Yıldızları severdi, “Star Sistemi”ni değil…[*]

“Ölümsüzlüğün bedeli oldukça fazla olur.

Bunun karşılığı olarak birçok kez ölür

henüz yaşarken insan.”[1]

“Kahraman,

çevresine ölüm yaymaz,

ama ölüme meydan okur.”[2]

“Yıldız Güncesi”, sustu… Cengiz Gündoğdu, artık o günceyi tutamayacak… Çünkü O, yıldızlara karıştı…

80 küsur yıllık yaşamın, 60 kitabın, kim bilir kaç tonluk ısrarın, direncin yükünü kaldıramayan gövdesi yoğun bakımlarda, hastane odalarında, fizik tedavilerde parça parça kendisini terk ederken, gözü, bacakları, kalbi isyan bayrağını çekerken, o müthiş irade, yazacağı yeni kitapları kurguluyordu oysa:

Burada, sayrılarevinde sakat bir biçimde yatarken altmışbirinci kitabımı düşünüyorum. Yeni bir kitap… Marksist Denemeler… Çok değişik bir yöntemle hazırlayacağım. Dün, bütün gün, sanki başka işim gücüm yokmuş gibi, bu kitabın düşüncesiyle geçirdim günü. Yazmam gereken bölümleri bölüm bölüm yazdım. Ne anlama geliyor bu, bilmiyorum. Yazabilir miyim bir daha…”[3]

Orada durmuyor ki Cengiz Ağabey… Altmışikinci, altmışüçüncü, altmışdördüncü kitabını düşlüyor, beş-altı adım atabilip yeniden saplandığı yatağında: “Daha sonra yine Aristoteles’in Ethica kitabı. Benim için son derece önemli bir kitap. Atölyede okuttum bu kitabı. Kapital’i de okuttum… Bu da altmışikinci kitabım olacak. Daha sonra Aristoteles’in Poetica kitabı… Ondan sonra, çok zor olmakla birlikte G. Lucacs’ın Estetik adlı kitabı var…”

Bu kararlılık, bu sebat, bu inat, 36 yıldır -hiçbir kurumdan destek maddi almaksızın, kendini her türlü “sponsorluk” ilişkisinin dışında tutarak, daha ilk sayısından itibaren “star sistemi”ne karşı olduğunu haykırarak-yayın yaşamını sürdüren İnsancıl dergisinde vücut buluyor.

“Star sistemi”ne karşıydı, dedik… Sanırız bu tanımlamayı ilk telaffuz edenlerdendi… Bu ülkenin edebiyatına özellikle 80’li yıllarda, eşyayı adıyla çağıralım, tam olarak 12 Eylül darbesi sonrasında musallat olan, “holding medyası” eliyle meşhur edilen, Taksim, Nişantaşı, Etiler barlarında parlatılan, dönemin yükselen yıldızı reklam sektörüyle al takke ver külâh romancılara, öykücülere, şairlere öfke doluydu. Bu coğrafyada aklınıza gelebilecek her şeyi, insanları, doğayı, fikirleri, düşleri metalaştıran neoliberal kapitalizmin düşün, yazın ve sanat alanındaki saldırılarına karşı durdu, 80’li, 90’lı yılların boğucu yalnızlığında…

Yazarlıkla metin yazarlığının, film yapımcılığıyla dizi sektörünün, tiyatro sanatçılığıyla dizi oyunculuğunun, resim sanatıyla villa dekorasyonunun iç içe geçtiği, holding yayıncılığının 141-142’den hükümlü yayıncılığı gömdüğü o karanlık yıllarda ezilenler, sömürülenlerle saf tutan sosyalist gerçekçi duruşundan bir milim taviz vermedi. Hayat yoldaşı Berrin Taş ile el ele…

Marksist açıdan yorumladığı Aydınlanma’nın yolundan hiç ayrılmadı. Maddeci felsefeden bir an bile vazgeçmedi; postmodern nihilizmin öznelciliği, idealizmi, göreciliği göklere çıkardığı o günlerde.

“Estetik bilinci gelişmiş… hayatın içinde yaşayan… karşı cinsle şarap içmesini bilen… klasik müziği seven… parası yoksa sevgilisiyle karlı dağlara tırmanan… aşka körlük diye bakmayan… aşkı anarşizimle özdeşleştirmeyen… sanatı, hayatın önemli bir parçası gören… değişime hazır… modaya boyun eğmeyen… insani ideallere inanmış… direngen bir okur istiyoruz..”[4] diyordu İnsancıl’ın ilk sayısı için kaleme aldığı yazıda. Bu okuru biçimlendirmek için kolları sıvadı.

Yalnızca dergisiyle, yazıları, kitapları ile değil. Özgür Üniversite’deki dersleri, İnsancıl Atölyesi’ndeki çalışmaları, yaşama emek eksenli bakmasını bilen, sorgulayan, eleştiren, boyun eğmeyen bir okur-insan tipini yetiştirme mücadelesine adanmışlığının kanıtıdır. Akıntıya teslim olmamaya istekli genç kadın ve erkeklerin devam ettiği atölyelerde felsefe, sanat, edebiyat, eleştiri, hayat, aşk, insanlık hâlleri, yabancılaşma… yüzlerce konu ele alındı. Birlikte kitaplar okundu, ilk ürünler paylaşıldı, dinlendi, eleştirildi… Kolektivite hep ön planda. Ama ne yaratıcılıktan, ne de estetikten asla vazgeçmeksizin…

Pek çok genç insan, Cengiz Ağabey’in yüreklendirmesiyle, İnsancıl sayfalarında attı yazarlığa ilk adımlarını. Atölyeden, dergi sayfalarına… O tok sesiyle en acımasız eleştirilerini eksik etmedi onlardan-öğrencilere sınıflar savaşımının edebiyat cephesinde yol gösteren titiz, disiplinli bir öğretmendi. Sevecenliği sertliğinin içine gömülüydü…

Kimi zaman “acaba boşuna mı kürek çekiyorum” duygusuna kapılmadı değil… Ama toprağa tohum saçmaya ısrarla devam etti… Döşeğinde ölürken yazacağı yeni kitapları kurgulayan bir ısrar…

Belki de en acısı, bedenine karşı amansız bir mücadele verdiği hastanede parasızlıkla da yüzleşmek zorunda kalması: “Para sorunu devam ediyor. Parada sıkıntı var. Berrin Taş kredilerle çözmeye çalıştı…” ya da: “Sorunlar devam ediyor… İkinci can sıkıcı sorun, maddi sorunlar. Berrin Taş kredi kartlarıyla sorunu çözmeye çalışıyor. Bu bunalımlı günlerde rastladığım o kuyruğu bağlı köpek karşıma çıktı. Her zaman bunalımlı günlerimde karşıma çıkar düşümde. Düşümde ben bankadan para almaya çalışırken o beni engelliyordu.”[5]

Düşünsenize… Siz amansız bir yaşam mücadelesi veriyorsunuz hastane köşelerinde; bir yandan da gözünüz özelleştirilmiş/ piyasalaştırılmış sağlık sisteminin durmaksızın rakam arttıran taksimetresinde. O mücadeleyi yitirirseniz, borçlu gideceksiniz…

“Atalarımızın hayrat diye çeşmeler yaptırdığı su, satılır mı?” diye soruyordun, Cengiz Ağabey, çocuksu bir hayretle… Sattılar. Suyu da, havayı da, sanatı da, edebiyatı da, sağlığı da, bilgiyi de… Her şeyi, ama her şeyi kâra dönüştüren bir çarka çevirdiler yaşamı…

Bu nedenle, sen yıldızlara karışadur, bize duruşun lazım. Kararlı, tavizsiz, direngen, aydınlık… Toprağa saçtığın tohumlar meyveye durduğunda, kırılacak o çark. Ve artık hiçbir bebek sütsüz, hiçbir hasta rehin, hiçbir yaşlı güvencesiz, hiçbir genç işsiz, hiçbir çocuk okulsuz, hiçbir birey evsiz kalmayacak. Ve o kuyruğu bağlı köpek sonsuza dek silinip gidecek düşlerden…

İyi ki yaşadın, Cengiz Ağabey. İyi ki yazdın!

15 Temmuz 2026 18:46:39, Muğla.

N O T L A R

[*] İnsancıl Dergisi, Yıl:36, No: 433, Ağustos 2026…

[1] Friedrich Nietzsche.

[2] Aristoteles.

[3] Cengiz Gündoğdu, “Hayat Dersleri”, İnsancıl Dergisi, Yıl:36, No:428, Mart 2026, s.61.

[4] Cengiz Gündoğdu, “Taze Demlenmiş Çay Gibi”, İnsancıl Dergisi, Yıl:1, No:1, Kasım 1990… https://insancil.com/hakkinda

[5] Cengiz Gündoğdu, “Hayat Dersleri”, İnsancıl Dergisi, Yıl:36, No:428, Mart 2026, s.61.