Büyük yarılmaya doğru

"Hiçbir ulusal hak ve özgürlük verilmeden, sadece Demirtaş ve arkadaşlarının tahliyesi (tabii bu aşamada Demirtaş'ın tavrı da çok önemli), Öcalan'ın statüye kavuşturulması, gerillalar için güvenlik yasalarının çıkarılması, sanırım bu mahallede önemli kırılmalara neden olacak gibi duruyor."

NATO toplantısı sonrası süreçte, siyasi akımlarda ve örgütlerde, şimdiden kısmen gerçekleşmiş bulunan kendi içlerindeki ve ittifaklardaki çok ciddi ayrışma ve çatışmalar olacak gibi gözüküyor. Bu derin fay hatları, burjuvazinin kapışması gibi gözükse de kitleleri ve devrimcileri yakından ilgilendiren çok daha kapsamlı siyasi bir fırtınayı içinde taşıyor.

CHP'deki son bölünme de dâhil tüm çatışma dinamiklerinin, RTE'nin iktidarı kaybetme korkusunu da kapsayan BOP projesinin hayata geçirilme ısrarından kaynaklandığını söyleyebilirim.

Yarılmalar esas olarak, ABD'nin Orta Doğu ülkeleri için İsrail ile birlikte devreye soktuğu BOP Projesi ile başladı diyebiliriz. Dünya çapında çatışmaları da tetikleyen bu proje, özellikle Suriye'deki uygulamalarıyla ülkemiz için görünür ve can yakıcı hâle geldi. Çünkü bu ülkede yaşayan Kürt, Alevi ve diğer ezilen halkların yaşadıkları olumsuzluklar, ülkemizde kitlesel olarak var olan akraba ve yandaşlarına doğrudan yansımıştı.

Irak, Libya, Mısır, Suriye ve birçok ülkede proje dış müdahalelerle gerçekleştirilirken, ülkemizde bu süreç Eş Başkan Erdoğan tarafından hayata geçiriliyordu. İran ise savaş yoluyla hizaya getirilmeye çalışılıyordu.

Atatürk Cumhuriyeti'nden Erdoğan Cumhuriyeti'ne geçiş, son yirmi beş yıl içinde kurbağayı ürkütmeden başarılı şekilde bugünlere gelmişken, iki önemli gelişme projenin eksen kaymasına neden olmuştu.

1- Önce DEM Başkanı Demirtaş, sonra da İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu, süreci tehlikeye sokan hamleler yapmaya başladılar.

2- İkinci olumsuz ve belirleyici gelişme ise dışarıdan gelmişti: Ukrayna Savaşı, enerji açısından %50 oranında bağlı olduğu Rusya ile ilişkiyi bozmuş, fakat daha da kötüsü, Trump'ın İran yenilgisi, projenin ve RTE'nin aktif dayanağı Trump'ın azledilme tehlikesini doğurmuştu.

Sonuçta İmamoğlu, Erdoğan'ı başkan yaptırmama savaşını başlatınca, tıpkı Demirtaş gibi içeri alınmış ve aradan sahneye çıkan Özel, devleti ürküten bir lider hâline gelmişti.

Evet, projenin hedefi, Erdoğan'ın da büyük arzusu olan Güleryüzlü Monarşi'yi Trump gitmeden hayata geçirmekti.

İşte bu iki nedenle RTE, uzun vadeli planını 4-5 aya sığdırmaya çalışarak kontrollü belirsizlikten, kontrolsüz ama belirli hedefler içeren adımlar atmaya başladı.

Bunun için; Kürt ve Alevi açılımı amacıyla yeni bir anayasa çıkarılmalıydı. Bu anayasada seçimlere girecek adayları belirleyen bir sistem oluşturulmalı ve APO'ya ve dağdaki gerillalara yasal dokunulmazlıklar verilerek Kürt oyları garanti altına alınmalıydı.

İmamoğlu'na bir an evvel en ağır ceza verilmeli ve bu hemen açıklanmalıydı (duruşma hâkiminin "Savunma 9 Temmuz'da bitecek." diye tutturmasının nedeni, ona verilen bir emir olsa gerek).

Liderlikte dev adımlarla ilerleyen Özel'in hem dokunulmazlığını kaldırarak hem de içeri atarak halk arasında yükselen karizmasını çizmek de gerekiyordu.

Trump'tan ve şirketler oligarşisinin temsilcilerinden olan BlackRock CEO'su Larry Fink'ten para istenmesinin nedenlerinden biri de buydu.

Tabii tüm bu hedeflerin hayata geçebilmesi için hem seçmenlere dağıtmak üzere milyarlarca doların ülkeye girmesi hem de DEM'li ve Butlancı milletvekillerinin desteği şarttı.

Görüldüğü gibi, yapılacakların her biri rejim için belirsizlik taşıyordu.

Mevcut anayasa şartlarına ve seçmenin hareketliliğine baktığımızda, RTE'nin iktidarını sürdürebilmesi zor görünüyor. Rejim YSK'yı kontrol etse de bu riski ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle yeni anayasa şart olarak kendini dayatıyor.

Anayasa değişikliği ise iki toplum kesimini heyecanlandırıyor: Kürt örgütlenmesini ve ırkçı kesimleri.

Anayasa görüşmeleriyle birlikte burjuva siyasetinin tüm alanında çok ciddi yarılmaların bizi beklediğini söyleyebilirim.

BÜYÜK KIRILMA HER AN BAŞLAYABİLİR

Birinci sıradaki kırılma, Kürt Hareketi ve seçmeni arasında yaşanacak gibi gözüküyor.

Hiçbir ulusal hak ve özgürlük verilmeden, sadece Demirtaş ve arkadaşlarının tahliyesi (tabii bu aşamada Demirtaş'ın tavrı da çok önemli), Öcalan'ın statüye kavuşturulması, gerillalar için güvenlik yasalarının çıkarılması, sanırım bu mahallede önemli kırılmalara neden olacak gibi duruyor.

Kürt olduğu için baskı gören ve üstüne üstlük giderek yoksullaşan seçmen, Erdoğan-Bahçeli ve APO'nun paradigmasına yöneticileri gibi sıcak bakmayabilir.

İkinci büyük kırılma da Kürt Hareketi ile ittifak yapan devrimci gruplar arasında yaşanacak gibi gözüküyor. Tabii bu tahmin, rejimin projesine destek vermeyecekleri düşünülerek yapılmaktadır.

İkinci sırada Alevi topluluğu bulunuyor.

Daha önce rejim tarafından bu yönde yapılan hiçbir açılımın tutmaması üzerine devreye giren Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP desteğinin de çok umut verici olmadığı açıkça belli oldu.

Bu nedenle yeni anayasada Aleviler için de göz boyayıcı ve albenisi olan maddeler eklenirse şaşmamak gerekiyor.

İşte bu noktada, zaten korkutarak ve şantajla birçok CHP'li belediyeyi, belediye başkanını ve milletvekilini saflarına katan ve bu operasyonlarını daha da hızlandıracak olan yönetim, eğer anayasa değişikliğini başarırsa bunun önemli bir etki yaratacağı ve bunun da önemli yarılmalara neden olacağı açıktır.

Üçüncü sırada ise geniş seçmen kitlesi bulunuyor.

Anayasa değişikliğini başarabilirse eli iyice güçlenecek olan rejim ve eline istediği sıcak para da gelirse, seçmenin maaşını ve yardımlarını baş döndürecek şekilde artırarak, vaatlerine tavan yaptıracak; dahası baskı ve yıldırma adımlarına hız vererek seçmenler arasında umutsuzluk yaratacak ve BOP'un gereği olan Güleryüzlü Monarşi'ye geçiş, adı konmasa da hayata geçirilecektir.

İşte bu noktada seçmen arasında büyük yarılmalar beklenebilir. Fakat bu süreci toplumun lehine çevirebilecek yeni liderlerin çıkması da muhtemeldir.

Kanlı sahneler ihtimal dışı olmayacaktır.

Dördüncü yarılmanın da bugüne kadar tarafsız kalanlar içinde olacağını düşünüyorum.

Mevcut rejime karşı, hangi nedenle olursa olsun CHP'nin sürdürdüğü mücadeleden -onun eski kırık notları nedeniyle- uzak duran devrimci gruplar, kişiler ve geniş seçmen arasında (ki bu kırılma zaten son bir yıl içinde hızla yükselmektedir) büyük yarılmalar beklenmelidir.

Öyle ki tarafsız kalmanın rejimi desteklemekle bir ve aynı olduğu gerçeği, kitlelerin hareketliliği ile birlikte her gün biraz daha netleşmiş olacak ve bu gerçek, tüm tarafsız ve dürüst devrimcileri derinden etkileyecektir.

Özetle; bu yarılma ve kırılmaların belki yeni bir anayasa, sıcak para ve baskılarla önemli oranda engelleneceğini düşünebiliriz.

Fakat bu durumda bir şeyi unutmuş oluruz; muhalefetin doğru taktikleri ile bu dalga tsunamiye dönüşebilir ve bunun önünde de kitlesel katliamlar vb. vahşetler yapmadan kimse duramaz (ki bunun şartlarının da olduğu pek söylenemez).

Çünkü bir yasa uyanmış gözüküyor: Yönetenler eskisi gibi yönetemiyor, yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemiyorsa değişim ve yarılmaların önünde kimse duramaz.

Yeter ki uygun öncüler çıkmış olsun!

Değil mi ki; dibe vuran her şey yukarı zıplar!