İnsanlar dağlara değil, tümseklere takılarak düşerler

Yukarıdaki deyim, Türkiye’deki toplumsal gelişmeleri ve devrimci hareketin bugün geldiği durumu anlamamız açısından inanılmaz bir özet gibi. Yüce ve yalçın dağları aşıyorlar fakat bir tümseğe takılıp yere yığılıyorlar! Geçmişte ve bugün yaşadıklarımız da bize bunu söylüyor.

Bunun için öncelikle ülkemizdeki toplumsal gelişmelere bakarak bir fikir edinebiliriz.

Örneğin 1915 yılında Osmanlı iktidarının Ermeni ulusuna yaptığı soykırım, onlar açısından sarp dağları aşan bir yürüyüştü. Tıpkı Amerikan kıtasının keşfiyle birlikte yerli halka yapılan kitlesel katliamlar gibi! Fakat Osmanlı, ciddiye almadığı kendi generali tarafından yere serildi. Ne sultanlık ne de saltanat kaldı.

Yine; şu veya bu şekilde Anadolu’nun emperyalist ülkeler tarafından 1919 yılı itibarıyla işgal edildiğini görüyoruz. Bu savaşı yöneten kurmayın başındaki M. Kemal, Bolşevikleri, Kürtleri, Alevileri ve İngilizleri kullanarak, Yunan işgalcilerini sahada yenmeyi başardı. Dahası, gericiliğe ve Yunan işgalcilerine ‘Kuva-yi Seyyare’ adı verilen güçleriyle zaferler kazanan, zamanın kahramanı olmuş Çerkez Ethem’i diskalifiye etti. Ve meclis içindeki demokrat muhalefeti içeri atarak, Kürtlerin isyanlarını bastırarak ve Sovyet desteğindeki komünist parti lider kadrosunu Karadeniz’de boğdurarak; tüm komünistleri, Bolşeviklerden aldığı destekle sorunsuz bir şekilde ezdi geçti.

Fakat Genç Cumhuriyet, 1950’lerde Menderes gibi cahil ve ahlak yoksunu bir tepeciğe takılıp yere kapaklandı. Onu yerde boylu boyunca yatarken 1960 yılında ordu elinden tutup kaldırdı.

Şimdi de diplomasız, İmam Hatip mezunu ve herkesin küçümseyerek cahil dediği bir lidere takılıp yere bir doksan serilmiş durumda. Ne ilginçtir ki, ‘yıkılmaz’ denen Atatürk Cumhuriyeti’ni dümdüz eden RTE de yardımına gelen Butlancılar da olsa, sonuçta bir müteahhit ve bir eczacı tarafından, yıkılmak üzere.

Yukarıdaki sonuçlar burjuva kamptaki gelişmeleri gösteriyor.

Devrimci kamptaki gelişmeler de ölçüler değişse de çok farklı değil. Tabii tüm devrimci mahalle, bir konuda aynı tavrı göstermiyor olsa da sonuçta onlar da tepeciklere takılıp düşüyorlar. Tıpkı bugünkü rejimin toplumu götürdüğü tehlikeli noktayı kavrayamadıkları ve buna uygun adımları atamadıkları gibi. İki örnekle açıklayayım.

Birinci örnek; Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) üzerine

a-) Suriye

Devrimci grupların önemli bir kesimi ve bazı aydınlar, Kürt Hareketi’ni ulusal haklar ilkesi çerçevesinde sorgusuz sualsiz desteklediler. Ne var ki Suriye'deki Kürt Hareketi’nin, ABD ile olan ‘Dostluk’ ilişkisini geliştirdikçe ortaya onarılmaz sorunların çıktığı görüldü.

Devrimciler bu desteği, sonuçta “ulusal sorunlarda olur böyle şeyler” diyerek aslında çaresiz olduklarını hem gizlemek istediler, hem de yanlışlarını kabul etme gibi bir kültürleri olmadığı için bu sonucu özümsemeye çalıştılar.

Sonuçta Suriye'de postmodern şeriat devleti kuruldu ve Kürtlerin tüm kanatları ve tüyleri yolundu. Bu da Kürt ulusal mücadelesinin artık emperyalizmin projesine uygun olarak düzenlendiğinin kabulü anlamına geliyordu.

Bu sonuç, Kürt hareketi açısından somut bir alternatif sunamadığımız için onlar açısından bir çaresizlik olarak değerlendirilebilir. Ama devrimciler açısından asla!

Ülkemizdeki kimi devrimciler ve gruplar, ne yazık ki Suriye’deki bu sonuçtan hâlâ uyanmamış ve tümseğe takılıp yere yığılmışlardır.

b-) Türkiye

BOP’un ilkelerini belirleyen ABD ve İsrail, bölgede ve ülkemizde İslamcıların yönetiminde, tüm etnik yapıları ve inanç gruplarını da içine alan meşruti bir monarşi kurulması için mücadele vermektedir.

Bu paradigmayı Bahçeli şöyle özetledi: “Erdoğan’ın liderliğinde Kürt ve Alevi başkan yardımcılarından oluşan bir sistem inşa edilecektir.”

Bu projeyi APO da desteklediğini açıklayarak, DEM’in yöneticilerini, devrimci grupları ve Kürkçü gibi aydınları da bu kervana katmış oldu.

DEM’li yöneticileri anlarım fakat devrimciler neden bu basit engeli aşamadılar?

İkinci örnek; CHP operasyonu üzerine

Bir yanda; CHP’ye ve belediye başkanlarına yapılan baskı ve şiddeti bir devrimci kesim görmek istemiyor. Belli ki CHP’nin geçmişte emekçilere ve komünistlere yaptıklarının hâlâ etkisindeler.

Ki Kılıçdaroğlu, 9 Haziran Salı günü partide yaptığı konuşmasında: “Osmanlı topraklarında olmamız gerekiyor” diyerek BOP’un yanında olduğunu açıklamasına rağmen, bu arkadaşlar uyanmış değiller.

Devrimci ve ‘solcu’ kesim, “Hem Kılıçdaroğlu’na hem İmamoğlu’na hem de Erdoğan’a karşıyız” diyerek, RTE rejimine karşı kendi güçleri oranında mücadele eden kitlelerden uzak kalmayı devrimci tavır olarak açıklayabiliyorlar.

Ne acıdır ki RTE’nin tepeciklerine takılıp kalıyorlar.

Komünistler, hele bu örgütsüz ve güçsüz olduğumuz şartlarda, kimseden İmamoğlu’nu veya CHP’yi desteklemesini istemiyor. Tek atılacak adım, kitlelerin arasında olup otokrasiye karşı mücadelenin içinde olmak!

Bu tavır içinde olan kişilerin ezici çoğunluğu, polisin işkencelerine ve cezaevlerindeki ağır baskılara direnmiş, yani dağları aşmış devrimciler. Fakat kitlelerin arasında olma gibi küçük tepeleri aşamıyorlar.

“İnsanlar dağlara değil, tümseklere takılarak düşerler” özlü sözü, görüldüğü gibi, ülkemizdeki siyasi mücadelenin ve örgütlerin bize gerçek resmini veriyor. Egemenler dağları, komplolar da içeren araçlar kullanarak ve algılar yaratarak aşıyorlar; fakat onlar da küçük engellere takılıp kalıyorlar.

Diğer yanda, ölümü göze alan ve bedeller ödemiş devrimciler, küçük adımlarla siyaseti ve hayatı oluşturmak için kendilerini eğitemedikleri için en küçük tümseklerde dahi takılıp düşüyorlar.