Son İran savaşı ve CHP operasyonları aynı amacı taşıyor

BİNDİK BİR ALAMETE GİDİYORUZ KIYAMETE

Bu iki saldırının ortak noktası Büyük Ortadoğu Projesi olup kaynağına inmemiz gerekiyor.

Konu, ABD Başkanı Jimmy Carter döneminde (1977-1981) uygulamaya konan Yeşil Kuşak Projesi ile yakından ilgili. Komünizme karşı İslam'ın kullanılması stratejisi olan bu doktrin, ilk önce Afganistan'da Sovyetçi iktidara karşı şeriatçı güçlerin desteklenmesiyle hayata geçirilmiş ve buradan El Kaide, Taliban vb. birçok İslamcı terör örgütleri peydahlanmıştı.

Yazılı olmayan Yeşil Kuşak Planlaması, daha sonra Büyük Ortadoğu Projesi adıyla tüm Orta doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde hayata geçirilmeye başlandı. 2004 yılında ABD Başkanı George W. Bush tarafından ilan edilen bu proje, bu tarihten tam bir yıl önce Irak işgaliyle sahada test edilmişti.

Büyük Ortadoğu Projesi'ni sanırım bilmeyen kalmadı. Bunun için RTE'nin "Ben, BOP'un Eş Başkanlarından biriyim" lafını hatırlatmam yeterli.

2003 Mart'ında "Irak Özgürleştirme Operasyonu" adıyla başlayan işgal hareketinin, Libya'nın, Mısır'ın ve Arap ülkelerin tam boyunduruk altına alınması ve Batı Şeria'nın işgaliyle ve de 2025 başındaki son Suriye Esad iktidarının yıkılma süreciyle birlikte önemli mevziler elde etmeyi başardığını görüyoruz. Tek başarısızlık, ülkemizde ki 1 Mart tezkeresinin* meclisten geçmemesiydi. Bölgede, tüm ülkeler İran hariç hizaya sokulmuştu. Son İran saldırısı da bu ülkeyi hizaya sokmak için başlatıldı. Peki, ülkemize niye dokunmuyorlar? Buna bakalım!

ÜLKEMİZİN KADERİNİ ABD VE TRUMP'A BAĞLAMAK

Ülkemizde RTE'nin yürüttüğü CHP'ye yönelik operasyonların bu savaşlar ve saldırılarla ne ilgisi var? Doğrudan bir ilgisi olduğunu söyleyebilirim: Projenin amacı bölgedeki ülkeleri, ABD ve İsrail'e itiraz etmeyen ve onların çıkarlarına göre hareket eden aparatlar haline getirmekti ve bu nedenle Sedat, Kaddafi, Esad iktidarları yıkıldı, Mısır'da darbe yapıldı, Filistin halkı katledildi vb. saldırılar yapıldı. Bu nedenle ülkemizin Osmanlı tipi bir sistem ile yönetilmesi gerektiği ABD elçisi Barack tarafından ilan edildi. Bu nedenle Osmanlı sistemini kurmak için Erdoğan, İmamoğlu'nun ve Belediye başkanlarının tutuklanması, CHP'yi yeni yönetimden alıp Kılıçdaroğlu'na verilmesi vb. yargı operasyonları yapabilmek için Trump'dan meşruiyet (onay) alma ihtiyacı duydu. Ve iktidar tarafından sürdürülen tüm bu çabalar, ülkemizin, bölgedeki diğer ülkeler gibi dikensiz gül bahçesi haline getirilmesi projeleriyle aynı amacı taşımaktadır.

Türkiye dahil tüm Ortadoğu ülkeleri, ABD'nin emrinde ve onun sözünden çıkmayan İslamcı dikta rejimleri haline getirilmek isteniyor ve bu proje, ülkemizde RTE'nin sorumluluğunda ve planlaması altında sürdürülüyor.

Tüm bu çabaların, ezilenler ile ezenler arasında değil, ezenlerin kendi arasındaki bir savaş olduğunu da bilince çıkartmamız gerekiyor. Örneğin CHP, düze çıktığında bugünkü devrimci havasını yitireceği gibi, son savaşta Mollalar zafer elde ettiklerinde de emekçileri ve yoksullara özgürlük verelim demeyeceklerdir.

Sonuçta hayat pahalılığını fırlatan petrol fiyatlarının artması, Epstein skandalının yarattığı ahlaki isyan, masum insanları öldüren ve cezalandıran yasa dışı anti göçmen politikası, savaş karşıtı askeri ve sivil bürokrasisinin tasfiyesi vb. tüm bu gelişmeler; Trump iktidarının gidici olacağını ve BOP'un kısa vadede iflas edeceğini bize söylüyor. Bu da meşruiyetini Trump'dan alan RTE rejiminin politikasında ciddi kırılmaların olacağı anlamına gelmektedir. Meşruiyetini Trump'dan alan RTE rejiminin BOP'un gereği olarak kurmayı planladığı Yeni Türkiye Projesi, büyük oranda aksayacaktır. Daha büyük bir ihtimalle, CHP ile uzlaşma yoluna girerek gidişini yavaşlatmak istemesi de muhtemeldir.

DEVRİMCİLER VE KÜRDLER

Önce Kürdlerden bahsederek söze başlayalım;

  1. Kürd ulusu ne yazık ki ortak bir ülkeden ve daha da önemlisi kültürel bir birikimden yoksun. Dolayısıyla tüm yiğit ve cesur dokusuna rağmen, genellikle emperyalizmin kontrolünde hareket etmektedir. APO, Barzani hatta Talabani hareketleri dâhil, İran'daki çoğu Kürd örgütü, ABD ve İsrail'in peşi sıra, yurt ve devlet kurma hayalinin peşinden gitmektedir. Bunun için, APO'nun, gericiliğin ve faşizmin ülkemizdeki temsilcisi Bahçeli ve Erdoğan'ın paradigmasını destekleyen açıklamalarına bakabilirsiniz (ki bu paradigma ulusal hakları tümden ret eden bir çizgiden ibarettir). APO'ya biat eden Kürd liderler ve aydınlar, aslında öküzün altında buzağı arar gibi gericilerden demokrasi bekleyen bir aptallık ve saçmalığın içinde boğulup gidiyorlar. Hâlbuki RTE ve Bahçeli, Kürd ulusunun demokratik potansiyelini, BOP, yani ülkede ABD'nin istediği kıvamda bir rejimin kurulması için kullanmak istemektedirler. Kürd ulusu bu tuzağı ne zaman fark edecek bilemiyorum. Onların bu tuzağı fark edememelerinin sanırım iki nedeni mevcut: birincisi, Zafer Partisi, İyi Parti gibi siyasi hareketlerin milliyetçi ve ırkçı yaklaşımları karşısında tavır alma ihtiyacı hissedip, onlara gülücük atan iktidar cephesine doğu savrulduklarını görüyoruz. Bu da onların psikolojik bir kırılma içinde olduklarının işaretinden başka bir şey değil! İkinci olarak da bugünkü APO'nun rolünü aşacak şekilde gelişmiş bir kültürden ve siyasi kişilikten uzak olmalarını sayabilirim.

Devrimcileri değerlendirirsek;

  1. Ülkemizdeki devrimci grupların durumunu iki eğilim altında ele alabiliriz. Fakat her iki çizgi de tıpkı Kürd ulusal mücadelesini itina ile Erdoğan ve Bahçeli'nin insafına terk etmiş APO hareketi gibi, devrimci gruplardan biri reformist CHP'nin, diğerleri de Kürd hareketinin peşine, siyasi kişilikten yoksun olarak takılmış bulunuyor.

Birincisi, devrimci grupların önemli bir kesiminin, APO'cu hareketin peşine takılarak enerjisi ve gücünü yanlış kanallara akıttıklarına tanık oluyoruz. Bunu da parlamentoya girmek için (faydacı bir anlayışla), APO'ya biat eden bir politikaya evet diyerek sürdürmek zorunda kalıyorlar. Ülkemizdeki antiemperyalist, antifaşist ve anti gericiliğe karşı yürütülmesi gereken demokrasi ve sosyalizm mücadelesinden uzaklaşarak, dağınık ve güven vermeyen bir gücü oluşturduklarını ve devrimci potansiyeli, son tahlilde ABD'nin politikanın (Bahçeli ve Erdoğan'ın paradigması veya BOP'un) bir aracı haline getirdiklerine şahit oluyoruz. Bunun da farkında olmadıklarını söyleyebilirim.

Sonuçta Kürd ulusal mücadelesi ve onların ulusal haklarını savunup destek vermek ile APO'yu eleştirmenin yasak olduğu bir mücadeleyi birlikte sürdürmenin imkânsızlığının farkında değiller. Ve daha da önemli olanı, Bahçeli ve Erdoğan'ın yürüttüğü BOP'u destekleyen APO'nun politikasının destekçileri durumundalar. Sözde bu rejime karşı çıkan devrimci gruplar, pratikte APO'nun peşine takılarak BOP'un birer aparatı haline geldiklerini ve antiemperyalist eylemler içinde pek olmadıklarını görüyoruz.

İkinci başlık ise; devrimci bir kesimin de aksi yönde reformcu kanallara angaje olduklarıyla ilgili. CHP'nin yeni yönetiminin, RTE rejimine karşı yürüttüğü mücadelenin desteklenmesi elbette ki doğru olandır. Fakat bu CHP'nin parti olarak desteklenmesi anlamına gelmemelidir. Birbirinden tamamen farklı bu konuda dikkatli ve sabırlı taktik adımlar ve ideolojik strateji gereklidir. Diğer bir anlatımla; burjuvazinin reformcu kesimiyle gerici ve faşist iktidara karşı mücadele de ittifak yapılabilir elbette fakat bağımsızlığımızı ve eleştirel haklarımızı koruyarak. Bunun için gerekli olan da proletaryanın görüşlerini program olarak bilince çıkartıp, bu yönde kadroların eğitimi gerekmektedir. Fakat ortada da bu yönde herhangi sistemli bir çalışma görmüyoruz. Aksine Yalçın Küçük'ün cenazesindeki devlet törenine bayrakları ile katılarak komünizmin nasıl aşağılandığına şahit oluyoruz.

Özetle; Türkiye komünist hareketi, Sovyetler'deki sol içi şiddetin ve sistem olarak yıkılmasının, Pol-Pot'un 'komünist' terörünün, K. Kore'de ki feodal 'komünist' rejiminin, Çin devriminin kapitalizm yolunda ilerlemesinin vb. sonuçların etkisinde kalarak ezilmekte ve bıraktık çözüm üretmeyi sorunlarını bile saptayabilmiş değil.

Devrimci bir kesim, dolaylı da olsa ABD-İsrail ve Avrupa emperyalistlerin, diğer bir kesim de anti ABD-İsrail odaklı Molla ve şeriatçıların peşi sıra yuvarlanıp gidiyorlar.

Bindik bir alamete gidiyoruz Kıyamete!

Ne siz bunun farkındasınız, ne de polis, biz bir ceviz ağacıyız bu ülkede!