MÜZİK ÖZGÜRCE NEFES ALMAKTIR; YASAKLANAMAZ![*]

 “Şarkı söylemek

başka bir nefestir”[1]

Richard Feynman’ın, “Hiçbir entelektüel açıklama sağır kulaklara müziğin ne tür bir deneyim olduğunu aktarmaz”;[2] Friedrich Nietzsche’nin, “Hemen her müzik, ancak onda kendi geçmişimizin dilini duyduğumuz andan itibaren büyüleyici bir etki yaratır;[3] Fernando Pessoa’nın, “Müziğin bizde uyandırdığı, sırf var olmadıkları için gönlümüzü çelen ne çok şey var”; Andrey Platonov’un, “İçimde bir müzik çalıyor, hem acı veriyor hem de iyi hissettiriyor”;[4] Edgar Allan Poe’nun, “Müzik hoş bir fikirle birleştiğinde şiir olur; ortada fikir yoksa yalnızca nağme olur; ahenkten yoksun fikir ise, niteliğinden dolayı yazı olur,” notunu düştükleri müzik kültürün, yaşamın en önemli alanlarındandır.

Müzik, nota ve söz dizisinden öte toplumların kültürü ve tarihinde önemli bir yere sahiptir. Sanatçı müziğiyle kimi zaman bir duyguyu dönemin ruhuna göre işler kimi zaman yaşanan tarihsel bir olayı, olguyu ya da direnişi dile getirir. O eserler sadece güncel zamanda toplumun duygu ve ruhuna hitap etmekle kalmaz, dillere dolanır, bir hafızayı geleceğe taşırken; o bir nefestir; yaşadığımızın başlıca göstergesidir.

“Tempo rubato/ Geniş bir nefes” almak ve vermektir hasılı.

Müzik duyarlılıkların gelişiminde önemli bir rol oynar; insanların yaşamlarının bir aynası işlevi üstlenir; kültür donanımın göstergesi olurken; bellek tazeler, müziksel algıyla unutuşa karşı hatırlatır bir sonsuzluk vurgusu olarak…

“Nasıl” mı?

Aydın ilinin kuzeyinde, Kestane dağlarının hemen güney yamacındaki plato üzerindedir Tralleis antik kenti: Seikilos Mezar Yazıtı, 1882-1883 yıllarında Aydın-İzmir demiryolunun inşaatı sırasında orada bulundu. Mezar taşının üzerinde bir şarkının sözleri ve notaları bulunuyor ve tarihi de M.Ö. 200 yıllarına dayanıyordu. Aydın’dan çalınan tarihi eser 1966’dan beri Kopenhag’da, Danimarka Milli Müzesi’nde sergilenir. Mezar taşının üzerinde yazılı olanın ise dünyanın ilk notalı müziği olduğu bilinir.

‘Aydınpost’tan Hüseyin Asar’ın kaleminden aktarıyorum: “2300 yıl önceleri yaşamış, mermer mezar taşında ilk notalı müzik ve şu şarkı sözleri yer alıyor. ‘Yaşadığın sürece göster kendini/ Dertsiz tasasız ol/ Hayat çok kısa/ Ve zaman her şeye gebedir.’ Taşın üzerinde ayrıca ‘Ben bir mezar taşı, bir simgeyim. Seikilos beni buraya ölümsüz anısının sonsuz işareti olarak yerleştirdi,’ yazısı da yer alıyordu.

Yazının transkripsiyonunda, müzik sözleri harflerle sembolize edilerek kısa bir müzik notası ortaya çıkarılmış. Müzik, MÖ 2. yüzyılda Phrygia’da bilinen nota sistemine uygun olarak yazılmış. Şiiri oluşturan sözler, 6/8’lik nota ölçüleriyle ezgiye dönüştürülerek batıda müzik marketlerde, özgün müzik olarak müzikseverlere sunulmaktadır. Ayrıca tüm dünyada Seikilos hakkında 60 kitap ve binlerce makale yazılmış durumdadır.”[5]

Unutmayıp, hatırlatan müzik bu işte…

* * * * *

Bir radyo programında sunucu, besteci Necil Kazım Akses’e soruyor: “Müziğin insan yaşantısındaki yeri ve önemi nedir?”

Necil Bey oldukça hiddetli başlıyor yanıtına: “Bu bir müzikçiye sunulan en çetrefil sorudur. Çünkü bir müzikçi gerek yaratıcı gerek icracı olsun, müziği kendi yaşantısına katmış ve hayatıyla yoğurmuştur. Sanatını yapar ve bu sanatın önemini şuuraltı duyar herhâlde. Sanat da toplum içindir. İnsan yaşantısında bir yeri olması, insanı eğitmesi doğaldır. Bu eğitim insanda sosyal düşünceyi, düzeni, bedii (güzel) zevki olumlu etkiler. İlk insanın doğuşuyla beraber kuşkusuz müzik de var olmuştur. İnsan ve insanlık her yönden gelişince müzik de gelişmiş ve insanoğlunu eğitmiştir. Zamanların akışında zevkler ve düşünceler müziğe hâkim olmuş, değişik müzik türleri ortaya çıkmış, müzik de onları etkisi içine almıştır. İnsan müziksiz ve müzik de insansız olmamış ve olamaz.”

Necil Kazım için müzik ne yalnız eğlenmek içindir ne de yalnız duygulanmak için: “Müzik derin bir olaydır. Büyük bir roman nasıl ruhi tahlillere giriyorsa müzik de öyledir. Mesele işin felsefesine uygun yazabilmektir. Derinliğe girebilmektir.”[6]

Bu arada “İyi müzik, iyileştirici müzik”ken;[7] nihai kertede müzik de diğer sanatlar gibi üretildiği ortamın karakterini yansıtır. Dolayısıyla sanata ve müziğe kulak vermek aslında toplumun sesini dinlemektir.

“Müzik ruhun gıdasıdır” derler ya, aynı zamanda duyguların da en temel besin kaynağıdır. İnsanlık, dil ve konuşmadan önce müzik yetisini geliştirdi. İnsanların bir araya gelmesinde, duygusal birliktelik oluşturarak topluluk hâlinde yaşamaya başlamasında müziğin önemli rolü olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla müzik yaşamın lüksü değil, temel gereksinimidir.

Müzik, toplumların kültürel kimliklerinin oluşmasında da rol oynar. Bu yanıyla insanların ve toplumların yaşanmışlıklarının deneyimsel birikime dönüşmesi ve kuşaklar arası aktarımında önemli bir araçtır. Örneğin bizler, yüzyıllar öncesinden bugüne gelen halk türkülerinden atalarımızın yaşam tarzları, duygu ve ruh yapıları hakkında bilgi sahibi olup geçmişimizle bağlantı kurabilmekteyiz. Bir ağıtın hüznü her birimizin yüreğinde aynı sızıyı yaratabilmektedir. Bir türkünün coşkulu ritmi ise hepimizi aynı anda neşelendirir.

Müzik, insanlara estetik haz verirken aynı zamanda eğlendirmekte, dinlendirmekte, yaşamın sıkıntılarından, sorunlarından uzaklaşmalarını ve daha dirençli hâle gelmelerini sağlamaktadır. Koşulları ne olursa olsun, insanlar zorlu bir yaşam mücadelesi içindedir…

Konserlerin sıklıkla siyasilerin gündemini meşgul etmesinin temel nedeni de budur. Toplu dinleme, eğlenme ve etkileşimli katılım aynı zamanda bir kitlesel ortamın oluşması, dolayısıyla da kamusal alanın ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Kitlesel ortam, ruh, duygu ve düşün birliğinin oluşması ise ortak bir kanaat ikliminin yaratılmasına temel oluşturur. Tam da bu nedenle müziğin, dansın, eğlencenin, hazzın paylaşımıyla oluşan bu tür ortamlar ve de kamusal alanlar, güç mücadelesi içerisindeki kesimlerce gözetim ve denetim altında tutulurken; müzik etkinliklerine getirilen yasaklar, toplumdaki içsel bir patlamaya zemin hazırlayabilir.[8]

Ancak tam tersi de mümkün: Örneğin müzik çok uzun süredir insanları iyileştirmek başta olmak üzere birbirinden farklı alanlarda kullanıldı. Johann Sebastian Bach’ın kendisine en çok para kazandıran çalışmaları arasında olan Goldberg Varyasyonları eserini bir çeşit kişiye özel uyku ilacı olarak değerlendirebiliriz. Çünkü, büyük olasılıkla ünlü bestecinin varyasyonları[9] Kont’un geceleri ortaya çıkan ve Keyserling ailesinin karmaşık kökenlerine bağlı anksiyetik sorunlarına iyi geliyordu…

Böylesi bir etkisi olan müzik, tarih boyunca gücü elinde tutmak adına kitleleri tek benzeştirmek isteyen bütün yöneticiler için kullanılması gereken bir araç olurken aykırı sesleri bastırmak da iktidarların en öncelikli işleri arasında yer aldı. Bugüne gelirsek, müziğin insanların özgür hissettirme, devinime geçirme, sıra dışı düşündürme gücü olduğu gibi, kitleleri tek boyutlu yaşamaya ve düşünmeye yöneltmek, yılgın hissettirmek, yazgıcı olup kendi sorunlarıyla ilgilenmemek ve çevresinde yaşananlara ses çıkartmamak için de kullanıldığını görüyoruz.[10]

* * * * *

Piyanist Dengin Ceyhan’ın, “Klasik müzik her şeyin temeli” vurgusuyla, “Diğer türler, klasik müzikten esinlenip kendi müzik formunu oluşturur,”[11] saptamasındaki tekçiliğe “Hayır” diyen birisi olarak müzikte çoğulculuğa değer veririm.

Kürklü hanımların, smokinli beylerin “sanat” dünyasının maestrosu, ABD ve Batı Avrupa konser salonlarının gözdesi Herbert von Karajan’ın, “Fakirler klasik müzikten anlamazlar, klasik müzik kültüründen ancak zenginler anlar” sözüne inat; Carnegie Hall’un kapılarını toplumun çeşitli sınıflarından çocuklara açıp, New York Filarmoni ile “fakirlerin” de bal gibi klasik müzik öğrenebileceklerini ispat eden Leonard Bernstein’dan, Sovyet bestecisi Dimitri Şostakoviç’e ya da ABD’deki Siyahilerin devrimci sesi Paul Robeson’a uzanan genişlikte çoğulculuk itiraz ve aydınlanmanın önemli ayaklarındandır.

Bundan ötürü egemenin sarayında oturarak ezilenlere müzik yapılmaz, yakılmaz, Bu müziğin ruhuna aykırıdır. Topluma, ezilenlere değmeyen müzik, müzik ol(a)maz.

Müzik, ezen-ezilen ilişkisinden doğan ve bunu başkaldırıyla ifade eden halkın adalet arama serüveninin bir parçası olduğu ölçüde toplumsallaşabilmektedir. Neşet Ertaş’ın, “Nerede bir türkü söyleyen varsa, korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur,” ifadesi de bunu ve devleti müzik düşmanlığının nedenini anlatır.

* * * * *

AKP’nin teokratik uygulamaları nedeniyle, aylardır çeşitli kültür, sanat ve müzik festivalleri ve konserler iptal edilip; “olağanüstü hâl” uygulamalarını andıran festival yasakları sürüyorken; Fahrettin Altun’un “Siyasi hegemonyanız bitti, kültürel hegemonyanız da bitecek...”[12] sözleri eşliğinde getirilen yasakların bazıları şöyle!

YASAKLAR

12 Mart 2022

Şırnak’ın Cizre ilçesinde, Şermola Performans’ın Kürtçe ‘Mem û Zîn’ gösterimi kaymakam ve kayyum tarafından yasakladı.

12-15 Mayıs 2022

Eskişehir’de ‘Anadolu Fest’ yasaklandı.

16 Mayıs 2022

Muş’ta Metin-Kemal Kahraman konseri yasaklandı.

Kürt sanatçı Mem Ararat’ın Mersin’de vereceği konser Mersin Valiliği tarafından yasaklandı.

Kürt sanatçı Onur Evin’in Mart ayında KOM Müzik’ten çıkan ‘Em Nadin’ albümünün tanıtımı için 16 Mayıs’ta İBB Kültür Daire Başkanlığına bağlı Kültürel Etkinlikler Şube Müdürlüğü’ne yaptığı konser başvurusu ‘Salonlarımız 2022-2023 sezonuna kadar tadilatadır’ denilerek reddedildi.

Kürt Soprano Pervin Çakar, konser vermek için Mardin Artuklu Üniversitesi salonunda başvuru yaptığını belirterek repertuarında Kürtçe olduğu için salon verilmediğini duyurdu.

25 Mayıs 2022

Niyazi Koyuncu’nun gerçekleştireceği konser, Pendik Belediyesi tarafından iptal edildi.

29 Mayıs 2022

Apolas Lermi’nin Denizli konseri ve 11 Haziran’da yapacağı Bostancı konseri yasaklandı.

3 Haziran 2022

Isparta Uluslararası Gül Festivali’nde Melek Mosso konseri iptal edildi.

11 Haziran 2022

‘Başkent Kültür Yolu Festivali’nde Ara Malikian’ın konseri yasaklandı.

21-24 Temmuz 2022

Dersim’de ‘Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ iptal edildi.

28-31 Temmuz 2022

Zonguldak’ta ‘Kozlu Müzik Festivali’ iptal edildi.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin düzenlediği ‘Kazdağı Ekoloji Festivali’ iptal edildi.

‘Başkent Kültür Yolu Festivali’nde Güney Koreli müzisyen Mirae’nın konseri ‘eşcinselliği yaymayı misyon edinmiş’ bir grup olduğu gerekçesiyle iptal edildi.

ODTÜ Uluslararası Bahar Şenliği iptal edildi.

Aynur Doğan’ın Kocaeli ve Bursa’da gerçekleştireceği konserleri iptal edildi.

15 Ağustos 2022

Gökçeada’daki Meryem Ana Panayırı iptal edildi.

17-21 Ağustos 2022

2005’den beri düzenlenen ‘Zeytinli Rock Festivali iptal edildi.

1 Eylül 2022

Dünya Barış Günü kapsamında Mersin’de Yenişehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenleyecek Aydınlar ve Dodan Özer konserleri valilikçe yasaklandı.

24 Eylül 2022

İlkay Akkaya’nın Mardin’de vereceği konser Mardin Valiliği tarafından ‘uygun görülmediği’ gerekçesiyle yasaklandı.

25 Eylül 2022

İlkay Akkaya’nın Urfa’daki konseri, valilik tarafından ‘uygun görülmediği’ gerekçesiyle yasaklandı.

Efeler ilçesinde yapılan halk buluşması için sahne alan sanatçı Kadir Çat, Kürtçe şarkı söylediği için gözaltına alındı.

4 Ekim 2022

Sanatçı Xecê’nin Şırnak Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenleyeceği konser hiç bir gerekçe gösterilmeden rektörlük tarafından iptal edildi.

Siyasal İslâmcı iktidarın yaşam tarzına müdahalesi son bulmuyorken; İsviçreli müzisyen Guillaume de Kadebostany, Türkiye’de gerçekleştirilecek bir konserinin müzik yasağı nedeniyle yapılamadığını belirterek, “Konserlerimizde insanlar çok mutlu. Müzik iyileştirir, yasaklanmamalı,”[13] derken Müzik-Sen Genel Başkanı İpek Koçyiğit de ekledi: “Yaşama müdahale ediliyor”![14]

* * * * *

Bireylerin ve kitlelerin duygusal ve düşünsel anlatım biçimlerinden birisi olarak müzik tüm sanat dalları içerisinde gerek soyut anlatımı gerek içyapısı ile benliğimizde çok daha belirgin bir etkiye sahiptir.

Söz konusu etkiyi Georg Wilhelm Friedrich Hegel, “Müzik bir anlamda bilincimizi tutsak eder ve bilincimizin kapsamı bu ses akımı tarafından sürüklenir, dış dünya ile olan ilişkiler tamamen kesilir, kişi hayal ve anılarından kurulu bir dünyada yaşar,” diye tanımlarken; binlerce yıl önce de Pisagor, onu, aritmetik ve gökbilimde varolan evrensel uyumun anlatımı olarak nitelemişti.

Kanımca müziğin daha bir çok özelliği taşıdığını asla unutmadan, onun bir özgürlük ve başkaldırı zemini olduğunun da altı çizilmelidir.

“Özgür doğup özgür yaşayamamak nedir?!”[15] sorusu eşliğinde unutulmasın: “Özgürlük savunulmadığında, devre dışı kaldığında, geriye adaletsizlikleri gizleyen ve güçlüden yana bir sistem kalır.”[16]

 “Özgür olmak için hiçbir zaman çok erken, doğru yaşamak için de hiçbir zaman çok geç değil”[17] ve “Özgürlüğün huzuru birçok acıyı giderir”ken;[18] “Özgürlüğünden vazgeçmek, insan olma niteliğinden, insanlık haklarından, hatta ödevlerinden vazgeçmek demektir.”[19]

Jean Paul Sartre’ın ifadesiyle, “Özgürlük ancak her şey anlamını yitirdiği zaman ortaya çıkabilir; çünkü anlam, ne tür olursa olsun, yalnızca ideolojik bir kabuk”ken; “İnsan özgür olmakla lanetlenmiştir. Zira, bir insan dünyaya fırlatıldığından itibaren yaptığı her şeyin sorumlusu hâline gelir.”

Özetle “Özgürlük sorumluluk demektir. Çoğu insanın ondan ödünün kopması bu yüzdendir,” der George Bernard Shaw…

Lakin José Martí’nin, “Özgürlüğün bedeli yürektir”; Bob Marley’in, “Yaşamının her günü tutsak olmaktansa özgürlük için savaşırken ölmek, yeğdir,” uyarılarına kulak verilerek “korkular” yenilebilir; Mihail Bakunin’nin, “Eğer insan ahlâkının bir temel ilkesi varsa, o da özgürlüktür,” ifadesindeki sorumlulukla…

Düşüncenin, isteğin, iradenin olmadığı yerde özgürlük ol(a)mazken; Andrey Tarkovski’nin, “Özgürlük demek haysiyete saygı gösterebilmek demektir, hem kendi içinde hem de başkaları içindeki haysiyete,” vurgusuyla tanımladığı tutku için “Özgürlük bir hak değil, bir görevdir,” der Ezra Pound…

Aynı şeyler müzik için de geçerli değil mi?

O hâlde şimdi(lerde) George Orwell’ın, “Çalışmaktan başka her şey yasaklanmıştı. Sokakta yürümek, eğlenmek, şarkı söylemek, dans etmek, buluşmak, her şey yasaklanmıştı,” diye tarif ettiği tabloda; Friedrich Nietzsche’nin, “Yasaklanmış olana erişmektir amacımız. Çünkü şimdiye dek, kural olarak yalnız doğruları yasakladılar,” saptamasını anımsayarak, yüksek sesle Nâzım Hikmet’in dizelerini haykırmalı(yız):

Şarkılarımız/ ön safta en önde saldırmalıdır düşmana./ Bizden önce boyanmalıdır/ şarkılarımızın yüzü kana.

Şarkılarımız/ varoşlarda sokaklara çıkmalıdır!

Şarkılarımız/ bir tek yüreğin/ perdeleri inik/ kapısı kilitli evinde oturamaz!

Şarkılarımız/ rüzgâra çıkmalıdır...

8 Ocak 2023 13:39:53, İstanbul.

N O T L A R

[*] Kaldıraç Dergisi, No: 259, Şubat 2023…

[1] Rainer Maria Rilke, Orpheus’a Soneler, çev: Yüksel Pazarkaya, Cem Yay, 2004, s.27.

[2] Richard Feynman, Fizik Yasaları Üzerine, çev: Nermin Arık, Alfa Yay., 2012, s.68.

[3] Friedrich Nietzsche, Gezgin ve Gölgesi, çev: İsmet Zeki Eyüboğlu, Broy Yay., 2002, s.87.

[4] Andrey Platonov, Birbirimiz İçin Yaşayacağız, çev: Erdem Erinç, Metis Yay., 2018.

[5] Güvenç Dağüstün, “Bunlar Müziğe de Düşman!”, Birgün, 7 Mart 2022, s.2.

[6] Evin İlyasoğlu, “Müzik Geliştikçe İnsanı Eğitmiştir”, Cumhuriyet, 24 Ağustos 2022, s.13.

[7] Murat Beşer, “İyi Müzik, İyileştirici Müzik…”, Birgün, 27 Ekim 2022, s.15.

[8] Nazife Güngör, “Müzik Lüks Değil, Temel Gereksinimdir”, Cumhuriyet Pazar, 9 Ekim 2022, s.6.

[9] Yıl 1741, Rusya’nın Saksonya Büyükelçisi Kont Hermann Karl von Keyserling “Insomia” adı verilen hastalığı sebebiyle uykusuz geceler geçirmektedir. Çareyi müzikte aramaktadır. Evinde çalıştırdığı genç klavsenci Johann Gottlieb Goldberg gecelerini Kont’un başucunda hazır bekleyerek geçirmektedir. Kont uyandığında müzikleriyle onu tekrar uyutmaya çalışmaktadır. Ancak melodiler bir türlü işe yaramaz. Sonunda Kont, Goldberg’i dünyaca ünlü besteci Johann Sebastian Bach ile tanıştırır. Bach, Goldberg’e, Kont’a çalması için -sürekli tekrarlardan oluşan, hareketli ve neşeli- bazı kompozisyonlar verir. Goldberg bu besteleri çalmaya başlayınca Rus diplomatın uyku sorunu çözülür. İşte size Bach’ın dünyaca ünlü Goldberg Varyasyonları’nın ortaya çıkış öyküsü...

[10] Deniz Ülkütekin, “Bilimin Büyüsü Müzik”, Cumhuriyet Pazar, 5 Haziran 2022, s.4.

[11] Erkin Can Seyhan, “Her Şeyin Temeli Klasik Müzik”, Birgün, 3 Haziran 2022, s.14.

[12] “AKP’nin Asimilasyon Kültürü”, Yeni Yaşam, 29 Ekim 2022, s.11… “İşte AKP’nin Son 4 Ayda Getirdiği Yasaklar”, 13 Ağustos 2022… https://www.dokuz8haber.net/iste-akpnin-son-4-ayda-getirdigi-yasaklar

[13] Işıl Çalışkan, “Müzik İyileştirir Yasaklanmamalı”, Birgün, 25 Mayıs 2022, s.15.

[14] Işıl Çalışkan, “İnadına Sahneye!”, Birgün, 25 Mayıs 2022, s.7.

[15] Henry David Thoreau, Sivil İtaatsizlik, çev: Melis Olçum, Kafekültür Yay., 2013.

[16] Simone de Beauvoir, İkinci Cinsiyet, çev: Gülnur Acar Savran, Koç Üniversitesi Yay., 2019.

[17] Frédéric Gros, İtaat Etmemek, çev: Zeynep Büşra Bölükbaşı, Yapı Kredi Yay., 2020.

[18] Jean-Jacques Rousseau, Emile, çev: Yaşar Avunç, İş Bankası Yay., 2020.

[19] Jean Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi, çev: Ahmet Şensılay, Anahtar Kitaplar, 2010.