'Olmak veya olmamak işte tüm mesele bu!' BOP'UN ALEVİ AÇILIMI

ABD, dünya jandarmalığına adımını attığında; bir yanda planlar, doktrinler ve projelerden oluşan göstermelik ve algı içeren politikalar, diğer yanda ise Hitler dünyasından Alman General Gehlen vasıtasıyla alınan Özel Harp taktikleriyle dünyayı yönetmeye başladı.

Suriye'de yaşananlar, İsrail'in Filistin işgali, İran'a açılan savaş ve RTE'nin Trump'tan aldığı "meşruiyet" ile CHP'li belediyelere ve partiye yönelik kayyum atamaları, casusluk davası, TELE-1'e el konulması, Kürt liderlerin yıllarca hapiste tutulması, "Kürt Açılımı", yeni anayasa, meşruti monarşi planları vb. gelişmeler bir bütünün parçaları olarak okunmalı.

Fakat İran savaşındaki başarısızlığın, emperyalist karar vericileri geri çekilmeye ittiğini görüyoruz. Bu geri çekilme nedenleri arasına İspanya Başbakanı'nın tavrı, Avrupa'nın savaşa destek vermemesi ve Çin'in ekonomik alanda öne çıkması gibi etkenler de eklenebilir.

Sonuçta kapitalist dünyanın içindeki meydan muharebesinde önemli karakol savaşlarının sürdüğünü ve önümüzdeki günlerde de önemli gelişmelerin yaşanacağını öngörebiliriz.

BOP'UN RUHU ÜLKEMİZ ÜZERİNDE DOLAŞIYOR

BOP'un sosyal paradigmasını aslında Erdoğan ve Bahçeli açıklamıştı: "Kürtler ve Aleviler ile birlikte yöneteceğiz ülkeyi."

Peki, emperyalist sistem farklı inanç ve ulusları kendi ülkelerinde iktidara taşıyor mu? Ne gezer! Bu projeler köle ülkeler için. Zaten Irak'ta, Lübnan'da ve Suriye'de bunun uygulamalarına şahit oluyoruz. Uzağa gitmeye de gerek yok; APO'nun "Devletime hizmet etmeye hazırım" açıklaması da projenin bir parçası. Demokrasi adına kırıntı bulamayacağımız, fakat solu ve demokrasiyi sıfırlayan anayasa da gündemde.

Sonuçta BOP'un biri Kürtler, diğeri de Aleviler üzerinde yükselen iki ayağı bulunuyor.

Kürt ulusunu APO temsil ediyor da peki, Alevileri kim temsil edecek? Bunun için, Alevilerin çoğunluğunu barındıran CHP ve onun başkanı belirlendi. Önce Baykal şantaj ile elendi ve onun yerine Kılıçdaroğlu getirildi. O, proje için gerekli tüm özellikleri taşıyordu: Aleviydi, cahildi ve tıpkı Bahçeli gibi devletine ve kapitalist sisteme sadık birisiydi.

Parti başkanlığını kaybettiği ana kadar anti-sol olan ve rejime yarayan hizmetlerine rağmen kimse bu özel görevini anlayamadı (hâlâ da anlamayanlar var). CHP'lileri şeriatçı bir adaya bile oy verdirebilmişti ve CHP ile ilgili, kendince haklı olduğu şu tespiti yapıyordu:

"Partinin başında olduğun müddetçe korkma Kemal, herkes tıpış tıpış sana biat edecektir."

İşte aptalca olan bu inancına güvenilerek CHP'ye kayyum olarak atandı. Kazan ise ısınmaya devam ediyordu.

BOP'un bölgedeki uygulamalarına baktığımızda, tek farklı taktiğin ülkemiz için uygulandığını görüyoruz: Kurbağayı (halkımızı) ılık suyun olduğu kaba alıp suyu alttan yavaş yavaş ısıtmak. Peki, halkımız bu ölümcül tuzaktan kurtulabilecek mi?

BİZİ VE ÜLKEMİZİ BEKLEYEN GELECEK

Evet, Kılıçdaroğlu'nun başkanlığı kaybetmesi projenin bu ayağını sakatlamıştı. Hâlbuki İmamoğlu, RTE ile uzlaşmak için çok uğraşmıştı. Fakat ABD kaynaklı merkez, bu Avrupa destekli lider ile uzlaşmayı reddetti.

Ne var ki İmamoğlu, umulmadık bir performans göstererek Kılıçdaroğlu'nu alaşağı etti ve onu reddedenlere "Beni dikkate alacaksınız" demiş oldu. BOP'çular ise onu tutuklayarak cevap verdiler.

Sonuçta proje; bir yanda Demirtaş, diğer yanda Ö. Özel'in, bilinçli veya bilinçsiz şekilde BOP'a karşı sürdürülen bu savaşın içinde militanca yer almaları sonucu aksamıştı. İkisi de sol ve demokratik mücadele pratiğinin içinden geliyordu. Halkın haklı talepleri ve vicdanı hem Demirtaş'ı hem de Özel'i lider yapmıştı.

Sanırım APO'nun ve Kılıçdaroğlu'nun, onların karşısında devletin desteğine rağmen hiçbir şansları yok. Tabii halkı sindirecek büyük bir "zor" olmadığı müddetçe.

REJİMİN GÖRÜNEN TUZAKLARI VE TEPKİLER

Sosyal demokrat iktidarlar, kapitalizm koşullarında ekonomik anlamda kalıcı bir ilerlemeye imza atamasalar da siyaseten önemli düzeltmeler yapmak zorunda kalıyorlar; fakat sonrası felaket oluyor tabii. Yunanistan'da göklere çıkarılan Çipras'ı veya bir zamanların Karaoğlan'ı Ecevit'in son iktidarını hatırlayın.

Sorun bizim açımızdan, büyük tehlikeyi fark edebilmekte ve emekçi kitlelerin çıkarına uygun adımları bulup atmakta yatıyor.

RTE rejiminin demokrasi adına herhangi bir iddiası ve planının olmadığını artık sağır sultan bile biliyor. Ama CHP iktidara geldiğinde, her egemen sınıfın yaptığı gibi, geçici de olsa ekonomik ve siyasi iyileştirmelere imza atmak zorunda kalacaktır.

Dolayısıyla boğulmak üzere olan emekçiler, Kürt halkı, kadınlar ve tüm ezilenler sudaki kafalarını çıkarıp hava alma ihtiyacı hissediyorlar ve başka da bir alternatifleri yok. (Devrimcilerin hâli de ortada.)

CHP'nin geçmişteki tüm hatalarına ve yaptıklarına rağmen, onun başını çektiği mücadeleyi desteklemek devrimci bir taktik olarak duruyor. Tıpkı Çin Komünistlerinin, Japon emperyalistlerine karşı, arkadaşlarını katleden faşist Kuomintang ile kurduğu ittifak gibi.

Fakat ortada ciddi birtakım sorunlar var. Şimdi bunlara bakalım.

Trump, hem BOP açısından hem de kapitalist işleyiş bakımından RTE'yi el üstünde tutuyor. Onun yıkılmaması için elinden gelen her desteği ve imkânı kullanmak istiyor. Fakat sistemin, şimdilik dokunamadığı kuralları var.

Örneğin Trump'tan alınan meşruiyetin içinde seçim sonuçlarını istenildiği gibi önceden ayarlama imkânının olmadığını görüyoruz. Bunu zaten Erdoğan'ın pratiği de bize söylüyor. Eğer seçim sonuçlarını istediği gibi açıklama özgürlüğü olsaydı, İmamoğlu'nu ve diğerlerini etkisiz kılmak için bu kadar çaba harcamazdı.

Yani bu imkânı kullandığında, seçim sonucu ne çıkarsa çıksın resmî olarak muhalefet yüzde 49, kendisi de yüzde 51 olarak açıklanırdı. Tabii hilelerin yapılmasında herhangi bir kısıtlama yok.

İkinci konu da baskın seçim hazırlığıdır (bunu iki ay önce de dile getirmiştim). DEM'in desteğiyle yeni bir anayasa hazırlığı yapılıyor ve Trump görevden ayrılmadan bunun hayata geçirilmesi amaçlanıyor.

Erdoğan, CHP'ye yönelik operasyonları bu nedenle erkene aldı.

Özel, bu tuzağı fark ettiğini söylüyor ve sanırım CHP'den mücadele ederek çıkmak istiyor. Aksi durumda tökezleyecektir. Çünkü Özel yönetimini oyalamak için birtakım tuzaklar devrede: Bahçeli'nin CHP lehine yaptığı açıklamalar, Erdoğan'ın Kılıçdaroğlu'nu sert şekilde eleştirmesi vb. Bunların tümü, Özel ekibini şaşırtmaya ve oyalamaya yönelik oyunun parçalarıdır.

Kıyas kabul etmez bir prestije ulaşıp popüler hâle gelen Özel'in, meşruti monarşinin geleceğini karartmaya devam ettiği ölçüde onunla ilgili radikal kararlar alınacağı kesin gibi görünüyor.

Sanırım temmuzdaki NATO toplantısının ardından operasyonlar hızlanacaktır. Hatta büyük provokasyonlar gündeme gelirse şaşırmamak gerekir. Çünkü sorun, "Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu."

Üçüncü konu ise ekonomik krizin ve operasyonların üstesinden gelmek için gerekli parasal gücün bulunmamasıdır.

İşte bu nedenle; her türlü kara paranın ülkeye gelmesi için yasalar çıkarılıyor, emperyalist sistemin karar vericilerinin başında gelen BlackRock tröstünün CEO'su Larry Fink ile görüşülüyor, hatta Trump'tan 50 milyar dolar isteniyor vb.

Şirketler oligarşisi ve Trump rejime para aktardığında, RTE'nin emeklilere, memurlara, yardıma muhtaçlara ve diğer kesimlere bol keseden dağıtacağı ulufelerle seçim sonucunu belirlemeye çalışacağı temel sorun olarak duruyor.

Toplumun sosyal ve kültürel analizi, bugünkü tepkilerin para dağıtıldığında yumuşayacağını söylüyor. Fakat muhalif kesim bu konuyu ciddiye alıp toplumda zaten var olan tepkiyi örgütleyebilirse durumu değiştirebilir.

Örneğin bu konuda, RTE'nin verdiği vaatlerin görsel olarak yayımlanıp karşısına da bu sözlerin ne ölçüde yerine getirildiğinin konulması sanırım yeterli olacaktır.

Seçim sürecinde sandıkların korunması ve hilelerin deşifre edilmesi kadar etkili olacak bir taktik de görüntülü ajitasyondur.

RTE bu taktiği, içerdiği bilgiler sahte olsa da, hep kullanmıştır. Bu da halkımızın bilinç seviyesinin bir göstergesi olarak, seçimi almak isteyen egemenlere sunduğu bir kaynak niteliğindedir.