Kapitalizmin kadını emeğinden ayrıştırma girişimleri ve 8 Mart

Ortaya çıkışı itibariyle 8 Mart 1857 yılında New York kentinde 40 bin dokuma işçisi kadının eşit işe eşit ücret, çalışma sürelerinin azaltılması, doğum izni başta olmak üzere taleplerinin karşılanması için başlattıkları grev esnasında fabrikada çıkan yangında fabrikaya kilitlenen 129 kadın işçi yaşamını yitirmişti. Burjuva devrimleriyle beraber kadın ve çocukların emek sömürüsü yoğunlaşmış edinilen mücadeleler sonucunda önemli kazanımlar iyi örnekler Dünya’nın çeşitli ülkelerinde yaratılmıştır.

1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün Türkiye’de ilk kez kutlanması da bu tarihlerde gerçekleşti. Moskova’da gerçekleşen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart’ın tarihi kesinleşirken adı da, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak kabul ediyor.

8 Mart da kadınları sınıfsal ayrışmanın dışında cinsiyet, ulusal kimlik gibi ayrıştırmaya tabi tutup yalnızca kadın gününe indirgemeleri Solun bir kısmının da bu duruma çanak tutar işler yapması sorunun temelinde yatan nedenleri aklıyor.

Bugün gelinen noktada Türkiye’yi baz alarak yapacağımız bir değerlendirmede kadın emeğinin yaşamın her alanında görünmez kılınmaya çalışıldığı tespitini rahatça yapabiliriz. Örneklendirecek olursak eğer ev işleri çoğunlukla kadınların sorumluluğunda. Ücret karşılığında bir iş yerinde çalışıyor oluşu bu gerçeği çok da değiştirmiyor. Azalttığı örnekler mevcut olsa da kadın emeği dışarda ücretli, evde herhangi bir ücrete tabi olmadan sömürüye açık bir süreç işliyor.

Atipik çalışma şekli yani esnek, kısmi süreli, yevmiyeli evde paketleme, çocuk bakımı, ya da dışarıda ev temizliği gibi işleri kapsayan çalışma modelidir. Tipik çalışma modelinden farklı olup yoğunlukla kadınların çalıştığı bir istihdam şeklidir. Bu çalışma modelinde çalışanların sigortası çoğunlukla yatırılmaz.

Gericiliğin bütün Dünya’da yaygınlık kazanması, Devletleri yöneten sermaye sınıfının inisiyatifi dışında olmadığı bu durumdan en çok da kadınların etkileniyor oluşu gerçeğinin üstünden atlamamak gerek. İş yerlerinde yaşadıkları taciz, mobbing, kadın cinayetlerindeki artış ile tarikat, siyaset, ticaret üçgeninin dışında kalan bir durum değil.

8 Mart’ta patron örgütlerinin kadın günü kutlamasının sempatikliği, kadın emeğinin bugünle yan yana gelmediği sürece kendileri için bir sıkıntı oluşturmadığından kaynaklı. 167 yıl önce dokuma işçisi kadınların haklı talepleri bugün hala kadınlar için önemli mücadele başlıklarıdır. Kapitalizmin kadının emeğini sömürüp sonra da sadece cinsiyeti ile tanımlamaya çalışması kendi çıkarınadır. Kadınlarda, erkeklerde emekleriyle bu Dünya’da vardır. Aynı sınıfın içerisinde aynı düşmana karşı birlik olmak zorunluluğu ise bugün işçi sınıfının örgütsüzlüğünün bu kadar yaygınlaştığı bir dönem de mecburiyeti içinde taşıyor.