YAŞAM VE ÖLÜM(SÜZLÜK) ÜSTÜNE[*]

“Ölüm bizim için hiçtir.”[1]

İnsan olan ve kalan, her daim ölümsüzdür; ona ne şüphe?!

Bu bağlamda Lucretius’un, “Ben varken ölüm yok, ölüm varken ben yokum; o hâlde korkacak ne var?” sözüne değer vermek önemlidir; korkunun ölümün yarısı olduğunu bilmek gibi…

Farkındayız: Ölüm karşısında herkes eşittir, ve yaşam bir ölüm sürecidir.

Ancak bir şey yapmadan geçirilen yaşamın ölüm olduğunu kavrayamayanların ölüm korkusu, ölümden daha korkunçtur. Ve tam da bunun için yaşam ne kadar yaşanmamışsa, ölümden o kadar korkulur. Korku kimseyi ölümden kurtarmaz ama ölüm korkusu köleliğin başlangıcıdır.

Herkes maddenin doğasındaki ölüme hayat borçlu olsa da; yaşam ölümden daha güçlüdür. Çünkü Georges Politzer’in işaret ettiği üzere, “Ölümün bağrında yaşam vardır”

Yaşam kadar doğal olduğu hâlde neden ölümden korkulur ki?

Ölüm yaşamın öteki yüzü değildir; onun parçasıdır. Ondan korkmak mı? Asıl trajedi kapitalizmde yaşamaktır. Ölmekten daha zordur ölümleri yeniden yaşamak.

Kaldı ki ölüm, ölenden çok ardında kalanları ilgilendirir.

Aslolan insan(lık)ın ölümü değil, nasıl yaşadığıdır ve açlık, hiçbir zaman resmî ölüm nedeni olarak belgelenmez!

* * * * *

Ölümden değil, yaşamın hakkını vermemekten korkmak gerekirken; “Öncelikle, sıkıntıdan korkmayın ve ikincisi, ölümden korkmayın,” sözlerini unutmamalıyız Mao Zedong’un.

Hayat olmayan yerde ölüm yok. Yaşam ölümü içinde taşır. Yaşamın bedeli ölümle ödenir. Yaşam, ölüm pahasına öğrenilirken; yaşamda ölü olmaktansa, ölümüne yaşamış olmaktır insan(lık)a yakışan; “Ölümle yüzleşmek özgürlükle yüzleşmektir. Ölmeyi öğrenen kölelikten azat olur. Ölümün kötü bir şey olmadığını anlayanlar için hayata hiçbir kötü şey yoktur. Ölümü tanımak, bizi her türlü bağımlılıktan ve baskıdan kurtarır,” sözü üzerindeki üzere Michel de Montaigne’ın.

* * * * *

Sadece yaşam ve ölüm her şeyi değiştirebilirken; elbette hayata da, ölüme de sahip çıkan cürete muhtacız. Malum: Ölüme aldırmayan ölümsüzler devrimcilerdir.

Bilmeyen var mı? Yaşam boyunca ölüm çağırır bizi. Günler ölüme doğru gider ve bunların da bir son günü vardır.  Aslolan ölüm gelirken başını dik tutabilmektir.

Yani yaşam ve ölüm arasında mücadeleye sarılmaktır; ölümün ardından da yaşama haykıracak sözler bırakılabilmektir çözüm; Sait Faik Abasıyanık’ın, “Ölüm var arkadaş, ölüm. Şu köşkün sahibi de ölecek, şu horoz da” fütursuzluğuyla…

Bilinsin, unutulmasın: Ölüm(süzlük) yaşama anlam verir; dindiremeyeceği acı yoktur.

Ölümden korkmayan öl(dürüle)mez; onun sayesinde yaşam kendini yenileyip, yeniden doğar.  Yani hayata “savunmak aynı zamanda ölüme de “Evet” demektir.

Ölümden sonraki hayata değil, ölümden önceki yaşama inanmaktır gerekli olan; ölüm hayata sığmaz ama hayat ölümü aşar; yaşamın trajedisi ölüm değil, yaşarken ölmesine izin verilenlerdir. En büyük kayıp ise yaşarken içimizde ölenlerdir. Kimi zaman yaşanan hayat ölümden daha kötü olabilir.

* * * * *

Ölümden korkmamayı başarsaydık her şey ne kadar da farklı olurdu!

Kendi hesabıma ölüme inanmıyorum. Bence baharda açan çiçeğe dönüşmektir ölüm. Hepimiz bu kapıdan geçeceğiz. Çünkü “Sözümüz gerçek yolunda yürümektedir. Yaşamda ya da ölümde, yürümeye devam edeceğiz. Artık ölümde acı yok, yaşamda umut vardır,” Komutan Yardımcısı Marcos’un da işaret ettiği gibi…

Ölmek önemli değil; aslolan yaşamıyla da, ölümüyle de bir şeyleri geride bırakabilmektir.

Kuşkusuz insan ölür, dünyaya ölümsüz şey bırakıp gitmezse eğer; Max Frisch’in, “Sevgili ölüm henüz yaşamadım,” sözlerini anımsatırcasına…

Çok açıktır ki yaşam ve ölüm birbirleri için gereklidir; her biçimde olursa olsun özgürlüğe hizmet etmesi kaydıyla. Bu güzergâhta yaşam ve ölüm için özgürlük kolay değildir.

Ölüm korkusunun hayattan korkmaktan kaynaklandığını bir an dahi unutmadan; ne yaşamdan ne de ölümden korkmamacasına yaşamı ve ölümü tüm benliğimizde hissetmeyi başardığımızda dünyada farklı olabiliriz.

Çünkü hayata mündemiç ölüm yalan söylemez; Octavio Paz’ın, “Herkes aradığı ölümü ölür; kendisi için hazırladığı ölümü,” formülasyonundaki üzere.

* * * * *

Son kez altını çizeyim: Korkunç bir şeydir ne tam diri, ne tam ölü olduğunu hissetmek ya da canlı cenaze olmak.

Yaşamı kucaklayıp, ölümden korkmamak için insan(lık)ı ölüm korkusundan ateizm özgürleştirir; “Seni yaratan çağa ne mutlu…” dediği gibi Vergilius’un…

26 Kasım 2023 23:54:19, Paris.

N O T L A R

[*] Ümüş Hapishane Dergisi, Yıl:13, No:51, Nisan-Mayıs-Haziran 2024.

[1] Epikür.