Almanya’nın Doğusundan Batıya Uyarı

Sachsen-Anhalt’ta tüm partiler, 1,7 milyon seçmenin oyunu almak için seferber oldu. Sonuç ne olursa olsun; AfD tek başına ya da BSW ile bir hükümet kursun ya da kurmasın, ortaya çıkan tablo netti: Seçmenlerin yaklaşık yarısı, ülkeyi kökten değiştirmeyi vaat eden partilere bilinçli olarak yöneldi. AfD ve BSW, CDU’ya, SPD’ye, Yeşiller’e ve Sol Parti’ye derin bir güvensizlik duyanların sözcüsü hâline geldi. Bu seçim sonucu, 1990’dan bu yana bildiğimiz Almanya Cumhuriyeti için ciddi bir uyarı niteliğinde.

Küçük ve sosyoekonomik açıdan zorlu bir eyalet olan Sachsen-Anhalt, Almanya’nın geneli için temsilî sayılmaz. Ancak doğu eyaletlerindeki siyasi ruh hâli açısından oldukça çarpıcı bir gösterge. Doğu, geçmişte de defalarca Batı’nın daha sonra takip ettiği eğilimleri önceden sergilemişti; özellikle de AfD’ye yönelik artan destek konusunda. Bu nedenle bu seçim gecesi görmezden gelinemez. Siyasi hoşnutsuzluğun kökenlerini tam olarak açıklamak zor olsa bile ortaya çıkan tablo dikkat çekici.

Kesin olan şu: BSW ve özellikle AfD, insanlara kendi kaygılarında ve isteklerinde “görüldükleri” ve “anlaşıldıkları” hissini vermeyi başarıyor. Somut programın ne olduğu ya da AfD’nin bunları uygulama kapasitesi burada belirleyici değil; parti, Almanya’da olup bitenlerden rahatsız olan herkes için bir yansıtma ekranı hâline geldi. Bu rahatsızlık çoğu zaman benzin fiyatları ve Covid-19 sonrası fahiş gıda fiyatları gibi günlük yaşam maliyetleriyle ilgili. Rusya’ya karşı izlenen politikayla, Bundeswehr’in (Alman Ordusu) silahlanmasına ve Ukrayna’nın savunmasına ayrılan milyarlarca avroyla ilgili. Ve daha temelde, geleceğin iyi olacağına dair kaybolan inançla ilgili.

Elbette AfD seçmenleri arasında gerçekten aşırı sağcı görüşlere sahip, etnik açıdan homojen bir Almanya hayali kuran, AB’den çıkışı ve Putin’in Rusya’sıyla uzlaşmayı savunan önemli bir kesim var. Ancak pek çok AfD seçmeninin bu konularda net bir görüşü bulunmuyor; partiyi köklü bir değişim özlemiyle seçiyorlar. Bu özlem o kadar güçlü ki AfD’nin büyük ölçüde aşırı sağcılar tarafından yönetildiğine dair tüm kanıtları göz ardı ediyorlar. “Kesin aşırı sağcı” damgası, onlara yalnızca partinin gerçekten farklı olduğunun kanıtı gibi görünüyor. Bu da yetiyor.

AfD, resmi seçim sonuçları kesinleştikten sonra çoğunluğu elde ederse ve tek başına ya da BSW ile hükümet kurarsa, bazıları bunda bir fırsat görüyor. AfD’nin gücü büyük ölçüde, seçmenlerinin hayatını gerçekten iyileştirebileceğini henüz kanıtlamak zorunda kalmamış olmasına dayanıyor.

Eyaletin başbakan adayı Ulrich Siegmund ile bu durum değişebilir diye düşünülüyor. Ancak daha olası olan başka bir şey: AfD, bir eyalet hükümetinin siyasi ve mali imkânlarına kavuşur kavuşmaz bunları mevcut düzene duyulan güvensizliği daha da körüklemek için kullanacak; hem de tüm Almanya çapında.

AfD, bir sandalye eksiğiyle tüm diğer eyalet meclisi partilerinden daha büyük tek muhalefet gücü olarak kalsa bile aynı yolu izleyecektir. Diğer partiler ise ülkedeki ruh hâlinin değişimine yeni cevaplar bulma baskısını biraz daha az hissedecek. Bunun gerçekten daha iyi bir senaryo olup olmadığı ise tartışmaya açık.