“İktidar ile doğrular arasında
bir mesafe vardır.
Felsefenin görevi bu mesafeyi
açıklığa kavuşturmaktır.”[1]
Ne yazıktır ki post-modern zamanlarda felsefeye ya korkuyla bakılır, ya da can sıkıcı konuşmalar diye!
Özetle felsefenin gereksiz bir şey olduğu yaklaşımı yaygındır. Oysa felsefenin gerekliliğinin farkında olmayanlar yanılıyor.
Yanıldıkları için de “Her koyun kendi bacağından asılır”, “Gemisini kurtaran kaptan”, “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı de”, “Bükemediğin eli öp”, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” denilen tablonun kurban(lar)ı oluyorlar! Ayrıca başkalarını sokan yılanın günün birinde onları da sokabileceğini hiç düşünmüyor bu “Bana ne”ciler!
Mao Zedung’un, “Felsefeyi, filozofların, konferans salonlarının ve ders kitaplarının cenderesinden kurtaralım ve kitlelerin elinde güçlü bir silah hâline getirelim”; Georges Politzer’in, “Gerçekten de felsefe yapmak, kahramanlık zamanlarında olduğu gibi yeniden tehlikeli bir mesleğe dönüşecek,” vurgularıyla müsemma felsefe, elzemdir.[2]
Felsefenin amacı varlıkların, hayatın anlamını açıklamak yanında, dilsizlerin sesi olmaktır. Gerçekliği adıyla çağırmak cüretidir.
Özellikle her şeyin sıradan bir olay, rastlantı olarak sunulduğu post-modern bugünlerde felsefe soru(n)ları dillendirme cesaretidir; o, hiçbir yere yerleşmemektir, bir serüvendir. Yersizlik-yurtsuzluktur; göçebeliktir.
Felsefenin gerekliliğinden şüphe etmemek, biat ettirilen insan(lık)ın korku yüzünden körelmesine, sürüleştirilmesine meydan okumaktır.
Merakla başlayan felsefe, insanın kendini aptallaştırmasına izin vermemesi için vardır. Bu yolda atılan ilk adım, inançsızlıktır. Çünkü o, peri masallarının zıddıdır; ebedi bir ebedir; bir yaşam eylemidir. Çünkü o, eleştiridir, itirazdır, yolda olmaktır.
Düşünce ile görebilmektir felsefe; bir soru, bir teori olması yanında eylemin de önünü açandır; hayattır. Çünkü felsefesiz hayat olmaz.
Düşüncenin mikroskobudur o, ilkeler, ilk nedenler bilimidir, acıyı bilgiye dönüştürür.
Ölmeyi öğrenmekten öte yaşamayı öğretir; duruştur, düşüncedir; aramaktır felsefenin özü. Yanıt için soru sormaktır. Dogmaların ateşe verdiği yerküreyi kurtarır.
Kolay mı? Dogmatizmden kopmak ya da dinle alâkâsı kalmamaktır. “Olağan” diye sunulan şeylere kuşku duymayı öğretir.
Felsefe geleneksel imandan kopmuştur; şüphe ile iman yan yana duramaz!
İnsan(lık) felsefe ile doğmalardan arınıp, kendisi olabilir. O, insanın var oluşunun bilincine vardığı her yerdedir; eylemin önünü açmak, teşvik etmek için vardır.
Karl Jaspers’in, “Çocukların merakı, bilimin ve felsefenin temelidir”…
Thomas More’un, “Kralların meclisinde felsefenin yeri olmaz”…
Jean Paul Sartre’ın, “Felsefe yapmak, vazgeçmeyi öğrenmektir”…
Friedrich Nietzsche’nin, “Felsefe, yaratmanın anlamını kavramaya çalışan bir akımdır”…
Friedrich Engels’in, “Felsefe; mantık ve diyalektikten oluşur”…
Ludwig Feuerbach’ın, “Teoloji için, sadece kutsal sayılan doğrudur, oysa felsefe için yalnızca doğru olan kutsaldır,” diye tanımlanan felsefe, insan(lık)ın aptallaştırılmasına “Hayır” demek için vardır. Onunla edinilen ahlâk, erdem için yeterlidir.
“Felsefe ne kazandırır” mı?! Birçok şeyi kaybetmeye engel olur…
Felsefe bize “olması gerektiği” gibi yaşamayı öğretir. İnsan(lık)ı tartışmaya, soru(n)lara eğilmeye, düşünmeye çağırır. Fikrî tembellikten kurtarır.
Felsefe, fenomenleri bilime dayanarak açıklama çabasıyken; o, bizi güçlü görünme illüzyonları için değil, güçlendirmek amacıyla biçimlendirir. Tam da bunun için “Yüksek dağda, buz içinde gönüllü yaşamaktır felsefe,” uyarısını dillendirir Friedrich Nietzsche.
Prometheus’un felsefecilerin ustası (piri) olduğunu ve “Siyasi felsefelerin birer düşünce ve ahlâk yaratmaları”[3] gerektiğini unutmadan; “Dünyanın birliği, felsefe ve doğal bilimlerin uzun ve çileli gelişmesinin de kanıtladığı gibi, onun var oluşunda değil, maddiliğindedir... Hareket, maddenin var oluş biçimlerinden biridir. Hiçbir zaman, hiçbir yerde hareketsiz madde ve maddesiz hareket yoktur, olamaz da,”[4] gerçeğinin altını ısrarla çizmeliyiz.[5]
Kolay mı?
Friedrich Engels’in, “Diyalektik felsefe karşısında hiçbir şey sonal, mutlak, kutsal değildir”; V. İ. Lenin’in, “Marksizm, insanlığın XIX. yüzyılda yarattığı en güzel şeylerin Alman Felsefesi, İngiliz Ekonomi Politiği ve Fransız Sosyalizmi’nin meşru mirasçısıdır,” ifadeleri Marksist-Leninist felsefenin özetiyken; Jean-Paul Sartre da Marksizmi “çağımızın felsefi ufku” diye nitelendirip, ekler: “Anti Marksist bir tez olsa olsa yalnızca Marksizm öncesi bir fikrin yeniden canlandırılması olabilir. Marksizm’in ‘ötesine geçilmesi’ denilen şey ise, en kötüsünden Marksizm öncesine dönüş, en iyisinden de ötesine geçildiğine inanılan (şeyin), felsefede zaten var olan bir düşüncenin yeniden keşfi olabilir.”[6]
Tam da bunun için felsefeden öğrenilebilecek ilk şey; felsefe yapmaktır! Çünkü üzerine düşeni kuşkusuzca yapmaktır felsefe. Uyarır; hatırlamaya, sağlamlaştırmaya, korumaya yardım eder.
Her çağı betimleyen, felsefesidir. Her felsefe de içinde hasmını barındırır.
* * * * *
İyi de filozof mu?
O da Karl Marx’ın, “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir”…
Epiktetos’un, “Filozof; arzularının peşinde sürüklenmeyen ve kaçınmak istediklerinden uzak kalmayı başaran kişidir, Böylelikle zorluğa düşmekten, korkmadan kararsızlık ve endişelere girmeden yaşamını sürdürür”…
Virginia Woolf’un, “Gerçek filozof kürkünü kaybeden; ama pirelerinden kurtulandır”…
Ludwig Wittgenstein’ın, “Filozof bir soruyu bir hastalık gibi ele alır”…
Isaiah Berlin’in, “Filozoflar çocukça sorular sormaya devam eden yetişkinlerdir,” diye tarif ettiğidir.
* * * * *
Felsefesiz düşünce ol(a)mazken;[7] “Düşünmek yalnızca aydınlara, üniversite gibi kurumlara bırakılamayacak kadar ciddi bir meseledir,” diye uyarır Louis Althusser de...
Evet insan olmanın başlangıcı, özelliği, yükümlülüğüdür düşünmek. O görmek, olmak ve yerine getirmek imkânıdır; nihai kertede eylemdir.
İnsanlar yaşadıkları gibi düşünürler; o, her zaman potansiyel bir eylemin önünü açar; sadece düşünmeye cüret eden insan(lar) özgürdür.
Düşünmek sınır aşmak demektir. Ancak o zor iştir, muhtemelen bu nedenle çok az kişi düşünmekten kaçar.
Kolay mı?
Düşünmek zorunluluğu kadar insanları korkutan hiçbir şey yoktur. Ancak düşünmek için hiçbir zaman geç değildir.
İnsan(lık); ya düşündüğü gibi yaşamalı ya da yaşadığı gibi düşünmekten vazgeçmemeliyken; bir düşüncenin derinliğinin, göze aldığı tehlikenin boyutu kadar olduğu da göz ardı edilmemelidir.
Düşünmek, eyleyen varlığın mütemmim cüzüdür.
Özetle insan(lar) düşünmekte, kanaat sahibi olmakta, korkmadan konuşmakta özgür olmalıdır. Çünkü ufku genişleten düşünmek için asla geç değildir.
Ve insan(lık)ın tek çıkış yolu topluluk bilinci, başkasını düşünmektir. Hiçbir şey düşünerek eylemekten daha önemli değildir.[8]
Düşünme eylemine ilişkin hatırlatılması gerekenlere gelince…[9]
Giordano Bruno’dan, “İnsanın sırf çoğunluk, çoğunlukta olduğu için, kitlelerle ya da çoğunlukla aynı şekilde düşünmek istemesi aşağılık ve düşük bir kafası olduğunun kanıtıdır”…
Vedat Türkali’den, “Düşündüğünü söylemekten korkmaya başladı mı kişi; düşünmekten de korkmaya başlar!”…
Aziz Nesin’den, “Korkudan korkmadan düşünmek, insanları iyi insan yapar”…
José Martí’den, “Özgürlük, her insanın dürüst olma, ikiyüzlülükten uzak düşünme ve konuşma hakkıdır”…
Jean-Paul Sartre’dan, “Düşünce özgürlüğü, hazır kalıplarla değil, kendi aklınla düşünmektir.” “Aydın olarak görevim düşünmektir. Hiçbir engel tanımadan, tehlike karşısında bile kendime bir sınır koymadan, koydurtmadan düşünmek”…
Arthur Schopenhauer’den, “Sürünün en çok nefret ettiği şey, farklı düşünen bir insandır. Sürü aslında onun görüşünden nefret etmez, ancak bu kişinin kendi başına farklı düşünme cesaretine sahip olmasını sevmez. Bu sürünün tam olarak anlayamadığı bir şeydir,” sözleridir.
* * * * *
Ve felsefi düşüncenin eylemi devrimci praksise gelince…
Yığınlar bilinçlenmeden başkaldıramazlar, başkaldırmazlarsa da bilinçlenemezler.
Başkaldırının düşünce ve davranışı bunu unutmadan adımlar atarken; “İnsanın varlığını belirleyen bilinci değildir; tersine, insanın toplumsal varlığı, bilincini belirler,”[10] saptaması “es” geçilmemelidir.
“Kitlelerin bilinçsizliği ve eleştirel düşünceden yoksunluğu, onları kolayca manipule edilebilir” kılarken;[11] insan(lık) toplumsal bilinç düzeyini emeğin özgürleşmesi güzergâhında biçimlendirmediği sürece kişiliğini geliştiremez.
Söz konusu bilinç kesinlikle aldatmaz; insan(lar) gelir geçer, ama kolektif bilinç kalır.
Emek eksenli korkusuz kolektif bilinç özgür olmaya mahkûmdur. Lakin bu bir gecede doğamaz, oluşturulamaz.
Korku; insan(lık)ın aklını, bilincini, davranışlarını felç ederken; gerçek değişim bilinç düzeyindeki sıçramaların ürünüdür.
Kim olacağını, nasıl davranacağını belirlerken eylemlerinin sorumluluğunu yüklenebilme cesareti olarak bilincini kaybeden, “dünyayı kazansa”(?!) ne çıkar?
25 Mayıs 2026 12:46:54, Muğla.
NO T L A R
[*] İnsancıl Dergisi, Yıl:36, No: 432, Temmuz 2026…
[1] Alain Badiou.
[2] Bkz: i) Temel Demirer, “Felsefe, Eyleyen Tutkudur”, Görüş21, Şubat 2024… https://temeldemirer.blogspot.com/2024/04/felsefe-eyleyen-tutkudur.html ii) Sibel Özbudun-Temel Demirer, “… ‘Uygarlık Krizi’de Felsefeye Düşen”, Kaldıraç Dergisi, No:287, Haziran 2025… iii) Sibel Özbudun-Temel Demirer, “Hakikâtle İlişkiye Geçen Praksistir Felsefe”, Kaldıraç, No:249, Nisan 2022… iv) Temel Demirer, “… ‘Ateş Hırsızları’nın Felsefesi, Filozofları”, Rojnameya Newroz, Kasım 2023… https://temeldemirer.blogspot.com/2024/01/ates-hirsizlarinin-felsefesi-filozoflari.html v) Temel Demirer, “… ‘Post’lu Günlere Spinoza’cı Bir İtiraz”, Rojnameya Newroz, Ocak 2022… https://temeldemirer.blogspot.com/2022/01/postlu-gunlere-spinozaci-bir-itiraz.html
[3] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976.
[4] V. İ. Lenin, Karl Marx ve Marksizm Üzerine, çev: Mazlum Beyhan, Yordam Kitap, 2013.
[5] “Uğraşların zahmetlerinden kaçınırsan, umursamazlığın felaketleriyle karşılaşacaksın.” (Antisthenes, Kinik Felsefe Fragmanları, çev: Cengiz Çevik, İş Bankası Yay., 2020.)
[6] Jean-Paul Sartre, Yöntem Araştırmaları, çev: Serdar Rıfat Kırkoğlu, Kabalcı Yay., 1998.
[7] Bkz: i) Temel Demirer, “Bilim ve Düşünce (ile İfade ) Özgürlüğü=İsmail Beşikçi”, Sosyalist Mezopotamya, No:29, Aralık 2010… ii) Temel Demirer, “Özgürlük: Farklı Düşünen İçin…”, Rojnameya Newroz, Yıl:5, No:173, 11 Mayıs 2011… iii) Temel Demirer, “Düşünme Eyleminin Gerekliliği”, İnsancıl Dergisi, Yıl:34, No:406, Mayıs 2024… iv) Temel Demirer, “Bilgi ve Bilimsel Düşünce”, Avrupa Demokrat, Kasım 2023… https://temeldemirer.blogspot.com/2023/12/bilgi-ve-bilimsel-dusunce.html v) Temel Demirer, “İfade Özgürlüğü ‘Suç’ Olabilir mi!?”, Güney Kültür Sanat Edebiyat Dergisi, No: 111, Ocak Şubat Mart 2025… vi) Temel Demirer, “Özgür İfade ‘Hazır Ol’da Dur(a)maz”, Kaldıraç, No:235, Şubat 2021… vii) Temel Demirer, “İfade Özgür(süz)lüğü, Yargı(sızlık) ve Hukuk(suzluk)”, Rojnameya Newroz, Yıl:5, No:188, 29 Eylül 2011… viii) Temel Demirer, “Eleştiri (ve İfade) Özgürlüğü: V. S. Naipaul Vakası”, Güney Dergisi, No:56, Nisan-Mayıs-Haziran 2011…
[8] “Özgür davrananlar, özgür düşünenlere oranla daha dezavantajlıdır, çünkü insan düşüncelerinin sonuçlarından çok davranışlarının sonuçlarından açıkça acı çeker!” (Friedrich Nietzsche)
[9] “(…) Kant da diğer tüm filozoflar gibi doğru düşünceden bahseder, hakikâtten uzaklaşmaz, bilakis ona yaklaşır. Maddenin soyutlanması, bir doğa yasasının soyutlanması, değerin soyutlanması, vb. kısaca tüm bilimsel doğru, ciddi, saçmalamayan soyutlamalar doğayı çok daha derin, doğru ve tam olarak yansıtırlar. Canlı algıdan soyut düşünceye ve buradan pratiğe: Hakikâti bilmeye, nesnel gerçekliği bilmeye giden diyalektik yol işte budur.” (V. İ. Lenin.)
[10] V. İ. Lenin, Karl Marx ve Marksizm Üzerine, çev: Mazlum Beyhan, Yordam Kitap, 2013.
[11] Theodor W. Adorno, Aydınlanmanın Diyalektiği, çev: Nihat Ünler-Elif Öztarhan, Kabalcı Yay., 2010.