GÜNDEM

Gazeteci Yanardağ'dan '10 Ocak' mesajı: "Gerici, faşizan bir saldırı ve kuşatma altındayız"

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle Üsküdar’daki Tekin Kitapevi’nde “Merdan Yanardağ için dayanışma imzası” etkinliği düzenlendi.

Etkinlikte Sevim Kahraman Yanardağ, eşi Merdan Yanardağ'ın cezaevinden yazdığı mektubu okudu.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle Üsküdar’daki Tekin Kitapevi’nde bir araya gelen gazeteciler Özlem Gürses, Çiğdem Toker, Sevim Kahraman Yanardağ, Filiz Gazi, Evren Özalkuş ve Sedef Kabaş, casusluk soruşturması kapsamında 24 Ekim 2025 tarihinden bu yana tutuklu olan “Merdan Yanardağ için dayanışma imzası” etkinliğine katıldı.

Etkinlikte Merdan Yanardağ’ın eşi Sevim Kahraman Yanardağ, Merdan Yanardağ’ın Silivri'den gönderdiği mektubunu okudu.

Mektupta Yanardağ şu ifadeleri kullandı:

"Silivri’den merhaba. Öncelikle bu önemli ve beni mutlu eden etkinlik için emeği geçen herkese içtenlikle teşekkür ediyorum. Dayanışma, bizi yücelten en önemli insanlık erdemlerinden biri. Üstelik bir ülke örgütlü bir kötülüğün saldırısına uğradığı zamanlardan geçiyorsa, dayanışma daha büyük değer taşıyor, insana güç veriyor. İyilik için direnme ve mücadele gücü. Gerici, faşizan bir saldırı ve kuşatma altındayız. Bizi teslim almaya çalışıyorlar. Bir kavga ve mücadele ahlakları da yok. Yağmacı ve talancı oldukları gibi kalleş ve korkaklar. Pusu kuruyor, hile yapıyor, yalan söylüyor, iftira atıyor ve kumpas kuruyorlar.

İnsan, kavganın da dostluğun da mertçe olmasını istiyor. Ama insanı yücelten değerlere düşmanlığı varlık gerekçesi yapanlar için böyle bir ahlak ve erdemin olmadığı açık. Bu nedenle bir uzlaşma ya da ortalama almak mümkün değil. Bunu denemek bile teslim olmak anlamına gelecektir. Deneyenler bu cehennemin yolunu döşedi. Bildiğiniz gibi teslim alamadıkları, geri adım attırmadıkları, boyun eğdiremedikleri her kişiye, kuruma ve kesime karşı kural ve ahlak tanımayan, hukuk ve anayasayı hiçe sayan bir saldırı başlattılar. Bir tür darbe rejimi içinden geçiyoruz. Ülkeye el koymak istiyorlar.

Tele 1’e ve bana yönelik saldırı ve bu kumpasın nedeni de, anlamı da budur. Amaç, susturmadıkları ve lisansını iptal etmeyi göze alamadıkları Tele1’e el koymak, beni ve arkadaşlarımı susturmaya çalışmaktı. Bu arada Ekrem İmamoğlu için de ne olur ne olmaz diye yedek bir tutuklama kararı çıkartmaktı. Yeni dönemi böyle planlıyorlardı. Ancak olmayacak, başaramayacaklar. Bu zorbalığa boyun eğmeyecek, beşinci sınıf kumpası da bozacağız. Hiçbir yalan gerçekten güçlü değildir. Hesap edemedikleri şey, bu ülkenin aydınlanma ve demokratik birikimi ile Jön Türkler'den süzülüp gelen devrimci damarıydı. Bu birikimi hafife aldılar.

Namık Kemallerin, Tevfik Fikretlerin, Hasan Tahsinlerin, Uğur Mumcuların soyundan gelen gazeteciler, aydınlar, ne boyun eğer ne de teslim olur. Dadaloğlu’ndan, Köroğlu’ndan, Pir Sultan’dan, Nazım Hikmet’ten gelir asilliğimiz. Buradayız. Gerçeğe olan sadakatimizi hiç yitirmeyen, bu ülkeyi karşılıksız seven insanlar olduğumuzu anlamadılar. Bu ülke bize her zaman, hatta çoğu zaman iyi davranmasa da o gerçeğe, iyiye, doğruya ve güzele sadakatimiz hiç sarsılmadı. Bunu bilemediler, sanırım bilemeyecekler

Bir de hesap edemedikleri dayanışma erdemidir. Bugün bu etkinlikte sizin ortaya koyduğunuz soylu pratik tavır, tutum ve davranıştır. Anlamadılar. O boyun eğmeyen soyundan gelen ve gerçeğe olan sadakatini hiç yitirmeyen kadın gazetecilerin, benim sevgili arkadaşlarımın, yürekli dostlarımın bu desteğini hiç unutmayacağım. Onur duydum, fazlasıyla gururlandım. Kolay mı, her biri mesleğimizi yücelten, erkek egemen dünyaya meydan okuyan, onu güzelleştiren, yalanlara teslim olmayan kadınlar, arkadaşlarım.

İşte bu nedenle kazanamayacaklar. Dayanışma, birliktelik, mücadele, dostluk, hem mesleğimizi güzelleştirecek, hem de biz kazanacağız. Tekin Yayınevi’ne her bir yürekleri gibi güzel arkadaşlarıma ve bu etkinliğe katılanlara bizi yalnız bırakmayan izleyici ve okur dostlarımıza çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Küresel haydutluğa da yerli ve milli haydutluğa da geçit vermeyeceğiz. Sevgiyle..." (ANKA)