DÜNYA

Trump–Xi zirvesi: Yeni uyum arayışı mı, Çin’in sessiz zaferi mi?

ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Pekin’de gerçekleştirdiği zirve, karşılıklı övgüler ve dostane mesajlarla sona erdi. Ancak görüşmelerin ardından ortaya çıkan tablo, Washington ile Pekin arasındaki güç dengesinde Çin lehine belirgin bir değişime işaret ediyor.

Trump, Çin ziyaretini “inanılmaz” ve “fantastik” olarak nitelendirirken, Çin tarafı görüşmeleri “istikrarlı ikili ilişkiler için yeni bir vizyon” olarak sundu. Buna rağmen somut sonuçların sınırlı kalması ve ABD’nin özellikle jeopolitik konularda Pekin’e daha fazla ihtiyaç duyan taraf görüntüsü vermesi dikkat çekti.

Görkemli karşılama, sıcak mesajlar

Trump, Pekin’de büyük törenlerle karşılandı. Halk Büyük Salonu’nda düzenlenen devlet yemeğinde Çin Halk Kurtuluş Ordusu bandosu, Trump’ın sevdiği şarkılardan biri olan “YMCA”yi çaldı. Masalarda altın kaplama çatal-bıçak takımları kullanılırken, menüde Pekin ördeği ve ıstakoz çorbası gibi özel yemekler yer aldı.

Şi Cinping, görüşmede yaptığı konuşmada, “Çin ulusunun yeniden dirilişi ile ‘Amerika’yı yeniden büyük yapma’ hedefi el ele ilerleyebilir” dedi.

Bu ifade, iki lider arasındaki ilişkinin temel karakterini de ortaya koydu. Her iki lider de milliyetçi ve kendi çıkarlarını önceleyen bir dış politika izliyor. Ancak uzmanlara göre Şi uzun vadeli stratejik hedeflerle hareket ederken, Trump daha çok kısa vadeli anlaşmalar üzerinden siyaset yürütüyor.

Çin’in uzun vadeli hedefi: Küresel liderlik

Şi Cinping’in temel hedefinin Çin’i 2049 yılına kadar dünyanın baskın süper gücü haline getirmek olduğu değerlendiriliyor.

Bu çerçevede zirvenin en önemli başlıklarını ticaret ve jeopolitik gelişmeler oluşturdu. Tarafların ticaret savaşını daha fazla tırmandırmak istemediği belirtilirken, ekonomik karşılıklı bağımlılık nedeniyle kontrollü bir rekabet modeline yönelindiği yorumları yapıldı.

Rhodium Group’tan Noah Barkin’e göre Washington artık Çin’in devlet destekli ekonomik modelini değiştirmesini talep etmiyor.

Barkin, “ABD artık daha sınırlı hedeflere sahip kontrollü ticaret yaklaşımına yöneliyor. Bu aynı zamanda Washington’un zayıflığını da ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Trump’tan övgüler, sınırlı kazanımlar

Trump görüşmeler boyunca Şi’ye sık sık övgüler yöneltti. Ancak buna karşın elde edilen somut ekonomik kazanımların sınırlı olduğu yorumları yapılıyor.

ABD tarafına göre Çin, 12 milyon ton Amerikan soya fasulyesi satın almayı kabul etti. Ayrıca Trump, Çin’in Boeing’den 200 uçak sipariş edeceğini, bu sayının ileride 750’ye kadar çıkabileceğini söyledi.

Pekin’in ayrıca Amerikan petrolüyle de ilgilendiği ifade edildi.

Buna rağmen Çin tarafı anlaşmalar konusunda ayrıntılı açıklama yapmadı.

Uzmanlar, Trump’ın bu sonuçları özellikle iç politikada ekonomik başarı mesajı vermek için kullandığını belirtiyor. ABD’de yüksek enflasyon ve ekonomik sıkıntıların sürdüğü bir dönemde Trump’ın Pekin’den “başarı hikâyesi” ile dönmeye ihtiyaç duyduğu değerlendiriliyor.

Çin geri adım atmadı

Zirvenin önemli başlıklarından biri de teknoloji ve yapay zekâ alanındaki rekabet oldu.

Trump, Çinli şirketlerin Nvidia’dan yapay zekâ çipleri satın alacağını açıkladı. Ancak bunların yalnızca düşük seviyeli modeller olduğu belirtildi.

Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın Çin’e gelişmiş yapay zekâ işlemcileri satabilmek için baskı yaptığı ancak Pekin’in kendi teknolojisini geliştirmekte ısrar ettiği aktarıldı.

Trump, Çin’in “kendi çiplerini geliştirmek istediğini” kabul etti.

Bu durum, ABD’nin Çin’in teknolojik ilerlemesini durdurma stratejisinin beklenen sonucu vermediği şeklinde yorumlandı.

İran ve Tayvan dosyaları masadaydı

Trump, görüşmeler sonrası yaptığı açıklamada İran savaşının sona ermesi gerektiğini belirterek, “Ortada biraz çılgınca bir durum var. Böyle devam etmemeli” dedi.

ABD Başkanı ayrıca Çin ile İran’ın nükleer silah sahibi olmaması konusunda hemfikir olduklarını söyledi.

Ancak uzmanlara göre Washington’un asıl hedefi, Çin’in İran üzerinde baskı kurarak Tahran’ı ABD’nin istediği çizgiye çekmesini sağlamaktı. Bu konuda somut bir sonuç elde edilmediği ifade ediliyor.

Buna karşılık Çin, kendisini uluslararası kamuoyuna “barış arabulucusu” olarak sunma fırsatı yakaladı.

Spear Institute’tan güvenlik uzmanı May-Britt Stumbaum’a göre Çin dışarıya uzlaştırıcı bir güç görüntüsü verirken, perde arkasında İran ile stratejik ilişkilerini sürdürüyor.

Uzmanlar, Pekin’in Rusya, İran ve Kuzey Kore ile iş birliğini artırarak Batı’ya bağımlılığı azaltmayı hedeflediğini belirtiyor.

Şi’den Tayvan uyarısı

Görüşmelerde Tayvan konusu da gündeme geldi.

Şi Cinping’in Trump’a Tayvan meselesinin iki ülke ilişkilerindeki en önemli konu olduğunu söylediği ve yanlış yönetilmesi halinde ilişkilerin zarar göreceği uyarısında bulunduğu aktarıldı.

Bu açıklama, ABD Kongresi’nin kabul ettiği 11 milyar dolarlık Tayvan silah paketine yönelik dolaylı bir mesaj olarak değerlendirildi.

Trump ise Pekin’de bu konuda açık bir açıklama yapmadı.

Dönüş yolunda gazetecilere konuşan Trump, Tayvan konusunda kararını yakında vereceğini söyledi ancak ayrıntı paylaşmadı.

ABD Başkanı ayrıca Şi’nin kendisine doğrudan “Çin Tayvan’a saldırırsa ABD adayı savunacak mı?” sorusunu yönelttiğini açıkladı.

Trump bu soruya verdiği yanıtı açıklamadı ve “Bu cevabı bilen tek kişi benim” demekle yetindi.

“Sessiz zafer” değerlendirmesi

Analistlere göre zirvenin en dikkat çekici sonucu, Çin’in ABD’ye karşı elde ettiği diplomatik üstünlük oldu.

Pekin yönetimi, Washington’un artık Çin’e daha temkinli ve uzlaşmacı yaklaşmak zorunda kaldığını tüm dünyaya göstermeyi başardı.

Uzmanlar, birkaç yıl öncesine kadar ABD’nin Çin karşısında bu kadar “yumuşak” bir görüntü vermesinin düşünülemez olduğunu belirtiyor.

Çin’in özellikle nadir toprak elementleri, teknoloji üretimi ve İran dosyası üzerinden elindeki stratejik kozları başarıyla kullandığı ifade ediliyor.

Buna karşın Pekin’in de ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Gayrimenkul sektöründeki kriz, genç işsizliği ve düşük iç tüketim Çin ekonomisini baskı altında tutuyor.

Bu nedenle Şi yönetiminin ABD ile gerilimi tamamen koparmak yerine zamana yayılmış kontrollü rekabet stratejisi izlediği değerlendiriliyor.

Avrupa için baskı sürecek

Uzmanlara göre Trump ile Şi’nin bu kez dostane görüntü vermesi, iki ülke arasındaki temel rekabetin sona erdiği anlamına gelmiyor.

Washington’un Çin’i orta vadede yine en büyük stratejik rakip olarak görmeye devam edeceği belirtiliyor.

Pekin’in ise küresel etkisini daha da artırma hedefinden vazgeçmeyeceği ifade ediliyor.

Bu durumun özellikle Almanya ve Avrupa Birliği üzerindeki baskıyı sürdüreceği değerlendiriliyor.

AB ülkelerinin hem ABD hem Çin ile iş birliğini sürdürmeye çalışırken, aynı zamanda her iki tarafa olan bağımlılığı azaltma stratejisini devam ettirmesi bekleniyor.

Bu kapsamda Avrupa’nın Hindistan ve Güney Amerika ortak pazarı Mercosur ile yeni ticaret anlaşmalarına yönelmesinin önem kazandığı belirtiliyor.