Öne Çıkanlar Federal Anayası Koruma Dairesi gün - ardından Kara

Bu haber kez okundu.

Gezi davasında beraat: "Her yer Taksim her yer direniş"

Mahkemenin kararı sonrasında, Silivri'deki duruşma salonunun önünde bulunan yurttaşlar, "Her yer Taksim her yer direniş" sloganı attılar. Duruşma salonunda ise, kararın okunması ile birlikte alkış sesleri duyuldu.

Gezi Davası sanıklarından olan ve hakkında beraat kararı veren avukat Can Atalay karara ilişkin ilk açıklamasını yaptı. Atalay, "Ne diyeceğimizi bilmiyoruz, hiç beklemiyorduk. Memlekette bir şeyler hayırlı yönde değişir diye umuyoruz. Şaşkınız, herkese teşekkür ederiz" dedi.

TÜM SUÇLARDAN BERAAT ETTİ

Gezi Parkı eylemlerine ilişkin aralarında iş adamı Osman Kavala, gazeteci Can Dündar, Ayşe Mücella Yapıcı ve oyuncu Memet Ali Alabora'nın da bulunduğu 1'i tutuklu 7'si firari 16 sanığın "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan yargılandığı davanın 7. duruşmasında karar çıktı. Davanın tek tutuklu sanığı Osman Kavala'nın da aralarında olduğu 9 kişiye beraat kararı verilirken 7 firari sanık hakkında çıkarılan yakalama kararları kaldırılarak "ifadelerinin alınmasına yönelik" ayrı ayrı yakalama emri çıkarılmasına hükmedildi.

Silivri'de görülen duruşmada Ayşe Mücella Yapıcı, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman, Ali Hakan Altınay, Mehmet Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu, Yiğit Ali Ekmekçi, Çiğdem Mater Utku ve Mine Özerden hakkında, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya teşebbüs", "Mala zarar verme", "Nitelikli yağma", "Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması", "Kasten yaralama", "Tabiat ve kültür varlıklarını koruma kanununa muhalefet" suçlarından hukuka uygun somut ve kesin delil bulunmadığından beraat kararı verildi. Tutuklu sanık Osman Kavala'nın da tahliyesi yönünde karar çıktı.

FİRARİ SANIKLAR HAKKINDA YAKALAMA KARARI KALDIRILDI

Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Gökçe Tüylüoğlu, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Ekmekçi ve Memet Ali Alabora hakkında çıkarılan yakalama kararları kaldırılırken "ifadelerinin alınmasına yönelik" ayrı ayrı yakalama emri çıkarılmasına karar verildi.

ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDEN AÇIKLAMA

ABD Büyükelçiliği'nin resmi sosyal medya hesabından Gezi Davası kararına ilişkin İngilizce ve Türkçe olarak mesaj yazıldı. Mesajda, "Osman Kavala ve diğer sivil toplum aktivistleri hakkındaki davayı yakından takip ettik. Mahkemenin bugün verdiği beraat ve tahliye kararını memnuniyetle karşılıyoruz" ifadeleri kullanıldı.

DURUŞMADA VE ÖNCESİNDE NELER YAŞANIYOR

Gezi Parkı eylemleri nedeniyle 800 günü aşkın süredir tutuklu olan Osman Kavala ve tutuksuz 15 sanığın yargılandığı davanın 6’ncı duruşması bugün Silivri’de İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı. Avukatların konuşmalarının ardından mahkeme duruşmaya ara verdi. Ara sonrasında mahkeme, avukatların tüm talepleri reddetti.Bu duruşmada kararın çıkması bekleniyor.

Avukatlarla hakim arasında beyan konusunda tartışma yaşandı. Avukatlar kendilerine söz hakkı verilmediğini belirterek tepki gösterdiler. Hakim, Özgür Karaduman'ın dışarı çıkarılmasına karar verdi. Mahkemenin bu kararını alkışlarla protesto eden seyirciler için de çıkarılma kararı aldı. Can Atalay izleyicilerin olduğu bölüme gelerek sessiz olmalarını ve avukatların gerekli sözleri söyleyeceklerini belirterek izleyicileri sakin olmaya çağırdı. İzleyiciler salondan çıkmamak için direndi. Bunun üzerine salona kalkanlı ve kasklı jandarma ekibi girdi ve avukatların etrafını çevirdi. Bunun üzerinden salonda durum sakinleşti.

Duruşma öncesinde sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları dayanışma mesajları verdi. Davayı CHP ve HDP milletvekillerinin yanı sıra, uluslararası delegasyondan çok sayıda temsilci ve izleyici takip ediyor.

Açıklanan mütalaada savcı, tutuklu bulunan Osman Kavala ve akademisyen Yiğit Aksakoğlu ile Mücella Yapıcı için ağırlaştırılmış müebbet hapis, sanıklar Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi'nin de 15 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor. İddianamede 746 müşteki yer alıyor. Müştekilerin başını Cumhurbaşkanı Erdoğan ve 61. hükûmetin bakanları çekiyor. 

Duruşmanın başında, Memet Ali Alabora'nın avukatı Kaan Karcıoğlu söz aldı. Alabora'nın tweetleri hakkında takipsizlik kararı verildiğinin hatırlatan Karcıoğlu, bunların getirilmesinin istediklerini söyledi. Telefon dinleme kayıtlarını da incelemek istediklerinin kaydeden avukat Karcıoğlu, kayıtların üzerinde oynanıp oynanmadığına bakmak istediğini ifade etti.

Karcıoğlu'nun ardından Can Atalay, Mücella Yapıcı ve Tayfun Kahraman'ın avukatı Evren İşler söz aldı. Dinletmek istedikleri tanıkların salonda olduğunu belirten İşler, yargılamayı uzatmaya yönelik bir duurm olmadığını belirtti.

Çiğdem Mater Utku'nun avukatı Hürrem Sönmez: Müvekkilime yöneltilen suçlamayla ilgili tanığımız şu an buradadır. Dinlenmesini talep ediyoruz. 

İnanç Ekmekçi avukatı Aynur Tuncel Yazgan: Toplanmasını istediğim delillerle ilgili bir karar vermediniz. Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre tanık hazır edilmişse, belge sunulduysa mahkeme kabul etmek zorundadır. Tanığımız buradadır. Bizim için dinlenmesi gerekli bir tanıktır. Dinlenmesini talep ediyorum.

Avukat Bahri Belen: Bize göre deliller yok. Biz de mecbur bırakıldığımız için savunma delillerini sunmak istiyoruz. Bu iddianame ve delillere göre, sanıkların sorgusunu aldınız. Bu tamamlandı. Ondan sonra sanıkların savunmasına yönelik deliller nerede? Bunlar toplandı mı? Mahkeme önüne getirilmiş delillerle hüküm kurar diyor CMK. Bunlar dosyaya konulduktan sonra kanuna göre ne olması gerekiyor? CMK 214'te açık olarak belirtilmiş. Tanıkların dinlenmesinden sonra bizim tanıklarımız dinlenmedi. bunlar da dinlendikten sonra taraflara ne diyeceklerinin sorulması gerekir. Tahkikat aşaması davamızda tamamlanmamıştır. Usule aykırı dinlenen bir tanık var. Size göre usule uygun olabilir. Ancak bizim tanıklarımız dinlenmedi. Yazılı belgeler tartışılmadı. Mütalaa aşamasına böyle gelinir. İki tane polis ve Murat Papuç tanık dinlendi. Gaz maskesinden bahsetti ifadesinde Papuç. Bu maske salona getirilmedi. Bu maskeyi kim satın aldı, kim kullandı, Gezi'ye katılanlarına maskesine benziyor mu? Bunlar sorulmadı çünkü mahkeme önüne getirilmedi. Eğer bu maske ile Türkiye halkının özgürlükler ve demkorasi konusunda akılalmaz bir tarihi deney yaşadığı Gezi olayının yargılamak istiyorsanız bu dosya, hakimler, savcılar ve biz bu Papuç'un altında kalırız. Aslında bu dosya muhteşem Gezi eyleminin altında kalır. Yangından mal kaçırıyormuş gibi değli di temel ilkelere göre karar vereceksiniz delilleri toplayın, tanıkları dinleyin. İşte o zaman Gezi eylemleri Türkiye'yi aydınlatacaktır. Gezi olaylarına tanıklık eden bir tanığın dinlenmesini istiyorum. Şu an buradadır. Bu tanık Gezi olayını duyularıyla gördüğü gibi anlatacaktır. Davadaki sanıkların herhangi birinin talebiyle değil, Gezi'yi yaşamış biridir. Savunmanın delillerini lütfen toplayınız. Bu talepler Gezi olayını bir Papuç'un altında kalmaktan kurtaracaktır. Aklıyla malul bir tanık yerine Gezi'yi teneffüs edenlerle görüp değerlendirin. Bu sizin tarihi görevinizdir. Bunun için ciddi delilleri toplamalısınız.

Mine Özerden müdafii Tuğçe Duygu Köksal: Taleplerim konusunda nasıl bir karar vereceğinize yönelik yönlendirmem haddim değil. Hukukçu olarak ihtimalleri söyleyebilirim. Bunları kabul edebilirsiniz, üzerinde tartışırız. Ya da reddedersiniz. Bu takdirde CMK 217. madde çerçevesinde tartışmadığımız için hükme esas alamazsınız.

TURGUT KAZAN: İNSAF BE

Yiğit Aksakoğlu'nun avukatı Turgut Kazan: Müvekkilimiz çoğu AKP'li belediyelerle 0-3 yaş arası çocuklarla ilgili çalışmıştır. Yargılama aşamasında da burada çalışmadığını söyledi. neler yaptığını anlattı. Neresinden baksanız duruşma izleniyorsa nerede çalıştığını anlattığı ayrıntılar bile dinlenmemiş. Çünkü bütün pisliklerin başı olan Nazmi Ardıç öyle yazmış. İddianameyi ve mütalaayı yazan da aynı yanlışı sürdürmüş. Oysa müvekkilim 2008'e kadar orada çalışmış. Bu belediyelere hibe yardımı yapılmasını sağlamıştır. Bu desteklerin nasıl sağlandığı, ne çalışmalar yapıldığını mutlaka dinlemeniz, öğrenmemiz gerekmektedir. Ahmet Misbah Demircan, Hüseyin Keskin, Fatma Şahin dinlensin. Anayasa Mahkemesi'nin 1970'de tapelerin delil olmayacağı yönünde karar var. Müvekkilim 2020'de bu konuşmaları hatırlamadığını söylüyor. 17-25 Aralık döneminde Nazmi Ardıç'ın yaptığını A için pislik sayacaksınız, bizim için geçerli sayacaksınız. Onların ne oyunlar oynadığını zaten biliyoruz. İletişim tespitlerindeki konuşmaları müvekkilim hatırlamıyor. Bunun da sahtekarlık eseri olduğu açıktır. Akkaş'ın şüpheli olduğu iddianamede, soruşturma dosyalarına ilgisiz evrakları koyarak algı oluşturmaya çalışıldığı söyleniyor. Sahtecilik yapmakla suçlanıyor, yargılanıyor. Sahtecilik yapıldığını göstermek istiyoruz. Ses kayıtlarını getirmeye mecbursunuz. O yoksa hüküm kuramazsınız. Üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını istiyoruz. Dinlemeye ilişkin tüm belgelerin getirilmesini ve Akkaş'ın şüpheli olduğu dosyanın bir örneğinin bu dosyaya getirilmesini istiyoruz. O dosya zabıt katiplerinin ifadeleri de var. Bunları da dinlemek zorundasınız. Şikayete konu eylemlerle ilgili müvekkilimizle ilgisi olmadığı bir yana, Gezi eylemlerinden kaynaklandığını bile konuyu tartışılmadığını belirtmek istiyorum. Başvuru için katılma kararı verdiğiniz İş Bankası, bankamızın cihazlarının 2013 yılı Nisan ayında yaşanan eylemler nedeniyle zarar gördü diyor. İnsaf be! Yine devam edecekseniz gazeteci Ertuğrul Özkök, 17 Temmuz 2019'da bir yazı yazdı. AKP'nin önde gelen isimlerinden birinin iddianameyi okuduğunu ve öyle delil görmediğini söylediğini yazdı. Listedeki yer alanlara sorulmuyor çünkü katılmak istemeyenler de çıkacaktır. Yine devam edecekseniz gazeteci Ertuğrul Özkök, 17 Temmuz 2019'da bir yazı yazdı. AKP'nin önde gelen isimlerinden birinin iddianameyi okuduğunu ve öyle delil görmediğini söylediğini yazdı. Listedeki yer alanlara sorulmuyor çünkü katılmak istemeyenler de çıkacaktır. Mağdurları haberdar etmeniz kaçınılmaz bir sorumluluktur. Haberdar etmezseniz Ertuğrul Özkök'ü dinlemeniz gerekir. Bunu da yapmazsanız adil yargılama konusunda zaten şüpheliyim, artık bu şüphelere inanacağım.

Yiğit Aksakoğlu'nun avukatı Aslı Kazan: Hüsnü Çalmuk, mahkemenize dilekçeyle ihbarda bulunmuş. Dilekçeye göre bir şüpheli eylemleri kendisinin tertiplediğini söylemiş. Müvekkilimin suçlamaya konu konuşmasının içeriği bambaşka. Nazmi Ardıç bir cümleyi cımbızlıyor. Gerçekle hiç alakası olmayan bu konuşmanın neden mütalaaya dönüştüğünü anlamıyoruz. Bu nedenle konuşmayı yaptığı akademisyenin dinlenmesini istiyoruz. Hüsnü Çalmuk, FETÖ'cü bir hakim. Bu dosyada FETÖ'cü pek çok polis dinlendi. Mahkemeniz bu konuda herhangi bir işlem yapmıyor. Savcının bu ihbarla ilgili mütalaa vermesini istiyoruz. Çarşı dosyasının gerekçeli kararını istediniz. Bu davada yargılanan kişiler, deliller hukuka uygun toplanmadığı için beraat kararı verildi. Bu davanın soruşturma evrakı bu dosya için çok önemli. Bu yüzden o dosyanın getirtilmesini istiyoruz.

OSMAN KAVALA, MEMET ALİ ALABORA İLE KONUŞMASI İÇİN NE DEDİ

“İddianamedeki hiçbir suç ile eylemle ilişki kurulamamış, delillere genel olarak bakıldığında suçlu olduğumu iddia etmektedir” diyen tutuklu sanık Osman Kavala, Memet Ali Alabora ile telefon konuşmasından bahsederek, “Benim konuşmamdan iddia makamının çıkarımına varmak mümkün değil" dedi.

Osman Kavala: "Bazı delillerin incelenmesini istiyorum. Bunu sonra konuşacağım ama şimdi tutukluluğuma ilişkin konuşacağım. Delil vasfı taşımayan bilgi ve belgelerin artırılması onları delil yapmaz. Karşılaştığımız sorun AİHM kararının gereğini geciktirme, boşa çıkarma değil, delilleri nesnel bir gözlemcinin gözüyle incelememesidir. Olaylara ve olgulara siyasi açıdan değil, tarafsız bir gözlemci gözüyle bakmaya davet ediyorum."

Osman Kavala’nın konuşmasının tam metni şöyle:

"Sayın Başkan, Sayın Heyet Üyeleri, 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi derhal serbest bırakılmamı talep eden kararında, dava dosyasında ve iddianamede benim cebir ve şiddet kullandığım, şiddet eylemlerini başlattığım ya da yönlendirdiğim, ya da suç sayılan davranışlarda bulunanlara destek verdiğim yönünde hiçbir delil olmadığını belirtmiştir. 

Kararda şu önemli tespitler yapılmıştır:

- Başvurucunun suç sayılan faaliyetlerde bulunduğunu gösteren olgu, bilgi ve delillerin yokluğunda başvurucunun TCK’nın 312. maddesi kapsamında hükümeti devirmeye teşebbüs suçunu işlemiş olduğuna dair makul biçimde şüphe oluşturmak mümkün değildir.

- İddianamedeki olgular başvurucunun cebir ve şiddetle hükümete karşı bir ayaklanmayı organize ettiğine, finanse ettiğine dair şüphe geliştirmek için yeterli değildir.

- Yetkililer başvurucunun ilk ve sonraki tutuklanmalarının söz konusu eylemlerin nesnel bir değerlendirilmesi temelinde oluşan makul şüpheyle gerekçelendirildiğini gösterememişlerdir.

AİHM kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakmanın gerekçesi olabilecek şüphenin nesnel ölçülere uygun olması ve bunun gösterilebilir olması gerektiğini vurgulamaktadır.  AYM Başkanı Zühtü Arslan da “olayların suç teşkil eden boyutu ile başvurucu arasındaki ilişkiyi gösteren kuvvetli belirtilerin gösterilmesi” gerektiğini, bunun yapılmadığını ifade etmiştir.

AİHM şüphe duymanın, iyi niyetle de olsa, tutuklama için yeterli olmayacağını, şüphenin makul şüphe olması gerektiğini, makul şüphe sayılabilmesi için ise suçlanan kişinin suçu işlemiş olabileceği hususunda nesnel bir gözlemciyi tatmin edecek olgu ve bilginin var olması gerektiğini vurgulamıştır.

Yani, iddia makamının ya da mahkeme heyetinin, suç sayılan eylemlerle suçlanan arasındaki ilişkiyi gösterme yükümlülüğünü yerine getirmesi için, kendisini nesnel bir gözlemci yerine koyması gerekir. Ancak böyle bir perspektiften olgulara bakabilirse duyduğu şüphenin makul şüphe olduğuna emin olabilir. Bu olmadan savcı ya da yargıcın kuvvetli bir şüphe duygusu geliştirmesi ve bunda haklı olduğunu düşünmesi şüpheyi makul şüphe haline getirmeye yeterli olmaz.

AİHM yargıçları dosyadaki olguları, bilgileri ve delilleri bu perspektifle, nesnel bir gözlemcinin bakışıyla incelemiştir ve az önce aktardığım sonuçları çıkarmışlardır. AİHM kararının isabetli oluşunun tek nedeni Anayasamızca da tanınan en yüksek yargı merci olmasından ileri gelmiyor; AİHM davaya doğrudan bakan merci olmadığı için ve dava dosyası dışındaki faktörlerden, örneğin hükümetin ya da suçlananın siyasi görüşlerinden etkilenmediği için, nesnel bakabilen gözlemci gibi değerlendirme yapabilmeye ehildir ve yetkilidir. AİHM’in sırf bu niteliğinden dolayı dahi tespitlerinin dikkate alınması gerekir.

Gezi olaylarının bir kalkışma olduğu, bu kalkışmanın bir odak tarafından planlanıp yönetildiğine dair komplo kurgusu iddianamedeki olgulardan çıkarılmış değildir. Nesnel bakan bir gözlemciyi buna ikna edecek hiçbir bilgi, belge iddianamede yoktur. Bu kurgunun temelini oluşturan KOM dairesince hazırlanmış Analiz Raporu’nda bu iddia hiçbir delil olmadan, sadece internette çıkan bir yazı kullanılarak öne sürülmüştür. 

İddia makamı, Gezi olaylarına katılanların iradelerini hiçe sayarak Gezi protestolarını itibarsızlaştırmaya hizmet eden, siyasi niteliğe sahip bu komplo teorisini mutlak gerçeklik olarak kabul etmekte ve bu kurguyu kullanarak olgu ve bulgulara nesnel bir gözlemcinin bakışıyla anlaşılması mümkün olmayacak gizli anlamlar yüklemektedir.

Kişisel olarak toplumsal olaylarla ilgili yapılan açıklamalardan birine yakın olabilirsiniz. Gezi olaylarının hükümeti devirmeye yönelik bir komplo olduğuna dair söylem size makul gelmiş de olabilir. Ancak bu doğrultuda düşünüyor olmanız dahi olayları ve olguları nesnel gözlemcinin bakışıyla inceleme yükümlülüğünüzü ortadan kaldırmaz. Zira bu yükümlülük kamuya karşı bir yükümlülüktür.

Komplo teorisinin somut olguları nasıl çarpıttığını en açık biçimde ortaya koyan Mütalaa’da da kullanılan, benim Memet Ali Alabora ile konuşmamın yorumlanmasıdır. İletişim tespit tutanakları hakkındaki itirazlarımız saklı kalma kaydıyla bu örneği irdelemek istiyorum.

Benim Memet Ali Alabora ile “Avrupalılar her gördüğümde Gezi olaylarının siyasi durumu nasıl değiştireceğini soruyorlar, bir ara birkaç kişi oturup konuşsak mı?” şeklinde konuşmamla ilgili “bu görüşmeden de anlaşılacağı üzere yapılan eylemlerin tamamıyla önceden hazırlanmış bir plan dahilinde gerçekleştirildiği, nihai amacın ise Arap ülkelerinde olduğu gibi kaos ve kargaşa çıkartarak bir hükümet değişikliği olduğu açıkça görülecektir” iddiasında bulunulmuştur. Bu sözlerden iddia makamının çıkardığı sonuçları çıkarmak mümkün değildir. Gelecekle ilgili bir sorunun geçmişte olanları açıkladığının iddia edilmesi, sadece nesnel bakıştan değil, mantığa uygun akıl yürütmeden de uzaklaşıldığının çarpıcı bir örneğidir. Konuşmanın sonunda Alabora müsait olmadığını söyleyerek randevu talebini geri çevirmektedir. Kalkışma planını yürürlüğe koymakta olan birisi talimat aldığı kişinin toplanma talebini bu şekilde geri çevirebilir mi?

Maalesef iddianamedeki hemen hemen bütün konuşmalar bu tür anlam yüklemelerine, anlam tahrifatlarına maruz kalmıştır. 

AYM Başkanı ve Başkan Vekili’nin karşı oy yazılarında lehte delil örnekleri olarak aktardıkları, Gezi olaylarında ortaya çıkan enerjinin demokratik baskı unsuru olarak işlev görmeye devam etmesini ümit ettiğime dair sözlerim ve ekonomik kriz yaratarak hükümeti sıkıştırma çabası olarak algılanacak yöntemleri doğru bulmadığıma dair sözlerim de yok sayılarak delil değerlendirilmesine dahil edilmemiştir. 

İddianamedeki hiçbir olgu ve olayla suç sayılan eylemler arasında doğrudan ilişki kurulamamış olduğundan iddia makamı, Mütalaa’da yazıldığı gibi “delillere genel olarak bakıldığında” suçlu olduğum sonucuna varıldığını ifade etmektedir. Sübjektif bir değerlendirme genel bakışla yetinir. Nesnel bakış ise olgu ve olayların tek tek değerlendirilmesini de gerektirir. Delil vasfı taşımayan bilgi ve bulguların sayısının arttırılması onları delil haline getirmez.

Önceki duruşmada AİHM kararını ve karardaki AİHS normlarını yansıtan içtihat niteliğindeki hukuki tespitleri dikkate almama tavrının, heyetinize AİHS normlarını ihlal etmekte direnen bir merci görünümünü vereceğini ve bu davranışın davanın adilane biçimde sonuçlanacağına dair güven duymamızı imkansız hale getirdiğini ifade etmiştim.

Karşılaştığımız sorun Mahkemenizin prosedürel gerekçeler öne sürerek AİHM kararının gereğinin yapılmasını geciktirme ve bu kararı boşa çıkaracak şekilde davayı sonlandırma gayreti içerisinde olmasından ibaret değildir.

Asıl sorun, iddia makamının ve heyetinizin olayları ve olguları nesnel bir gözlemcinin bakışıyla değerlendirmeye isteksiz olması ve makul şüphe olduğu açıklıkla gösterilemeden kimsenin özgürlüğünden mahrum bırakılmayacağı kuralını bağlayıcı olarak görmemenizle ilgilidir.

Davanın adil bir şekilde yürütüldüğünün anlaşılması için usul kurallarına uyulmasının yanı sıra temel önemdeki hukuk normlarına bağlı olunduğunun da görülebilmesi gerekir.

Her ne kadar çok geç olduğunu biliyorsam da Mahkemenizi olaylara ve olgulara siyasi söylemlerin empoze ettiği biçimde değil, tarafsız bir gözlemci gibi bakmaya davet ediyorum."

CAN ATALAY: OTPOR'LA İLGİLİ BAĞLANTIYI BU DURUMDA ERDOĞAN'LA DA KURABİLİRSİNİZ

Davanın sanıklarından avukat Can Atalay’ın konuşması şöyle:

“6. filoya secde edenler emperyalizm bile diyemiyor ancak bize akıl öğretiyorlar. Gezi'de sokağa çıkan milyonlara hakaret edemezler. Heyetiniz benden bir hafta içinde savunma hazırlamamı istiyor. Siz bizim teslim olmamızı istiyorsunuz. Böyle savunma yapılamaz. Bu dosyada tutuklu var. Bu kişi iki yılı aşkın bir süredir tutuklu. Siz iddianameyi tebliğ ettikten 4 ay sonraya duruşma verdiniz. Şimdi ne oldu da acele ediyorsunuz?

Zaman gazetesinin zihniyetiyle bizi suçlayamazsınız. Bir kuruş fon kullanmama kararı olan TMMOB'u suçlayamazsınız. Gezi direnişini fonla, fonculukla karalayamazsınız. Buna kimsenin gücü yetmez, yetmeyecektir. Dosyadaki dinleme kararlarını, fezlekeleri Fetullahçılar hazırlıyor. Bunlar da iddianameye dönüşüyor. Kim yazıyor iddianameyi? Savcının olmadığı açık. Bence mütalaayı da o hazırlamadı. Murat Papuç'un ifadesi savcılıkta yokken bu iddianameyi ve mütalaayı polis içinde örgütlü bir grup yapıyor. Başka bir izahı yok. Savcı vebal altına giriyor. Siyasal, tarihsel ve hukuki vebal altına giriyor. Mütalaada bizlere şüpheli diyor. Şüpheli sıfatı ne zaman sona erer, sanık sıfatı ne zaman başlar? Bunu hukuk fakültesinde öğrenmiş olması gerek. Ben DGM'yi gördüm. Biz bu iddianamenin, mütalaanın asıl savcılarına cevap veriyoruz. Soros diyorsunuz, Arap Baharı diyorsunuz.

Erdoğan'ın Rabia işareti Mısır'dan gelir. OTPOR'la ilgili bağlantıyı bu durumda Erdoğan'la da kurabilirsiniz. Ona yöneltilmeyen suçlama bize yöneltiliyor. Reddederiz. Biz şeriatçılardan yana olmak zorunda değiliz. Bizi şeriatçıların yanına yazanların oyununa gelmedik. Bizi darbecilerin yanına dizmeye çalışanların karşısında durduk. Bu dosyada bir haftalık süre savunma için yeterli değildir. bula bula o çok kıymet verilen düşkün tanığın söylediği en somut şey gaz maskesinin temin edildiğidir. Biz gaz maskesi dağıtmadık, dağıtsak söyleriz.

Geçen duruşma söyledim. Gaz maskelerinin insanların sağlığını korumak için kullanabileceği, buna ilişkin suç isnadında bulunamayacağı yönünde mahkeme kararları var. Hadi bunu da geçtik, buradan cebir ve şiddet unsuru oluşturulabilir mi? Gezi direnişi gibi bu toplumun yüz akı direnişleri darbe girişimi diye nitelendirirseniz bütün darbecilerinin işini kolaylaştırmış oluruz, belki de niyetiniz budur?

Gezi bu toprakların kendi ayağıdır. Bu memleket kapsamlı bir demokratikleşmeye muhtaçtır. Eğer bir toplumda demokrasi bölünmeye çalışılırsa oradan antidemokratik eğilimleri olan kişiler, çevreler yararlanır.  Gezi direnişinde milyonlar bu memlekette demokrasinin en önemli güvenceleridir.

Cuma akşamı telefonum çaldı. Okan Göker isimli biri. Berkin Elvan ile aynı hastane odasında kaldı. Gezi direnişinde kafa travması yaşamıştı. salı günü ameliyat olduğu için gelemediğini söyledi. Mevlüt Saldoğan’ın katılma kararını duyunca yanlışlıkla olmuştur herhalde dedim. Geçen duruşma emin olunca kanım dondu. Bizim üzerimize vebaldir. Deli olduğumuz için zorluğa karşı gelmiyoruz. Yaşamını yitiren 8 arkadaşımızın, gözlerini kaybedenlerin, kafa travması yaşayanların vebali üzerimizedir. Biz geziciyiz. Bizim yüzümüzden kimseyi tutmayın.

Biz yapacağımızı söyleriz, yaptığımızı savunuruz. Bir şehir plancı, bir mimar ve bir avukat üstümüze düşeni yaptık. İstanbul'un son yeşil alanlarından biri, modern kent merkezi dedik. İmza topladık, dava açtık,. Davanın bilirkişi raporu geldi. İptal edilecek, kesinleşti. Bir anda kaçak bir inşaata girişti Kadir Topbaş. İtiraz büyüdü, şiddet büyüdü. 31 Mayıs 2013'te Taksim'de Türkiye tarihinin en büyük, en görkemli direnişi boy verdi. Biz "görmedik. etmedik. yapmadık, duymadık" demedik, demeyiz. Türkiye'nin yaralarına nasıl merhem olunacağının işaretidir Gezi. Biz Gezi direnişinin öznesi ve nesnesiyiz. Gene olsa gene yaparım. Ama o da bizi aynı zamanda inşa etti.

Osman Kavala ile ilgili hiçbir delil yok. Tahliyesini talep ediyoruz. Biz buradayız. Ben usul hukukuyla ilgili bir bağınız kalmadığını düşünüyorum. Her durumda verdiğiniz karar siyasi iklimiyle ilgili olacaktır.”

İçişleri Bakanlığı'nın avukatı, “Sanıkların cezalandırılmalarını talep ediyorum” derken, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın avukatı ise, “Mütalaaya katılıyorum” dedi.

İDDİANAMEDEN

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 657 sayfalık iddianamede, Osman Kavala, Memet Ali Alabora, Ayşe Mücella Yapıcı ve Can Dündar'ın da aralarında bulunduğu 16 sanık ve 746 müşteki bulunuyor. 

Tüm sanıklar hakkında "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilen iddianamede, bazı sanıkların "mala zarar verme", "tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması", "ibadethane ve mezarlıklara zarar verme", "Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet", "nitelikli yağma" ve "nitelikli yaralama" gibi suçlardan değişen oranlarda hapisle cezalandırılması isteniyor. 

İddianamede, Anadolu Kültür AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Osman Kavala'nın, "mala zarar verme, nitelikli mala zarar verme, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el degiştirmesi, kasten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na muhalefet, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet" ve "nitelikli yağma" suçlarından 612 yıldan 3 bin 158 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.(Kaynak: Odatv)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner69

banner71

banner84

banner62

banner85

banner73

banner11

banner56

banner51

banner58

banner61

banner82

banner27

banner12

banner81