Savaş ‘seviciliği’ hortlatıldı!

Savaş ‘seviciliği’ nedir? Savaş ‘sevicileri’ nelerden hoşlanırlar. Sürekli olarak hangi yönteme başvururlar?

Savaş, farklılıkların, karşıtların, zıtları birbirlerini yok etmek için şiddet yöntemi kullandıkları silaha başvurdukları bir yöntem olarak, kısaca ifade edersek yanılmış olmayız.

Savaş çeşitli yöntemlerle, karşıtlarını yok, ‘saymayı’ hedeflerken, bazen de kendi hâkimiyetlerini koruyabilmenin bir aracı olarak başvurulan bir yöntem olarak benimsene bilmektedir.

Kısaca betimlemeye çalışırsak, savaş, karşıtların siyasal yaşamlarını şiddet ve silahla sürdürülmesini sağlamak amacıyla başvurdukları bir yöntemdir.

Savaşın sürdürülebilir olması, şiddetin, kanın, ölümlerin kanıksanır ve topluma dayatılır olmasını da beraberinde getirir.

Savaşı yürüten taraflar, kendi, ‘haklılıklarını’ kanıtlayabilmek için çeşitli manipülatif yöntemlere ve yalanlara başvurmakta mahirdirler.

Savaş bir kez, savaş ‘sevicileri’ tarafından toplumsal güçlerin gündemine taşındığında,’iktidarı, yavru iktidarı, muhalefeti, yavru muhalefeti, basını, ana akım medyası, yavru, yandaş medyası, ‘devleti-ahali’ hep bir ağızdan yaşasın savaş diyerek haykırmaktan kendilerini alamazlar.’

Savaş sürecinin yaşanmadığı, göreceli bir barış ortamının olduğu dönemlerde toplumsal güçlere her türden yalan ve hilelerle, ‘şirin’ gözükmeye çalışanlar, savaş ortamı oluştuğunda, kirli dişlerini, ‘gıcırdatmak’ ve kan bulaşmış ellerini ovuşturmaktan hoşlanırlar.

En çirkin olanı da, sulh döneminde, ‘atalarının ve kendilerinin "yurtta ve cihanda sulh" yanlısı oldukları yalanlarını’ tekrarlamaları ve bütün barış kurgularını bunun üzerine inşa ettiklerini söylerler ve gözlemleriz.

Bu çirkinlikler, savaş ortamı oluştuğunda, ’’tanrıdan ve milletten, savaştaki kahramanlar için dua etmelerini, temenni ederler’’. Bu iki yüzlülük devam eder gider.

İşte savaş seviciliği de, tamda burada gündeme gelir. Savaş sevicileri, kendilerine haklılık kazandırmak için, ‘vatan, millet, din, ahlak’ vb. gibi manipülasyon araçlarına alabildiğine sarılırlar.

Savaşın yıkıcı, yakıcı, kahredici tarafını gizlemek için ellerinden gelen bütün çabaları harcayarak, ‘’ulusal çıkarlar, milli çıkarlar, Müslümanların çıkarları’’ gibi toplumsal güçleri aldatmaya yönelik çabaların yoğunluk kazandığına şahit olmaktayız. Savaşın kirli yüzünü gizlemek için, kutsal mekânlar, camiler ve dergâhların kullanıldığına şahit olmaktayız.

AKP, MHP, BBP faşist ittifakı, komşu ülkemiz olan Suriye topraklarında halkların oluşturduğu, Afrin demokratik yönetimine saldırmaktadır. Operasyon adı altında kanlı bir savaşın adımı atılmıştır.

Bu savaşın haklı bir yanı yoktur. Bu savaşta Türkiye halkları hiçbir şey kazanmayacaktır. Kazanacak olan silah baronlarıdır. Kazanacak olan, talana, rüşvete, kamu mallarını hortumlamaya yönelik faaliyetleri olan bir avuç yeşil sermaye sahipleri ve siyasal İslamcılar olacaktır.

Afrin’e yapılan, ‘operasyon’ sonucunda kaybeden, ‘operasyonda’ yer alan yoksul halk çocukları, Afrin’de yaşayan yerli halk zarar görecektir. Savaşın mağduru, savaşın sorumlusu olmayanlar olacaklardır.

Bir kez de olsa merak ederek dikkatle izleyin, AKP genel başkanı R.T. Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ve yeni damadı savaşın yürütüldüğü komuta merkezinde sanki ‘görevli komutan gibi’ izleyici olarak yer almaktadır. Bu durum sizlere, halklarımıza bir şeyler hatırlatmıyor mu?

AKP, MHP, BBP faşist savaş ittifakı, aslında seçim yatırımı olarak planladıkları bir savaş olarak algılanmalıdır.

Ana muhalefetin, ‘tam destek veriyoruz’ yaklaşımı, savaş ‘sevicilerin’ ekmeğine yağ sürmektedir. Bu haksız savaşta yaşanacak, yıkımdan, katliamlardan, ölümlerden sadece savaşı başlatanlar sorumlu olmayacaklardır. Aynı zamanda savaşın kanlı yüzünü görmek ve haksızlığını anlatmak yerine, savaşa, ‘tam destek’ veren ve sessiz kalarak destekleyenlerde sorumludurlar.

Demokrasi güçlerine düşen görev, savaşın haksız ve hukuksuz olduğunu, hâkim güçlerin seçim yatırımı olarak devreye sokulduğunu her fırsatta anlatmalarıdır.

Bir an önce savaşın son bulması, barışın yeniden hayat bulması için çaba harcamalarıdır. Bu görev demokrasi güçleriyle birlikte insanlığa düşen asli bir görevdir.

Bir sonraki yazımda buluşmak üzere,

Aliekber Pektaş  22 Ocak 2018