Washington yönetimi yalnızca Küba’ya petrol satışını durdurmakla kalmadı, aynı zamanda sevkiyat yapabilecek ülke ve şirketleri ağır yaptırımlar ve gümrük vergileriyle tehdit etti, tankerlerin rotalarının değiştirilmesini sağladı.
Küba, tarihinin en zorlu dönemlerinden birine girerken, ada halkı bir kez daha kriz koşullarında ayakta kalmanın yollarını arıyor. Enerji ablukasının ne kadar süreceği ise belirsizliğini koruyor.
Birleşmiş Milletler ise alarmda. BM Genel Sekreteri António Guterres, yakıt akışının kesilmesi halinde Küba’da “insani bir çöküş” yaşanabileceği uyarısında bulundu. Ekonomistler, mevcut koşulların devam etmesi halinde ülke ekonomisinin iki hafta ile iki ay arasında neredeyse tamamen durma noktasına gelebileceğini belirtiyor.
Günlük hayat sürüyor ama kırılgan
Tüm bu tabloya rağmen Küba’da yaşam, altıncı kriz yılında da görece alışıldık seyrinde ilerliyor. Elektrik üretimi, haftalardır olduğu gibi ihtiyacın yaklaşık yarısını karşılayabiliyor. Akaryakıt istasyonlarındaki kuyruklar uzamış durumda, ancak ülke genelinde tam bir durma henüz yaşanmadı.
Cuba Heute’nin Havana’dan aktardığına göre, Deutsche Welle’ye konuşan GIGA Latin Amerika Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Bert Hoffmann, durumu şu sözlerle özetliyor:
“Toplumda bir bekleyiş hâli var. Elektrik kesintileri arttı, benzin daha da kısıtlı ama her şey yavaş ve kademeli ilerliyor. Sokaklarda hâlâ trafik var.”
Díaz-Canel: “Tek bir damla yakıt bile gelmesin istiyorlar”
Kriz, bu hafta itibarıyla siyasi düzlemde daha görünür hale geldi. Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, iki saatlik basın toplantısında ülkenin resmen kriz moduna geçtiğini duyurdu.
“Aralık ayından bu yana ülkeye yakıt girişi yok” diyen Díaz-Canel, ABD’nin uyguladığı politikayı “küçük bir ülkeye karşı yürütülen agresif ve suç niteliğinde bir kuşatma” olarak tanımladı. Washington’un hedefinin Küba ekonomisini boğarak devrimi sona erdirmek olduğunu savundu.
Fidel Castro’nun planı yeniden sahnede: Opción Cero
Hükümet, 1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından yaşanan “Özel Dönem”de Fidel Castro tarafından hazırlanan “Opción Cero” (Seçenek Sıfır) planını güncelleyerek devreye aldı.
Bu plan, hiç petrol yokmuş gibi bir senaryoya dayanıyor. Öngörülen önlemler arasında:
Sıkı rationing (kota) uygulamaları, yerel ve mahalle bazlı gıda üretiminin artırılması, hayvan gücü ve motorsuz ulaşımın yaygınlaştırılması ve komşuluk esaslı odun kömürü mutfakları bulunmaktadır.
Díaz-Canel, bu önlemlerin “bugünün koşullarına uyarlanacağını” ve önümüzdeki günlerde bakanlıklar tarafından detaylandırılacağını söyledi. “Bu süreç fedakârlıklar gerektirecek” diyen Küba lideri, halkı “yaratıcı direniş” çağrısıyla birlik olmaya davet etti.
“Küba yalnız değil”
Havana yönetimi, yakıt tedariki için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Díaz-Canel, ayrıntı vermeden, Küba’ya destek olmaya hazır ülkeler ve kurumlar bulunduğunu söyledi. Washington’un yaptırım tehditlerine karşın, Reuters’ın aktardığına göre Rusya, Küba’ya petrol sevkiyatını sürdürme niyetini açıkladı.
Güneş enerjisi ve yerli petrol hamlesi
Krizden çıkışta en büyük umutlardan biri yenilenebilir enerji. Küba, son bir yılda güneş enerjisinde büyük bir atılım yaparak 1.000 MW kurulu fotovoltaik güce ulaştı. Bu kapasite, gündüz saatlerinde elektrik ihtiyacının yaklaşık %38’ini karşılıyor.
Çin ile yapılan anlaşma kapsamında önümüzdeki sekiz haftada 160 MW daha devreye alınacak. Hastaneler, doğumevleri, yaşlı bakım merkezleri, bankalar ve kamu binaları için binlerce güneş paneli kuruluyor. Ayrıca 200 MW kapasiteli batarya sistemleri ile gece kullanımının artırılması hedefleniyor.
Öte yandan Küba, ihtiyacının üçte birini karşılayan yerli petrolünü daha verimli kullanmanın yollarını arıyor. Ağır ve yüksek kükürtlü olan bu petrolün rafinasyonu için yeni bilimsel çalışmalar yürütülüyor.
Diyalog mesajı ve savunma hazırlığı
Díaz-Canel, ABD ile eşitlik ve egemenlik temelinde diyaloğa açık olduklarını yineledi. Ancak aynı zamanda, olası tehditlere karşı “Halkın Topyekûn Savaşı” doktrini çerçevesinde savunma hazırlıklarının artırıldığını duyurdu.
ABD’nin Küba’yı yeniden “teröre destek veren ülkeler” listesine almasını ise sert sözlerle eleştiren Díaz-Canel, bu kararın siyasi ve keyfi olduğunu savundu.




