Ölüsü gelse şehit olacaktı, dirisi geldi hain oldu


Son bir haftadır Amerika Birleşik Devletleri kamuoyunu meşgul eden konulardan biri, Afganistan’da Taliban’ın elinde beş yıldır esir bulunan çavuş Bowe Bergdahl’ın ABD’nin Guantanamo adasında tuttuğu beş Taliban savaşçısıyla takası oldu. Takas deyip geçmeyelim, bir dizi sorunu da beraberinde getirdi.

Amerikan gazetelerinin yanı sıra Alman basınında bu ilginç tartışma yer buldu. Nitekim Süddeutsche Zeitung  “Guantanamo için Son Karşılaşma” başlıklı haberinde bu takasın arka planını ele alıyor. Afganistan’da bırakıldıktan geçici olarak Almanya’da bir amerikan askeri hastanesinde tedavi gören Bergdahl’ın ABD’ye dönüşünde tuhaf bir ülke bulacağına işaret eden gazete, şöyle devam ediyor:
“Hava zehirli ve çok daha zehirli olabilir. Bergdahl ile birlikte daha büyük bir çatışma yani Guantanamo’da tutulan son tutuklular etrafında bir mücadele başlayacak. Asker Bergdahl 2009’da Afganistan’da kaçırıldığı zaman, Washington’da yeni seçilmiş Obama Beyaz Saraya daha yeni taşınmıştı. Obama, Amerikalılara ülkede kamplaşmayı ortadan kaldıracağı ve hukuk devletini yeniden kuracağı sözünü vermişti. Ve daha başında Guantanamo askeri üssündeki çok tartışma konusu olan tutuklu kampını da kapatacağını eklemişti. Asker Bergdah Taliban’ın elinde beş yıl esir kaldıktan sonra şimdi ülkesine dönüyor. Tuhaf bir ülke bulacak. Guantanamo kampı hala işliyor ve Washington’da hiç kimse askerin geri dönüşüne sevinir görünmüyor.

Bu tablonun nedenlerine bakalım:

Birincisi
, Taliban ile aracılar üzerinden de olsa pazarlık yapar hale gelmek, pek çok Cumhuriyetçi politikacı ve tabii ki sıradadan Amerikan yurttaşı için teröre karşı mücadelede bir zayıflık ya da en azından bir yumuşamanın işareti olarak görülüyor.

İkincisi
, baba ve oğul Bush’lar döneminde güçlü bir biçimde estirilen militarist-hegemonyacı ideolojinin sembollerinden biri olan, ABD’ye karşı mücadeleye yeltenecek herkese ibreti alem olsun diye kurulmuş gözüken Guantanamo’daki toplama kampının fiilen boşaltılma ihtimalinin doğmuş olması. Bu kamp ABD sınırları dışında, Küba adasındaki bir askeri üste bulunduğu  için Amerikan Hukukunun da dışında sayılıyor. Ve sorgusuz-sualsiz değil ama yargısız biçimde yıllardır orada insanlar tutuluyor. Ne yargılanıyorlar ne cezalandırılıyorlar. Ne de uluslararası kurallara uygun bir savaş esiri muamelesi görüyorlar. Bu mesele o kadar önemli ki, bu tutukluların yerinin herhangi bir biçimde değiştirilmesinin Kongre’nin bilgisi (dolayısıyla izni) olmaksızın sözkonusu olamayacağına ilişkin yasal düzenleme bile var.

(Burada bir parantez açarak, bir hapishane fıkrası ya da olayı anlatayım. Mahkumlardan biri hastalıkları nedeniyle sık sık hastaneye sevk ediliyor; ve her seferinde de organlarından birini kaybedip geliyor. Kiminde parmağı, kiminde böbreği, kiminde midesi derken... Adamın hali hiç de iyi değil. Hapishane müdürü zehir hafiye, mesela Mamak askeri cezaevi müdürü Kemal Saldıraner gibi.. Alıyor mahkumu karşısına ve diyor ki, “bak başkalarını kandırabilirsin ama beni değil. Böyle parça parça tahliye olacağını sanıyorsan, yemezler. Buna asla izin vermem”)

Guantanamo’daki tutsakların da böyle parça parça tahliyesi paranoyası Kongre’de krize yol açıyor. Cumhuriyetçiler Obama’nın Kongre’nin bilgisi ve izni olmadan takas yapmasını, bir güven ve yetki aşımı sorunu olarak gündeme getiriyor. Gerekirse, başkanın görevden alınmasının istenmesi dillendiriliyor.

Üçüncüsü
, bu meselenin ülke için iktidar mücadesi ve güç denemesi için uygun bir zemin sunuyor olmasıdır. Şu ana kadar, Guantanamo konusunda Başkan ve Kongre birbirini karşılıklı bloke etti, bundan sonra açıktan güç denemesi mi olacak yoksa hapishane müdürünün kaygılarını haklı çıkarır biçimde Obama dolaylı taktiklere burayı boşaltacak mı, yaşayıp göreceğiz.

Dördüncüsü
, ABD önümüzdeki altı ay içinde Afganistan’daki savaş haline son vereceğini açıkladı. Savaşın bitmesi halinde, savaş tutsaklarının da normal olarak ülkelerine geri gönderilmesi gerekir. Hem savaşa son verip hem de tutsakları Guantanamo’da tutmaya devam etmeyi haklı göstermek mümkün değil. O zaman ne yapılacak? Tutsakları ya geri gönderecek ya da oradaki sayıyı alabildiğine azaltacak bir formül bulunacak. Nitekim SZ’nin verdiği habere göre, Obama buradaki tutsakların bir kısmını üçüncü (müttefik) ülkelere göndermeyi planlıyor. Bu konuda
Almanya ile de görüşme yapıldığı belirtiliyor.

 Siyaset sahnesinde bunlar olurken, bunun toplumdaki yansımasını tahmin etmek hiç de zor değil. Washington Post ve Newyork Times’da okuduğum haberlerde gördüğüm o ki, Afganistan’da görev yapmış asker aileleri de seslerini yükseltiyorlar. Afganistan’da ne işimiz vardı, savaşsız bir dünya istiyoruz filan değil tabii. Kime karşı dersiniz? Tabii ki, çavuş Bergdahl’a karşı. Efendim niye Taliban’a esir düştün? Esir düştüğün sırada neredeydin? Kışlayı terk etmişsin, neden? Askerlikten mi kaçıyordun? Kayboldun diye seni aramak için yola çıkan altı asker öldü. Hesap ver. Hain...

Bu hikaye sadece ABD’nin değil. Militarizm ve milliyetçiliğin gündelik ideolojinin vazgeçilmez ögesi olduğu her yerde, alttakilerin tepkisi ve öfkesi yine kendisi gibi bir garibi buluyor. Vatan-bayrak çığlıkları atmaktan düşünmeye ve kavramaya zaman bulsalar, ölüsü gelse saygı duruşları, övgü şiirleri ve büyük merasimlerle yüceltecekleri bir insanı, şimdi dirisi geliyor diye vatan haini ilan ederek linç etmek için sıraya girdiklerini belki görecekler.