CHP'nin, 4-5 Kasım 2023'te düzenlediği 38. Olağan Kurultayı için çıkan "mutlak butlan" kararının yankıları sürüyor.
Eski CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, sosyal medya paylaşımında Kılıçdaroğlu’nun “MİT’in kontrolünde hareket ettiğini” ve CHP’nin bu temel üzerinde yeniden dizayn edildiğini öne sürdü.
Aygün, X platformunda ve Facebook’taki paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“21 Mayıs 2026 Cuma gününden beri Türkiye halkı ve CHP seçmeni ‘şok’ halinde. Bir eski genel başkan, Saray tarafından CHP’nin başına ‘kayyum’ olarak atandı. Bu yüzden, birkaç gündür meydanlarda ‘Hain Kemal’ sloganları atılıyor.”
Aygün, 24 Mayıs’ta yaşanan olaylara ilişkin ise şu değerlendirmeyi yaptı:
“24 Mayıs Pazar günü ise, CHP genel merkez binasının kapıları kırıldı ve gaz bombaları eşliğinde binaya giren polisler, binayı işgal etti. Bu, ‘Cumhuriyet’in tasfiyesi’ni gösteren ironik bir mesajdı.”
“CHP, bu ağlar temelinde dizayn edildi”
Hüseyin Aygün, yazısında özellikle 2015 ve 2018 seçim süreçlerine dikkat çekerek CHP içerisindeki tasfiyelerin “devlet” ve “istihbarat” bağlantılı olduğunu iddia etti.
Aygün şu ifadeleri kullandı: “İki olay anlatacağım. CHP eski genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun ‘istihbaratın kontrolünde hareket ettiğini’ gösteren olaylar bunlar. CHP, bu ağlar temelinde dizayn edilmiştir.”
Refik Eryılmaz iddiası: “MİT seni izliyor”
Aygün’ün paylaşımındaki en dikkat çekici bölümlerden biri, eski Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz hakkında anlattıkları oldu.
Suriye’deki cihatçı grupların faaliyetlerini araştırdığını belirttiği Eryılmaz için Aygün şu ifadeleri kullandı:
“Kılıçdaroğlu bir gün Refik’i makamına çağırdı ve ‘uyardı.’ ‘MİT seni izliyor, hareketlerine dikkat et’ dedi.”
Aygün, bu durumun CHP açısından vahim olduğunu savunarak şu değerlendirmeyi yaptı:
“Burada en önemli nokta, MİT’in CHP gibi bir partinin genel başkanını ‘uyarması’, genel başkan olacak zatın -MİT’e ‘hangi hadle benim milletvekilimi izlersiniz’ demek yerine- kendi milletvekiline adeta gözdağı vermesiydi.”
“Milletvekili olmayacaklar listesi”
Aygün, CHP içerisinde bazı isimlerin yeniden milletvekili yapılmaması yönünde “devlet” tarafından karar verildiğini de ileri sürerek şu ifadeleri kullandı: “Bazı milletvekillerinin ‘CHP’de bir dahaki dönem olmaması gerektiği’ne ‘devlet’ tarafından karar verilmişti.”
Aygün, kendisinin ve Refik Eryılmaz’ın da bu listede olduğunu belirterek, “Tahmin ettiğiniz gibi, Refik de, ben de listede başlardaydık.” dedi.
“2018’de CHP’nin sol kanadı tasfiye edildi”
Hüseyin Aygün, 2018 seçim sürecinde CHP içerisindeki sol kanadın bilinçli biçimde tasfiye edildiğini de savundu.
Bu süreçte “Altılı Masa” ve bazı siyasi aktörlerin CHP’de “solcu” istemediğini yazan Aygün, “Kılıçdaroğlu, 2018 seçimlerinde bu defa ‘partinin sol kanadı’nı kırıp attı.” ifadeleri kullandı.
Ayrıca Veli Ağbaba ile yaptığı bir görüşmeyi şu şekilde aktardı: “Bizzat o bana söylemişti: ‘Bu, CHP sol kanadın tasfiyesidir!"
“Tarihte kalacak sayfalar”
Aygün, açıklamasının sonunda son gelişmelerin ardından geçmişte yaşananların kamuoyu tarafından bilinmesi gerektiğini belirtti.
Paylaşımını şu sözlerle tamamladı: “Kılıçdaroğlu’nun ‘kayyum’ olarak CHP’ye atanması ve ‘CHP’nin işgali’ sonrası, tarihte kalmış bu ‘sayfalar’ın herkes tarafından bilinmesi gerektiğini düşündüm.”
Hüseyin Aygün'ün paylaşımının tamamı şu şekilde:
CHP'DE 2015 TASFİYELERİ VE MİT'İN ROLÜ
21 Mayıs 2026 Cuma gününden beri Türkiye halkı ve CHP seçmeni "şok" halinde. Bir eski genel başkan, Saray tarafından CHP'nin başına "kayyum" olarak atandı. Bu yüzden, bir kaç gündür meydanlarda "Hain Kemal" sloganları atılıyor. Bu tarihte görülmüş bir şey değil.
24 Mayıs pazar günü ise, CHP genel merkez binasının kapıları kırıldı ve gaz bombaları eşliğinde binaya giren polisler, binayı işgal etti. Bu, "Cumhuriyet'in tasfiyesi"ni gösteren ironik bir mesajdı.
Cumhuriyeti, CHP'nin bir "eski genel başkanı"nın eliyle yıktılar. Bunu da not ediyoruz. Ama Türkiye halkının bilmesi gereken başka "notlar" var.
Bu kısa yazıda sizi 2015 ve 2018 seçimlerine götüreceğim. Bugünlere nasıl geldiğimizin ipuçları o seçimlerde saklıdır.
İki olay anlatacağım. CHP eski genel başkanı Kılıçdaroğlu'nun "istihbaratın kontrolünde hareket ettiğini" gösteren olaylar bunlar. CHP, bu ağlar temelinde dizayn edilmiştir.
2011 sonrası AKP -ve özellikle MİT- belli "hassas konular"ın tartışılmasından rahatsız olmuştur. Suriye bu meselelerin başında gelir.
Refik Eryılmaz, Hatay milletvekili olarak cihatçı yamyamların Suriye'de yaptıkları katliamları güçlü bir şekilde teşhir eden bölge milletvekiliydi. Türkiye-Suriye sınırına kadar giderek cinayetleri belgeliyor, cihatçıların Hatay'da tedavi edilmesini teşhir ediyor, Şam'a giderek Türk gazeteciyi bizzat Beşar Esad'dan teslim alıyor, tek bir gün boş durmuyordu.
Refik öylesine etkiliydi ki, TBMM grubu ile "Suriye konusu" ile ilgili Amerika'ya davet edildi. Gitti ABD'de, cihatçılara desteğin Ortadoğu'daki muhtemel sonuçlarını bugünün faillerine, yani Amerikalılara da anlattı.
O yoğun haftalarda, Kılıçdaroğlu bir gün Refik'i makamına çağırdı ve "uyardı." "MİT seni izliyor, hareketlerine dikkat et" dedi. Refik'e sormuştum: "Sen Kemal beye ne cevap verdin?" Refik sessiz kalmış, sanırım bir parça endişelenmiş. Normal, herkes korkabilir. Hele ki karşında devletin istihbarat örgütü varsa.
Ama burada en önemli nokta, MİT'in CHP gibi bir partinin genel başkanını "uyarması", genel başkan olacak zatın -MİT'e "hangi hadle benim milletvekilimi izlersiniz" demek yerine- kendi milletvekiline adeta gözdağı vermesiydi.
-Refik kadar olmasa da- 2011 sonrası Suriye meselesiyle ilgilenen milletvekillerinden biriydim. Cezaevleri, Çarkın'ın itiraf ettiği faili meçhul cinayetler, toprak altındaki kimliksiz ölüler, TBMM'de cemevi, Dersim '38 meselesi. Bunlar çalışma alanlarımdı.
Hiç kimse bu görevleri bana vermemişti. Yerimde otursaydım, el kaldırıp indirseydim, CHP de, Kılıçdaroğlu da çok memnun olurdu. Yapmadım. Elbette bunun bir "bedeli" olacaktı. Biliyordum.
Genel başkana yakın bir arkadaş bir gün bana, "üstü çizilen milletvekilleri listesi"nden bahsetti. Bazı milletvekillerinin "CHP'de bir dahaki dönem olmaması gerektiği"ne "devlet" tarafından karar verilmişti (Bu "devlet"in, "hangi devlet" olduğunu tahmin edersiniz).
"Çin Gezisi"nden dönen Kemal Kılıçdaroğlu istifamı istedi, "partiye zarar vermemek için istifa ediyorum" tek cümlesiyle, mavi kalemle imzaladım, kendisine verdim dilekçeyi. Bir kaç gün sonra danışmanı TBMM'de odama geldi, "patron dilekçeyi işleme koymayacak, istifaya zorladılar derler" dedi. Sonra seçimlere bir yıl kala, resmen disipline verdiler ("Beykoz Konakları" eleştirilerim), yine güçleri yetmedi, yine atamadılar.
2015'in öncesinde, Kemal beye yakın isimler -hararetle ve memnuniyetle- yine bir "MİT listesi"nden bahsediyorlardı. "Milletvekili olmayacaklar" listesi.
Tahmin ettiğiniz gibi, Refik de, ben de listede başlardaydık -Ne tuhaf bu "sayfa"lardan hep onur duymuşumdur-. Refik yeniden milletvekili olmak istedi, yapmadılar -Sonra belediye başkanı oldu ama-.
Ben zaten en az altı ay evvelden, "aday olmayacağım" diye açıklama yapmıştım. Meşum "liste"den değil ama, CHP'lilerden her gün "dayak yemek"ten bıkmıştım, bir gün bir milletvekili (Şu an Erdoğan'ın gadrini tadan Tanju Özcan onların başında gelir), ertesi gün Balıkesir'de bir ilçe (mesela Sındırgı) belediye başkanı -basın önünde- hakaret ediyordu, cevap veremiyordum. İnsan bir kavgaya girerse, "arkadaşı" ile kavga edemez ki -Sonra "arkadaşlar"la da kavga edilebileceğini öğrendim ama-.
Listeye alınmamız "yeni" değildir ve sebepleri de uzundur: Kısaca -ben ve Refik'ten kaynaklanmayan en az beş yüz yıllık geçmişi- ve dört yıllık aktif meclis faaliyetlerine dayanır.
Hep "devletlü" olan Kılıçdaroğlu, 2015'te biz "ufak lokmaları" yedikten sonra, 2018 seçimlerinde bu defa "partinin sol kanadı"nı kırıp attı. "Altılı Masa", Meral hanım ve arkasındaki -derindeki güçler-, CHP'de "solcu" istemiyordu. -Bugünlerde adı sıkça basında yer alan Veli Ağbaba'yla konuşmuştum, bizzat o bana söylemişti: "Bu, CHP sol kanadın tasfiyesidir!"-
Kılıçdaroğlu'nun "kayyum" olarak CHP'ye atanması ve "CHP'nin işgali" sonrası, tarihte kalmış bu "sayfalar"ın herkes tarafından bilinmesi gerektiğini düşündüm.



