8 Mart denildiğinde yıllardır aynı tartışma yeniden açılıyor: “Erkekler kutlayabilir mi?”, “Erkeksiz 8 Mart olur mu?”
Oysa asıl sorulması gereken başka bir sorudur: 8 Mart patronsuz olur mu? Birde aslında 8 Martlar da mor rengin çok büyük bir yer kaplaması neden? Kızılın suyu mu çıktı?
Kadını emeğinden ayırıp cinsiyetini ön plana çıkarma gayreti bir nebze başarıya ulaştı. Sol, sosyalist partilerin bile emeği mücadeleyi simgeleyen kızılı geri plana itilmesi işte bu başarının bir sonucudur.
Çünkü 8 Mart’ın tarihi bize açık bir gerçeği hatırlatır: Bu gün bir takvim günü değil, kadın işçilerin isyanıdır. Kökeni, fabrikalarda uzun saatler çalışan, düşük ücret alan, güvencesiz koşullarda üretim yapan kadınların mücadelesine dayanır. 8 Mart’ın uluslararası bir mücadele günü olarak ilan edilmesi de sosyalist kadınların öncülüğünde, özellikle Clara Zetkin’in önerisiyle gerçekleşmiştir. Bu tarih, kadınların yalnızca cinsiyet eşitsizliğine değil, aynı zamanda sömürü düzenine karşı ayağa kalktığı bir tarihtir.
Bugün ise 8 Mart giderek bir reklam gününe dönüştürülmek isteniyor. Bankalar, holdingler, çok uluslu şirketler kadınlara “ilham veren mesajlar” yayınlıyor. Kadın çalışanlarını tebrik eden patronlar, aynı gün fabrikalarda düşük ücret politikasını sürdürmeye devam ediyor. Bir yanda “kadınlar güçtür” diyen kampanyalar, diğer yanda güvencesiz çalışma, taşeronlaştırma ve esnek mesai düzeni…
Bu çelişki tesadüf değildir. Çünkü kapitalizm, kadın emeğini hem ucuz hem görünmez kılarak ayakta durur. Ev içi bakım emeği ücretsizdir; fabrikadaki, atölyedeki ve hizmet sektöründeki kadın emeği ise çoğu zaman daha düşük ücretlidir. Kadınların istihdamı çoğu zaman “esnek”, “yarı zamanlı” ya da “geçici” işler üzerinden örgütlenir. Böylece sistem hem kadınların emeğinden yararlanır hem de onları güvencesizliğe mahkûm eder.
Tam da bu yüzden 8 Mart’ın ruhu, yalnızca eşit temsil ya da sembolik kutlamalar değildir. 8 Mart, kadın emeğinin özgürleşmesi talebidir.
Bugün Türkiye’de de kadın işçiler en kırılgan sektörlerde yoğunlaşıyor: tekstil, gıda, bakım hizmetleri, tarım ve kayıt dışı işler… Milyonlarca kadın aynı zamanda ev içi emeği de omuzlarında taşıyor. Bu gerçeklik değişmeden, yalnızca “kadınların başarısı” hikâyeleri anlatmak 8 Mart’ın tarihine yapılmış bir haksızlıktır. Türkiye’de yüzde 30-35 oranında kadın kayıt dışı çalıştırılıyor.
Peki 8 Mart erkeksiz olur mu?
8 Mart, erkeklerin sahneye çıktığı bir gün değildir; ama erkeklerin eşitlik mücadelesinden çekildiği bir gün de değildir. Erkeklerin görevi bu günü sahiplenmek değil, eşitlik mücadelesinin yanında durmaktır.
Ama asıl mesele şudur:
8 Mart’ın karşısında duran şey erkekler değil, sömürü düzenidir.
Bu yüzden mesele “erkekler gelsin mi gelmesin mi” tartışmasının çok ötesindedir. Asıl soru şudur: Kadınların emeğini sömüren patronlar bu günü gerçekten temsil edebilir mi?
Cevap açıktır.
8 Mart’ın ruhu reklam kampanyalarında değil, grevlerde; şirket mesajlarında değil, dayanışmada; vitrinlerde değil, emek mücadelesinde yaşar.
Bu nedenle 8 Mart’ın gerçek sloganı belki de şöyle olmalıdır:
8 Mart erkeksiz değil ama patronsuz olmalı.