Diktatörlüğe heveslenmek!

Sevgili okuyucular,

Diktatörlüğe heveslenmek! Son yüz yılın, dikatörlerin makus talihlerini göz önünde bulundurduğumuzda, pekte bulundukları yerlerin iyi olduğu söylenemez.

Türkiye başbakanı, R.T. Erdoğan, tarihteki diktatörlere özenmektedir. Umarım sonu, tarihteki dikatatörler gibi olmaz.

Yakın tarihimizin diktatörleri, son yüz yıla damgalarını vurmak istemişlerdir. Ama nafile hevesleri kursağında kalmıştır.

İtalya diktatörü Benitto Musolini, Almanya Reichtag diktatörü Adolf Hitler, İspanya Diktatörü Francisco Franco, Uğanda diktatörü İdi Amin, Saddam Hüseyin, Muammer Gaddafi, Hüsnü Mübarek ve daha bir çok diktatör hafızalarımızdadır.  Burada bu karanlık, kirli iktidarların tarihteki konumları bilinmektedir. Bunların ortak yanları halklarına zulüm etmek iktidarını korumak için her yola baş vurmalarıdır. Gelinen aşamada, tarihin çöplüğündeki yerlerini  almışladır.

Türkiye başbakanı R.T. Erdoğan bunlardan hangisine, ‘özen’ duymaktadır bilinmez. Ama hayra alemet değildir.

Başbakan, Mısır’dan döndü ve ayağının tozuyla 20 Kasım 2012 de AKP grup toplantısına katıldı. Grup toplantısında, CHP’li vekillerin, Refik Eryılmaz, Mevlüt Dudu, Hasan Akgöl ve Atila Gök’ün, geçtiğimiz günlerde Suriye’ye giderek Gazeteci Cüneyt Ünal’lı esaretten kurtarıp getirmelerini gündemleştirdi.

Cüneyt Ünal 87 gündür Suriye’li askerlerin elinde esir olarak bulunmaktaydı. Cüneyt Ünal bir basın mensubudur. Suriye’de mesleğini icra etmek için bulunmaktaydı. Mesleğini icra ederken, Suriye askerlerinin alıkoyması ile yaşamının son günlerini hüçrede geçiriyordu.

İsmi geçen CHP milletvekilleri ne yaptılar?  Basın mensubu olan Cüneyt Ünal’ı, esaretten kurtararak ülkesine, ailesine kavuşturdular. Umarım başka basın mensubları da özgürlüklerine kavuşurlar.

AKP kurmayları ve Başbakan R.T. Erdoğanı, grup toplantısında hiddetlendiren ve bir diktatör edasıyla konuşmaya iten sebepler neydi? Kendilerinin yapamadığını, CHP’li  dört Milletvekilinin yapması mı? Yoksa, Milletvekillerinin Beşar Esad’la olan ve basına yansıyan fotoğraflarına mı kızmaktaydı?.

Kanaatimce fotoğraflar bahane.  Başbakanın kızgınlığı, kendi beceriksizlikleridir. Sınır komşu ülke olan, Suriye ile hiç gereksiz yere, düşman ülke olmaktan kaynaklanan sorunların çözümsüzlüğü ve içinden çıkılmaz hale gelmesindendir.

Her fırsatta, Suriye ve Devlet başkanı, Beşar Esad hakkında, ver yansın edersen, Beşar Esad’ta elindeki kozları kullanır. Böylede oldu.

AKP,  R.T.Erdoğan’ın, ABD ve batının taşerenloğuna soyunmasının beş para etmemesidir. R.T. Erdoğan’ın, artık Suriye diktatörü Beşar Esad nezdinde dahi itibarı kalmamıştır.

Başbakan, ‘kızgınlıkla’ Türkiye Cumhuiyeti Devleti tarihinin kirli karanlık ilişkilerinide, ‘istemeden’ ele vermektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticilerinin, faşist diktatörlere nasıl hayranlık beslediklerini, ‘anlatmaktan’ kendini alamamıştır.

Başbakan konuşmasında, ‘’ CHP Hitler'e övgüler düzer. CHP, Mussolini'yi öven, bizzat İnönü eliyle faşist İtalya'ya selam gönderen bir partidir.‘‘ CHP, Stalin'e yaranmak için 150 Azeri kardeşimizi kurşuna dizileceklerini bile bile Ruslar'a teslim eden bir partidir.‘‘

Burda bir noktanın altını çizmede yarar var. Türkiye Cumhuriyet Devleti ve CHP dönemin Sovyetler Birliğine karşı, sürekli ikiyüzlü davranmıştır.

Anlaşılan CHP’nin tarihi epey karanlık ilişkilerle doludur.  Milli şef dönemi gerçekten irdelenmelidir. Mevcut CHP geçmişin yükünü sırtına sarmak zorunda değildir. Kendi geçmişiyle hesaplaşmalıdır. İçinden geçtiğimiz süreçte, Kemal Kılıçtaroğlu ile anılmakta olan, ‘yeni‘ CHP geçmişiyle bir şekilde hesaplaşmalıdır. Bu hesaplaşma karşısında ayak diretenler olacaktır. Ama ayak diretmek, ‘yeni‘ CHP’e, hiçbir şey kazandırmaz. Aksine halkın, emekçilerin, demokrasi güçlerinin nezdinde itibarı olmayan, asker vesayetli bir parti olarak kalır.  CHP geçmişiyle cesaretle hesaplaşmalıdır.

 Aksi durumda, diktatörlüğe heveslenen, R.T. Erdoğanın dahi saldırı salvolarından kurtulamazsınız.

Başbakan konuşmasının devamında,  ‘‘Aynı CHP, 21. yüzyılın kanlı diktatörü ile fotoğraf çektirmekten kaçınmamıştır. Bakın diktatör Esad'ın elinden kurtulan gazeteci 3 ay hücrede kalmış, 3 ay hapishanede battaniye üzerinde yatmış. Suriye'nin eli kanlı diktatörü, CHP'yi adeta parmağında oynatarak Türkiye kamuoyuna mesaj gönderiyor.‘‘

 Bu konuşmalar karşısında, insan şu soruyu sormadan kendini alamıyor. Esad’la Bodumda tatil yapan ve boy boy aile hatırası resimleri çektiren, R.T. Erdoğan değildide, başkasımıydı?

Her fırsatta, ‘kardeşim Esad‘ diyerekten TV kameraları karşısında boy gösteren, R.T. Erdoğan değil midir?

Ortak bakanlar toplantısı organize eden, bunu ballandırarak anltan, AKP kurmayları ve hükümeti değil miydi?

Bu kadar pişkinlik olabilirmi. AKP ve R.T. Erdoğan toplumu,  ‘abtal‘ yerine koymaktadır. Gerçekte ise, anlaşılan kendi abtallıklarını görmemezlikten gelmeleridir.

Başbakan Suriye’de çatışmaların, ‘orada mehzebi bir savaşa gidiş var‘  diyebilmektedir. Türkiye’de her fırsatta, mehzebler konusunda nefret suçu işleyerek ayrımcılığı körükleyenin başbakanın olduğunu bilmeyen varmıdır. Kendi işlediği suçu başkasına, ‘atarken‘ gerçekten çok çirkin bir  davranışta bulunmaktadır. Bırakalım Suriye’de, ‘mehzebi savaşa gidişi‘ ülkemizde sürekli olarak farklı inanç ve mehzepleri, ‘aşağılayan‘ bir başbakana yakışmayacak söylemlerde bulunan kim?  Yerkürede birbaşka ülkede böyle bir başbakanın olduğunu düşünmek dahi istemiyoruz.

Yazımın başlığından’da, anlaşılacağı gibi başbakan konuşmalarını ve beyanatlarını bir diktatör havasıyla yapmaktadır. Aslında başbakan R.T. Erdoağn tarihteki benzerlerine özenmektedir.

Son AKP grup konuşması, bu konuda epey bir yol aldığını göstermektedir. Artık ülke gündemi ile alakası olmayan, Osmanlının tarihi geçmişi ile kendini ifade etme arzusu diktatörlüğe özentiden kaynaklanmaktadır. 

Ama unutmayalım ki, diktatörlerin sonu hiçte hayırlı olmamıştır.

21.11.12