3 yıl geçti: Her şey aynı…

Üç yıl önce olduğu gibi; önümüzdeki seçimlerde de Millet İttifakı”na oy verilmemesi için mücadele edeceğim. Bizim derdimiz ve tavrımız; burjuvazinin bize sunduğu seçeneklere oy vermek, destelemek olamaz. Ulusalcının, faşistin değirmenine su taşımak ise hiç olamaz… Hatalı seçim tavırları, yani içinde faşistlerin de bulunduğu ittifaka oy vermek, özellikle de sosyalistlerin ve yurtseverlerin tarih önünde vereceği önemli hesaplardandır.

Tam üç yıl geçti, 23 Haziran 2019 İstanbul Yerel Seçimleri’nin üzerinden. Tam üç yıl önce, “Her şey çok güzel olacak” sloganıyla yola çıkan CHP, daha doğrusu CHP ile faşist İYİP’in ortaklaşa kurduğu Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Belediye Başkanlığı’na seçilmesi…

Faşist İYİP ile kurulan ittifaka oy verilmemesini ve bu parti için “bağrımıza taş basmamamız gerektiğini” savunmuştum. Seçimler öncesi “Faşistin İYİsine de oy yok”, “Bozkurtların kardeşliği” gibi başlık ve içeriklerde çok sayıda yazı yazdım. Bu dönem, bana göre devrimci-sosyalist hareketin de bir sınavdan geçtiği dönemdi.

Yine her seçimde olduğu gibi, büyük oy soygunuyla sonuçlanan 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri ve 3 ay sonra “yenilenen” İstanbul Seçimleri için de görüşüm aynıydı. “Bir faşiste karşı diğer faşisti desteklemek bizim işimiz olamaz” ve CHP için de “masaya oturmazsa asla” demiştim. Zaten, İYİP ile ittifakı, benim için “masa” olasılığını da ortadan kaldırmıştı. Faşistlerle masaya oturulamaz. Yani bu olasılık da maalesef ortadan kalkmıştı.

CHP’ye de Kemalizme de yem olunmamalı

3 yıl önce, “Muhatap kabul edip, masaya oturmadan asla” dediğimde, bir kesim beni topa tutarken, bir kesim de “Kamuoyu önünde olmasa da, görüşülüyor” şeklinde, açıkta yazmaktan korkup, ama sesli olarak benim gibi düşünenlere, hem de “kızgın” bir şekilde söylüyorlardı. Amaç, görüşü itibarsızlaştırmaktı.

Halbuki ben, beni eleştirenlerle beraber 10 Ağustos 2014 Seçimlerinde CHP ve faşist parti MHP’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’na da oy verilmemesi gerektiği yönünde görüşümü ortaya koymuştum. İnce konusunda da, görüşüm aynıydı. Bu cumhurbaşkanlığı seçiminde de Selahattin Demirtaş adayımızdı ve olası ikinci tur da değerlendirmelerimiz arasındaydı. Demirtaş olmazsa, tercihim yine de 2014’teki seçimde ne Ekmeleddin, ne de 24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde de oy verebileceğim -çok az ihtimal de olsa- “Faşist Meral Akşener olamaz” demiştim. Yani hiçbir zaman ve koşulda bir faşiste karşı, diğer bir faşist bizim adayımız olamaz. Muharrem İnce de vardı tabii ki adaylar içinde. O konuda da, CHP’ye yaklaştığım gibi yaklaşmıştım ve özetle şöyle demiştim: “Şimdiden meydanlardaki diline dikkat etsin ve ikinci turda da masaya otursun, bakarız”

Benim için hala doğru bir alternatif de olabilecek olan “Boş oy tavrı” meselesine şimdilik girmiyorum. Boykotun da “koşulları” zaten yoktu.

Bana göre, şimdi “boş” masa da yetmez, CHP ile bile oturmadan önce, onlardan da hesap istenmeli. CHP, günahlarına günah katarak, özellikle de Kürt halkına karşı ağır insanlık suçları işlemeye devam etmiş. Bu sorunda, sadece Erdoğan’a değil, MHP’ye de koltuk değneği olmuştur.

Bu seçimler; uzun süre sonra, hatta ilk kez yakalanmış olan “barış ortamının” yerle bir edildiği dönem olmuştur. Bun da en büyük suç sadece iktidardaki Kemalist AKP-MHP bloğu değil, Kemalist CHP-İYİP’tedir. Bu nedenle de, bu seçimler bunlardan da kurtulmanın seçimi olmalıdır.

Eğer masaya oturulacaksa, karşılığı sadece “Erdoğan karşıtlığı” olamaz ve olmamalıdır. Eğer “Bir kötüye karşı, diğer kötüye” oy vermeyecek, verdirmeyeceksek.
İYİP’le masaya dahi oturmamız mümkün değildir. Bu sosyalistlerin tercihi olamaz.

Evet bu seçimler, Kemalizm ve faşizme karşı net çizgimizi çizme seçimleri olmalıdır.

Ne mehter marşı ne de İzmir Marşı bizim tercihimiz olamaz.

O taraf “inkar” ederken, bizim taraf da sessiz kaldı

Yandaş medya ve “ulusalcı” kanallara çıkan CHP’liler, yöneltilen sorulara karşı, kesinlikle HDP ile gizli de olsa bir ittifak içerisinde bulunmadıklarını ispatlamak için ter döküyorlardı. İYİP’in açıktaki tavrı ise, çok daha çirkindi ve faşiste yakışır biçimdeydi. HDP ve bileşenleri de açıktan görüşüldüğünü yazıp çizmiyordu.

Ben de o dönem, üyesi olduğum HDP bileşeni partimin de bu görüşe, yani Millet İttifakına oy çağrısına karşıydım ve tartışmaları takip eden bilir; son güne kadar bu konudaki görüşümü savundum. Hatta bugün haklılığım kanıtlanmış olarak, daha çok savunuyorum ve keşke “Sesimi daha da gür çıkarsaydım” diye düşünüyorum. Haksız veya hatalı bir değerlendirme olsaydı, çıkar özeleştirimi de yapardım. Ama, aksini savunanlar buyursun lütfen! Gizli gizli, çaktırmadan değil, “açıkça” verilmeli özeleştiriler. Koca koca yazıların bir yerinde, tek cümlelerle değil, eğer tarihe doğru dürüst not düşülecekse, açık açık ve uzun uzun yapılmalı bu özeleştiriler. Yapalım ki, ilerleyebilelim.

Faşist İYİP ile ve masaya oturmayan, üstüne üstlük inkar eden CHP’yle olmayacağını savundum. Onurdan, gururdan bahsettim. Belki o dönem, büyük çoğunluğu sessiz olan az sayıda yoldaş ve genel olarak “AKP’nin gitmesinden medet uman” kişiler bugün farklı düşünüyor. Bugün de, o dönem olduğu gibi, şimdi de yılmadan savunurum bu görüşü ve kesinlikle benim gibi düşünenlerin sayısı çok daha büyük oranda olur. Çünkü bana göre bu, sadece bir seçim değil, aynı zamanda devrimci tavır ve duruşun da göstergesi olması açısından çok önemliydi. Yoksa sorun, bağrımıza taş basarak çözülemez ve açıklanamaz.

Faşizme oy vermemek bugünün de doğru tavrıdır

Seçimlerin birinci yılında HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Artık kimse kapalı kapılar ardında HDP ile ittifak görüşmeleri yapmayacak, yapamayacak. Halkımız bunu kabul etmiyor. Halkımız, şeffaf, açık bir ittifak istiyor. Bunun için kapımız bütün muhalefet partilerine açıktır” dedi.

Yine, bana göre özeleşti mahiyetinde bir açıklama da Selahattin Demirtaş’tan geldi aynı dönemde. Yani Demirtaş Mart 2019’taki seçim mesajında “Gerekirse bağrınıza taş basın, mutlaka sandığa gidip ‘Faşizme hayır’ anlamına gelecek oyunuzu kullanın.” derken Haziran 2021’de, yani seçimlerin ikinci yılında “İki kötüden birini seçmek zorunda değiliz” açıklaması yaptı.

Peki benim günahım neydi?  

Demirtaş o zaman mı haklıydı, yoksa şimdi mi? Bana göre, o dönemde de çok sık dillendirdiğim gibi; o açıklama ve o şekilde tavır alanlar büyük hata içinde oldular. Demirtaş’ın şimdiki açıklamasını o dönem için “doğru” bir tavır olarak ben ve çok sayıda kişi de savunmuş, bunun sonucunda ağır bir şekilde eleştirilmiştik.

Neyse, şimdi “Koşullar farklı olduğu için doğru bir tavır değildi” deniyor ve denecek şu söylediklerime. Belki haklılar, çünkü, kendi mantıklarına göre, o “yanlış” tavrı şimdi daha bir hararetle savunmalılar. Halbuki “koşullar”, o döneme göre çok daha ağır.

Yanılıyorsunuz!

Üç yıl önce söylediğim gibi; birinci yılda Buldan’ın “Artık kimse kapalı kapılar ardında HDP ile ittifak görüşmeleri yapmayacak, yapamayacak. Halkımız bunu kabul etmiyor…” ve ardından da geçtiğimiz yıl Demirtaş’ın “İki kötüden birini seçmek zorunda değiliz” tavrı o dönemim de bugünün de doğru tavrıdır. Keşke, seçimlerde bu tavır sergilenebilseydi. Hatalı seçim tavırları, yani içinde faşistlerin de bulunduğu ittifaka oy vermek, özellikle de sosyalistlerin ve yurtseverlerin tarih önünde vereceği önemli ağır hesaplardandır.

Hiçbir şey güzel ol(a)madı

“Her şey çok güzel olacak” dendiğinde, ben de “Keşke öyle olsa. Ama maalesef, hep birlikte görecek, çok daha kötü günleri hep birlikte yaşayacağız” demiştim. Üçüncü yılda da yine “maalesef” diyorum ve tarih beni doğruladı. Keşke, halkımız adına durum farklı olsaydı da ben yanılsaydım. Her şey o kadar kötü ve çok daha berbat oldu. Tabii ki sorun sadece İmamoğlu’yla açıklanamaz, ama ona oy vermemizi de gerektirmezdi; hem de içinde faşist İYİP’in de olduğu bir ittifakın, yani Millet İttifakı’nın adayı olarak. “AKP-MHP iktidarının da kurtuluşun tek yolu”, “Faşizmin kurumsallaşmasının son adımı” gibi değerlendirmelere yönelik de, o dönem olduğu gibi, devamı yazılarımda da sık sık değinerek, genel olarak faşizm üzerine görüşlerimi sürekli aktardım.

Ekrem İmamoğlu hakkında yazmaya devam edeceğim. İmamoğlu’nun neleri yap(a)madığına değinirken, onun fetih kutlamalarına, faşistleri ve soykırımcıları anma işine de, merakına da değinmeye devam edeceğim.

Bunların kınamaları bile ayrımcı.

Sağlı-Sollu birçok siyasi parti lideri ve kişi de, tam bir yıl önceki İzmir HDP’ye saldırıyı kınarken “faşizme lanet okuyamadılar. Bunlardan en ilginci de “İmamoğlu’nun kınaması: Faşist katliam var ve faşizmi lanetlemek yerine o mesajının sonunda “bu ülkeyi böldürmeyeceğiz” diyor… Kınaması bile samimi olmayan İmamoğlu’nun “farklı” oynadığı aşikar. Bu onun hakkı tabii ki, ama bu “oyunda” biz ona katkı sunmak zorunda değiliz.

İmamoğlu da ilk fırsatta Erdoğanlaşacağını gösterdi

Sağa-sola göz kırpan İmamoğlu’nun neye ve nereye oynadığı ortada. Bu durum, öncelikle CHP’nin sorunu, ama biz de kendimize dert edinmeliyiz bu durumu.

Cumhurbaşkanlığı adaylığına da oynayan İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’na da güven olmaz. Ekremoğlu da Erdoğan’dan sonra tek adamlığa mı oynuyor. Karadeniz’de mitingler yapıyor, Van’da cami temeli atma törenine katılıyor, “…vız gelir, tırıs gider” diyor, Erdoğan gibi Fetih Kutlamaları gerçekleştiriyor ve benzeri marifetlerini saymakla bitiremeyiz. Belediye Saray’ından bunları yapan ve söyleyen birinin, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda oturduğunda ne yapacaklarının göstergesidir, şimdi yaptıkları.

Fetih törenleri ve mehter takımlarıyla gereksiz israfta bulunan belediye başkanı, kentin gerçek sorunlarıyla ilgilenmeli…

Asla dost ve dürüst değiller

HDP’nin kapatılmak istenmesi konusunda da ne CHP’yi, ne Saadet’i, ne Deva’yı, ne Gelecek’i ne de diğerlerini samimi bulmuyor, pek de rahatsız olacaklarını düşünmüyorum. Yaptıkları geçiştirici ve zorunlu kınamaların ötesine geçmiyor. İçten içe “HDP oylarını nasıl kaparız” tavırlarını yakında hep birlikte göreceğiz.

Geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da, hatta İstanbul’un başına gelene kadar ne değişti, “güzel olan ne” diye araştırıyorum ve inanın; görmemek için özel bir uğraş vermiyorum. Zaten “Her şey çok güzel olacak” olmuş olsaydı, bu değerlendirmeyi yapmam mümkün ol(a)mazdı.

Hadi ben göremedim diyelim; ama görebileni de bulamadım. Kendimce bir anket yaptım ve farklı çevreden kişilere sordum “3 yılda güzel olan ne?” diye. Maalesef cevaplar beni doğrular içerikteydi. Bir-iki örnek olsa, en azından onları burada tek tek sıralamaktan çekinmezdim.

Bana göre, bu seçimlerin Erdoğan’a “kaybettirmiş” olmanın bir yanı vardı tabii ki. Ama biz Erdoğan’a yerelde hiç devrimci olmayan bir tarzda kaybettirmek durumunda olmamalıyız. Erdoğan’a etkisi olmayan bir kaybettirmenin yanında, kendi kaybettiğimiz çok daha büyük. Maalesef, devrimcileri, sosyalistleri, yurtseverleri ve diğer tüm ezilen kesimleri önümüzdeki dönemde görmeyecek, onlara sunabileceği “güzellik” olmayacak.

1, 2 ve 3 yıl değil, 10 yıl geçse de fark etmez

Evet, üç yıl önce, “Her şey çok güzel olacak” denerek umut bağlanan seçimlerden sonra “Her şey çok daha berbat” oldu. Sadece İstanbul değil, ülkenin genel durumu daha berbat oldu ve memleketin bu berbat durumdan çıkışına “İmamoğlu’nun başında bulunduğu İstanbul” kesinlikle iyi bir örnek değil.

Birinci ve ikinci yılı geride bıraktığımız dönemde olduğu gibi, üçüncü yılı geride bıraktığımız bu dönemde de “Ya dur, insafsızlık etme daha 3 yıl oldu” diyeceklerin de çok olacağını biliyorum. 3 değil, 5-10 yıl geçse de, İmamoğlu’yla asla daha güzel ol(a)mayacak. İmamoğlu bana göre zaten “iyi” değildi ve ona oy verenleri de şaşırtarak daha da kötü oldu. Tek adamlığa oynamaya çalışıyor, İmamoğlu.

Kurtuluş; ırkçı katliamcı Topal Osmanı öven İmamoğullarında, Kılıçdaroğullarında, hele hele “muhalefetteki” faşist Akşenerlerde kesinlikle değil, halkların kendi devrimci öz gücündedir. Faşist ve ulusalcı soslu Millet İttifakı’nın adayı İmamoğlu, bırakalım “güzellikleri” kazandırmayı, tam tersine “uzun vadede” bize çok şey kaybettirmiştir.

Önümüzdeki seçim ve diğer çalışmalarda, umarım yeni ve yeniden bir başlangıç olur, bu kötü tavır ve yaklaşım gider, yerini sosyalist mücadeleye kazandıracak bir yaklaşım alır. Yeni yaklaşım, benim olmasın fark etmez, ama duruşumuz devrimci sosyalist tavır olmalı.

Yaklaşan seçimler üzerine, önümüzdeki dönem görüşlerimi daha sık yazacağım. Şimdiden ilan ediyorum; üç yıl önce olduğu gibi; önümüzdeki seçimlerde de -demokratik hakkımı kullanarak- bir HDP’li sosyalist olarak Millet İttifakı”na oy verilmemesi için mücadele edeceğim. Bizim derdimiz ve tavrımız; burjuvazinin bize sunduğu seçeneklere oy vermek, destelemek olamaz. Ulusalcının, faşistin değirmenine su taşımak ise hiç olamaz.

Hüseyin Şenol – Avrupa Demokrat  - 18.06.2022