Ülkemiz açısından her şey Epstein skandalı ile hızlandı diyebilirim. Rejimin stratejisini belirleyen, tek kelimeyle Büyük Ortadoğu Projesiydi.
2015 yılından itibaren kutuplaştırıcı siyaset benimsenmiş ve koşullara bağlı olarak değiştirilmiş ve kanlı biçimde de olsa uygulanmıştı. Daha önce Türkiye açısından anti CHP ve PKK üzerine oturtulan bu strateji, son iki yıldır CHP üzerinde yükseltilmeye başlandı. Çünkü CHP'de birileri bilerek veya bilmeyerek tekere çomak sokmuştu.
Epstein skandalının patlak vermesinden sonra RTE, operasyonu, Laiklik-İslamiyet eksenine kaydırdı. Bundaki amaç çok yönlüydü! Ama esas sorun, Trump'ın skandal nedeniyle başkanlıktan gitme ihtimalinin ortaya çıkmasıydı. Bu nedenle 2027 yılı sonunda düşünülen seçim bir yıl öncesine alınmıştı ve bu nedenle Laiklik-İslamiyet ajitasyonu gerekliydi.
Bu acil seçim çalışması için de kutuplaştırma cephanelerinin dikkatli bir şekilde cepheye sürüldüğünü görüyoruz[*]. Ayrıca rejimin elindeki temel mühimmat ise: Atatürk rejiminin seküler olmayan Laiklik sistemiydi. Alevilerin bir kesimi ile milliyetçiler dâhil, CHP'liler, Kürdler ve halkın büyük bir bölümü kendini Müslüman saymakta, dolayısıyla rejimin potansiyel destekçileri olarak yerlerini alıyorlardı. Tabi bunun farkında bile değillerdi. Bu potansiyeli çok zekice değerlendiren Erdoğan, rejim açısından çatışmayı lehine çevirecek olan temel çatışma noktasını: "din düşmanı veya 28 Şubatçı bunlar" biçiminde değiştirmişti.
Uzun vadeli yani 2002 yılından beri uygulana gelen strateji: toplumun kurbağa misali sıcak suya alıştırılarak ölümcül noktaya getirilme yani Osmanlı tipi iktidarı kurma planıydı. Epstein lağımının Trump'ı da içine alan pisliği, ister istemez Trump'dan meşruiyet alan Erdoğan'ı ve iktidarını da etkilemişti. RTE'nin iki ayağını bir pabuca sokmasının esas nedeni buydu. Tabi son İran savaşının da RTE'yi, bu yeni seçim stratejisi açısından her an zor duruma sokabileceğini bilmemiz gerekiyor: Hamaney'in ölümünde bile ortadan konuşan Erdoğan, yarın ABD ülkemizdeki üstleri kullandığında, Müslüman bir ülkeye saldıran konumuna düşmesi tüm seçim ajitasonunu sıfırlamaya yetecektir.
BOP VE CHP
BOP stratejisini güncellersek;
Birincisi; Büyük Ortadoğu Projesi'nin esas hedefi, bölgedeki ülkelerde ABD ve İsrail'e sadık ve kolay yönlendirilen yönetimlerin oluşmasını sağlamaktı. Irak, Libya, Mısır, Suriye ve birçok ülkede ki kanlı darbeler ve işgaller bunun için yapıldı ve son İran savaşı da bu amaçla yapılıyor. İkincisi, Türkiye için düşünülen çözüm ise, AKP iktidarının İslami Cumhuriyete dönüştürülmesi üzerine kurulmuştu. Ama hedefe bir türlü varılamamıştı. ABD'nin RTE'yi ensesinden yakalayıp ona istediğini yaptırttığı gibi, İsrail'de Epstein skandalında ki Trump'ın tüm rezilliklerini kullanarak onu istediği gibi yönetebildiği iddiası boş olmasa gerek. Sonuçta RTE'nin ve Netanyahu'nun acelesi var: Trump'ın her an başkanlıktan alınabileceği korkusunu yaşıyorlar sanırım. Erdoğan ve İsrail'in arzusu kursağında kalabilir.
Ülkemizin geleceğinde rol alabilecek ikinci güç CHP, onun kitlesel gücü ve reformcu sermayenin ona verdiği destek de bunu gösteriyor. Ayrıca bu partiyi Orta Doğu Projesi ile olan ilişkisi açısından da değerlendirmemiz gerekiyor.
Birincisi; D. Baykal'ın RTE'ye yaptığı kurtarıcı hamleleri yanında, K. Kılıçdaroğlu'nun sinsi ve memur kültürü, ülkemizin bugünlere gelmesi sağlamış oldu. İkinci olarak, bu ara başka bir şey daha oldu; 'Kurbağa' yani halkımız, ılık suyun içine ilk yıllar balıklama girdi. Fakat tam bu noktada, CHP'nin örgütsel geleneğinden gelmeyen yetenekli fakat büyük projeden(BOP'dan) ya habersiz ya da bunun önemini yeterince kavramamış İmamoğlu, kazanın altındaki ateşi kısmaya kalktı. Hâlbuki onun ve partisinin, ABD'nin bu tür projelerine ilkesel olarak karşı bir duruş sergileyecek ne vizyonu, ne de sınıfsal bir konumu mevcuttu. Kılıçdaroğlu'nun genel seçimlerde ki yenilgisi, parti tabanında ki laik kesimin de baskısı sonucu İmamoğlu, 'değişim Hareketi'ni başlatmış oldu. Fakat bu grubun yerel de olsa politik başarıları, belediyeler de uyguladıkları sosyal politikalar, özellikle RTE'nin potansiyel gizli ortağı Bay Kemal'i, CHP yönetiminden düşürmeleri, RTE'nin hedefine CHP'nin oturması için yeterli sebeplerdi.
Sonuçta; Tom Barrack'ın dediği gibi "Osmanlı Millet Sistemi" yani mezhep, etnisite ve inanç üzerine kurulması gereken ve BOP'un amacı olan rejime hala ulaşılmamıştı. Dolayısıyla son skandal nedeniyle Trump giderse, Türkiye'ye bir müdahale yani RTE'nin değiştirilme riski artmış oluyordu. İşte İmamoğlu'nun yükselen ivmesi de bu süreçte onu, karar vericiler tarafından alternatif hale getirmek için devreye girmelerini getirmişti.
İmamoğlu'nun Proje içinde yer alması için devreye İngiliz diplomatlarının girdiğini ve onunla buluştuklarını görüyoruz. Bu görüşmelerin sonucunda İmamoğlu, Erdoğan'a görüşme çağrıları yaparak uzlaşmak istediğini açıkça beyan etti. Fakat buna rağmen, RTE, kibrine yenilmiş olarak veya izlediği kutuplaştırıcı siyasetinin zaafa uğrayıp onu zayıflatacağını düşünerek, bu uzlaşma çağrılarına olumlu cevap vermedi. Bu nedenle RTE, Trump'ın ikinci iktidarını beklemeye başladı.
Trump'ın seçimleri alıp 2025 Ocak ayında iktidara ikinci defa oturmasıyla birlikte, İmamoğlu ve CHP için gerekli operasyon hazırlığı hızlandırıldı. Tabi seçimi Trump alınca da İmamoğlu dâhil birçok belediye başkanı ve bürokratlar giyotin gibi budanıp içeri alındılar: Mart 2025
Tabi tüm bu operasyonlar için, Trump'dan onay alınmıştı ve bu onay 'meşruiyet alma' olarak lanse edildi.
Üçüncüsü; Belediye Başkanlarına yönelik operasyonlar, CHP'nin yeni yönetiminde umulmadık bir atağa neden olmuştu. Sonuçta son yerel seçimlerdeki özverili çalışmalarının getirdiği prestij ile de toplumun tüm Atatürkçü ve ilerici kesimler üzerinde etkili olmanın ötesinde, toplumun ekonomik yıkımından bunalan emekliler, çiftçiler, emekçiler vb. ezilen kesimler arasında da geniş destek bularak oy oranını %38'lere kadar çıkarmayı başarmıştı Toplumun ezici bir çoğunluğunun 'RTE rejimi değişmez, yenilmez' inancı sarsılmaya başladığı gibi, toplumun tüm dezavantajlı kesimlerinde bir umut ışığının da yanmaya başladığı görüldü. Gelelim BOP'un en önemli öznesi olan APO gerçeğine.
BOP ve APO
Ülkedeki ekonomik ve siyasi gelişmeler rejiminin aleyhinde olmasına rağmen RTE, yine de toplumun en az %35-40'nın desteğini almaya devam ediyordu. Bu oranı %51'e çıkarmak için başka partilerin veya dezavantajlı kesimlerin desteğine ihtiyacı olduğu açıktı. Aslında bu destek; Kürd ulusunun belli bir kesimi üzerinde etkili olan APO vasıtasıyla sık sık denenmiş fakat Demirtaş ve arkadaşları nedeniyle başarılı olunamamış fakat onlar da bu nedenle cezalandırılmışlardı. RTE seçilmek için gerekli %51 oranına; daha önce seçim hileleri, etkili algı yönetmeleri ve de birçok muhalifi satın alarak ulaşmıştı. Fakat ekonominin kötü yönetimi, devletin tasarruf yapmaması ve daha da önemlisi, rejim taraftarlarının ülkenin kaynaklarını kişisel hortumlaması sonucu, ekonomik kriz derinleşmiş ve sosyal destek azalmıştı. İşte bu açığı kapatmak için, ABD tarafından zaten yıllardır bekletilen talimatın gereği olarak, Bahçeli'ye verilen görevle devreye Kürd kartı sürüldü. Yıllardır bugünü bekleyen ve bekletilen APO'da, böylece göreve başlamış oldu. Ne var ki Kürd halkının, bu operasyonlardan olumlu bir sonuç çıkmayacağını bilerek farklı davranma ihtimalini de unutmamak gerekli.
SONUÇ
Sonuçta; ABD'de bu yılın Kasım ayında ara seçimler var. Hem bu seçimlerin sonuçları, hem de skandalın yarattığı Tsunami'nin Trump'ı alaşağı edebileceğini hesaplayan Erdoğan'ın, acele de olsa önemli bir karar verdiğini görüyoruz.
"Meşruiyetini" halktan değil Trump'dan alma gereği duyan RTE, bu temel dayanağının ortadan kalkması riskinden dolayı, çaresiz kalacağını bilerek, bu yıl içinde erken seçim kararı aldığını söyleyebilirim(Tabi beklenmeyen gelişmeler ile bu karar hayata geçemeyebilir). Trump'ın olmadığı bir ABD ile yol alamayacağını bilen Erdoğan, o iktidardayken yapması gerekenleri artık 2027 değil 2026 Sonbaharına göre ayarlamak zorunda hissetti kendini. Bu nedenle ajitasyon, İslamiyet-Laiklik[**] üzerine kuruldu, CHP operasyonun başında ki savcı Akın Gürlek Adalet Bakanı yapıldı, erken seçim erkene alındı[***] vb.
Giyotinci savcının Adalet Bakanı yapılmasının nedeni, tüm kanunsuzluğu ülke çapında organize etmenin yanında, özellikle de genel seçimin mutlak olarak "kazandık"[****] biçiminde açıklanmasını garantiye almak için yapıldığını bilmek gerekiyor.
Bu adımı, CHP'li aktörlerle gizli uzlaşmalar veya CHP'ye Butlan atamalar, emekliler, çiftçiler ve yoksullara parasal destekler, APO'ya huzur hakkı vererek(tabi bu konu ters de tepebilir) Kürd halkının desteğini kazanmak vb. taktik adımlar da takip edebilir tabi ki. Ayrıca ABD üsleri İran'a karşı kullanılır ve ülkemiz İran tarafından bombalanırsa eğer RTE'nin başkanlık şansı da azalabilir.
Görüldüğü gibi Trump'ın çocuk istismarcılığı, İmamoğlu'nun projeye çomak sokması ve İran savaşı, ülkemizdeki siyasi taşları yerinden oynatan bir domino etkisi yapmıştır.
Dolayısıyla karşı devrimciler olağanüstü güçlü ve ülkemiz karanlığa her an geçebilir. CHP'nin izlediği muhalefet dışında Türkiye'de başka bir kitlesel güç de yok. CHP'nin tüm aldatıcı vaatlerine ve boş sözlerine rağmen, tüm rejim karşıtı güçler, sadece bu rejimin değişimi için ortak hareket etmelidirler. Tıpkı o güne kadar komünistleri asit kuyularına atan Komintang düşmanıyla, Japon tehlikesi çıkınca ittifak yapan Çin Komünist Partisi gibi!
[*]Arnavutköy'de ki bir okulda çocuklara IŞİD'in ilkelerini tekrarlatan şeriatçı gibi.
[**]Milli eğitim Bakanlığının okular da planlı olarak başlattığı anti laik kampanya bu politik kararın bir sonucudur.
[***]Trump başkanlıktaki yerini sağlamlaştırırsa eğer, erken seçim tarihi tekrar 2027 sonu olabilir.
[****]Yüksek Seçim Kurulundaki hâkimlerin de Adalet bakanlığına bağlı olduğunu ve İstanbul seçimlerinde AKP'nin "kazandık" diyerek her tarafı afişlemesini ve demeçlerini hatırlayın.