Kapalı kapılar arkasında Ankara

Atatürkçü Sosyal Demokratların ve inşa ettikleri sistemin fahiş hataları nedeniyle (ki buna komünistlerin başarısızlıklarını da eklemek gerekir), gericilik gitmemek üzere ülkeye lök diye çökmüş bulunuyor. Fakat Özgür Özel'in Sosyal-Demokrat ekibi, toplumu, sağcıları (ırkçıları ve gericileri) ve de çoğu Marksist kesimi şaşırtmaya ve ters köşelere yatırmaya devam ediyor.

Bugün ülkemiz, yaşamı doğrudan etkileyen iki stratejinin görünen ve görünmeyen savaşına tanık olmaktadır.

İKİ STRATEJİ VE TAKTİK SAVAŞLAR

Mecliste görüşülen ve kabul edilen "Çerçeve Yasa", RTE'nin aslında Meşruti Monarşi hedefine açılan kapının kendisiydi. Bu hedef doğrultusunda bugüne kadar izlenen taktikler kapalı biçimde ustalıkla yapılmıştı ve RTE'nin kervanına katılan bir düzine muhalife rağmen toplum pek uyanmış değildi. Fakat CHP'li belediye başkanları ve Ekrem İmamoğlu'nun içeri alınması, RTE'nin stratejisini deşifre eden ilk adım oldu. Bu saldırıyı, saldırıya uğrayanlar dâhil kimsenin beklemediğini gördük. Hâlbuki heybede, turpun büyüğü, yani Barack'ın dediği "Meşruti Monarşi" vardı. İşte son yasa tasarısı, turpu torbadan çıkarabilmek için gerekli olan ön hazırlıktı. Zaten Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş da yasa sonrası verdiği demeçte bunu açıkça itiraf etti: "Yeni Anayasa için kapı aralanmıştır."

Evet, bu birinci strateji iktidara ait olup, İran hariç tüm Ortadoğu ülkelerinde hayata geçirilmiş BOP'un Türkiye sürümüydü. Finale veya meydan savaşına yaklaştığımızı söyleyebilirim.

İkinci ve karşı strateji ise olmak ve olmamak noktasına gelmiş olan cumhuriyetçi Atatürkçülere ve büyük tehlikenin (Monarşinin) farkında olan ezilenlere ait.

Bugün ülkemizde, emekçiler ve ezilen ulusların sorunları konusunda çok ciddi bir kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Siyasette komünist bir güç olmadığı için, ezilenler (emekçiler, uluslar vb.) ve devrimciler, üzülerek belirtmek zorundayım ki egemen sınıfların ideolojik etkisi (ırkçılık, milliyetçilik, Atatürkçülük, dincilik, emperyalizm vb.) altında politika yapıyorlar.

Bir yanda, Kürd ulusunun varlığını ve haklarını kabul etmeyenler ve de bu ulusu PKK ile eşitleyen ırkçılar yer alırken, diğer yanda emperyalizmin etkisi altına girmiş Kürd liderler ve onu takip edenler bulunuyor. Örneğin, ırkçılar kazara iktidara gelse, PKK sorununu nasıl çözecekler? Samimiyseler, "uzlaşma yok, savaşa devam" diyecekler! İyi de bu savaşta ölecek olanlar ve ağlayacak analar kim? Böcek mi? Faşizm sanırım böyle bir şey!

Yine kazara Kürd örgütler iktidara gelseler, hem Türkiye'nin sorunlarını çözecek bir programları yok hem de kuracakları bir Kürd devleti; Kürd emekçilerine yönetimde yer vermeyen Barzani iktidarı ya da ABD ile uyumlu Rojava Yönetimi gibi olacaktır. İki tarafın da Cumhuriyet ve emekçiler umurlarında değil! Varsa yoksa bazıları için ırkçılık, diğerleri için de Trump'çılık!

Örneğin, milliyetçi grup aslında iktidar ile aynı görüşü savunuyor. Tek fark, bugün iktidarın taktik olarak farklı davranıyor olması! Siz iktidarın Kürd ulusal haklarıyla ilgili bir adım attığını duydunuz mu? Tek amaç: DEM'i yanına almak ve Anayasa'yı onların oylarıyla çıkartmak. Bunun için APO çoktan oltaya takılmış durumda; fakat daha da kötüsü, DEM'li yöneticilerin RTE'ye aşk ile bağlı olduklarını görüyoruz. Bunu ben değil, fotoğraflar söylüyor.*

Bu nedenle, tıpkı ırkçı muhalifler gibi, Kürd sorunuyla ilgili iktidarı zorlayacak tek adım atmıyorlar ve de onların paradigmasının peşinden gidiyorlar.

İkinci stratejiyi ele alırsak; bu mücadelenin başını çeken Yeni Parti ve Ö. Özel ise, "olmak veya olmamak" noktasına geldiklerinin farkında olarak, giderek her gün daha da çok toplumsal çıkışlara imza atıyorlar diyebilirim.

Örneğin:

CHP'de ilk defa Genel Başkanı devirmek; ilk yerel seçimde %38 oranında oy almak; tehdit ve saldırılara rağmen tutuklu arkadaşlarının yanında durmaya devam etmek; ülkede gitmedikleri yer ve direniş, miting yapmadıkları alan bırakmayıp inanılmaz bir desteği sağlamış olmak. Ayrıca, Yeni Parti de yine ilk defa ilçe, il ve Genel Başkanın doğrudan seçileceği demokratik bir sistemi önermek vb.

Tüm bu gelişmeleri, ülkemizdeki Atatürkçü Sosyal Demokratların ne kadar zor durumda bulunduğunun ve Özgür Özel'in bu ataklarının da demokrasiye, emekçi sınıflara ve ezilen uluslara acil ihtiyaç olduğunun bir işareti olarak okumalıyız.

HERKESİ TERS KÖŞEYE YATIRAN KARAR

Ö. Özel'in yukarıda sıraladığım olumlu adımlarına bir yenisi daha eklenmiş bulunuyor. Çerçeve Yasa'yla ilgili ilginç bir karar açıklayarak, taktik savaşlarında büyük dalgalanmalar yarattığını görüyoruz. Çoğu kişinin Özel'in Meclis'teki bu açıklamasını, görme engelli birisinin fili tuttuğu yerden tarif etmesine benzer şekilde değerlendirdiğini görüyoruz.

Hâlbuki hem sahaya sürülen yasa hem de Özel'in bu yasaya ilişkin tavrı, ölümcül savaşa tutuşmuş iki gücün karşı karşıya geldiği yakın savaş taktiği olarak okunmalıydı. Yani Özel'in bu taktik adımını sürdürülen ölümcül savaşın bir parçası olarak ele almak gerekiyordu.

Aksine, milliyetçiliğin etkisinde kalanların Ö. Özel'i eleştirdiğini, hatta protesto edip tehdit bile ettiklerini görüyoruz. Bunların içinde devrimci veya devrimden etkilenen kesimlerin olması da sürpriz değil! Bu, tıpkı Mao'nun 1936'larda ırkçı ve milliyetçi Kuomintang partisiyle Japonlara karşı ittifak yapmayı önerdiğinde aldığı tepkinin bire bir aynısı. Hâlbuki bu ittifakla Japonlar yenilmiş ve 1949 Devrimi başarılmıştı!

Tıpkı 1977 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesindeki faşist işgalin kırılması için yürüttüğümüz mücadelede, Dekan'ın "Gelin, ülkücülerle masaya oturun" dediğinde bu teklife evet dediğimiz zaman aldığımız tepkiler gibi. Hâlbuki faşist işgali, bu masaya oturmayı kabul etmeye cesaret ettiğimiz için kırabildik.

Evet, Özel'in yasaya ilişkin tavrı da sürdürülen ölümcül mücadelenin zorunlu bir taktiği olarak görülmelidir. Buna, güçlü rakibi kendi oyununa getirmek denir.

Dolayısıyla hem Kürd ulusuyla duygusal ilişki koparılmamış hem iktidarın Kürd ulusunu kendileriyle ilgili etkileme silahı ellerinden alınmış hem de burjuva partilerinde pek olmayan farklı davranabilme kültürü hayata geçirilmiştir. Atatürk'le başlayan ve sürüp gelen burjuva lider ve merkeziyetçilik geleneğine karşı atılmış en önemli adım diyebilirim.

Özel ve Yeni Parti bu savaşı kazanır da iktidar olursa eğer, ne kadar doğru işler yapacaklarını işte o zaman göreceğiz.

Bugün için tek yapılması gereken ise büyük tehlikeye karşı mücadeleyi yükseltmektir. Cahilliğimizin köpürttüğü duygularımızla hareket etmek, Erdoğan'ın değirmenine su taşımaktan başka bir şey değildir.

* Tabi ki sadece fotoğrafa bakıp bir sonuca ulaşmak aptallık olur. Ama bu partili yöneticilerin Erdoğan ve Bahçeli'nin ortaya koyduğu paradigmayı desteklemeleri, son Çerçeve Yasa'daki "terörist PKK" tespitine imza atmaları, en önemlisi de Kürd insanlar katledilirken veya içeride haksız şekilde esir tutulanlar varken vb. Erdoğan'a melül melül bakışlar sizce ne kadar normal?