“Kızıldere ruhu” mu, “zamanın ruhu” mu?

30 Mart’a; bu ülkenin en güzel ve en yiğit evlatlarının katledildiği günün yıldönümüne birkaç gün kaldı.


30 Mart’a; yani Mahir ve dokuz arkadaşının, yani soldaki büyük kopuşun öncülerinin, yani genç ömürlerini hiçe sayacak kadar devrime bağlı olanların, yani inanmışlıkları üzerine kimsenin söz söyleyemeyeceği delikanlıların, yani “ipi en önce” göğüslemekten imtina etmeyenlerin, yani önder kadroların inanmışlığının sıradan militanların inanmışlığından farkının olmadığını ölümü seçerek gösterenlerin, kendi hayatını değil, geleceğe iz bırakmayı önemseyenlerin, devrimin sadece kahramanlıkların değil ideolojik-politik netliğin eseri olduğunu gösterenlerin katledildiği güne dokunduk dokunacağız neredeyse.

30 Mart 2015’te, incinen, kırılan, rencide edilen, hayal kırıklığına uğrayan, beklediğini bulamayan, kimde simgeleşeceğini bilemeyen, lakin ısrarından, inadından, devrime olan tutkusundan asla vazgeçmeyen bir ruha sahip insanlarız ki biz, üzerinden geçen kırk seneyi aşkın zaman zarfında, zamanın ruhunun Kızıldere ruhunu teslim almasına, Kızıldere ruhunun zamanın ruhu karşısında yenilmesine izin vermeyeceğimizi tarihe not olarak düşüyoruz.

Ne varsa bize dair, yazsın istiyoruz tarih kitapları. Büyük yenilgilerden de söz etsin, küçük zaferlerden de. “Ölebilirim bir barikatta yirmi beşinde” dediğimiz de bilinsin, tren sallayarak zamanımızı heder ettiğimiz de.

Cesaretimiz dahildir buna, korkularımız dahildir; çoğalmışlığımız ve fena halde az oluşumuz dahildir; acemiliklerimiz ve mahirliğimiz, hatalarımız ve hatta günahlarımız, cehaletimiz ve bilgeliğimiz dahildir tarihimize. Ne varsa yazılmalı, ne söylenmişse bilinmelidir.

Nedir zamanın ruhu? Somut durumun somut tahlili mi? “Bir daha Kızıldere yaratılmasına gerek var mı” sorusu mu? “Ne gerek var yeni bir Mahir’e” ukalalığı mı?

Nedir zamanın ruhu? Liberalizme, bencilliğe, faşizme teslim olmakta bir sakınca görülmemesi mi? Değişim, dönüşüm martavalı mı?

Nedir zamanın ruhu? Treni sallamak mı? Akıllı-uslu sınırlarda solculuk yapmak mı? Ehlileştiğimizi görmek lakin görmezden gelmek mi?

Liberallerin kullanageldiği, her derde deva ve inanmayı, adanmayı boşa düşürmeyi hedefleyen “nane ruhu” gibi bir şey mi?

Bir bakalım neyi neye tercih ettiğimize. Sonuçlardan memnunsak, bacağımızı kırıp oturalım, yok değilsek, gereğini yapalım.

Kızıldere’nin gereğini yerine getirelim. “Başları benzesin lakin yaşları benzemesin” temennisini saklı tutarak, Kızıldere’nin taşıdığı anlamı bugünün rehberi, geleceğin belirleyicisi ilan edelim.

Nedir Kızıldere’nin temel kabulü? Mahirleri Kızıldere’ye taşıyan, onları ölümsüzleştiren, büyüten nedir? Devrime olan inanç mı, arkadaşlarına bağlılık mı, solun 40 yıllık dizginlerinden kurtarılması mı, emperyalizm ve yerli işbirlikçilerine karşı amansız mücadele mi? Hepsi mi?

Sahip çıkmamız gereken Kızıldere ruhu nedir? Sırça köşklerde yaşamak yerine, Kızıldere’deki evin çatısına çıkmayı bilmek mi? Devrimi canından çok sevmek mi? Yaşamayı tercih etmekle ölümü göze almak arasındaki uçurum mu? Uçurumun dibindeki karınca olabilecek kadar neferi olmak mı? Hepsi mi?

Şunu bilelim: Mahir, sonradan gelecekler güvenle karşıya geçsin diye uçurumu dolduran karınca olmayı gözlerini kırpmadan seçmiştir. Kızıldere ruhu bu mudur? Budur. Mahir’in bize bıraktığı değerli miras bu mudur? Budur.

Başka bir ruh aramaya gerek var mıdır? Türkiye devriminin yolu Mahir’in üstüne yüzlerce mermi boşaldığında çizilmiştir. Bize zamanın ruhuna ve zamane ruhlara dair güzellemeler değil, Kızıldere ruhu gerekmektedir.

Memlekette olana bitene dair söyleyeceklerimiz bundan ibarettir.