7 Haziran uzun bir yolculuk: Çok farklı provokasyonlar devreye girecek

Tarihsel bir dönüm noktası olarak görülen 7 Haziran seçimlerinin sonucunu etkileyecek çok yönlü oyunların devreye gireceğine ve sürecin pek normal ilerlemeyeceğine dair önemli işaretler beliriyor

7 Haziran seçimlerine kadar Türkiye, iç politik dengeleri etkilemek amacıyla yeni provokasyonların devreye gireceğine dair çok sayıda veri var. Bu bakımdan önümüzdeki iki aylık dönem içerisinde politik, ekonomik. sosyal ve askeri olarak kaos sürecinin artacağı görülüyor. Özellikle politik ortamın gerilerek toplumun gündelik yaşamını etkilemeye yönelik hamlelerde belirgin bir artış yaşanacak gibi görünüyor.

7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkacak olan her sonuç, Türkiye’nin iç politik dengelerini doğrudan etkileyecektir. Seçim sonuçları, sistemin krizini bütünüyle bir bunalıma ve hatta çatışmaya dönüştürme olasılığını barındırıyor. Türkiye’nin bugünkü politik rejimi, hem kendi iç dinamikleri ve bölgesel ve uluslararası ilişkiler bakımından hem de sisteme muhalif politik güçlere yönelik geliştirilmek istenen stratejinin başarısızlığı nedeniyle esasen işlevsizleşmiş ve yönetemez duruma gelmiş bulunuyor.

Seçimlerin ortaya çıkartacağı tabloya ilişkin farklı olasılıklar mevcuttur; sistem içi güçler arasında bir çatışma meydana geleceği gibi, tersine sisteme muhalif güçlerin elde edecekleri başarı, değişimin önemli halklarından biri haline de gelebilir.

Erdoğan, kendisinin tek hâkim güç olmak istediği ‘başkanlık’ sistemiyle İslamcı iktidarını artık bütünüyle ilan etmek istiyor. Amaç sistemin politik ve toplumsal gelişmelere ve ihtiyaçlara bağlı olarak yeniden organize edilmesi değil; AKP’yi de fiilen tasfiye ederek, kendi iktidar gücünü kurmayı hedefliyor. Bunun bir bakıma zorunluluk olduğunu da görüyor. AKP’nin bu seçimlerde başarılı çıkmaması, aynı zamanda Erdoğan’ın politik geleceğini bütünüyle riske atmasıdır. Cumhurbaşkanı olarak bu seçimlerde ortaya çıkacak sonucun kendisi bakımından hayati önem arz ettiğinin farkındadır. Uluslararası ve bölgesel ilişkilerde izole olmuş bir cumhurbaşkanının iç politikada bir darbe almasının, onun politik geleceğinin fiilen sonlanması anlamına geldiğini herkesten çok daha iyi görüyor.

AKP geriliyor

Mevcut ekonomik ve politik veriler, 12 yıldır iktidarda olan AKP’nin oylarında belirli bir düşüşün yaşandığı ve bunun devam edeceği gösteriyor. AKP’nin kadrosunu önemli oranda yenilemiş ve yeni politik söylemlere ağırlık vermiş olmasına, Erdoğan’ın karizmatik yapısı ve bir başbakan gibi günlük politikanın içinde olmasına rağmen gerilemeyi durduramıyorlar.

CHP’nin oylarında belli bir artış yaşanıyor. Toplumsal dengeleri dikkate alarak oluşturacakları politikalara bağlı olarak inandırıcı ve yaşamın gerçeklerine uygun taleplerle toplumu ikna edebilirse oylarındaki artış seçim sonuçlarını etkileyebilecek düzeye gelebilir. Türkiye’nin iç politik dengelerini zıt kutuplarda etkileyecek iki güç MHP ile HDP’nin oy artışı birbirine paralel olarak gelişiyor. MHP’nin oy oranı % 16-18 bandında görünüyor. HDP’nin ise % 9-11 arasında seyrediyor. Bu bakımdan 10 yıldır AKP’ye giden milliyetçi oylar yeniden MHP’ye, geleneksel muhafazakâr Kürt oylar ise ilk kez blok halinde HDP’ye yönelmeye başladı.

Yapılan anketlerin ortaya çıkardığı sonuç, AKP’nin ve özellikle Erdoğan’ın politik taleplerinin çok ciddi oranda etkileneceğini gösteriyor. Dengelerin yeniden şekilleneceği ve bunun en çok AKP-Erdoğan’ı olumsuz yönde etkileyeceği görülüyor. Bunun tersine çevrilmesinin oluşturulmaya çalışan “yeni” politikalarla veya geçmişten beri devam eden “klasikleşmiş” tanımlamalarla olmayacağı görülüyor. Doğal olmayan araçlarla sürece müdahale edilmesine karar verildiği anlaşılıyor.

Ekonomide zor dönem

Müdahaleler karşılıklı hamleler olarak gelişecek.

Birincisi AKP’nin yıllardır kullandığı ekonomik istikrarın etkisi kırılmaya başlandı. Hem küresel sermaye, hem de içteki büyük tekelci sermaye, Avrupa Birliği’ne uyumlu görünen AKP’nin ekonomik istikrar programının başarılı olması için özellikle sıcak sermayenin girişini çok aktif olarak destekledi. Ancak Erdoğan ile IMF-Dünya Bankası ve AB Ekonomik Kurumları tarafından desteklenen Babacan ekibi arasındaki sorunların artarak gelişmesi, ekonomik dengeleri etkileyecek düzeye geldi.

Enflasyonunun tahmin edilenden yüksek çıkması, büyüme oranların resmi rakamlara göre % 2-2,9 civarında kalması, birçok sektörde üretimin durma noktasına gelmesi, özellikle küçük ve orta ölçekli şirketlerde iflasların artması, toplumun gündelik yaşamında çok daha ciddi oranda hissedilmeye başladı.

Dolardaki artış seçim boyunca devam edecek görünüyor. Bu durum sıcak paraya bağımlı Türkiye ekonomisinde çok daha ciddi bir kırılmaya ve daha büyük bir ekonomik krizin oluşmasına zemin hazırlayacaktır. Böylelikle, Erdoğan’ın yıllardır kullandığı ve toplumun politik tercihini önemli oranda etkileyen bu söylem artık inandırıcılığını önemli oranda yitirmiş bulunuyor. Bu bakımdan “istikrarlı bir büyüme” için başkanlık sistemi talebinin de toplum tarafından kabul görmediği anlaşılıyor.

Küresel sermaye yatırımlarını önemli oranda durdurdu ve hareket halindeki sermayeyi geri çekmeye başladı. Ortaklık yatırımlarına son veren büyük şirketlerin karlarından zarar ederek hızla çekilmeye başlamaları, Erdoğan’a yönelik uygulamaya konulan operasyonun ekonomik boyutunu yansıtıyor.

Yeni ifşaatlar gelebilir

İkincisi; Gülen Cemaati, özellikle Erdoğan’a geçmişten farklı olarak sessiz ve derinden gelen yeni hamleleri devreye sokma kararı aldı. Cemaat, AKP’nin oy oranındaki düşüşü derinleştirecek ve toplumda güvensizliği pekiştirecek bir kısım hamlelere yönelecektir. Gülen’in son dönemlerde vermiş olduğu “çok yakın bir gelecekte, saman çöpü gibi sağa-sola savrulduklarını gördüğünüzde” mesajı buna yöneliktir. Erdoğan dahil olmak üzere birçok AKP adaylarının özel yaşamlarından rüşvetlere kadar yeni verilerin kamuoyuna sunulması bir sürpriz olmaz. Erdoğan’ın Gülen Cemaati’nin “terör örgütü” olarak ilan edilmesinde acele etmesinin en önemli nedeni de, bu tür açıklamaların kamuoyuna yansımasını engellemektir. Twitter, Facebook, Youtube gibi sosyal medya haberleşme ağlarını kesme denemelerinin yapılmasının önemli nedenlerinden biri, kamuoyuna yansıma olasılığı yüksek olan bir kısım bilgi ve belgeleri engelleme çabasıdır.

Milliyetçi oyları tutma kaygısı

Üçüncüsü, Erdoğan, özellikle İç Anadolu ve Akdeniz bölgesinde MHP’ye yönelen milliyetçi oyları durdurmaya veya tekrar AKP’ye yönlendirmeye yönelik başlattığı hamlelerdir. Bunun için önce  ‘Kürt sorunu yoktur’ söylemine sarıldı. Sonra hükümet ile İmralı heyetleri arasında Dolmabahçe’deki ortak açıklamaya karşı çıktığını söyledi. Ancak bu iki hamlenin pek etkili olmadığı görülüyor.

AKP ve Erdoğan, bu kez kontrollü ama algıyı değiştirecek çatışmalı bir ortam oluşturmaya yönelecektir. PKK gerillalarının bulunduğu bölgelere sınırlı ama sürekliliği artarak devam edecek olan kara ve hava operasyonlarının başlaması sürpriz sayılmaz. Böylelikle birkaç yıldır ölümlerin gelmediği bir ortamın hızla değiştirilerek çatışmalı bir sürece yönelme eğilimi içerisinde olacaktır. Toplumsal algıyı yeniden değiştirerek, milliyetçi duyguları kışkırtarak çatışmaya zemin hazırlama provokasyonunun başarılı olup olmaması özellikle MHP’nin ve HDP’nin üzerinde yükseldikleri toplumsal tabanın kontrol altında tutulmasına ve göstereceği reaksiyona bağlıdır.

Mezhepçi ezber

Dördüncüsü, Erdoğan toplumun yaklaşık olarak % 80’ini oluşturan Sünni kesime göre oluşturulan politikalara daha fazla vurgu yapmaya devam edecektir. Özellikle Kılıçdaroğlu’nu hedeflemek için Alevilere yönelik olumsuz algının derinleşmese yönelebilir. Örneğin Erdoğan’a yakın medyanın, aile çevresinin önemli bir kısmı HDP’li olan Kürt kökenli savcı Kiraz’ın operasyon sırasında öldürülmesi nedeniyle DHKC’nin Alevi bir örgüt olarak gösterilmesi çok bilinçli olarak geliştirilen kaos planının önemli bir halkasıdır. Böylelikle Alevi-Sünni çatışmasına zemin hazırlayan politikaların, Türkiye içinde çok yönlü çatışmaların önünün açılmasına ve kontrolün bütünüyle kaybedilmesine yol açabilir.

Beşincisi, gerilim politikalarına radikal İslamcı Hareketlerin dahil edilmesi olasılığı bulunuyor. Özellikle toplumsal gerilimi artırmada aktif bir rol üstlenen İslami hareketlerin Kürt ve Alevi merkezli örgütlere yönelik saldırılara yönelmesi olasılığı küçümsenmemelidir. Bunun IŞİD, El Nusra veya başka bir örgüt ismi kullanılarak yaptırılmasının çok fazla bir önemi bulunmuyor. Özellikle hassas dengeler üzerinde duran Hatay, Gaziantep, Mardin, Siirt, Urfa gibi sınır bölgelerinde veya İstanbul gibi toplumsal dengelerin hassas olduğu bir mega kentte bu tür mezhepsel ve etnik saldırıların gerçekleşmesi olasıdır.

Sansasyonel suikastler

Altıncısı, politik çatışmanın derinleştirilmesinin önemli halkalarından biri kurum veya kişilere yönelik saldırıların gündemleştirilmesidir. Fenerbahçe kafilesini taşıyan otobüse yönelik yapılan saldırı, toplumun farklı sosyal katmanlarını içine alan istikrarsızlaştırma faaliyetinin devam edeceğini gösteriyor. Aynı şekilde kaos yaratacak daha etkili eylemler için tek tek bireylere yönelik saldırılar gündeme gelebilir.

Yedincisi, AKP’ye yönelik oluşan algının en önemli halkalarından biri de ‘Rüşvet ve Yolsuzluk’ dosyalarının sürekli gündemde olmasıdır. AKP’ye oy verenlerin çok önemli bir kısmı rüşvet ve yolsuzluk iddialarının gerçek olduğuna inanıyor. AKP bu algıyı bir türlü değiştiremediği gibi tersten, artan güvensizliğin oyların düşmesinde etkili bir faktör olduğu görülüyor. Ayrıca yeni dosyaların gündeme gelmesi olasılığı, hükümeti yeni hamleler yapmaya zorluyor. Burada dikkat çeken ve gözden kaçan önemli bir nokta, Cem Uzan ile hükümetin bazı bakanları arasında gelişmeye başlayan ilişkilerin yarattığı etkidir. Hükümet, ne kadar başarılı/etkili olabilir bilinmez ama Cem Uzan’a yönelik bir operasyon için devreye girebilir. Farklı yol ve yöntemlerin kullanılarak Cem Uzan’ın Türkiye’ye getirtilip yargılanmasını, ‘yolsuzluğa ve rüşvete’ karşı mücadelede yeni bir hamle olarak gösterip, kendilerine yönelik ‘rüşvet ve yolsuzluk’ algısını kırmak istiyor olabilirler. Böyle bir olasılık, AKP üzerindeki ‘rüşvet ve yolsuzluk’ etiketini kaldırır mı? Pek etkili olmayacağını söyleyebiliriz.

Bu bakımdan tarihsel bir dönüm noktası olarak görülen 7 Haziran seçimlerinin sonucunu etkileyecek çok yönlü oyunların devreye gireceğine ve sürecin pek normal ilerlemeyeceğine dair önemli işaretler beliriyor. Toplumsal güçler dikkatli ve hassas olmak zorundadır. Demokrasi güçlerinin kazanması için ciddi olanaklar var. Süreç doğru okunmalı ve AKP’nin istediği tuzağa düşmeden ilerlemek son derece önemli ve gereklidir.

gokyuzu9@gmail.com