Berlin, basın ve düşünce özgürlüğünün demokratik toplumların vazgeçilmez unsurları olduğunu vurgulayarak Uludağ’ın derhal serbest bırakılmasını istedi.
Alican Uludağ, Perşembe akşamı Ankara’da gözaltına alındıktan sonra İstanbul’a sevk edildi. Bir gün sonra çıkarıldığı mahkemece “kaçma şüphesi” gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine gönderildi. DW’nin avukatları tutuklama kararına itiraz etti. Uludağ’ın evinde arama yapıldığı ve dijital ekipmanlarına el konulduğu da bildirildi.
Savcılık, Uludağ’ı Cumhurbaşkanına hakaretin yanı sıra “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “Türk milletini, devleti ve kurumlarını aşağılama” ile suçluyor. Suçlamaların, yaklaşık bir buçuk yıl önce sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımlara dayandığı belirtildi. Söz konusu paylaşımlarda hükümetin bazı uygulamalarını eleştirdiği ve yolsuzluk iddialarına değindiği ifade ediliyor.
18 yıllık gazeteci olan ve hakkında daha önce herhangi bir mahkûmiyet bulunmayan Uludağ, tutuklanmasını “eleştirel seslere yönelik bir tasfiye sürecinin parçası” olarak nitelendirdi. Uzun yıllar adliye muhabirliği yapan ve araştırmacı gazeteciliğiyle tanınan Uludağ, insan hakları ihlalleri, yolsuzluk dosyaları ve güvenlik bürokrasisine ilişkin haberleriyle biliniyor. 2021 yılında Almanya’da Raif Badawi Cesur Gazetecilik Ödülü’ne layık görülmüştü.
Alman hükümeti konuyu olağan basın toplantısında gündeme taşıdı. Hükümet Sözcü Yardımcısı Sebastian Hille, süreci “derin endişe ve büyük bir dikkatle” izlediklerini belirterek, “Basın ve düşünce özgürlüğü bizim için temel önemdedir. Bu özgürlükler demokratik toplumların vazgeçilmez taşlarıdır” dedi. Hille, gazetecilerin baskı korkusu olmadan görevlerini yapabilmesi gerektiğini vurgulayarak, bunun Türkiye için de geçerli olduğunu söyledi.
Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanı Wolfram Weimer de Uludağ hakkındaki suçlamaların “dayanaksız” olduğunu ifade ederek, “Çağrım açık: Alican Uludağ derhal serbest bırakılmalıdır. Gazetecilik suç değildir” açıklamasında bulundu. Weimer, Deutsche Welle ve çalışanlarının Türkiye’de özgürce ve bağımsız şekilde çalışabilmesi gerektiğinin altını çizdi.
DW Genel Müdürü Barbara Massing de suçlamaları “asılsız” olarak nitelendirdi ve tutuklamanın Türkiye’de basın özgürlüğü üzerindeki baskının bir göstergesi olduğunu söyledi. Almanya’daki gazeteci örgütleri ve insan hakları savunucuları da Uludağ’ın serbest bırakılması çağrısında bulundu.
Uludağ, 2017’de Die Welt muhabiri Deniz Yücel’in tutuklanmasından bu yana Türkiye’de tutuklanan ilk Alman merkezli medya kuruluşu muhabiri oldu. Ancak o dönem Alman-Türk ilişkileri oldukça gerginken, son dönemde iki ülke arasında özellikle güvenlik ve NATO iş birliği alanlarında daha yakın bir diyalog dikkat çekiyordu. Bu nedenle tutuklama Berlin’de ayrıca şaşkınlık yarattı.
Türk hükümetinden ise şu ana kadar Almanya’nın çağrılarına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı. Hükümete yakın medya organlarında ise Almanya’nın eleştirilerine karşılık verildiği görüldü.
Türkiye’de basın özgürlüğü uzun süredir uluslararası kuruluşların raporlarında eleştiri konusu oluyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 159’uncu sırada yer alıyor. Alman Gazeteciler Birliği’ne göre Türkiye’de çok sayıda gazeteci halen tutuklu bulunuyor.
Almanya, Uludağ’ın durumunun hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde ele alınmasını ve adil bir yargılama sürecinin işletilmesini talep ederken, sürecin nasıl ilerleyeceği belirsizliğini koruyor.