ABD/İsrail'in İran'a saldırısının arka planı[*]

"Gözümüzdeki kıymık

en iyi büyüteçtir."[1]

Albert Caraco'nun, "Ölüme doğru gidiyoruz, tıpkı okun hedefe doğru gitmesi gibi," betimlemesi Ortadoğu'nun Filistin, Kürdistan, İran, vd'leriyle bitmeyen/ süregiden diken üstü hâlinin özeti gibidir.

Dünya, Ortadoğu, İran adım adım nihai hesaplaşmaya doğru gidiyorken, Michael Horowitz'e "Amerika ve İsrail'in İran saldırısı... Artık geri dönüş yok,"[2] dedirten Trump/ Netanyahu çılgınlığı, bölge üzerindeki emperyalist hesapları açığa çıkartmanın yanında, zayıflamış/ çürümüş İran mollarşisinin akıbetini de tarihin gündem maddesi kılıyor.

Kolay mı? Gündemdeki soru(n), Ortadoğu'nun ABD/ İsrail çıkarları/ stratejisi güzergâhında dizayn masasına yatırılıp, söz konusu hedefin İran olması.[3]

Hem de Netanyahu'nun, "barbar" olarak nitelendirdiği İranlılara karşı -ABD ile birlikte- "medeniyeti korumak" için sömürgeci bir savaş yürüttüğünü söylediği, akıl almaz mantık(sızlık)la... ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth de İranlıları "barbar vahşiler" olarak nitelendirirken, Amerikan emperyalistleri İran'daki ilkokulları ve hastaneleri bombalıyor... Tabii ki "medeniyeti savunmak" adına!

Maske düştü! ABD ve İsrail, XIX. yüzyıl Avrupalı sömürgecilerin dediği gibi, "Küresel Güney'in tüm 'vahşi'lerini yok etmeyi" amaçlayan faşist, soykırımcı rejimlerdir...[4]

Tam da bunun için V. İ. Lenin, "Kapitalizmde, özellikle de emperyalist evresinde, savaşlar kaçınılmazdır," der ve ekler: "... 'Özgürlük' büyük bir sözcüktür, ama sanayi özgürlüğü bayrağı altında en yağmacı savaşlar verilmiştir, emek özgürlüğü bayrağı altında çalışan halk soyulup soğana çevrilmiştir."

"Emperyalizm sınıf çelişkilerini muazzam ölçüde keskinleştirerek, yaşadıkları koşulları gerek iktisadi -tröstler, yüksek geçim maliyeti- ve gerekse siyasal olarak -militarizmin büyümesi, daha sık savaşlar, daha güçlü gericilik, ulusal zulmün şiddetlenmesi ve yaygınlaşması ve sömürgeci yağma- kötüleştirerek kitleleri bu mücadeleye girmeye zorlar."[5]

Özetle Pierre-Joseph Proudhon'un da, "Savaş ilanlarının gerisinde ekonomik nedenler yatar," demesi bundandır. Yani ABD/ İsrail çılgınlığının İran'a saldırısının ardında emperyalist yeniden paylaşım ile III. Büyük Bunalım gerçeği yatmaktadır.

EMPERYALİST PAYLAŞIM İLE III. BÜYÜK BUNALIM'IN "DDD"Sİ

Emperyalist paylaşım ile III. Büyük Bunalım'ın "Değişmeyen Dünya Düzen(sizliğ)i" ("DDD") ifadesinde somutlanan fillerin tepişmesi; XXI. yüzyılın "yeni" (-olmayan) güç mimarisini keskinleştiriyor. Yani emperyalist-kapitalist sömürü mekanizması, savaşların zeminini genişletip derinleştirirken, Ortadoğu'yu kana bulayıp enerji havzalarını tamamen ele geçirme kavgası veriyor. "Savaşların saygın nedenlerle gerçekleştirildiği söylenir: uluslararası güvenlik, ulusal onur, demokrasi, özgürlük, düzen, uygarlığın gereği ve Tanrı'nın isteği. Kimse itiraf etme dürüstlüğünü göstermez: 'Ben çalmak için öldürüyorum'," ifadesindeki üzere Eduardo Galeano'nun...

Görülmesi gerek: Dünya siyaseti ve ekonomisi, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde birbirine benzeşen güç dinamikleriyle şekilleniyor. ABD'de ve ona "bağımlı" Avrupa'da "süreç olarak faşizmin" canlanışı, ABD'de yeni "milliyetçi ekonomi", "devlet kapitalizmi" eğilimi, Çin'in askeri, diplomatik ve ekonomik gücüyle "Küresel Güney"in yeni liderliğine yönelmesi, küresel düzenin kurallarını değiştiriyor. Bu gelişmeler, küresel kapitalizmde bir taraftan çatışma ve ayrışmaya, diğer taraftan da politik ve ideolojik benzeşmeye işaret ediyor.

Bu benzeşme içinde, değişen sadece aşırı sağ değil; merkez partiler de göç politikalarını sertleştirip hem ABD, hem de aşırı sağ ile bir yakınsama örneği sergiliyorlar. Siyasi rekabetin göç sorununu siyasetin merkezine koyması, Batı'daki geleneksel "demokratik" normları, "süreç olarak faşizm" karşısında hızla aşındırıyor,[6] yok ediyor ve "DDD" barbarlığını devreye sokuyor.

Malum üzere dünyanın düzenine ilişkin "yeniden değerlendirmeler"in tarihi, aslında dünyanın tarihi kadar eskidir. İnsanlığın var olduğu hemen her dönemde bu tür "değişim ve yenilenme, yeniden hizalanma, davranış biçimlerinin yeniden analiz edilmesi" tartışmaları yaşanmıştır.

En yakını ve on yıllardır hâlâ sürdürüleni ise soğuk savaşın sona ermesinden ve "duvarın yıkılmasından sonra" oluştuğu belirtilen "Yeni Dünya Düzeni" (YDD) içerikli.

Bu tezi savunanların çıkış noktası da, şu meşhur ve gerçeklerden uzak "Sağ-sol diye bir şey kalmadı. Eski ideolojiler öldü. Artık küresel ve yerel çatışmalar, bambaşka fikirler ve daha farklı çıkarlar üzerinden yaşanacak" önermesiyle özetlenebilir.

YDD tezine angaje olanlara dikkat edin, özellikle karşıt iki düşünce ve duruş biçimini ya da bunları temsil eden "Kapitalizm ve Marksizm"i kast ederek birinin (Marksizm'in) tarihe gömüldüğü, kapitalizmin ise "kendini onararak yola devam edeceği" gibi bir "dilek ve temenniden" (İng. 'Wishful thinking') hareketle bu tezi savunuyorlar.

Oysa ki, dünyanın gerçekleri bizlere V. İ. Lenin'in yaklaşık 110 sene önce yaptığı devrimci tespitin doğruluğu göstermekte. Yani, (mealen) "Emperyalizmin, kapitalizmin en yüksek ve en vahşi aşaması olduğu" gerçeğini... Bu vahşi ve saldırgan aşamayı 1917'de yazan V. İ. Lenin, "Kapitalist devletlerin, çıkarlarını koruyabilmek için başka topraklarda kendilerine hammadde ve pazar bulabilmek amacıyla saldırganlıktan kaçınmayacağını" net bir şekilde anlatmıştı.

Zaten emperyalist ülkelerin ve onların güdümündeki "yancı/ uydu/ köle" devletlerdeki sağcı faşist yönetimlerin de adeta "öcü" gibi korktukları Marksist-Leninist öğretinin yayılmasına karşı nasıl vahşice tavır aldıklarını görünce, bu tezlere olan alerjilerini anlamak mümkündür.

Bu tezin ve dünya gerçeklerinin bize gösterdiği şeyleri sadece son 10, 15, 20 senedir değil, 25 sene önce geride bıraktığımız XX. yüzyıl boyunca neredeyse aralıksız yaşadık. Dünyanın en büyük ve en azgın emperyalisti ABD'nin, yedeğine müttefiklerini de alarak gezegenimizin dört bir yanında gerçekleştirdiği başarılı ya da başarısız haydutluk uygulamalarını saymakla bitmez.

1940-1945 arası yaşanan II. Büyük Savaş'ta, Avrupa kıtasını "özgürleştiren gücün" de kendileri olduğu yalanını muazzam propaganda makinesi aracılığıyla dünyanın damarlarına zerk etmeye çalışan ABD bunu büyük ölçüde başarmıştır da. II. Savaş'tan sonraki soğuk savaş yıllarında da "NATO denilen askeri saldırganlık aygıtının" serpilip gelişmesinin ve Sovyet Paktı'na karşı bir "savunma hattı" yarattığı sanal olgusunun da, bu "YDD" propagandasının bir parçası olduğunu eklemek gerek.

Anılan süreçte kapitalizmin, hiç bıkıp usanmadan dünyanın dört bir yanında açgözlü saldırganlığını sürdürdüğü de ortada.

Sovyetler dağılıp duvar yıkıldıktan sonra da yine çığırılmaya başlanan bu "YDD" türküsünün nağmeleri de, emperyalizmin boğazladığı halkların çığlıklarını bastıramamıştır.

Ama bıkmadan usanmadan bir "YDD" söylemine insanlığı alıştırmaya çalışmışlardır.

Bugün gelinen noktada, Ortadoğu'dan Latin Amerika'ya kadar dünyanın dört bir köşesinde gerek doğrudan gerekse bölgesel-yerel jandarmaları/ ileri karakolları aracılığıyla ABD emperyalizminin sergilediği utanmaz saldırganlık örnekleri, bir "YDD"den değil, tam tersine "DDD" (Değişmeyen Dünya Düzeni) den söz etmek gereğini ortaya koymaktadır.

ABD emperyalizmi ve onun bugüne kadarki en ahlâksız en fütursuz, en yılışık yüzü Donald Trump, bu ideolojinin en çirkin örneğini, en son Venezüella'da göstermiştir.

ABD, Latin Amerika'daki bu kepazelikle de yetinmeyip, dünyaya bir "küresel istikrar aygıtı" olarak tezgâhlanmaya çalışılan NATO'da sözde müttefik olduğu ülkelerin topraklarına göz dikmeye kadar vardırmıştır işi.

Danimarka'ya ait Grönland'a "Ya ver ya da gider zorla alırım" diye göz dikmesi, Kanada'ya dönüp "Zaten sen benim toprağımsın" diye sulanması, Türkiye'nin muazzam bir potansiyele sahip olduğu bilinen nadir toprak elementlerini "ucuza kapatmak" için mevcut rejim üzerindeki baskı ve nüfuzunu kullanarak çirkin bir komplo içinde olması, hep bu saldırgan emperyalist davranış biçiminin işaretleri değil midir?

O zaman kim, hangi "Yeni" dünya düzeninden söz edebilir bu gezegende?

1935-1940'ların Nazileri, ellerindeki muazzam askeri gücü kullanarak Avrupa kıtasını ve dünyayı böyle bir yangın yerine çevirmemişler miydi?

Bugün gelinen noktada, giderek iyice köşeye sıkışan ve milyarlarca insana insanca bir gelecek sunamayan kapitalizm, emperyalizm silahına daha da çaresizce sarılırken işte bu "DDD"nin sağlamasını yapmaktadır.[7]

Bu bağlamda emperyalist saldırganlığın, paylaşım kavgasının, güç mücadelesinin damga vurduğu XXI. yüzyılının ilk çeyreğinde de yeniden paylaşım savaşları, güç mücadelesi ve emperyalist müdahaleler yeni yıla da damgasını vuruyor. Kapitalist-emperyalist sistemin III. Büyük Bunalımı derinleşiyor, savaşlara, açlığa, sömürüye maruz bırakılan halkların öfkesi ise büyüyor. Rosa Luxemburg'un dediği gibi insanlığın önünde iki seçenek var: Ya barbarlık, ya sosyalizm...

Şimdi ABD ve Avrupa'dakiler başta olmak üzere dünyanın 100 büyük silah tekelinin cirolarını yüzde 5.9 arttırarak 679 milyar dolara çıkardığı[8] ufukta artık insanlığın, uygarlığın ve bir bütün olarak canlıların geleceğini kurtarmak, kapitalizmden vakitlice çıkmaya, yeni bir uygarlığa giden yolu aralamaya indirgenmiş bulunuyor... Aksi hâlde geriye kurtarılacak bir şey kalmayabilir...

Öyleyse unutulmaması gereken, Vijay Prashad'ın saptamasıdır: "Marksizm, sürekli evrilen bir inceleme alanı olarak, kapitalizmin en tutarlı eleştirisidir. Kapitalizm bizimle yaşamaya devam ettiği sürece Marksizm de kendisinden daha iyi bir eleştiri biçimi ortaya çıkana kadar var olmak zorundadır. Şu zamana kadar böyle bir kapitalizm eleştirisi geliştirilemedi. Marx'ın Kapital'i yazdığı 1867 yılında, işçi sınıfının sömürüsünün artı değer ürettiği ve bu artı değerin kapitalistlerin elinde sermaye birikimi yaratırken işçi sınıfını sefilleştirdiği, bu birikimin de birbiriyle rekabet hâlindeki farklı kapitalistlerin ellerinde toplumun genel krizini yarattığı doğrudur."[9]

Emperyalist asalaklığın, saldırganlığın zirvesindeki kapitalist "uygarlık" krizi ile yüz yüzeyiz: Bir yanda zenginler, öte yanda yoksullar ve işçi sınıfı var. Burjuvazi alt sınıflardan açıkça nefret ediyor. Yoksullar, artık nüfus olarak algılanıyor ve ona göre muamele görüyor. Ortaya saçılan belgelerde Jeffrey Epstein'ın Microsoft patronu Bill Gates'e "fakir insanlardan tamamen nasıl kurtuluruz" sorusunu yönelttiğinin ortaya çıkması[10] bir rastlantı ya da bireysel bir sapıklık gösterisi değil, bir "sınıf tavrı"nın uç beyanı.

Neo-liberal kapitalizmin yarattığı sosyo-ekonomik yapıda, çürüme ve asalaklaşmanın kaçınılmaz sonuçlarını yaşıyoruz.

Bu durumu "DDD"nin sürekli savaş hâli üzerinden teşhis edebiliriz. Sürekli savaş hâlini de III. Dünya Savaşı'nın belirtisi olarak görebiliriz.

Bu güzergâhta Richard Sennett'in, "Kapitalizmin havarileri... iş, yetenek, tüketim konularını kendi ele alış biçimlerinin, modern topluma daha fazla özgürlük, akıcı bir özgürlük kattığını iddia ediyor. Benim iddiam, bu değişimlerin insanları özgürlüğe kavuşturmadığı," uyarısının altını çizerek XXI. yüzyılın ilk çeyreğinin belirleyici hakikâtin Üçüncü Büyük Bunalım olduğunu "es" geçmeyelim.

Üçüncü Büyük Bunalım hesaba katılmadan, kapitalizmin tarihi gerileyişini, Trump olgusunu, onun en ileri örneğini oluşturduğu yeniden paylaşımın büyük sarsıntısını anla(t)mak mümkün değildir.

Evet, XXI. yüzyıl her şeyden önce Büyük Bunalım yüzyılıdır. Bu da olasıdır ki 1930'lu yılların depresyonundan bile daha ağır geçecektir; bugünde yaşananların ön habercisi olduğu gibi...

ÇILDIR(T)AN İMPARATOR(LUK)

Roger Garaudy'nin, "Para, seks ve iktidar, eski dinlerin tahtına oturarak, mutlak değerler hâline gelmiştir,"[11] satırlarıyla betimlenmesi mümkün olan Trump (ve elbette Epstein)'ların çığırından çıkmış imparatorluğunda, ABD Temsilciler Meclisi'nin İran savaşı için 1 trilyon dolarlık bütçeye onay vermesi[12] yanında; bu yetmezmiş gibi Pentagon 200 milyar dolardan fazla para istiyor.[13]

Monroe Doktrini'ne Trump'ın küresel dokunuşu bu. Yani sürdürülemez kapitalist sistemde "kuralların" da ortadan kalktığı bir dönemden geçmekte olduğumuz süreçten söz ediyoruz.

Hâlâ görmeyen var mı? "felaketlerin yaratıcısı" Trump/Netanyahu ikilisi dünyayı müthiş bir çatışmaya sürüklüyor; "Amerikan gücünün tarihinin, birçok açıdan, ABD'nin stratejik çıkarlarına uyacak kuralları yeniden icat etmenin ya da yeni kurallar tasarlamanın tarihi"[14] olduğu fark edilmeli artık.

ABD'nin 4 Aralık 2025'de açıklanan 'Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi'nde, "Amerikan üstünlüğünü yeniden tesis etmek ve vatanımızı ve bölge genelindeki önemli coğrafyalara erişimimizi korumak için Monroe Doktrini'ni yeniden yürürlüğe koyacak ve uygulayacaktır," denilirken; ABD'nin açık desteğiyle Honduras, Bolivya, Ekvador, Şili, Arjantin ve El Salvador'da iktidarlar sağın eline geçti. ABD'nin "uyuşturucu" ile mücadele gerekçesi altında Karayip Denizi'ni cephaneliğine çevirmesi ve Maduro'yu devirmesi "Trump Doktrini"nin pratiğe dökülmüş hâli.

Bunlar yetmezmiş gibi ABD Ortadoğu genelinde yeni bir jeopolitik hat çiziyor. İran ve ona yakın olan örgütlerin, grupların, ülkelerin, tasfiyesini hedefliyor.

Yani Xi Jinping'in, "Amerika müttefiklerini umursamaz; yalnızca kendi çıkarlarını gözetir. Ve bir ortağı terk etmenin bu çıkarlara hizmet ettiğini gördüğünde, onları feda etmekten ve cehenneme göndermekten çekinmez," notunu düştüğü ABD emperyalizmi, ABD'nin finansal sistemler, kaynaklar, iletişim, silah, teknoloji ve uluslararası örgütler üzerinde tekel kurmaya çalıştığı kapitalist aşamanın gereğini yerine getiriyor. Yani dünya düzenini, diğer ülkelerin kaynak, toprak ve emeğinin sömürüsü üzerine kuruyor. Buna "Hayır" denildiğinde, ABD tehdit, yaptırım, işgal ya da hükümet devirip kukla rejimler kurma gibi şiddet biçimleriyle karşılık veriyor.

"Nasıl" mı?

Bilmeyen var mı? ABD, tarihin gördüğü en darbeci güçlerden biri...

Gerek 2000'lerde, gerekse de geçtiğimiz yüzyıl boyunca dünyanın çeşitli coğrafyalarında emperyalist çıkarlarına tehdit olarak gördüğü çok sayıda yönetimi bazen askeri darbe, bazen de güdümlü isyanlarla alaşağı etti. Bunların yetmediği koşullarda bizzat işgal yöntemine başvurdu. Kimi zaman mevcut yönetimi değil, gelmekte olanı engelledi ki bunun açık örneği ülkemizde yükselen devrimci harekete karşı gerçekleşen 12 Eylül 1980 darbesiydi.

Özellikle Soğuk Savaş döneminde "komünizmle mücadele" başlığıyla, sol-sosyalist yönetimlere karşı açık ve kanlı bir saldırı politikası izledi. 1973'te Şili'nin seçimle göreve gelen Marksist lideri Salvador Allende'ye CIA eliyle yaptığı askeri darbe en akılda kalan emperyalist saldırılardan biriydi. Dünya halkları, Ortadoğu'dan Afrika'ya bu azgın canavardan tarih boyunca çok çekti. Belki de en çok zararı Güney Amerika toplumları gördü. Küba, Şili, Bolivya, Kolombiya, Guatemala, Nikaragua, Arjantin ve Brezilya gibi ülkeler kâh ambargolarla, kâh doğrudan müdahalelerle emperyalist saldırganlıktan payını fazlasıyla aldı.[15]

Korsan bir baskınla Venezüella devlet başkanı Maduro ve eşini ABD'ye kaçıran, İran'da ise ABD saldırılarıyla öldürülen Hamaney'in yerine oğlu Mücteba Hamaney'in lider seçilmesini "kabul edilemez" olarak nitelendirip, yeni liderin seçimi konusunda Washington'ın rol alması gerektiğini söyleyen Trump tam da bu darbeci geleneğin yarıçapını genişleterek sürdürmektedir.

Trump'ın başdanışmanı Stephen Miller, "ABD -bu, aslında temelden gelen bir şey- çıkarlarımızı korumak için askeri gücünü bizim bölgemizde açıkça ve özür dilemeden kullanıyor. Biz bir süper gücüz, Başkan Trump döneminde bir süper güç olarak davranacağız (...) Dünya güç ile yönetilir, o da iktidar ile yönetilir,"[16] derken aynı geleneği, hiç geri adım atmaksızın sürdüreceklerini ilan ediyor âleme...

Donald Trump deyip geçmeyin!

Doktorlar ABD devlet başkanı ve başkomutanın demans belirtileri sergilediğini söylüyorlar. Trump, hâlen faşist bir kadronun devleti ele geçirme aracı olarak ABD devlet başkanı; bu konumunu servetini artırmak için hiç gizlemeye gerek görmeden kullanıyor. Hâlen toplumsal onaylanma oranı yerlerde sürünüyor. Epstein pedofili skandalında adı geçiyor, her gün yeni bir dosya ortaya dökülüyor.[17]

Daha ne söylenebilir ki?!

Bir şey daha: "ABD hâlâ mutlak anlamda dünyanın en büyük ekonomisidir; 2021 yılında toplam GSYH'si 22.996 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Onu, hızla arayı kapatan Çin 17.734 milyar dolarla izlemektedir (Japonya, Almanya ve Birleşik Krallık ise oldukça geride kalmaktadır). Askeri harcamalar söz konusu olduğunda ABD'nin üstünlüğü daha da büyüktür. 2021'de askeri bütçesi 801 milyar dolara ulaşmış, bu rakam Çin, Hindistan, Birleşik Krallık, Rusya, Fransa, Almanya, Suudi Arabistan, Japonya ve Güney Kore'den oluşan sonraki dokuz ülkenin toplam harcamasından daha fazladır. Ancak Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Endeksi'ne (HDI)-yaşam beklentisi, eğitim ve kişi başına geliri birleştiren istatistiksel bileşik bir endekse-bakıldığında ABD ancak yirmi birinci sırada yer almaktadır; bu da sekizinci sıradaki İrlanda'nın ve hatta on dokuzuncu sıradaki Güney Kore'nin oldukça gerisindedir."[18]

"Amerikan Rüyası" dedikleri bu, ve başka artıları da var: Nadir toprak minerallerini çıkarma hakkı için Grönland'ı dava eden şirket, Trump yönetimi ile derin bağlantıları olan bir lobi şirketini işe alarak, ABD'nin bu bölgeye karşı harekete geçme tehdidini artırdı. Energy Transition Minerals, Trump'ın önemli bir bağışçısı ve fon sağlayıcısı olan Brian Ballard tarafından yönetilen lobi şirketi Ballard Partners'ı, bölgedeki haklarını savunmak için tuttuğunu duyurdu. Başsavcı Pam Bondi ve Trump'ın Genel Sekreteri Susie Wiles, Trump tarafından Ballard Partners'da doğrudan işe alındı.[19]

'Sciencealert'ün aktardığına göre adadaki buzun altındaki üç nadir toprak elementi yatağı ile hacim olarak dünyanın en büyük rezervlerine sahip Grönland'a duyulan hevesi boşuna değildi elbette![20]

PETROL

ABD Jeoloji Araştırma Kurumu Grönland'ın kuzeydoğu kıyı şeridinde yaklaşık 31 milyar varil petrol eşdeğeri hidrokarbon bulunduğunu tahmin ediyor. Bu ABD'nin bilinen toplam ham petrol rezervlerine eşit.

DİSPROSİYUM VE NEODİMYUM

Adada gelecekteki küresel talebin dörtte birinden fazlasını karşılaması beklenen disproiyum ve neodimyum rezervleri bulunduğu tahmin ediliyor. Bunların 40 milyon ton olduğu düşünülüyor.

Bu elementler rüzgâr enerjisi, elektrikli motorlar ve nükleer reaktörler gibi yüksek sıcaklıklardaki mıknatıslarda kullanılıyor. Dolayısıyla bu elementler değerli nadir toprak elementlerinden ikisi olarak dikkat çekiyor.

ALTIN, YAKUT, GRAFİT

Bilim insanı Grönland'da altın, yakut, grafit ve diğer değerli taşların biriktiğini belirtiyor.

Kurşun, bakır, demir ve çinko gibi metaller de karasal havzalarda bulunuyor ve 1780'den beri yerel olarak adada işleniyor.

Denilebilir ki "Sadece maden zengini olan ülkeler değil, anti-emperyalist hükümetleri olan ülkeler de hedefte. Ancak imparatorluğun alanı yalnızca Latin Amerika ve Karayipler değil. Bugün dünyada hiçbir ülke ABD müdahalesinden güvende değil."[21]

Yaşa(tıl)dığımız dünya tam da buyken; bu hâlin mimarı da ABD emperyalizmi...

"İyi de bu hep böyle mi gidecek"? Kuşkusuz "Hayır"!

ABD saldırganlığının zirve yaptığı kesitte Prof. S. J. Abrams'ın araştırmasına göre, 1998'de Amerikalıların yüzde 70'i "vatanseverlik çok önemli" derken bugün bu oran genelde yüzde 38'e, 30 yaş altında ise yüzde 23'e düşmüş.

'Time Dergisi', 2014'de ABD'den en çok nefret eden ülkeler listesini yayımlamıştı. Yüzde 80'le Filistin'in birinci olduğu listede onu Pakistan (yüzde 73), Lübnan (yüzde 71), Yemen (yüzde 69) ve Irak (yüzde 67) izliyordu. Tümü Müslüman Orta Doğu ülkeleri.

Türkiye bu konuda "istikrarlı", 60'lardan beri halkımız ABD'den pek hazzetmiyor, yüzde 70'lerde kronik bir karşıtlığımız var.

Çarpıcı değişim geleneksel ABD müttefiklerinde. 'Pew Research'in araştırma bulgularına göre; İsveç 2005'te açıkça ABD dostu iken, bugün yüzde 19 olumlu/ yüzde 79 olumsuz düşünenlerle en sert dönüşü yaşayanlardan. Nijerya'da 2005'te ABD'ye olumlu bakanların oranı yüzde 70-75'ken, bugün bu oran yüzde 17'ye inmiş. Japonya ve Güney Kore'de, 2005'te yüzde 63 ve yüzde 58'le ABD için "net müttefik" algısı hâkimken, bugün bu destek yüzde 45 ve yüzde 40'a, "soğuk müttefik" konumuna gerilemiş.

2005'te birçok ülkede ABD düzen kurucu güç ve meşru lider olarak algılanırken, 2025'te artık "öngörülemez", "kendi çıkarına çalışan", "norm aşındırıcı" algısı hâkim.

Avrupa'daki araştırma sonuçlarını yayınlayan 'The Guardian', Grönland'dan sonra ABD karşıtlığının nasıl yükseldiğini yazmıştı. Fransa'da yüzde 62 olan ABD karşıtlığı anlaşılır nedenlerle Danimarka'da yüzde 84'e çıkıyor. 2023'te, tam tersine, ABD'yi dost ve müttefik gören Danimarkalıların oranı yüzde 80.[22]

Yani anti-emperyalist (veya yer yerde anti-ABD) tepkinin güçlendiği kesitte ABD saldırganlığı gücü, "prestijini" kaybediyor.

O hâlde ABD, İran'da "kazansa kazansa" bir Pirüs zaferi elde edebilir ki, bu da sonun başlangıcı olabilir.

23 Mart 2026 14:26:29, Muğla.

N O T L A R

[*] Kaldıraç Dergisi, No:297, Nisan 2026...

[1] Theodor Ludwig Wiesengrund Adorno.

[2] Yusuf Ertaş, "ABD ve İsrail Fitili Ateşledi: Bölge Uçurumun Eşiğinde", Evrensel, 2 Mart 2026, s.7.

[3] Bkz: i) Temel Demirer, "İran Sadece İran Değil", SAV (Sosyal Araştırmalar Vakfı) 2009 Almanak-2009 Analizleri, SAV Yay: 32, 2010... ii) Sibel Özbudun-Temel Demirer, "İran'ın 'Uzun Yürüyüşü' veya Gelecek Uzun Sürer", Rojnameya Newroz, Nisan 2023... https://temeldemirer.blogspot.com/2023/04/iranin-uzun-yuruyusu-veya-gelecek-uzun.html iii) Temel Demirer, "Mahsa Amina'nin, Nika Shakarami'nin, Masih Alinejad'ın İran'ı", Görüş21, Kasım 2022... https://temeldemirer.blogspot.com/2022/11/mahsa-aminanin-nika-shakaraminin-masih.html iv) Temel Demirer, "İran Sokaklarının Başkaldırısı", Sosyalist Mezopotamya, No:1, Mart 2018... v) Temel Demirer, "Büyük Ortadoğu Savaşı'na Doğru (mu?)", Esmer Dergisi, No:72, Mart 2012... vi) Temel Demirer, "Ortadoğu'nun 2019 İsyan(lar)ı", Kaldıraç Dergisi, No: 224, Mart 2020... vii) Temel Demirer, "Ortadoğu: Büyük Fotoğraf ile 'Küçük' Ayrıntı(lar)", Rojname ya Newroz, Aralık 2016... https://temeldemirer.blogspot.com/2016/12/ortadogu-buyuk-fotograf-ile-kucuk.html

[4] Ben Norton @BenjaminNorton, 20 Mart 2026... https://x.com/BenjaminNorton/status/2034797528768815584?s=20

[5] V. İ. Lenin, Revizyonizm Üzerine, çev: Tuna Gürsu, Koral Yay., 1975.

[6] Ergin Yıldızoğlu, "Üzüm Üzüme Bakarak...", 18 Eylül 2025... https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/uzum-uzume-bakarak-2436068

[7] Zafer Arapkirli, "YDD mi? DDD mi?", Birgün, 9 Ocak 2026, s.6.

[8] Yücel Özdemir, "SIPRI Raporu: Savaşlar Silah Tekellerine Rekor Kazanç Sağladı", Evrensel, 2 Aralık 2025, s.7.

[9] Zhap Dingol, "Vijay Prashad: Deliliğin Uçurumunda Bir Dünya", Birgün, 11 Ağustos 2025, s.10.

[10] "Epstein Bill Gates'e 'Fakir İnsanlardan Tamamen Nasıl Kurtuluruz?' Diye Sormuş", Birgün, 5 Şubat 2026... https://www.birgun.net/haber/epstein-bill-gates-e-fakir-insanlardan-tamamen-nasil-kurtuluruz-diye-sormus-690346.

[11] Roger Garaudy, Hatıralar, Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum, çev: Cemal Aydın, Timaş Yay., 2023, s.327.

[12] "Savaşa 1 Trilyon Dolarlık Bütçe", Birgün, 14 Aralık 2025, s.20.

[13] https://www.reddit.com/r/geopolitics/comments/1rxkxg8/pentagon_seeks_more_than_200_billion_in_budget/?tl=tr

[14] Ramzy Baroud, "Amerikan Güç Gösterisinin Ardındaki Kriz", Birgün Pazar, 1 Şubat 2026, s.9.

[15] Berkant Gültekin, "Huzurlarınızda Emperyalizm!", Birgün, 7 Ocak 2026, s.7.

[16] Ergin Yıldızoğlu, "Muktedir Yapar, Zayıf Çaresiz Katlanır", 12 Ocak 2026... https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/muktedir-yapar-zayif-caresiz-katlanir-2469148

[17] Ergin Yıldızoğlu, "Savaş Üzerine Kimi Notlar ve Spekülasyonlar", 2 Mart 2026... https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/savas-uzerine-kimi-notlar-ve-spekulasyonlar-2483098

[18] Kaynak: John Molyneux, "Capitalism in Decay, Dimensions of the Crisis", Kasım 2022... https://www.marxists.org/history/etol/writers/molyneux/2022/11/cap-decay.htm

[19] Nate Bear, "Grönland Madencilik Şirketi Trump Yandaşlarını İşe Aldı", Birgün, 14 Ocak 2026, s.12.

[20] "Yer Bilimci Açıkladı: Grönland Niye Bu Kadar Önemli?", 14 Ocak 2026... https://www.diken.com.tr/yer-bilimci-acikladi-gronland-niye-bu-kadar-onemli/

[21] Prabhat Patnaik, "Emperyalizmin Eşkıyalık Çağı", Birgün, 12 Ocak 2026, s.11.

[22] L. Doğan Tılıç, "Tanrı Amerika'yı Korusun!", Birgün, 10 Şubat 2026, s.3.