Ahmet Telli: Topladı Bavulunu, Gitti Sonsuzluğa

„Gün biter gülüşün kalır bende

anılar gibi sürüklenir bulutlar

Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır

yarım kalan bir şiir belki de“

Bazı haberler vardır, insanı geçmiş yıllara götürür, güzel anıları hatırlatır ve o an ağlatır. Yaşanan o güzel anılardan sonra böyle ayrılıklar acı yaşatır.

Ahmet Abi’nin ölüm haberi geçmiş ilişkilerimizi, biraz da gençliğimizi hatırlattı; o güldüğümüz anılar şimdi ayrılık haberiyle acı verdi.

Ne demişti büyük şair Ahmet Telli?

„Gün biter gülüşün kalır bende…“

Evet, yaşam günü bitti ancak onun dostluk gülüşü, şiirleri kaldı bizlere ve gelecek nesillere.

Ben hep yaşamı, kabuğunu kırıp yeşeren koca bir çınar ağacına benzetirim. Nasıl bir ağaç çekirdeği çatlatarak yeşermeye başlıyor, sonra topraktan aldığı besine, suya, havaya göre kimi daha ilk yılında kuruyor, kimi fırtınalarla, hastalıklarla boğuşarak büyüyor, onlarca hatta yüzlerce yıl yaşıyor... İnsanın yaşamı da tıpkı bir çekirdeğin kabuğunu yırtarak dünyaya gözlerini açması gibidir; kimi birkaç saat, birkaç gün, kimi de doğayla ve çevresiyle boğuşarak belki yüz yılını aşar; sevinçli, mutlu ve acılı günleri, yılları olur.

Bunların Ahmet Abimle ne ilişkisi var?

Biz çok geç tanıştık. Sanırım 1974 veya 1975 yılında, bir Kurban Bayramı'nda Niğde Cezaevi ziyaretiyle başladı. Ancak Ahmet Kaya’nın ilk albümüne, „Arabesk yaparak devrimci marş ve türküleri bozuyor“ diye saldıranlara karşı duruşumuzla pekişti. Ahmet Kaya’nın ilk şarkı kaseti 'Ağlama Bebeğim' 1985’te yasaklanmıştı ama o aynı yıl 'Acılara Tutunmak' kasetini yayın evine vermişti. Gençler kaseti dört gözle bekliyorlardı. Ahmet Telli, Ankara Zafer Çarşısı'nda bir kitap evi açmıştı. O, 12 Eylül faşizminin ağır baskısının korkusuyla hiçbir müzik satış yeri Ahmet Kaya’nın kasetlerini açıkta satmaya yanaşmıyordu. Ama Ahmet Telli, kitabevinin penceresine kocaman yazmıştı: „Ahmet KAYA’nın Müzik Kasetleri burada satılıyor.“ Ahmet Kaya’nın yeni çıkan 'Acılara Tutunmak' kasetinin gelmesini bekleyen gençler, Zafer Çarşısı'na inen merdivenleri ve Ahmet Telli’nin iş yerinin içini doldurmuş, basamaklarda oturarak bekliyorlardı. Ben, Zafer Çarşısı'nın ilk kitapçısı olan Remzi İnanç Ağabeyin yanına giderken Ahmet Telli’ye el sallayarak, selamlayarak geçtim. Biraz sonra Ahmet Telli de geldi; Remzi İnanç’ın Dost Yayınları-Kitabevi’nde el sıkıştık. Ben ona: „Sen birinin sana abi, amca, dayı denilmesinden hoşlanmıyorsun ama sen benden iki yıl büyüksün. Bana izin ver, ben sana abi diye sesleneyim,“ dedim. Güldü, alnımdan öptü; „Sen söyleyebilirsin,“ dedi. Remzi Ağabeyin yanında özellikle üniversiteli gençler; Ahmet Kaya’nın türküleri bozarak arabesk şarkılara çevirdiğini, bu durumun 12 Eylül iktidarlarına yardımcı olduğunu savunuyordu. Ayrıca Ahmet Telli’yi de Ahmet Kaya’nın kasetlerini sattığı için eleştirdiler. Ben, Ahmet Kaya’nın gençliğin direniş sesini temsil ettiğini ve 12 Eylülcülere karşı direnişi güçlendireceğini anlatmaya çalıştım. Remzi İnanç Ağabey sessiz sessiz bizi dinledi. O günden sonra Ahmet Telli ile dostluğumuz daha da pekişti.

Oysa Ahmet Telli sadece iyi bir şair değildi, bir demokrasi savaşçısıydı.

Dostluğu çıkarsızdı. İnsan gibi insandı.

Ahmet Kaya’nın ilk üç albümünü kendi kitapevinde satarak 12 Eylül faşizmine karşı gençlerin sesini yükseltmelerine, baş eğilmezliğe teşvik etti.

Ankara Zafer Çarşısı’ndaki kitap evi ve üç dükkan ilerdeki Remzi İnanç’ın kitapevi demokrat, solcu gençlerin birer eğitim okulu gibiydi. Gençler kitapları alıp ayak üstü okuyor veya alıp evde okuduktan sonra geri iade ediyorlardı.

2017 yılında, ekteki fotoğraf ve afişte görüldüğü gibi Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli işçilerin güçlü bir örgütü olan DİDF’in Münih’teki derneğin temsilcilerinden Levent ve Tülin Çakmak, beni ve Ahmet Telli’yi „Demokrasi mücadelesinde edebiyatın rolü“ başlıklı bir etkinliğe davet ettiler. Salonda kasetçalarda Ahmet Kaya’nın Şafak Türküsü’nden:

„Beni burada arama, arama anne

Kapıda adımı, adımı sorma

Saçlarına yıldız düşmüş

Koparma anne, ağlama.“

dizeleri yükselince döndü bana: „Molla, hatırlıyor musun ikimize Ahmet Kaya için saldırdıkları o günleri? Şimdi dincisinden dinsizine, faşistinden komünistine kadar herkesin dilinden eksilmiyor Ahmet Kaya’nın şarkıları.“

Yanıtım kısaydı: „Abim, bütün toplumlarda gerçeği kabullenmek zordur.“

Omuzumu ovaladı, gülüştük.

Ahmet Telli, toplumcu gerçekçi şiirin özgün isimlerinin ön saflarında yer alan devrimci bir sosyalist şairdi; dostluğuna sadık, insan gibi sevgi dolu, sağlam bir insandı. Şiirleri; bu kişiliği ortaya koyan, toplumun sevgisini ve sorunlarını içerdiği için Grup Yorum, Yeni Türkü, Selda Bağcan ve Onur Akın başta olmak üzere pek çok sanatçı tarafından seslendirildi. O, haksızlıkların karşısında dikilen şairin şiirleri sadece okunmakla kalmayıp müzikle buluşarak halkın arasında dilden dile aktı.

Özetlersek, onun şu dizelerine kulak verelim:

„Suya düşen bir karanfilse yüreğin

bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm

vursun seni o taştan bu taşa

o çağlayandan bu çağlayana“

Sevgili Ahmet Telli abim, sen vücudunu toprağa bıraktın; toprağında çiçekler bitecek ve gelecek nesillere şiir kokusu saçacak. Ayrıca dostlarına, gelecek nesillere miras olarak bıraktığın haksızlıklara karşı onurlu duruşunla sadece toprağında filizlenen çiçeklerde, şiirlerinde değil; bu yeryüzünde, insanlığın ve gençliğin yüreğinde yaşayacaksın…

11.07.2026