Türkiye savaşa mı çekilmek isteniyor? Ankara’nın roketler karşısındaki sessizliği

İran'ın Türkiye yönüne doğru üç kez roket fırlattığı iddia ediliyor. Ancak Ankara bu olayları büyütmemeyi tercih ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu temkinli tutumunun arkasında yalnızca dış politika değil, önemli iç politika hesapları da bulunuyor.

Bugüne kadar İran’dan Türkiye’ye üç roket fırlatıldı. NATO hava savunma sistemleri bu roketleri havada etkisiz hale getirdi. Tahran yönetimi ise her üç olayda da sorumluluğu reddetti. İranlı yetkililer saldırılarla hiçbir bağlantılarının olmadığını savundu.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İranlı mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada dikkatli bir dil kullandı. Fidan, "Böyle bir saldırı emri vermediklerini ve olayla ilgileri olmadığını söylüyorlar" dedi. Ancak aynı zamanda "Elimizde teknik veriler var" diyerek İran'ın açıklamalarıyla gerçeklik arasındaki çelişkinin Tahran ile görüşüldüğünü belirtti.

Fidan'ın sözlerinden, Ankara'nın her ifadeyi son derece dikkatli seçtiği açıkça anlaşılıyor. Türkiye yönetimi bu savaşa sürüklenmek istemiyor. Bu nedenle Erdoğan, krizin tarafları arasında retorik açıdan dengeli bir mesafe korumaya çalışıyor.

Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile yaptığı görüşmede Türkiye'nin hem "ABD ve İsrail'in İran'a yönelik hukuksuz müdahalelerine" hem de "İran'ın bölgedeki kardeş devletleri hedef almasına" karşı olduğunu dile getirdi. Ankara böylece olası bir arabulucu rolünü de kaybetmemek istiyor.

Türkiye'de komplo teorileri neden karşılık buluyor?

Tahran'ın roket saldırılarını reddetmesi dışarıdan bakıldığında şaşırtıcı gelebilir. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü hatta olayların yabancı istihbarat servislerinin "örtülü operasyonları" olabileceğini iddia etti.

Ancak Türkiye'de bu tür komplo teorileri hiç de yabancı değil. Sokakta birçok kişi roketlerin aslında İsrail'in Mossad'ı ya da ABD'nin CIA'i tarafından ateşlenmiş olabileceğini konuşuyor. Amaçlarının Türkiye'yi savaşa çekmek olduğu düşünülüyor.

Benzer söylemler televizyon tartışma programlarında da sık sık dile getiriliyor. Emekli generaller, siyasetçiler ve güvenlik uzmanları bu ihtimali tartışıyor. Bu düşünce tarzının arkasında Türkiye ile İsrail arasındaki bölgesel rekabetin etkisi de var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en yakın siyasi müttefiki olan MHP lideri Devlet Bahçeli de bu şüpheleri dile getiren isimlerden biri. Bahçeli, Türkiye'nin ülkeyi kaosa sürüklemek isteyen olası provokasyonlara karşı dikkatli olması gerektiğini söyledi.

S-400 tartışması yeniden gündemde

Bu nedenle Ankara'nın İran'dan gelen roketler nedeniyle NATO'nun 4. maddesi kapsamında resmi istişare talep etmemesi şaşırtıcı değil.

NATO yine de Türkiye'deki hava savunmasını güçlendirdi. Almanya'daki Ramstein üssünden bir Patriot hava savunma sistemi Malatya'ya konuşlandırıldı. Malatya'daki Kürecik radar üssü NATO'nun Avrupa'daki füze savunma sisteminin önemli bir parçası.

Ancak Türk hükümeti bu konuda oldukça sınırlı bilgi verdi.

Muhalefet ise roket olaylarını Erdoğan'ın 2019'da Rusya'dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemi tartışmasını yeniden gündeme getirmek için kullanıyor. ABD'nin baskısı nedeniyle bu sistem hiçbir zaman aktif olarak kullanılmadı.

Ankara'nın en büyük korkusu: Kürt dengesi

Ankara'nın Washington ile ilişkilerinde de hassas bir denge söz konusu. Erdoğan şu sıralar ABD Başkanı ile olan yakın ilişkisini çok öne çıkarmak istemiyor. Çünkü Türkiye'de ABD çoğu zaman İsrail'in en önemli müttefiki olarak görülüyor.

Bununla birlikte Türkiye-ABD ilişkilerinin iyileşmesi Ankara'ya bazı avantajlar sağladı. Örneğin ABD yönetimi, İran yaptırımlarını ihlal ettiği gerekçesiyle yargılanan devlet bankası Halkbank hakkındaki davanın düşürülmesi için destek verdi.

Bu adım Ankara'da, Erdoğan'ın Gazze'de ateşkes ve Hamas'ın elindeki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması için yürüttüğü diplomasiye bir karşılık olarak yorumlandı.

Erdoğan'ın Washington üzerindeki etkisi, ABD'nin İran'daki Kürt grupları silahlandırma fikrini şimdilik rafa kaldırmasına da katkı sağlamış olabilir.

Ankara açısından bu son derece kritik bir mesele. İran'daki Kürtlerin güçlenmesi, Suriye'de 2014'ten sonra olduğu gibi bölgede yeni bir Kürt özerklik dalgasını tetikleyebilir. Bu durum PKK'nın etkisini de artırabilir.

Ekonomi ve seçim hesapları

Erdoğan'ın İran savaşının büyümesini istememesinin bir başka nedeni de ekonomi. Enerji fiyatlarının yükselmesi Türkiye'nin zaten sınırlı olan döviz rezervlerini daha da zorluyor ve enflasyonu artırıyor.

Türkiye'de enflasyon hâlâ yaklaşık yüzde 31 seviyesinde. Bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimi normalde 2028'de yapılacak olsa da seçimlerin 2027'de erkene alınabileceği konuşuluyor. Erdoğan'ın enflasyonu düşürmek için çok fazla zamanı yok.

Mülteci korkusu

Savaş uzadıkça Türkiye açısından bir başka risk daha ortaya çıkıyor: yeni göç dalgaları.

Suriye iç savaşı sırasında milyonlarca mülteci Türkiye’ye gelmiş, bu durum seçimlerde önemli bir siyasi tartışmaya dönüşmüştü. İran’da olası bir istikrarsızlık ise benzer bir senaryoyu yeniden gündeme getirebilir.

Bu nedenle Ankara savaşın hızla sona ermesini istiyor.

Türkiye son dönemde bölgede güç dengesinin kendi lehine geliştiğini düşünüyordu. İran'daki bir savaş ise bu dengeleri yeniden sarsabilir.