Peter Schwarz yazdı:

Federal Şansölye Olaf Scholz ile ortak bir basın toplantısı düzenleyen Abbas’a Münih’te İsrail Olimpiyat takımına düzenlenen terör saldırısının 50. yıldönümünde İsrail’den özür dileyip dilemeyeceği soruldu. Abbas doğrudan bir cevap vermedi ancak daha sonra “İsrail 1947’den bugüne kadar 50 Filistin yerleşiminde 50 katliam gerçekleştirdi” dedi. “Elli katliam, 50 Holokost” diye de ekledi.

Scholz gözle görülür bir şekilde öfkelendi ancak tepki vermedi. Basın toplantısı Abbas’ın açıklamasının hemen ardından sona erdi. Daha sonra Alman Şansölyesi konuğunu Twitter üzerinden azarladı. Scholz, “Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ağza alınmayacak açıklamaları karşısında derin bir öfke duyuyorum” diye yazdı. “Özellikle biz Almanlar için Holokost’un görelileştirilmesi kabul edilemez ve hoş görülemez. Holokost’ta işlenen suçları inkâr etmeye yönelik her türlü girişimi kınıyorum.”

Abbas, Filistin haber ajansı Wafa’ya yaptığı açıklamada, başbakanlık ziyareti sırasında Holokost’un benzersizliğini sorgulamak istemediğini belirtti. Bunun modern insanlık tarihindeki en iğrenç suç olduğunu belirten Abbas, daha ziyade İsrail ordusunun Filistin halkına karşı işlediği suçlara dikkat çekmek istediğini söyledi.

Yine de kulakları sağır eden bir çığlık yükseldi. Bunda başı çeken, II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok sayıda üst düzey Nazinin yeni kariyerler bulmasına yardımcı olan Hıristiyan Demokratlar (CDU) oldu.

“Başbakanlıkta inanılmaz bir olay” (CDU lideri Friedrich Merz); “böyle bir gaftan sonra sessiz kalmak affedilemez” (CDU milletvekili Matthias Hauer); “Başbakanlıkta şimdiye kadar duyulmuş en kötü gaf” (eski CDU lideri Armin Laschet); “Abbas, Holokost’u önemsizleştirmesiyle ünlüdür. Kendisi Filistin terörünü meşrulaştırıyor ve finanse ediyor” (Volker Beck, Yeşiller); “Ahlaki bir rezalet” (İsrail Başbakanı Yair Lapid).

Medya da benzer tepkiler verdi: “Muhtemelen bir devlet başkanının Berlin’deki başbakanlıkta gerçekleştirdiği en büyük, hesaplı tabu yıkma eylemlerinden biri” (devlet kanalı ARD); “Şansölye nerede durduğunu göstermeli” (Frankfurter Allgemeine Zeitung); “Abbas sonunda antisemit bir kışkırtıcı olarak kendini ifşa etti” (Augsburger Allgemeine); “Abbas Holokost’u göreceleştiriyor... ve Scholz sessiz kalıyor” (Bild).

Bundan daha ikiyüzlü olmak zordur. Almanya’daki kanaat önderleri Holokost’un küçümsenmesiyle ve antisemitizmle gerçekten mücadele etmek istiyorlarsa, işe kendi kapılarının önünden başlamalıdırlar. Alman hükümeti 2014 yılında yeniden askeri bir süper güç olma hedefini açıkça ilan ettiğinden beri, Almanya’daki Nazi rejiminin suçları sistematik olarak önemsizleştirilmiştir.

Berlinli tarihçi Jörg Baberowski, Şubat 2014’te Der Spiegel’de, Hitler’in “psikopat olmadığını” ve “kötü biri olmadığını” çünkü “Masasında, Yahudilerin ortadan kaldırılması hakkında konuşulmasını istemediğini” söylediğinde, Humboldt Üniversitesi yönetimi ve Almanya çapında çok sayıda akademisyen meslektaşı onu destekledi ve savundu. 

Baberowski’nin Ernst Nolte’ye itibarını iade etme çabaları (“Nolte’ye haksızlık yapıldı. Tarihsel olarak konuşmak gerekirse, o haklıydı”), medya ve politikacılar arasında geniş bir destekle karşılandı. Daha 1986’da Nolte Nazi rejimini meşrulaştırmaya çalışmış ve böylece aralarında Jürgen Habermas’ın da bulunduğu çok sayıda tanınmış akademisyenin kendisine karşı çıktığı Tarihçiler Çatışması’nı tetiklemişti. Şimdi ise SGP ve çok sayıda öğrenci temsilcisi dışında Nolte’ye karşı herhangi bir muhalefet söz konusu değil.

Baberowski Holokost’u Rus iç savaşındaki infazlarla aynı kefeye koyduğunda bile (“Aslında, bu aynı şeydi: endüstriyel cinayet”), bu, Abbas’ın sözlerinin aksine, Holokost’u önemsizleştirmek olarak görülmedi.

Baberowski’nin Humboldt Üniversitesi’nden meslektaşı olan siyaset bilimci Herfried Münkler, o dönemde saldırgan bir dış politika izlemek için Nazi suçlarının bu şekilde önemsizleştirilmesinin gerekli olduğunu açıkça ifade etmişti. Süddeutsche Zeitung’a verdiği demeçte Münkler, “Eğer bizim her şeyden suçlu olduğumuz düşüncesine sahipseniz, Avrupa'da sorumlu bir politika izlemeniz mümkün değildir” dedi.

Almanya İçin Alternatif (AfD), işte bu ortamda gelişti. AfD’nin Nazi rejimini önemsizleştirmesi kötü bir şöhrete sahiptir. Alexander Gauland’ın Nazi rejimini “kuş pisliği”ne benzeten yorumunu ve Björn Höcke’nin Holokost Anıtı’na yönelik saldırılarını hatırlatmak yeterlidir. Nazi savunuculuğuna rağmen bu parti siyasi olarak desteklenmiş, medya tarafından öne çıkarılmış ve parlamentonun önde gelen komitelerinde görevlendirilmiştir.

Ukrayna’daki savaşla birlikte Nazi suçlarının önemsizleştirilmesi yeni boyutlar kazanmıştır. Alman hükümeti artık bu suçları küçümsemekle kalmayıp yücelten siyasi güçlerle açıkça işbirliği yapıyor.

Örneğin, Nazi işbirlikçisi ve katliamcı Stepan Bandera’ya bir “kahraman” olarak saygı duyan Ukrayna Büyükelçisi Andrej Melnik, medya tarafından uzun süre bir yıldız muamelesi gördü. Hatta Melnik, Bandera’nın Ukraynalı Milliyetçiler Örgütü (OUN) tarafından yüz binlerce Yahudi’nin, Polonyalının ve Rus’un öldürüldüğünü alenen inkâr ettiği için bu yaz Berlin’deki görevinden ayrılmak zorunda kaldığında, önde gelen Alman politikacılar onun ayrılışının ardından gözyaşı döktü.

Bir Annenin Mücadelesi: Rabiye Kurnaz Bush'a Karşı Bir Annenin Mücadelesi: Rabiye Kurnaz Bush'a Karşı

Bandera’ya saygı göstermenin Melnik’in kişisel bir özelliği değil, Ukrayna devletinin resmi ideolojisi olduğu iyi bilinmektedir. Ülkede şu anda bu Nazi işbirlikçisi, Mussolini hayranı ve azılı antisemitist için 40 anıt bulunuyor. En büyüğü Lviv’de, yedi metre yüksekliğinde ve 30 metrelik bir kemerin önünde duruyor. İvano-Frankivsk’teki anıt, altı futbol sahasına eşdeğer bir alanı kaplıyor.

Ukrayna ordusunun seçkin birlikleri, dünyanın dört bir yanındaki şiddet yanlısı faşistlerle bağlantı kuran Azak Taburu gibi fanatik neo-Nazilerden devşiriliyor.

Ancak bu durum, Abbas’ın sözde antisemitizmine öfkelenen politikacıları ve yazarları rahatsız etmiyor. Onların ahlaki standartları Alman emperyalizminin dış politika çıkarlarına dayanıyor ve söz konusu ülkenin/liderin müttefik ya da rakip olmasına bağlı olarak esneklik gösteriyor.

Bir müttefikin Nazilerle kıyaslanması, Holokost’un önemsizleştirilmesi ve antisemitizm örneği olarak görülürken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi muhalifler, aynı çevrelerden herhangi bir endişe dile getirilmeksizin sürekli olarak Hitler ile bir tutuluyor. Bu tür haberler Alman medyasında neredeyse her gün yer almaktadır. Ünlü tarihçi Heinrich August Winkler bile Die Zeit için “Putin’i Hitler’e bağlayan nedir?” başlıklı bir makale kaleme aldı.

Abbas’a yönelik atıp tutmalar, Alman militarizmine ve Ukrayna’daki savaşa yönelik büyüyen halk muhalefetine karşı bir saptırma manevrasıdır. ABD, Almanya ve NATO’nun Ukrayna’da Rusya’ya karşı bir vekâlet savaşı verdiği ve bu savaşın Ukrayna halkına rağmen yürütüldüğü her geçen gün daha da netleşiyor.

NATO, askerleri eğitiyor, silahları tedarik ediyor, hedefleri seçiyor ve uzun zamandan beri kendi uzmanlarıyla sahada bulunuyor. Amacı demokratik bir Ukrayna değil, Rusya’nın boyunduruk altına alınması ve parçalanmasıdır. Dünyanın en değerli kaynaklarından bazılarına sahip olan Rusya’nın, Çin’in potansiyel bir müttefiki olarak ortadan kaldırılması gerekiyor.

Abbas, Filistinli Arap burjuvazisinin bir temsilcisidir. Batı Şeria’da İsrail ve emperyalist müttefiklerinin gardiyanı rolünü oynamaktadır. Büyük ölçüde Avrupa Birliği tarafından finanse edilen yozlaşmış Filistin Yönetimi, isyankâr gençlere karşı polisini gönderiyor. Halk yönetimden o kadar nefret ediyor ki, Abbas 16 yıldır parlamento seçimlerini erteliyor.

Eğer 87 yaşındaki bu adam zaman zaman öfkesini dışa vuruyorsa, bunun nedeni hizmetlerinden dolayı İsrail’den hiçbir teşekkür almamasıdır. Vaat edilen iki devletli çözüm müzakereleri 2014’ten beri durmuş durumda. Abbas İsrail hükümetinin önünde secde ettikçe, İsrail hükümeti, BM kararlarını ve uluslararası hukuku ihlal ederek Filistin halkına karşı daha da acımasız davranıyor.

İsrail hükümetinin kendisi de ilkesizce tüm dünyada aşırı sağcı ve hatta antisemitist güçlerle çalışıyor. Başbakan Benjamin Netanyahu döneminde o kadar çok sağcı ve milliyetçi siyasetçi Yad Vaşem Holokost Anıtı’nı ziyaret etti ki, buraya “çamaşır makinesi” adı takıldı.

Bu şekilde aklanan siyasetçiler arasında eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yanı sıra Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, aşırı sağcı İtalyan Lega’nın lideri Matteo Salvini, kendisini Hitler’e benzeten eski Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte ve daha niceleri yer alıyor.

Almanya ile siyasi ve askeri açıdan yakın müttefik olan İsrail hükümetinin Filistinlilere yönelik acımasız ve yasa dışı politikasını eleştiren herkese karşı uzun zamandır antisemitizm suçlaması yöneltiliyor. Bu suçlama aynı zamanda Alman militarizminin muhaliflerini sindirmek için kullanılıyor. (wsws.org.tr. / Peter Schwarz)