4 Kasım 2011'de patlak veren skandal ise bu cinayetlerin arkasında aslında neo-Naziler tarafından kurulmuş, Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) adlı aşırı sağcı örgütün olduğunu ortaya çıkardı.

Almanya'da "terör örgütü" olarak sınıflandırılan NSU'nun iki üyesi Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt, başarısız bir banka soygununun ardından kaçtıkları karavanda intihar etmiş, örgütün üçüncü üyesi Beate Zschaepe ise kaldıkları evi ateşe verdikten bir süre sonra polise teslim olmuştu.

Aynı günlerde Alman basınına, göçmen kuruluşlara, Türkiye'nin diplomatik temsilciliklerine gönderilen DVD'lerde, NSU adlı örgüt adına sekiz Türkiye kökenli, bir Yunan göçmen ve bir polisin öldürüldüğü cinayetler üstlenildi.

Başkonsolosluk "güvenlik endişesiyle" kapandı Başkonsolosluk "güvenlik endişesiyle" kapandı

Basına sızan bilgiler, bu aşırı sağcıların aslında 1990'lu yılların sonundan itibaren Alman iç istihbaratı tarafından takip edilen, istihbaratın muhbirleriyle temasta olan kişiler olduğunu ortaya koydu.

Alman makamları NSU'yu kuran üç kişinin yıllar önce izlerini kaybettirdiklerini, bu örgütün kurulmasından ve cinayetlerden önceden haberdar olmadıklarını öne sürdü.

Ancak 4 Kasım 2011'deki skandalın hemen ardından Alman iç istihbarat teşkilatı BfV'nin muhbirlerle ilgili gizli dosyaları imha etmesi, daha sonra bazı makamların NSU cinayetleriyle ilgili raporlara 120 yıl gizlilik kararı alması, kamuoyunda tartışmaları beraberinde getirdi ve kuşkuları artırdı.