıfı, Türkiye’nin öönüe yeni amaçlar koyablir mi? Ve yeni düşşünceye ve amaca uygun yeni bir siyasal hareket yaratablir mi?  En önemli sorun Türkiye için budur diye düşünüyorum. Onun dışındaki yolların Türkiye'deki sorunlara çözüm olamayacağını düşünüyorum.