"dünya şeylerin!
biz azınlığız."[1]
11 yıl 8 ay 23 gün 8 saatlik Paris sürgünlüğümde Fransız Komünist Partisi'ne üye olduğum 11. Paris Eugène Varlin hücresindeki ilk günümde sorumlu yoldaş beni "Nâzım Hikmet'in memleketinden" diye takdim etmişti.
Evet ben Nâzım Hikmet'in memleketindenim. Ama bu kadar da değil. Aynı zamanda Çorum/ İskilipli "Sarı" İsmail Beşikçi Hoca'nın hem hemşehrisi, hem de öğrencisiyim.[2]
'Geçen Yıl'daki, "... 'Kürt halkı da bütün halklar gibi/ insanca yaşama hakkına sahip olmalıdır' dediği için/ 'Türk devleti/ Kürt ulusuna/ köle olmayı öneremez' dediği için/ vurdular kollarına kelepçeyi/ Beşikçi'nin" dizelerindeki üzere, Ondan çok söz eden Orhan Kotan ağabeyimin bir sözü aklımdan hiç çıkmadı: "O, Kürt kardeşlerinin eşitliği için sömürgeciliğe, resmi ideolojiye karşı 'Ateşten Gömlek'i sırtına geçiren nadir Türklerdendir."
Çorum'da Kürtler yabancımız değil. Osmanlı'dan "Cumhuriyet" mecburi iskâna uzanan güzergâhın kanıt ve tanıkları Ortaköy tarafında ziyadesiyle mevcuttur hâlâ; Ermeni'si, Alevî'si de dahil.
Onun için Edward Said'den mülhem, "Uçurumun kenarında yaşanan baş dönmesini verir insana,"[3] satırlarının Sarı Hoca için de -kesin kes- geçerli olduğunu hatırlatmadan geçmemeliyim.
* * * * *
Malum: Bilimsel tutarlılığı olmayan etik-politik bir konumlanış ol(a)maz. Veya etik-politik bir konumlanış bilimsel tutarlılıktan ari değildir.
Aydın/ entelektüel ya da İsmail Beşikçi, doğruda durmanın felsefesinden vazgeçmeyendir.
İtaatkârlığa itiraz edendir. "Olağan" denilene uyumsuz; iktidarın resmi ideolojisi ile çelişkisi olandır.
Yüksek mevkilerde eşi dostları, resmi makamlarda itibarı ol(a)mayan İsmail Beşikçi saf tutmakta asla tereddüt etmeyen angaje entelektüel/ aydındır. Amacı insan(lık)ın özgürlük bilincinin, itirazın, eleştirinin önünü açmaktır. Resmi ideolojik klişeleri ve indirgeyici kategorileri parçalamaktır.
Sarı Hoca nabza göre şerbet vermez, konuşulmaması gereken yerde susmaz, şovenist kabadayılıklara boyun eğmez. Şovenist milliyetçiliği, şirketleşmiş düşünceleri, sınıfsal, ırksal ve cinsel imtiyazları sorgular.
Yaşamı, bilgi ve özgürlükle ilgilidir. Faaliyeti ise otorite için sıkıntı vericidir.
Söz konusu özellikleriyle de O, zayıf olanların, temsil edilmeyenlerin, unutturulan/ umursanılmayanların safındadır ve Frantz Fanon ile paralellikleri söz konusudur.
* * * * *
"Bedeller" mi dediniz? Ödemediği hangi bedel kaldı ki, davasını savunduklarından egemenlere dek!
Onun hâli bana Nâzım Hikmet'in "Biliyorsunuz,/ verdim ömrümü,/ en güzel/ en olacak/ en olması lazım şey için./ Fakat çoktur/ -sayılmayacak kadar-/ aynı işi benden evvel/ belki de benimkinden büyük bir inatla yapanlar," dizelerini anımsatır.
Ne yaptıysa entelektüel/ aydın onuru ve sorumluluğuyla yaptı. Hem de hiç kimseden hiçbir şey beklemeden, eğilip/ bükülmeden!
Yaptıklarıyla iktidar karşısında doğruyu söyleme, hakikâti gösterme, konuşma özgürlüğünü kullanırken; Euripides'in "parrhesia" kavramı ile kastettiği sorumluluğu hayata geçirdi.
Michel Foucault'ya göre, "serbest konuşan"lar, "korkusuz konuşan"lar olarak "parrhesiastes"ler, bir krala veya bir tanrıya karşı, onların öfkesini göze alarak doğruyu dile getirirler. Bir anlamda kamusal bir görevle hareket ederler, egemenlerin gerçeği görmesi ve ona göre davranmasına davet çıkarırlar.
Parrhesia eşitler arasındaki bir konuşma değildir; konuşmacı dinleyiciden daha aşağı bir statüdedir. Parrhesiastes, iktidar karşısında hiçbir şeyi saklamaz, özgürce ifade eder, korkusuzca konuşur, doğruyu söyler.
Michel Foucault, parrhesiasteslerin kandırma yerine dürüstlüğü, sahtelik ya da sessizlik yerine hakikâti, hayat ve emniyet yerine ölümü, yaltaklanma yerine eleştiriyi, kendi çıkarını koruma ve ahlâki kayıtsızlık yerine ahlâki ödevi tercih ettiğinin altını ısrarla çizer.
Burada tarif edilen Sarı Hoca değil ise kim olabilir ki?
Düşün gücü, teorik dayanağı ve ütopyasıyla O, en dayanıklı insandır. Yani düşünce ve duruşuyla gerçeğin kabuğunu kırabilen, hakikâti yakalama gayretinin saflığıdır.
Kolay mı?
Dik durup diklenmeyen entelektüel/ aydın iddiası, olsa olsa bukalemun özelliği ile malûldür
Karanlıkta yanan bir mum ya da bir çoban ateşine benzeyen Sarı Hoca için düşünmek, davranmak nefes alıp vermektir.
Ya da "Bilinçle inanmadığı bir şeye hizmet etmeyeceğim!" diyen düşünce ve davranışının sınırları hakikâttir.
* * * * *
Edward Said'in, "Günümüz entelektüeli, garantili bir geliri olan ve okul dışındaki dünyayla alakası olmayan kabuğuna çekilmiş bir edebiyat profesörü olup çıkmıştır," ifadesi dört yanı sarmışken; sadece Türk(iye) akademisine değil, resmi ideolojiye teslim olmuş tüm akademi(cik)lere alternatiftir Sarı Hoca'nın tavizsiz duruşu.
Çünkü O, Simone de Beauvoir'ın, "Bireylerin boyun eğmesi, onları sömürenlerin zaferidir," biçiminde tarif ettiği teslimiyete 'Hayır' diyerek, sürüye uymayıp, mevcut duruma hoşgörü göstermeyenlerdendir.
Gerçeğin yerine "gibi"leri ikame eden yabancılaşmışlık dünyasına ait değildir ve asla olmamıştır da
* * * * *
'Kürt Solu' Dergisi'nde yıllarca önce Sibel Özbudun ile birlikte kaleme aldığımız yazıda da ifade ettiğimiz üzere katılmadığım görüşleri olsa da, İsmail Beşikçi bir sosyologdur. Değerlidir.
Ancak Onun sosyologluğu sosyologluğundan ötede bir anlam taşır ki, bu da, kelleyi koltuğa almış "parrhesiastes" denilen hakikât olabilme cüretkârlığıdır.
Onun hakkında kaleme aldığım birkaç yazıda "pusulası hakikâti gösteren hoca", "parrhesiastes" ve "adalet için dik duran cesaret" gibi ifadelerle tanımlamam yanında; devlet ve akademi meselelerinde "bilimsel haysiyetinden zerre kadar taviz vermemesi" ve "boyun eğmemesi"nin altını çizmiştim.
Bunların hiçbiri "abartı" değil. Gerçek.
* * * * *
Olması (ve mümkün ise aşılması) gereken... Düşünce polislerine ve oto-sansür "Hayır" diyen... İnsan(lar)ı akıl dışı korkuların esaretinden kurtarandı...
İş bun(lar)dan ötürü Onun yapıtları yasaklı kal(a)madı. Yakıl(a)madı. Düşünceleri hapsedil(e)medi. Çünkü Onun ayırt edici özelliği, iktidardan, egemen sınıflardan bağımsızlığı ve eleştirel tavrıydı.
Bu niteliklerinden ötürü iktidarın zulmüne maruz kaldı. Ama bu da bir işe yaramadı. Bursa Mahpusu'nda tel örgülerin ardından hâlâ tebessüm eden umut dolu sakinliğine tanık olduğumda emindim bundan.
Tam da bunlardan ötürü Antonio Gramsci'nin, "Entelektüellerin rolü statükoyu pekiştirmek değil, ona meydan okumaktır"...
Noam Chomsky'nin, "Aydınların görevi, otoriteye hizmet etmek değil, onu sorgulamaktır"...
Julien Benda'nın, "Entelektüelin misyonu, dünyanın efendisi hâline gelmiş haksız ve yanlış karşında cümle âlem diz çökerken bile, ayakta kalıp ona insanlık bilinciyle karşı çıkmaktır"...
Jean-Paul Sartre'ın, "Kendisine görev verilmediği hâlde, dünya'daki tüm sorunlardan sorumluluk duyan kişi aydındır"...
Murray Rothbard'ın, "Devlet için en büyük tehlike bağımsız entelektüel eleştiridir"...
Max Stirner'in, "Yaratıcı beyinler, otoriteden uzak olanlardır," satırlarındaki duruştur İsmail Beşikçi.
Bu kadar da değil! İfade özgürlüğüdür İsmail Hoca.
Onun için ifade özgürlüğü yaşamın ta kendisidir. Çünkü O, bir ulusun özgürlüğünü ortadan kaldırmak isteyenlerin, işe önce ifade özgürlüğünü bastırmakla başladığının bilincindeydi. İfade özgürlüğü olmadan da kamusal özgürlük diye bir şey ol(a)mazdı.
* * * * *
"Düşüncelere işkence edilen bir çağda yaşıyoruz," diyen James Joyce sonuna kadar haklı.
İfade özgürlüğü hâlâ "Ateşten Gömlek"!
"Nasıl" mı?
"Düşünme ancak, yüzyıllardır yüceltilmiş olan aklın, düşüncenin en dik başlı düşmanı olduğunu öğrendiğimiz zaman başlar," der Martin Heidegger; Sarı Hoca da bunu vurgular...
"Düşünmek gerek, ama başkalarının aklıyla değil, kendi aklınla düşüneceksin," der Henri Barbusse; yaptığı budur Onun...
"Düşünenler özgürdür, boyun eğenler değil,"[4] der Eduardo Galeano; İsmai Beşikçi tam da budur...
"Mevcut koşulların kötülüğünü fark eden her kimse, onları ifşa etmek için sesini yükseltmek ve böylece insanların gözlerini açmakla görevlidir," der Johann Most; Onun yaptığı tam da budur...
"Doğal" olarak da sadece cesaret değil bedel ister böylesi olmak...
Elbette Anton Çehov'un, "Kendilerini aydın diye adlandırırlar ya, hizmetçi kadını 'sen' diye çağırır, köylülere hayvana davranır gibi davranırlar. Doğru dürüst öğrenim görmezler, ciddi hiçbir şey okumazlar, hemen hemen hiçbir şey yapmazlar, bilimin sadece sözünü ederler, sanattan pek az anlarlar. Hepsi ciddidir, hepsinin yüzünden düşen bir parçadır, ciddiyet konusunda hiçbiri burnundan kıl aldırmaz, durmaksızın felsefe yaparlar,"[5] betimlemesindekilerin "risk"leri olmadığı için cesarete de ihtiyaçları yoktur!
Hadi öyleyse, İlhan Berk'in dizeleriyle başladığımız yazıyı yine Onun dizeleriyle noktalayalım:
"Ama bu dünya böyle gitmez./ Zulümle yapılan çabuk yıkılır."
9 Şubat 2026 17:34:21, İstanbul.
N O T L A R
[*] Kaldıraç Dergisi, No:296, Mart 2026...
[1] İlhan Berk.
[2] Bkz: i) Temel Demirer, "Adalet İçin Dik Duran Cesaret", İsmail Beşikçi, Derleyenler: Barış Ünlü-Ozan Değer, İletişim Yay., 2011... içinde... ii) Temel Demirer, "Bilim ve Düşünce (ile İfade ) Özgürlüğü=İsmail Beşikçi", Sosyalist Mezopotamya, No:29, Aralık 2010... iii) Temel Demirer, "Dik Durup Boyun Eğmeyenler", Avrupa Demokrat, Haziran 2023... https://temeldemirer.blogspot.com/2023/07/dik-durup-boyun-egmeyenler.html
[3] Edward Said, Entelektüel- "Sürgün, Marjinal, Yabancı", çev: Tuncay Birkan, Ayrıntı Yay., 2018, s.30
[4] Eduardo Galeano, Ve Günler Yürümeye Başladı, çev: Süleyman Doğru-Savaş Çekiç, Sel Yay., 2017, s.336.
[5] Anton Çehov, Vişne Bahçesi, çev: Ataol Behramoğlu, İş Bankası Yay., 2016, s.45.