AfD'nin seçim zaferinin ardından Almanya'da endişe ve şaşkınlık

Geçtiğimiz pazar günü Almanya'nın doğu eyaletlerinden Saksonya-Anhalt'ta, tüm Almanya'yı, hatta Avrupa'yı da ilgilendiren eyalet parlamentosu seçimleri yapıldı.

Kazanan belli, ancak iktidar şansı pek yok gibi: Ulrich Siegmund liderliğindeki AfD, Saksonya-Anhalt'taki seçimlerde en güçlü siyasi güç oldu.

Beklendiği üzere, kamuoyu yoklamalarında da ortaya çıkmıştı; beklenen oldu ve AfD, yani sağcı, ırkçı ve göçmen karşıtı Almanya için Alternatif Partisi, 83 sandalyeli mecliste 39 milletvekili çıkararak yüzde 43,8 gibi çok büyük bir oy oranıyla seçimi kazandı. Ancak tek başına iktidar olamadı.

Seçimleri kaybeden CDU, artık federal düzeyde de büyük sorunlarla karşı karşıya. Bakalım Şansölye Merz bu yenilgilere daha ne kadar dayanacak, direnecek?

Peki bu AfD ne istiyor?

Programında neler var? Bu başarısının altında yatan nedenler neler?

Birincisi, daha bugün Başbakan Merz parlamentodaki konuşmasında kürsüden söyledi. Merz, AfD'nin "remigration" (tersine göç) kavramını eleştirip, "Ten rengi ve kökene dayalı etnik temizlik istiyorlar" dedi.

Yine AfD'nin ağır toplarından Björn Höcke, bir TV programında, milyonlarca insanın izlediği yayında, "Türkleri asimile edemiyoruz, kültürleri bize benzemiyor, yollanmaları lazım" dedi.

AfD, Almanya'daki ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan kötü gidişin baş sorumlusu olarak göçmenleri, onların deyimiyle yabancıları görüyor.

AfD'nin seçim başarısındaki diğer nedenler şunlardır:

Var olan eski büyük partiler sorunlara çözüm üretemiyorlar.

İşte onların yapamadıklarının yarattığı boşluğu AfD, asla gerçekleştirmeyeceği popülist söylemlerle, duygusal seçim çalışmaları ve vaatleriyle dolduruyor.

Ama doldururken de toplumu kamplaştırıyor, sosyal barışı dinamitleyiyor.

Almanya'da her geçen gün refah pastası küçülmekte, çok tanınmış firmalar ya kapanıyor ya da binlerce işçi çıkarıyor. Her ne kadar sosyal devlet hâlâ ayakta olsa bile gelir dağılımındaki uçurum, makas açılıyor.

AfD'ye oy verenler ve tutucu Almanlar, ne yazık ki refahı kendi kültürlerine benzemeyen kitlelerle paylaşmak istemiyor.

Bunlar Araplar, Afganlar ve Türkler.

AfD'lilerin çoğu ayrıca kendilerini üstün ırk olarak görüyor; "Biz efendi, siz kölesiniz" hissi veriyorlar göçmenlere.

Burada varlıklı olmayan insanların büyük bir gelecek ve sosyal güvence korkusu var. Bu da AfD'nin seçim zaferinde önemli rol oynuyor.

Sağlıklı, genç olduğu hâlde çalışmadan yaşayan, bir de suç işleyen, terör eylemlerine bulaşan göçmenler, nefreti ve kini artırıyor.

Oysa gerçekler çok farklı. Bugün o beğenmedikleri göçmenler Almanya'yı terk etse sağlık, hizmet, gastronomi ve inşaat sektörleri resmen felç olur, çöker. Ayrıca göçmenler çok farklı sosyal katmanlardan oluşuyor.

Bu ülkeye uyum sağlamış, dilini konuşan, kurallara ve Alman Anayasası'na saygılı iş insanı, çalışan emekçi, sanatçı, siyasetçi, hukukçu, devlet memuru göçmen de var; sayıları az da olsa çalışmadan sosyal yardımla yaşayan göçmen de var.

Yani genelleme, tam bir popülist ve ırkçı yaklaşımdır; kabul edilemez.

Seçim sonucu AfD'yi cesaretlendirdi

Bu son seçimdeki başarı, AfD'lileri hayli cesaretlendirmiş görünüyor. Hatta sosyal medyada bazı AfD taraftarları, "Artık Almanların çoğunluğunun istediği şeyi yapmalıyız!" diyorlar.

Oysa Almanların çoğunluğu, anketlere göre AfD'nin yasaklanması sürecini destekliyor.

Uzun lafın kısası, Almanya'yı zor bir yakın gelecek bekliyor.

AfD, federal seçimlerde de bu başarısını tekrarlar ve yabancıları zorla geri göndermeye kalkışır, sokakta, işyerinde, devlet dairelerinde dışlar ve aşağılarsa burada çok büyük sosyal patlamalar, sokak gösterileri ve çatışmalar olabilir; sokaklar savaş alanına dönebilir.

Ben Almanların çoğunluğunun ırkçı olmadığına ve AfD'ye mesafeli olduklarına inanıyorum.

Ama AfD'nin bir emekçi dostu parti olmadığı kesin. Savaş ve egemen sınıfların partisidir AfD, unutmayalım.

AfD'ye oy verenlere çağrı

Son olarak da AfD'ye oy veren bizim insanlara seslenmek istiyorum.

AfD iktidara gelirse hiç ayrım yapmadan, zengin de olsanız, eğitimli de olsanız, bu topluma uyum sağlamış da olsanız sizleri de hedef seçecek. Buna inanın.

Çünkü ırkçılar acımasızdır, vicdansızdır.

Bunları sizlere, bir Alman yerel idaresinin, yani belediyesinin sosyal, göç ve uyum dairesinde 16 yıl sosyal danışman olarak çalışmış ve konuya hâkim bir gazeteci arkadaşınız olarak söylüyorum.

Onlar, "Biz Suriyelileri yollayacağız, Türklere karışmayacağız" diyorlar şu an. Ama buna inanmayın.

Ayrıca resmî istatistikler var elimizde. Buraya getirilen, gelen Suriyelilerin yüzde 64'ü çalışıyormuş; en az 300 bini de Alman vatandaşlığını almış durumda. Nasıl olacak bu geri yollama işi? Bu yasalarla bu mümkün değil!

AfD'liler her seferinde, "Yurttaşlık yardımı alanların çoğunluğu yabancılar!" diyorlar. Hayır, Almanlar.

"Almanların çoğunluğu sadece 'vatandaşlığa kabul edilmiş' kişiler, peki onların isimleri ne?!" Michael, Andreas, Thomas, Daniel, Alexander.

"Ama 7. sırada Ahmad var!"

Irkçıları rakamlarla, gerçeklerle ikna edemeyiz, durduramayız. Onları sadece kararlı ve örgütlü bir şekilde, Alman demokratlarıyla birlikte mücadele ederek durdurabiliriz.

Bu seçimlerden çıkan tablo demokratik süreçlerin sonucu mu?

AfD'yi mutlaka Alman tarihi ile rahatsız edici bir ilişki kuran, aşırıcı içeriklerden ve aşırıcı kadrolardan çekinmeyen bir parti olarak görmeliyiz.