1 MAYIS 2021 GÜZERGÂHINDA[*]

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

I. AYRIM: 1 MAYIS’A GİDERKEN

I.1) TARİH(İMİZ)İ UNUTMA(MAK)

II. AYRIM: İŞÇİ SINIFI GERÇEĞİ

II.1) İŞÇİLERİ KOD-29’LU HÂLİ

II.2) ÇOCUKLAR

II.3) VE KADINLAR

II.4) BİR DE DEVLET!

III. AYRIM: 1 MAYIS’LAR(IMIZ)

III.1) 2020 1 MAYIS’I

III.2) 2021 1 MAYIS’I İÇİN

IV. AYRIM: “SON” (DEĞİL!)

“Her şeyi tersine çevirmenin kaçınılmazlığı

dayatıyor bu körleşmiş sularda

bitmeli bu bekleyiş, bu suskunluk bitmeli,

bitmeli bu karanlığın ıslıkları artık...”[1]

1 Mayıs 2021’in eşiğindeyiz…

 “İşlerin iyi gitmediği”nden söz etmenin faydası yok; mesele, gidişatı tersyüz etmek için neler yapacağımızda ya da yapmamız gerektiğinde…

Şimdi umut etme, umudu yaratma zamanıdır; asla umutsuzluğu değil…

“Umutsuzluk; insanoğlunun kendine karşı hazırlayabileceği suikastların en korkuncudur, umutsuzluk manevi bir intihardır,” der Jean Paul Sartre ve ekler Che Guevara: “Kaybettiğin tek savaş, uğrunda savaşmaktan vazgeçtiğindir”… Sonra da hatırlatır Fidel Castro: “Gelmiş geçmiş en büyük ahlâksızlık emperyalizm ve kapitalizmdir.”

Bunlardan asla şüphemiz olmamalı elbette! Çünkü 1 Mayıs bir uyanış, bir doğuştur, yenilenmedir.

İşçilerin hak mücadelesi, isyanıdır; sömürüye karşı mücadeledir.

Evet 1850’lere dayanan doğumdur. Avustralya’nın Melbourne’ündeki işçilerin itirazına yaslanan; Chicago’lu işçilerin de ses verirdiği 1 Mayıs 1886’da.

1 Mayıs işçilerin belleği, sınıfın hafızasıdır; zulüm, vahşet ve 1977 Taksim Meydanı’dır.

Bir farkındalık günüdür 1 Mayıs; sömürü dünyasına meydan okuduğumuz.

Yasaklara aldırmadan, her adımda çoğalarak yürümektir

Haramilerin yolları kesmesine; paranın padişahlığına itirazın günü; yelin işçiden yana estiği gündür.

Ve şimdi 2020’nin 2021’e devrettiği 1 Mayıs daha da önemlidir.

2020 boyunca kapitalizmin III. Büyük Bunalımının yıkımını yaşayan dünya işçi sınıfı, Covid-19’un katmerlendirdiği eşitsizliğe karşı kitlesel ve sürekli eylemler düzenlendi.

‘Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) küresel anketine göre, 2020’de olduğu gibi, 2021’de de işçiler yoksulluk içinde yaşıyor ve siyasetçilere güvenmiyor. Taşeronlaşma ve güvencesizlik yaygınlaştıkça ücretler düşüyor, iş kazaları artıyor. Kadınlar, göçmenler ve azınlıklar zorlu mücadelelere rağmen ayrımcılığa ve şiddete maruz kalmaya devam ediyor. Savaşlar, çatışmalar ve silahlanma harcamaları sürüyor. Yeni teknolojilerin insanlığa özgürlük ve refah değil, yeni hak gaspları getirmesinden endişe ediliyor.[2] Bugüne kadar da öyle oldu.

Ayrıca ‘Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) raporu çarpıcı: Kayıt dışı ekonomideki 1.6 milyar insan toplam küresel işgücünün yarısını oluşturuyor. Ve geçimlerini sürdürebilecekleri hiçbir destekleri yok ve işgücü piyasasının en savunmasız kesimini oluşturuyorlar. ILO raporuna göre, pandeminin daha ilk ayında dünya genelinde kayıt dışı işçilerin gelirinde ortalama yüzde 60’lık bir düşüş yaşandı. Tabii bölgesel farklılıklarla: Bu Afrika ve Amerika’da yüzde 81, Asya ve Pasifik’te yüzde 21.6 ve Avrupa ve Orta Asya’da yüzde 70’lik düşüş anlamına geliyor. İlerleyen günler ve aylarda durumun çok daha vahim olacağı aşikâr. Alternatif gelir kaynakları olmadan, bu işçilerin ve ailelerinin hayatta kalabilmeleri ne kadar mümkün?[3]

Dahası da varken; özetle Jean Paul Sartre’ın, “Hiçbir şey değişmedi, ama yine de her şey başka bir biçimde var olup gidiyor,” diye ifade ettiği üzere hemen her şey, denilebilir ki daha da kötü 2021’de!

Kolay mı? Yüzlerce emekçinin canını, binlercesinin işini kaybettiği pandemide zenginler, servetlerini katladı!

Salgınla geride kalan bir yılda patronlarının kişisel servetleri 15 milyar dolar arttı. 20 dolar milyarderinin servetine yaklaşık 127 milyar lira eklendi. Ayrıca, salgından olumsuz etkilenen emekçi sadece ölmeyecek kadar bir destekten yararlandı. Nakit desteği alan hanelerle toplam 15 milyon kişiye 42 milyar lira yardım yapıldı.

‘The Forbes’ 2021’de dünyanın en zenginlerini açıklarken; DİSK-AR da dolar milyarderleri Türklerin kişisel servetlerinin ne kadar arttığını hesapladı. Buna göre ‘The Forbes’ listesine giren 26 Türk dolar milyarderinin serveti bir yılda 38.3 milyar dolardan 53.2 milyar dolara yükseldi. Yani Covid-19 döneminde Türk dolar milyarderlerinin serveti yüzde 39 arttı.

Listede 1 milyar dolar ve daha fazla kişisel serveti olanlar yer alıyor. ‘The Forbes’un 2021 dolar milyarderleri listesinde 2 bin 755 kişi yer alıyor. Listeye 2021’de 493 yeni kişi katıldı. Buna göre Covid-19 döneminde milyarderlerin sayısı ve serveti dünya genelinde arttı. Dünyanın en zenginlerinin serveti bir yılda 5.1 trilyon dolar artarak 8 trilyon dolardan 13.1 trilyon dolara yükseldi. Böylece dünya dolar milyarderleri servetleri Covid-19 döneminde dolar bazında yüzde 64 artmış oldu.

Dünyanın dolar milyarderleri listesine 2021’de Türkiye’den 26 kişi girdi. Bu 26 Türk dolar milyarderinin servetindeki artış ortalama döviz kurları ile yaklaşık 127 milyar TL oldu.[4]

Sürdürülemez kapitalizmin ücretli kölelik dünyası bu ve böyle, 2021’de de ve 1 Mayıs’a giderken!

1 Mayıs’ın da, coğrafyamızdaki anlamını uzun uzadıya anlatmaya gerek var mı?

1 Mayıs bir Fransız proleter için sınıf mücadelelerinin mirası zarif bir müge çiçeğidir. Her gördüğünde kendinden öncekilerin tırnaklarıyla kazıya kazıya kazandıklarını ya da kaybettiklerini hatırlatan…

Coğrafyamızda bizim müge çiçeğimiz ya da kızıl karanfilimiz de Taksim Meydanı’dır. 1 Mayıs 1977’de polis panzeriyle ezilen 17 yaşındaki Dev-Lis’li Jale Yeşilnil’dir…

Ya da 1990 1 Mayıs’ın da yasaklanıp, 20 bin polis, yüzlerce panzer, boyalı sular ve eğitimli köpeklerle korunan Taksim’in özgürleştirilmesi için 19 yaşındaki İTÜ Elektrik Mühendisliği öğrencisi Gülay Beceren’in, Pangaltı’da plakasız beyaz bir minibüsten açılan ateşle yaralanarak felç edilmesidir.

Veya 1989’da Mehmet Akif Dalcı’nın Tarlabaşı’nda güpegündüz katledilmesi, 1996’da Kadıköy’de üç emekçinin öldürülmesi…

Lafı uzatmaya gerek yok: Sırtımızda geçmişin ve bugünün ağır yüküyle gidiyoruz 1 Mayıs’a…

I. AYRIM: 1 MAYIS’A GİDERKEN

1 Mayıs 2021’e giderken şimdi; “Yoldaş işçiler! 1 Mayıs geliyor, bütün ülkelerin işçilerinin sınıf-bilinçli bir hayata uyanışlarını, insanın insan üzerindeki her türlü zulüm ve baskısına karşı mücadelelerindeki dayanışmalarını, emekçi milyonların açlık, yoksulluk ve aşağılanmadan kurtulmak için yürüttükleri mücadelelerini kutladıkları gün. Bu büyük mücadelede iki dünya karşı karşıya duruyor: sermayenin dünyasına karşı emeğin dünyası; sömürünün ve köleliğin dünyasına karşı kardeşliğin ve özgürlüğün dünyası,” haykırışına kulak vermek gerek V. İ. Lenin’in…

Sakın ola unutulmasın: Yerküredeki en yaygın, en birleştirici mücadele gündür 1 Mayıs.

Ne dinsel, ne ulusal; dil, din, ırk, cinsiyet, milliyet ayrımı olmadan milyarca işçinin kutladığı tek bayramdır.

200 yıllık uzun mücadele ve geleneğin adıdır, işçilerin uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günüdür.

XIX. yüzyıldaki 8 saatlik iş günü mücadelesi içinde doğup, simgeleşen 1 Mayıs işçi sınıfının kapitalizm ile bitmeyen sınıf mücadelesidir.

1 Mayıs hâlâ güncelken; işçi sınıfının kapitalizme karşı savaşımı, tarihi gelenekleriyle hâlâ sürüyor…

I.1) TARİH(İMİZ)İ UNUTMA(MAK)

Avustralya’da inşaat ve taş işçileri sekiz saatten fazla çalıştırılmaya itiraz ettikleri için Melbourne Üniversitesi’nden parlamentoya kadar yürüdüler. Bu yürüyüşün üzerinden 165 yıl geçti (1856). İşçiler, sendikalar o günden bugüne yürüyüşlere, eylemlere hiç ara vermediler.

Chicago’da 500 binden fazla işçinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları mitingin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmişken 4 Mayıs 1886’da Haymarket Katliamı gerçekleşti. O günden bu güne işçi katliamları ve ayrımcılık da hiç son bulmadı. 132 yıl önce (1889) İkinci Enternasyonal’de alınan kararla 1 Mayıs Mücadele ve Dayanışma Günü olarak kutlanmaya başladı. Türkiye İşçi sınıfı ise 1977 1 Mayıs Katliamı’nın yakın tanığı ve hedefidir.

Cumhuriyet Türkiyesi’nde uzun yıllar adının anılması bile yasak olan 1 Mayıs İşçi Bayramı Osmanlı döneminde dahi yasak değildi. İşçi örgütlenmesinin en gelişkin olduğu Selanik’te ilk kez 1911’de tütün, liman ve pamuk işçileri tarafından kutlanmıştı.

İstanbul’da ilk kitlesel 1 Mayıs kutlaması da 1912’de yapılmıştı. 1920’de, İstanbul işgal altındayken dahi işçiler Haliç’ten başlayarak Karaköy üzerinden Beyoğlu’na kadar yürümüşlerdi.

Ancak Cumhuriyet ilan edildikten bir yıl sonra 1 Mayıs’ın işçi bayramı olarak kutlanması yasak edilmiş, 1925’te kabul edilen Takrir-i Sükûn Kanunu’yla da bu yasak sürekli hâle getirilmişti.

“1 Mayıs’ımızın bitip tükenmez Takrir-i Sükûnu”[5] sürdü gitti. Ancak yakalardaki karanfillerin direnciyle yaşadı, yaşatıldı 1 Mayıs geleneği…

Sonra da, 56 yılın ardından, 1976’nın 1 Mayıs’ında Taksim’de 56 yıl kutlandı. Ancak 1 Mayıs’ın kutlanmasından öylesine korkuldu ki, 1977’de iç ve dış odaklı ellerin katkılarıyla gerçekleştirildi 34 kişinin yaşamını yitirip 136 kişinin yaralandığı 1 Mayıs Katliamı!

“1 Mayıs 77 bir devlet operasyonu”ydu![6]

Yaklaşık 500 bin işçi alandaydı…

DİSK Başkanı Kemal Türkler’in konuşması biterken üç el silah sesi duyuldu…

44 işçi öldü…

Ölenlerin otopsisi yapılmadı, fotoğraflar kayboldu…

Polis telsizlerinin bant kayıtları kayboldu!

Sıraselviler-Gümüşsuyu yönünde çevreye ateş ederek geçen sivil plakalı beyaz Renault neden bulunamadı?

1977’de Taksim Meydanı’nda yaşanan kanlı 1 Mayıs’da göstericileri tarayan Beyaz Renault’da kimler vardı?

“Yanıt(lar)” mı?

Tarih 4 Mayıs 1986… Nokta Dergisi… İpek Çalışlar ve Güldal Kızıldemir imzalı ‘Kanlı 1 Mayıs’ haberinden okuyalım: “Ve üç el silah patladı… Üç el silahın sesi sanki birkaç saniye havada asılı kaldı. Bu uzun saniyeleri yeni silah sesleri bozdu. İşaret fişeğinin ardından patlayan tüfekler gibi aynı anda alanın dört bir yanından mermi yağmaya başladı. Yarım milyon insan korku ve panik içinde koşuşuyor, panzerler su sıkarak, ses ve sis bombaları atarak kalabalığı yarıyor, ortada dönüyorlardı. Kaçıp canını kurtarmaya çalışan yüzlerce insan Inter Continental Oteli ile Pamuk Eczanesi arasında kalan Kazancı Yokuşu’na doğru yöneldiler. Olaylar başlamadan az önce Kazancı Yokuşu başına park edilen mavi renkli bir Fiat kamyonet ve yerlerde rastgele duran tekerlekli el arabaları Kazancı’ya iniş ve çıkışı engelliyordu. Sel hâlinde akan insanlar kamyonetin iki yanından ve el arabalarının üzerlerinden geçerek Kazancı Yokuşu’ndan aşağıya doğru kaçmaya çalışıyorlardı.”

Evet bu katliam tarihimize ‘Kanlı 1 Mayıs’ olarak geçti. Sonra da Devlet Güvenlik Mahkemesi Yasası iptal edildiği için, soruşturmayı Toplum Suçları Bürosu yürüttü.

1 Mayıs olaylarının 10. yılında, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Muhittin Cenkdağ, Gündüz İmşir’e “Olayı gerçekleştirenlerin hepsi kaçtı. Garibanlar yakalandı” diyordu. Bu sözler, gerçek faillerin yakalanmadığını gösteriyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Osman Ateşoğlu, mahkemenin iş yükü nedeniyle görülmekte olan diğer davalara geçici olarak bir başka C. Savcısı’nı görevlendirdi, Çetin Yetkin’i de sadece 1 Mayıs dosyası üzerinde çalışmakla görevlendirdi.

Prof. Dr. Çetin Yetkin, “O dosyada can alıcı ve göz ardı edilen çok önemli noktalar vardı. İfadelerin bile her biri ayrı yerlerdeydi” diyor. Yetkin, gelecek kuşakların 1977 olaylarını doğru öğrenmesi için bu konudaki skandalları şöyle anlattı: “Ele geçirilen 10 civarında tabanca vardı. Öldürülen kişilerin bu tabancadan çıkan mermilerle öldürülüp öldürülmediğini ortaya koyacak balistik kontrolleri bile yapılmamıştı. Ekspertiz raporu alınmamış, yaralıların raporu yazılmamış, ölenlerin ölüm raporları da dosyada yoktu. Tüm suç kanıtlarının değerlendirilmesi, iddianamenin yazılması 29 günde tamamlanmış. Açıkçası Toplum Suçları Bürosu olayı tam olarak soruşturmadan iddianameyi hazırlamıştı.

İddianamede inanılması güç ifadeler vardı. 20’nci sayfada, “Kamu vicdanında ve evrensel adalet duygusunda mahkûm edilen 1 Mayıs kıyımı ile ilgili açılan bu davada sanıkların küçük bir bölümü yüce adaletin önüne çıkarılmış bulunmaktadır. Bu büyük ve kanlı facianın tertipçisi, uygulayıcısı, yurt ve insanlık düşmanı olan asli failler er geç tespit edilecek ve tarihin ve şaşmaz adaletin önüne çıkarılıp hüküm giyeceklerdir.”

İddianamedeki bu cümleler, hukuk açısından tam bir facia. Savcının görevi asli faile dava açmaktır. Asıl suç faillerini bırakıp, “Er geç yakalanır” deyip, asli faile dava açılmadığı belirtiliyor ve olay tarihe bırakılıyor. Mahkeme, asli faillerin bulunması için savcılığa yazı gönderdi ama cevap bile verilmedi.

İddianamede “Emniyet müdürünün, valinin görevlerinde ağır kusuru vardır” deniliyor. Ancak bunlar için de ne dava açılmış, ne de takipsizlik kararı verilmişti… Örneğin panzer şoförünün “Amirim” dediği kişi arasındaki telsiz konuşmaları dosyada. Amiri, “Panzeri halkın üzerine sür” diyor. Şoför, “Halkın üzerine sürersem vatandaş ölür” karşılığını veriyor. Amir, emrini tekrarlıyor, “Sür” diyor. Bunlar, dosyada olduğu hâlde, panzerin altında kalıp ölenler, yaralananlar olmasına rağmen hiçbir işlem yapılmadı.

Kazancı yokuşunun başında bir torba içinde patlayıcı madde bulundu. Bunlar adli emanete alındığını, dosyada bulunan emanet makbuzundan anlıyoruz. Soruşturma Savcısı Çetin Yetkin, “O bombaları taşıyan kişi ya panik sırasında öldü ya da yaralandı ve yapmak istediğini bu yüzden beceremedi” görüşünde.

Komando Jandarma Üsteğmen, yanındaki astsubay ve onbaşının olaylarla ilgili olarak alınmış ifadeleri var. Sular İdaresi üzerinden ateş edildiğini görünce, oraya hareket ettiklerini, ancak yukarıdan patlayıcı madde atıldığı için çarpışarak girdiklerini, o kişileri ellerindeki silahlarla yakaladıklarını, Emniyet Siyasi Şube’ye teslim ettiklerini belirtiyorlar. Ancak, bunlar hiç ortaya çıkmadı.

Halkın içinde sağa-sola ateş ettiği görüntüleri olan bir kişi var. Bunun üzerinde hiç durulmadı ve soruşturulmadan kapatıldı. Savcı Çetin Yetkin, “Otele müşteri alınmayacak denilmiş. Ancak o gün Amerikalılar, kalabalığın üzerine ateş edildiği belirtilen kata yerleştirilmiş ve olaylardan sonra ülkemizden ayrılmış” diyor. Büyük bir kargaşa yaşandığı ve olayın kapatılmaya çalışıldığı anlaşılıyor. O davanın soruşturma savcısının başına neler geldiğini kendisinden dinliyorum: “1 Mayıs olayı tam bir tertiptir. Kimin ne delili topladığı belli değildi. Bu şekilde tertibi düzenleyenleri kontrol etme imkânları da yoktu. Çünkü deliller farklı karakollar tarafından toplanmıştı. Duruşmada, fotoğraflardaki bazı kişilerin kimliklerinin belirlenmesi, mermilerin balistik muayeneleri, vali ve emniyet müdürü hakkında işlem yapılmasını istedim. Taleplerim mahkeme kararı olarak zapta geçti.

Sonraki celseden iki gün önce mübaşir bana bir zarf verdi. Açtığımda ‘Duruşmadan alındınız’ yazıyordu. Yani, bana ikinci celseye çıkma şansı verilmedi. O dönem, mahkemenin hiçbir yazısına emniyet cevap vermedi.”

Nihayetinde o dosya zaman aşımından kapandı…[7]

Ancak işçi sınıfı için unutulan bir şey yoktu ve tüm yasak(lama)lara rağmen 1 Mayıs’ta Taksim mücadelesi sürdü.

Ve önce sınırlı da olsa 2009’da sonra da 2010’da çıkıldı Taksim’e; 1ê Gulana 2010 an Taksim! Me sirûda karkeran bi hev re gotibû! Hêviya me ya rojên xweş neqediya!/ 1 Mayıs 2010 Taksim’deİşçi marşını hep birlikte söylemiştik! Güzel günlere umudumuz bitmedi! Yaşasın 1 Mayıs! Bijî Yek Gulan!” dedirterek…

II. AYRIM: İŞÇİ SINIFI GERÇEĞİ

İşçi sınıfının mücadelesi ısrarlı bir vazgeçil(e)mezliktir; ‘Germinal’deki tarifiyle…

Latince’de “tohum, tomurcuk, filiz” anlamına gelen “germen” sözcüğünden türemiş Fransızca bir sözcüktür Émile Zola’nın “Şimdi nisan güneşi, toprağı ısıtıyor, vadilerden hayat fışkırıyor, tomurcuklar patlıyor, ekinler yükseliyordu. Her yandan tohumlar şişiyor, uzuyor, toprağı deliyordu. Ve arkadaşlar, tekrar tekrar, sanki yüzeye yaklaşmışlar gibi daha berrak bir şekilde vuruyorlar, vuruyorlardı. İnsanlar yetişiyor, kara, kin dolu bir ordu, bir asır sonraki hasada hazırlanıyor, tohumlarını patlatıyordu,”[8] diyen ‘Germinal’i; 1860’larda kuzey Fransa’da, maden işçilerinin gerçek grev öyküsü…

Evet “Tohum, tomurcuk, filiz” işçi sınıfı; şimdilerde kökleri derinlerde, bol meyve veren bir ulu ağaç…

Kolay mı? “İşçileşmiş bir dünyada yaşıyoruz,” tespitini Charles Tilly XIX. yüzyıldan XX. yüzyıla evrilen dünya için yapmıştı. Eğer Tilly bu değerlendirmesinde haklı ise, XX. yüzyıldan XXI. yüzyıla uzanan dünya için “iki kere işçileşmiş” dense, yeridir![9]

Çünkü dünya nüfusu 1990’da 5.3 milyardan 2020’de 7.7 milyara tırmanırken belirtilen tarihler arasında dünya işgücü de 2.3 milyardan 3.5 milyara çıkmış bulunuyor. Ücretli nüfusu 1980’lerin başlarında 1.2 milyar iken 2010’da 2.9 milyara tırmanıyor. İşçileşmenin çap ve temposu, işgücü içindeki ücretli payını sürekli arttırıyor.[10]

Kapitalizm için vazgeçilemez bir ücretli kölelik yani işgücü (emek-gücü), alınıp satılan bir metadır. Kapitalizm, emek kapasitesinin belirli sürelerle alınıp satılmasına, yani onun bir meta hâline dönüşmesine dayanır. Ki kapitalist üretim sisteminde artı-değer (kapitalist iktisat buna genelde “katma değer” der!) tam da meta hâline dönüşen bu emek-gücüne dayanır. Kendi değerinin üzerinde değer yaratan “özel bir meta” olarak emek-gücü, artı-değerin (karın) kaynağıdır. Buraya kadar “anormal” bir şey yok!

“Anormal” olan, işçi hayatları cehenneme çevirerek, iktisadi ve iktisat dışı her tür zoru uygulayarak, devlet gücünü en uç noktalara kadar kullanarak değerinin en az birkaç kat altına indirdikleri işgücünü, işçilerin gözüne baka baka haraç mezat satmaya çalışmalarıdır.

Ancak Emma Goldman’ın, “Milyonlarca insanın bir hiçlik gibi, başkalarına servet yığarken, bunun faturasını solgun, donuk ve perişan hâle gelmekle ödeyen etten kemikten makineler olmalarını talep eden şey, özel mülkiyettir,” notunu düştüğü tabloda bu kapitalist vahşetin “normal”idir!

Çünkü “Kapitalist üretimde ortak olan şudur: İşçi çalışma koşullarını değil çalışma koşulları işçiyi kullanır,” vurgusuyla ekler Karl Marx:

“Ölesiye çalışarak kazanma hırsı, başarı güdüsü ve sahip olma tutkusu, ekonomik etkinlikleri insan yaşamının ana hedefi ve amacı hâline getirerek, insanın doğal yaşamdan ve ahlâki değerlerden uzaklaşmasına neden olur”…

“İşçi, kendi emeğinin ürünü karşısında, sanki yabancı bir nesne karşısındaymış gibidir. (...) İşçi kendi emeği içinde kendini ne kadar dışlaştırırsa, kendi karşısında yarattığı yabancı, nesnel dünya o kadar güçlü bir duruma gelir, kendi kendini ne kadar yoksullaştırır ve iç dünyası ne kadar yoksul bir duruma gelirse, kendine özgü o kadar az şeye sahip olur. (...) İşçi, yaşamını nesneye koyar, ama artık yaşamın o parçası kendisinin değil, nesnenindir. Demek ki bu şekilde çalışma ne kadar artarsa, işçi o kadar nesnesiz (vasıfsız) hâle gelir. O, emeğinin ürünü olan şey değildir. Öyleyse bu ürün ne kadar büyükse, işçi o kadar az kendisidir. İşçinin kendi ürünü içinde yabancılaşması, sadece emeğinin bir nesne, dışsal bir varoluş durumuna geldiği anlamına gelmez. Aynı zamanda ürün emeğinin kendi dışında, ondan kopmuş, ona yabancı, ve onun karşısında bağımsız bir güç durumuna gelen bir varlık şeklindedir.”[11]

Birkaç şeyin altını daha çizmemiz gerekirse; Antonio Gramsci, “Aslında, işçiyi, ya da proleteri belirleyen nitelik, özel olarak kol ve bedenle, ya da araçlarla gördüğü iş değil,[12] belirli koşullar altında ve belirli toplumsal ilişkiler içinde yaptığı iştir,”[13] derken unutulmamalı:

“Yok edilmesi mümkün olmadığından ötürü zorunlu olan fakir kesim, aynı zamanda zenginliği mümkün kıldığı için de zorunludur… kısacası, yoksulları olmayan bir ülke fakir olacaktır... ‘Alt tabakalar’, yani toplumun acı çeken sınıfları olmaksızın zengin ne barınabilir, ne beslenebilir.”[14]

William Faulkner’in, “Günde sekiz saat boyunca yiyemezsiniz, içemezsiniz veya sevişemezsiniz, sekiz saat boyunca sadece çalışabilirsiniz. İşte insanın kendisini ve başkalarını sefil ve mutsuz kılmasının nedeni,” diye betimlediği hâl de, sınıf mücadelesini vazgeçilemez kılar.

Tam da bunun için “Özgür insan ve köle, patrici ve pleb, derebeyleri ve serf, lonca ustası ve esnaf kalfası, tek kelime ile ezenler ve ezilenler, sürekli bir zıtlaşma içerisinde, bazen gizli, bazen açık bir savaş, ancak ya bütün toplumun devrimci bir dönüşümüyle ya da mücadelede her iki sınıfın da yok olmasıyla bitecek, durmak bilmeyen bir savaş sürdürmüşlerdir,” vurgusuyla, “Bizim için mesele, özel mülkiyetin şekil değiştirmesi değil, yokedilmesi; sınıf uzlaşmazlıklarının yumuşatılması değil, sınıfların ortadan kaldırılması; varolan toplumun iyileştirilmesi, isteklerin yerine getirilmesi değil, yeni bir toplumun kurulması olabilir ancak!” der Karl Marx.

Evet ücretli kölelik düzenini yıkmanın artık bir asgari görev hâline geldiği sürdürülemez kapitalizm koşullarında işçiler için kuvveden fiile giden yol, her geçen gün kısalıyorken; bunun öznel ve nesnel ipuçları ortya çıkıyor.

“Var mı yok mu?” zevzeklikleriyle, “Elveda proletarya” safsatasını bir kenara bırakırsak:

Türkiye’de kaç milyon çalışan var ya da Türkiye işçi sınıfı kaç milyon kişiden oluşuyor? Kesin bir rakam söylemek mümkün değil, ancak bazı varsayımlarda bulunabiliriz. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2020 Ağustos ayı Hane Halkı İş Gücü anketine göre, çalışabilir nüfusu 62 milyon 730 bin, iş gücünü 31 milyon 749 bin olarak açıklandı.

Türkiye işçi sınıfı kaç milyon kişiden oluşuyor? TÜİK’in verilerinin yanı sıra Çalışma Bakanlığı’nın rakamlarına baktığımızda, işçi sendika üye sayılarında iş kolu çalışanlarının toplamı 14.251.655 olarak açıklanmış. Toplam kamu personeli ise 4.698.941 bunun kadrolu olanı 2.942.904, sözleşmeli personel 455.050, sürekli işçi 1.144.400 (bu kısım aynı zamanda işçi sendikaları kısmına dahildir), geçici işçi 51.080, diğer 105.507 (resmi kurumlar bile bunun ne olduğunu açıklamadan diğer diye yazılmış). Bütün bu rakamların ortalamasını alıp bir de işsizleri ekleyince Türkiye işçi sınıfının sayısını 35 milyon civarında olduğunu söyleyebiliriz.[15]

TÜİK’in verilerine göre, 2015’de istihdam edilenlerin yüzde 66.97’si ücretli çalışıyordu. 2020’de bu oran yüzde 69.51 oranına çıktı.[16]

TÜİK verilerine göre 1989’da istihdamdakilerin yüzde 38’i ücretli veya yemviyeli çalışırken bu oran AKP’nin iktidara geldiği 2002 sonunda yüzde 50.7’ye yükseldi. 17 yıldaki işçileşme ise plansızca gerçekleşti. Bugün istihdam edilenlerin yüzde 68.7’si ücretli veya yevmiyeli çalışıyor. AKP döneminde işveren sayısı artmadı ama çalışan sayısı 2 katına çıktı. Ülke 17 yılda işverenlere çalıştı. 1989’da tarımda çalışanların oranı yüzde 47 iken bugün bu oran yüzde 17’ye kadar geriledi.[17]

Türkiye’de sadece 1.9 milyon işçi sendikalı. Sendikalaşma oranı da yüzde 13.83’lerdeTürkiye’de hâlen kayıtdışı çalıştırma oranı yüzde 33-34’lerde...[18]

Bu nesnel gerçeğin, öznel soru(n)ları var (ne yazık ki) hâlâ!

II.1) İŞÇİLERİ KOD-29’LU HÂLİ

Fidel Castro’nun, “Yoksulluk problemlerini çözmek için kapitalizmin hiçbir kapasitesi, ahlâkı ve etiği yoktur,” deyişinin doğrulandığı işçileri güncel hâline gelince; hemen her şey Bertolt Brecht’in, “İnsanı öldürmenin çok çeşitleri vardır; karnına bir bıçak saplayarak, ekmeğini kesip aç bırakarak, ölümcül hastalığını tedavi etmeyerek, yaşam koşulları kötü bir evde bırakarak, kötü sağlık koşullarında çalışmaya zorlayarak, intihar etmesini sağlayarak, savaşa götürerek… Bunların çok azı bizim devletimizde yasaktır,” betimlemesindeki üzeredir!

Hızla sıralayalım!

i) Uluslararası Sendikaları Konfederasyonu (ITUC)’un 145 ülkeyi kapsayan 2019 raporunda Türkiye işçi haklarını ve sendikal özgürlükleri çiğneme sabıkalarıyla “En Berbat 10 ülke” içinde yer alıyor![19]

ii) Hükümet, salgınla birlikte yoğun olarak kullanılan “uzaktan çalışmaya” ilişkin yönetmeliğe göre son karar patronda! Yetkili sendikaya da söz hakkı verilmiyor![20]

iii) AKP iktidarı döneminde 15 Cumhuriyet altını kaybeden asgari ücret[21] kişi başı milli gelire göre yüzde 42 eridi![22]

iv) 9 Temmuz 2018 itibarıyla Türkiye’de gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ya da genel söylemiyle Yeni Türkiye rejiminin kurgulandığı dönemde TÜİK verileri, söz konusu dönem boyunca birikimli olarak tüketiciler için genel enflasyonun yüzde 42; gıda enflasyonunun yüzde 57; sağlık hizmetleri enflasyonunun ise yüzde 55 arttığını dile getiriyor![23]

v) Türk-İş’e göre, bekâr bir işçinin aylık yaşama maliyeti 3 bin 147 TL’ye çıktı. Olması gerekenle belirlenen asgari ücret arasında tam 322 TL fark var![24]

vi) “12 Eylül ile birlikte ücretler ve verimlilik arasındaki makas hızla açılmaya başladı,” diyen Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göre ücretlerin en yüksek düzeye ulaştığı 1978 yılı 100 kabul edildiğinde, 1980 öncesinde ücretler ve verimlilikte birlikte bir düşüş yaşandığı görülüyor. 1980 sonrasında ise verimlilik hızla artarken gerçek ücret artışının çok geride kaldığı ortaya çıkıyor. 1978 ile 2005 arasında kişi başına verimlilik 100’den 236’ya yükselirken kişi başına reel ücretler ise 100’den 98.6’ya geriliyor. Bir diğer ifadeyle verimlilikte devasa bir artış yaşanırken reel ücretler düştü. Böylece işçiler, verimlilikte yaşanan bu artıştan yararlanamadı ve göreli olarak yoksullaştı![25]

vii) Türkiye’de asgari ücretin düzeyi yirmi altı Avrupa ülkesi ve ABD ile karşılaştırıldığında (Sırbistan, Bulgaristan ve Arnavutluk’tan sonra) sondan dördüncü sırada yer almaktadır. Ortalama ücret ve maaşların asgari ücrete oranı, erkeklerde 1.49 iken, kadınlarda bu oran 1.24 düzeyinde kalmaktadır. Bu oranların, 2006’da sırasıyla, erkekler için 2.03, kadınlar için ise 1.81 olarak hesaplandığını ayrıca vurgulayalım. Dolayısıyla, Türkiye 15 seneyi, giderek daha da yoğunlaşan biçimde, bir asgari ücretliler toplumu olarak geçirmiştir![26]

viii) Türkiye’de brüt asgari ücret, 10 yılda 8 Avro artabildi. 2021’de 2011 seviyelerindeyiz. AB Eurostat’a göre, Avrupa’da en düşük ikinci asgari ücret Türkiye’de ve 392 Avro![27]

ix) ILO’nun ‘2020-2021 Küresel Ücret Raporu’, dünyadaki işgücünün yüzde 19’unun asgari ücret olarak belirlenen geçimlik düzey ve altında çalıştığını bildiriyor. Bu yaklaşık 327 milyon emekçi demek. Bu rakamın 266 milyonu asgari ücretin altında enformel koşullarda istihdam ediliyor, 152 milyonu ise kadın emekçi. Gene karşılaştırmak yapmak üzere, DİSK Araştırma Merkezi’nce yayımlanan Türkiye’de ‘Asgari Ücret Gerçeği Raporu’na göre Türkiye’de 19 milyon 536 bine ulaşan toplam ücretlinin yüzde 17.1’i asgari ücretin altında; yüzde 38.3’ü ise asgari ücret ya da altında ücret geliri elde etmekte![28]

x) Türkiye, AB ülkeleri arasında nüfusuna oranla asgari ücretle çalışan sayısının en yüksek olduğu ülke konumunda. Ancak alınan ücretlere bakıldığında yaman bir çelişki kendisini gösteriyor: Kapsamı geniş, miktarı düşük. ‘Eurofound’a göre 2017’de AB üyesi ülkelerde asgari ücretin yüzde 10 altı ve yüzde 10 fazlası aralığında bir ücretle çalışanların oranı ortalama yüzde 9 düzeyinde; asgari ücretin yüzde 10 fazlası ve altında ücretle çalışanların oranı yüzde 57’dir. Böylece Türkiye’deki asgari ücretlilerin oranı AB ortalamasının 6 katından fazladır![29]

xi) “39 lira mahkûmları” arttı: 14.2 milyon işçinin 3.2 milyonu ya çok düşük ya da eksik maaş alıyor![30]

xii) Eğitim-İş Ankara 3 No’lu Şube’nin eğitim çalışanlarına yönelik araştırmasına göre, çalışanların yüzde 81’i yoksulluk sınırının altında![31]

xiii) İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, pandeminin 8 aylık sürecinde 10 binlerce işçinin coronavirüse yakalandığını, en az 368 işçinin Covid-19’dan yaşamını yitirdiğini açıkladı![32] Covid-19 nedeniyle ölenlerin yüzde 95’i emekçilerden oluştu![33]

xiv) DİSK-AR’ın 22 Mart 2021 açıklamasına göre, Covid-19 etkisiyle yaşanan toplam iş kaybı ve işsizlik (revize) 12 milyon 115 bin oldu. İş ve istihdam kaybı oranı (revize) yüzde 34.4’e; geniş tanımlı işsiz sayısı ise 9 milyon 638 bine yükseldi. Kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 34.8 iken; gençlerde geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 41.1 olarak gerçekleşti![34]

xv) Geniş tanımlı işsizliğin 3.5 milyon kişi arttığı bir yılda resmi olarak iş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısı 4 milyon 832 bine, işsiz sayısı 4 milyon 5 bine ulaştı. Yine İŞKUR ve Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre, Nisan 2020-Ocak 2021 arasında 2 milyon 471 bin işçi ücretsiz izne gönderildi. Her ay 241 bin, günde 8 bin 236, her saat başı ise 343 işçi, aileleri ile birlikte günlük 39.24 TL’ye mahkûm oldu. Toplam ödeme 8.2 milyar TL oldu. 7 Nisan 2020’den beri devam eden işten çıkarma yasağına rağmen işten çıkarılan ve gelirsiz kalan 1.5 milyon işçi işsizlik ödeneğine başvurdu, yararlanabilenlerin sayısı 509 binde kaldı. Bunlara karşın “İşsizlik Sigortası Fonu”ndan işverenlere 2020’de teşvik, aktif işgücü ve işbaşı eğitim programları başlığı altında, emekçiye verilenin 2.9 katı kadar, toplam 23.7 milyar TL ödeme yapıldı![35]

xvi) DİSK-AR’a göre, 2020’de 177 bin işçi, ayda ortalama 14 bin 722 işçi Kod-19 bahanesiyle işten çıkarıldı. Bu işçilerin çoğunluğunun ortak noktası ise sendikalı olmaları![36]

xvii) 1 Ocak-15 Şubat 2021 arasında 12.985 çalışan Kod-29’la işten çıkarıldı![37]

xviii) Migros depo ve Bolu Tüvtürk işçileri de Kod 29 ile tazminatsız işten atıldı. İzmir’de ise güvenlik soruşturması ardından Kod 29 ile işten atılan işçiler İZENERJİ ve İZELMAN Büyükşehir Belediyesi önünde direnişe başladı![38]

xix) İSİG’in, ‘İşçi İntiharları’ raporuna göre, 8 yılda en az 502 işçi intihar etti. İntihar nedenleri arasında borç, işsizlik ve işyerinde psikolojik şiddet (mobbing) ilk sırada yer aldı![39]

xx) AKP’li Malatya Büyükşehir Belediyesi’nde Park ve Bahçeler Müdürlüğü’ne bağlı çalışan C.V. isimli bir işçi, 8 katlı belediye binasının bloklarını birbirine bağlayan köprüye çıkarak intihar girişiminde bulunup, “Biz işçiyiz, hayvan değiliz. Selahattin başkan bizi sömürdüğün yeter” diyerek isyan etti![40]

xxi) TEKSİF Sendikası, Ören Bayan ve Altınbaşak markalarının üreticisi Diktaş Dikiş İplik Sanayi’nde, patronunun sendikayı bertaraf etmek için yasadışı yollara başvurduğu, “ikna odaları” kurduğu belirtildi![41]

xxii) Adıyaman’da faaliyet gösteren tekstil firmasında sendikalı işçiler zorla sendikadan istifa ettiriliyor. TEKSİF Sendikası Genel Teşkilâtlandırma Sekreteri Ersin Çelik, “Örgütlenme özgürlüğünü tanımayan işveren sırf sendikalı oldukları için emekçilerin e-Devlet şifrelerini alarak anayasamızı ve kanunları ayaklar altına almıştır,” dedi![42]

II.2) İŞ CİNAYET(LERİ)

Bu kadar da değil; bir de “kaza” dedikleri iş cinayet(ler)i var!

‘Türkiye İş Cinayetleri Raporu’na göre AKP iktidarları boyunca 25 bin 716 işçi, iş cinayetinde hayatını kaybetti.[43]

Her gün 5 işçi ölüp, haber bile olamıyorken;[44] 2019’da en az 67 çocuk çalışırken öldü.[45]

İSİG’in ‘İş Cinayetleri Raporu’na göre, 2020’de en az 2427 işçi yaşamını yitirdi. Çalışmak zorunda olan 741 işçi de Covid-19 nedeniyle öldü. Her 4 saatte bir ve günde 6.6 işçi öldü(rüldü)! 68 çocuk, 159 da 65 yaş üstü işçi işleri nedeniyle can verdi.[46]

Ve nihayet AB verilerine göre Türkiye ölümle sonuçlanan kazalar bakımından Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. Yeterli önlemler alınmadığı için kazalar ve ölümler her yıl artıyor.[47]

II.3) ÇOCUKLAR

Bir de çocuklar!

ILO raporuna göre, tüm dünyada 73 milyonu “tehlikeli” işlerde olmak üzere hâlen 152 milyon çocuk işçi bulunuyor.[48]

Dünyada 152 milyon civarında çocuk çalıştırılıyor. Çocuk işçiliğinin neredeyse yarısı, 72 milyonla Afrika’da, ardından 62 milyonla Asya ve Pasifik’te görülüyor.[49]

Her beş çocuktan biri işçiyken; okullara devamsızlık nedenlerinin en başında çocuk işçiliği gelmektedir. OECD ülkelerinde iki hafta içinde devamsızlık yapan öğrencilerin oranı yüzde 21.3 iken Türkiye’de bu oran yüzde 51.6’ya ulaştı.[50]

İSİG’in verilerine göre Türkiye’de 2 milyonun üzerinde çocuk işçi bulunduğu tahmin ediliyor.[51]

Çocuklar Türkiye’de çocuk işçiliğinin en kötü biçimleri kabul edilen alanlarda, yani sokakta, küçük ve orta ölçekli işletmelerde ağır ve tehlikeli işlerde, tarım alanlarında çalışıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre 48 bin kayıtlı çocuk çalışanın bulunduğu 2018’de 7 bin 94 kaza yaşandı.[52]

5 yılda en az 328 çocuk işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi; 106’sı 14 yaş ve altı çocuk işçilerden oluşuyor. TÜİK verilerine göre 1 milyon 850 bin çocuğun ailesinde hanehalkı sorumlusu işsiz. Türkiye 27 AB ülkesindeki çocuk yoksulluğunun yüzde 59’una tek başına sahip.[53]

II.4) VE KADINLAR

Sonra da Eduardo Galeano’nun, “İtaatsizliği cezalandırmak ve özgürlüğü disiplin altına almak için, aile geleneği; kadınları aşağılayan, çocuklara yalan söylemeyi öğreten ve korku hastalığını yayan bir terör kültürünü sürdürmektedir,” diye betimlediği tabloda kadınlar!

 ‘Dünya Ekonomik Forumu’nun Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’nda, Türkiye’nin 2020’de 153 ülkenin yer aldığı sıralamada 130. olması dediklerimize ayna tutuyor.

ILO’nun ‘2018-2019 Küresel Ücret Raporu’na göre, kadınlar erkeklerden ortalama yüzde 20 daha az kazanıyorken;[54] Türkiye’de erkeklerin ortalama yıllık iş gelirleri kadınlara göre yüzde, 31.4 daha yüksek. Diğer ifadeyle erkekler kadınlara göre üçte bir daha fazla kazanıyor.[55]

Yani kadınlar erkeklerden daha düşük ücret alıyor. Kadınların yüzde 63.9’u çalışma hayatından memnun değil. Kadınların yüzde 92’si sendikasız. Kadınların kıdem süresi erkeklere göre oldukça geride. İşsizlik en çok genç kadınları etkiliyor.

Kadın istihdamı bir yılda 571 bin kişi azaldı. Kadın işgücü bir yılda yüzde 8.2 azaldı.

Türkiye’de salgınla kadın işsizliği ve istihdam kaybı daha da vahim bir hâl aldı. Kadınlar işgücü piyasasından daha hızlı çekildi ve kadın istihdamı daha hızlı daraldı. Kadınlarda zamana bağlı eksik istihdam sayısı bir yılda yüzde 472, yani neredeyse 5 kata yakın bir oranda arttı. İşbaşında olan kadınların sayısı bir yılda yüzde 11.5 oranında azaldı.[56]

Öte yandan; coronavirüs döneminde kadın çalışanların hem ev içi iş yükü arttı hem de daha fazla şiddete maruz kaldı. Pandemi döneminde kadın çalışanların yüzde 89’u ev içi şiddetin arttığına dikkat çekerken; çalışan kadınların yüzde 95’i tükenmişlik hissi yaşıyor.[57]

Nuran Gülenç’in ILO dokümanlarından, çalışma raporlarından derlediği verilere göre, işyerinde sözlü ya da fiili cinsel taciz, istismar ve şiddete maruz kalan kadın emekçi sayısı son derece yüksek.

ABD’den Güney Afrika’ya milyonlarca kadın cinsel istismara maruz kalıyor. Güney Afrika’da yapılan bir çalışmaya göre, kadınların yüzde 77’si hayatlarının bir döneminde cinsel taciz yaşadıklarını söylüyor. Doğu Afrika çiftliklerinde çalışan kadınların yüzde 89’u, Kenya’da yüzde 90’ı cinsel istismar mağduru. En büyük mağduriyet çiçek kesme sektöründe Afrika’da görülüyor. 2002’de Japonya’da işçilerin yüzde 45.2’si psikolojik tacize maruz kalırken, 2018’de ABD’de 36 milyondan fazla kadın hayatları boyunca en az bir kez işyerinde istismar edici davranışa maruz kaldığını anlattı.

ITUC belgelerine göre, dünya genelinde 800 milyon kadın her gün şiddetin farklı biçimlerini yaşıyor. Fiziksel saldırıdan sözlü şiddete, kabadayılık ve tehditten cinsel tacize kadar her türlü şiddet işyerinde karşımıza çıkıyor.[58]

II.5) BİR DE DEVLET!

Karl Marx’ın, “Devlet bir sınıfın bir başka sınıf tarafından ezilmesi için bir makineden başka bir şey değildir; ve bu, krallıkta olduğu denli, demokratik cumhuriyette de böyledir”; V. İ. Lenin’in, “Eğer sınıflar arası uzlaşma olanaklı olsaydı devlet ne ortaya çıkabilir, ne de ayakta kalabilirdi,”[59] diye tanımladığı sınıflı-sömürücü devlet(ler)de yasalar adalet duygusunu geliştirmemiş, aksine onu mahvedip; Leo Huberman’a, “Kullanamadıktan sonra, hakkınızın bulunması neye yarar?”; Noam Chomsky’ye de, “Her türlü otorite ve hiyerarşi sorgulanmalı ve bunların meşruiyeti ispatlanmalıdır… Meşruiyetini ispatlayamayan her türlü otorite gayrimeşrudur ve devrilmelidir,” dedirtmiştir!

Ve bu saptamaların tümünü Türk(iye) devleti doğrulamıştır!

i) AKP iktidara geldiği 2002’den 2020’ye tam 15 grevi yasakladı. Bu yasaklamalardan 7’si OHAL döneminde gerçekleşti![60]

ii) 15 yıl hapis cezasına hükümlü Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan tahliye edildi. Ayrıca Gürkan’ın 3 yıl süre ile maden ocağı işletme icrasından yasaklanmasına dair yerel mahkeme kararı kaldırıldı. Bu karara göre Can Gürkan tekrar maden işletebilecek![61]

iii) Soma Katliamı davasına bakan Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin heyeti değişti ve daha önce verilen karar bozuldu. Davadaki tutuklu sanıklar da tahliye edildi. 2020’nin Ekim’inde madenin patronu Can Gürkan’ın da aralarında olduğu dört sanığa olası kastla 301 kez öldürme ve 162 kez yaralama suçundan ceza verilmesine hükmeden Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin kararını değiştirmesinin ardından, dava kapsamında tutuklu bulunan kimse kalmadı![62]

iv) Sakarya’daki Havai Fişek fabrikasındaki 7 işçinin hayatını kaybettiği patlamaya ilişkin davanın ikinci duruşması kapsamında tutuklu yargılanması devam eden fabrikanın sahibi sanık Yaşar Coşkun, “Benim dışarıda olmam lazım, işlerimi toparlayabilmem için, diğer işçilerin işsiz kalmaması için” diyerek tahliyesini istedi. Coşkun, “Cumhurbaşkanı beni neden aramış diyorlar. O olmasaydı, ben o fabrikayı söndürebilir miydim?” dedi![63]

v) İzmir’in Çiğli ilçesindeki TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Fabrikası’nda DİSK Gıda-İş Sendikası’na üye oldukları için işten çıkarılan 7 işçi, fabrikanın önünde direnişe geçti. Yaklaşık 4 ay süren direnişin ardından 5 işçi ile 4 sendika yöneticisi hakkında, “Toplantı ve Gösteri Kanunu’na muhalefet” iddiasıyla Karşıyaka 9’uncu Asliye Mahkemesi’nde dava açıldı. Sonuçlanan mahkeme, 9 kişi için 1 yıl 3 ay hapis cezası verdi![64]

vi) Ankara’da 2010 yılında 78 gün süren tarihi bir direnişe imza atan TEKEL işçilerine tam 9 yıl sonra ceza davası açıldı. İşçilerden Sevim Ulaş, “Eylemler, direnişler artıyor. Amaç korkutmak, sindirmek. İşçilere gözdağı vermek istiyorlar,” dedi![65]

vii) İzmit’in Alikahya bölgesinde faaliyet gösteren Posco Assan fabrikasından, sendikalı oldukları için işten çıkarılan işçiler Ankara’ya yürümek istedi. Aralarında Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu’nun da bulunduğu işçilere, polis müdahale etti. Serdaroğlu ile birlikte 33 kişi gözaltına alındı![66]

viii) Kocaeli Dilovası’nda bulunan Systemair HSK Havalandırma Endüstri Sanayi fabrikasında çalışan işçiler Birleşik Metal-İş Sendikası’nda örgütlendi. İşyerinde yasanın gerektirdiği örgütlülüğe ulaşan sendikanın yetkisi, Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yaptığı tespitle de belgelendi. Ancak şirket yönetimi, işçilere, sendikaya üye oldukları için ücretsiz izin uygulamasına başladı![67]

III. AYRIM: 1 MAYIS’LAR(IMIZ)

Bu ahvâl ve şeraitte 2020’den 2021’e 1 Mayıs’lar(ımız)a dair ders ve imkânlara Max Horkheimer’ın, “Düşüncenin kendini gerçekleştirmeye çabalaması yetmez, gerçeklik de düşünceye doğru çaba göstermelidir,” uyarısıyla göz atacak olursak…

III.1) 2020 1 MAYIS’I

1 Mayıs 2020’de de sokağa çıkma yasağı diye bir şey yoktu. Vardı da, pandemi nedeniyle ilan edilmiş bir sokağa çıkma yasağı değildi bu!

1 Mayıs’ın emekçiler tarafından kutlanmasını engellemek üzere ilan edilmiş bir yasaktı ve buna 2007, 2008, 2013, 2014, 2015 1 Mayıs’larından aşinaydık!

“Delile gerek yoktu, bu yasak pandemi yasağı değil, bildiğiniz bir 1 Mayıs yasağı”ydı![68]

Devletin malumun ilamı 1 Mayıs ve Taksim Meydanı takıntısına tarih tanıkken; bu da bir “sır” falan değil; yani dün neyse bugün de böyle bu.

Habertürk’ten Nagehan Alçı’nın telefonda görüştüğünü söylediği İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, “Size soruyorum bu Taksim ısrarı neden? Devletle inatlaşmak ve devlete meydan okumak niye? Buna müsaade edemeyiz! Bunların amaçları belli... Bizim önceden belirlediğimiz kurallar var, uymayıp, özellikle provoke ediyorlar,” dediğini yazarken;[69] devlet aklının ne demek olduğunu bir kere daha özetliyordu. 1 Mayıs 2020’deki devlet terörü gibi!

Örneğin İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İstanbul genelinde 2 bin 400 polis, 4 polis helikopteri, 6 deniz botu ve 49 TOMA ile 1 Mayıs önlemlerini devreye soktu. Polis Beşiktaş’ta 15, Beyoğlu’nda 9, Şişli’de 14, Fatih’te 4 ve Kadıköy’de 11 kişi olmak üzere 22’si kadın 53 kişiyi gözaltına aldı![70]

1 Mayıs 2020 sabah 09:00’da Kadıköy’de 8 gözaltıyla başladı. İnşaat İşçileri Sendikası ile Umut-Sen İstanbul Kadıköy Rıhtım Meydanı’nda 1 Mayıs’ı marşlar ve sloganlarla kutlayınca, polis işçilere müdahale etti ve çok sayıda işçi gözaltına alındı. Üzerinde “Yaşasın 1 Mayıs” ve “İşçilere pandemi yok mu” yazan pankartlar ve sloganlarla Söğütlüçeşme caddesinden Kadıköy Rıhtıma kadar yürüyen Umut-Sen ve İnşaat-İş sendikası üyeleri, burada polis saldırısına maruz kaldı.[71]

09:20’de Ankara’da Madenci Anıtı’ndan buluşan Halkevleri üyeleri İstanbul’daki saldırıları protesto edip, “Bu iktidar emek düşmanıdır, halk düşmanıdır. Taksim 1 Mayıs alanıdır, her yer Taksim her yer 1 Mayıs” sloganları attılar.

Yine 09:20 Antalya’nın Kepez ilçesinde Halkevi üyeleri, salgın nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan edilmesine rağmen 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nü kutlayıp; bir binanın damında açıklama yaptılar.

09:20’de günler öncesinden bariyer yığınağı yapılan Taksim sabah saatlerinden itibaren abluka altına alındı. 77 1 Mayıs Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak ve 1 Mayıs’ı kutlamak için Taksim Anıtı’na çelenk koymak isteyen DİSK heyeti polisin müdahalesi ile karşılaştı. Aralarında DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun da bulunduğu 25 kişi gözaltına alındı. Vatan Emniyet’e götürüldü.[72]

Belirtmeden geçmeyelim: 1 Mayıs’ta Taksim’e yürümek isteyen DİSK üyelerini zor kullanarak gözaltına alan polis Hak-İş ve Türk-İş’i engellemedi. 1 Mayıs nedeniyle DİSK üyelerinin Taksim’e yürüyüp çelenk bırakmasına izin vermeyen polis, Türk-İş ve Hak-İş’in meydana girişini ise engellemedi.

Hak-İş sendikası adına yapılan açıklamada, “Ülkemizin içerisinde bulunmuş olduğu sağlık koşulları nedeniyle bugün tüm Türkiye genelinde kısıtlı bir şekilde 1 Mayıs’ı kutlamış oluyoruz. Buradan kamuoyuna, emekçilerimize sağlıklı ve huzurlu bir çalışma hayatı olmasını temenni ediyoruz,” denildi.

Türk-İş Başkanı Ergün Atalay ise “Bu sene salgın bir hastalıkla karşı karşıyayız. Maalesef 1 Mayıs’ı kısıtlı insanla kutlamaya çalışıyoruz. Bu 1 Mayıs’ı sağlık çalışanlarına atfediyoruz. Bu hastalığın sona ermesinden sonra içinde bulunduğumuz sorunları, problemleri hâlletmeyle ilgili ülkeyi yönetenlerden bir an evvel çalışma bekliyoruz” şeklinde konuştu.[73]

Saat 10:00’da İstanbul’da 1 Mayıs nedeniyle abluka altında olan Taksim Meydanı’na çıkmak isteyen Halkevleri üyeleri polisler tarafından darp edilerek gözaltına alındı. “-Kapitalizme ve Saray’a can vermeyeceğiz -Tek yol devrim ve sosyalizm -Yaşasın 1 Mayıs!” yazılı pankart açan Halkevciler, sloganlarla Cumhuriyet Caddesi üzerinden Taksim’e doğru yürüyüşe geçmişti.

11:12 İstanbul’da İşçi Temsilcileri Konseyi ve Emeğin Gücü imzalı “1 Mayıs alanı Taksim’dir” pankartıyla Taksim’e doğru yürüyüşe geçen iki işçi Divan Otel önünde polis gözaltına alındı. Osmanbey’den “Yaşasın 1 Mayıs” pankartı açarak Taksim’e yürümek isteyen Mücadele Birliği üyeleri Gamze Nihal İyidoğan ve Sena Şat ile Önsöz TV muhabiri Ekin Su Aktaş polisin müdahalesiyle gözaltına alındı.

Emekçi Hareket Partisi İstanbul İl Örgütü üyelerinin, “Herkesin evde kalabilmesi için işçilere ücretli izin” ve “Yaşasın 1 Mayıs” diyerek Şişli Meydanı’ndaki eyleminde EHP Parti Sözcüsü Özge Akman ile birlikte 11 kişi gözaltına alındı.[74]

11.30 İnşaat İşçileri Sendikası (İnşaat-İş), Umut-Sen ve Devrimci Demokratik Sendikal Birlik üyeleri 1 Mayıs dolayısıyla Kadıköy’deki Eminönü İskelesi’nde bir araya gelen Betül Celep, Büşra Yılmaz, Emel Karadeniz, Ezgi Gözoğlu ve ismi öğrenilemeyen 4 kişi daha gözaltına alındı. Gözaltındakiler İskele Polis Merkezi’ndeyken; İnşaat- İş gözaltı görüntülerini, “1 Mayıs başka bir âlem istememizin mihenk taşıdır! Ne yaparsanız yapın bu isteğimizi, umudumuzu zapt edemeyeceksiniz” sözleriyle paylaştı.

11.58 Dersim’de DİSK’e bağlı Enerji-Sen üyesi işçiler AKSA’ya ait Fırat Elektrik Dağıtım AŞ önünde 1 Mayıs’ı kutladılar. “Emeğin ve emekçilerin kurtuluşu emekçilerin savaşımı ile kazanılacaktır” yazılı pankartın açıldığı eylemde işçilerin salgın koşullarına rağmen bulundukları yerde 1 Mayıs’ı coşkuyla kutladıkları belirtilerek “Asıl salgın sermayedir” denildi. Öte yandan Dersim’de belediyenin astığı dört dilli pankart Tunceli Valiliği talimatıyla kaldırıldı. Dersim Belediyesi, “Yıllardır tüm etkinlik, eylem ve duyuru pankartlarının asıldığı kentimizin en işlek caddelerinden birinde 1 Mayıs vesilesiyle asılı olan belediyemize ait 1 Mayıs pankartımız, Valilik emriyle pankart asma yeri olmadığı iddia edilerek kaldırılmıştır” açıklaması yaptı.

12.17’de DİSK yöneticilerin gözaltına alınması sonrası aralarında TİP, HDP ve CHP’li vekillerin de olduğu heyet Taksim Meydanı’na girerek bırakılmak istenen ama müdahalede parçalanan çelengi anıta bıraktı.

12.27’de DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikası Taksim Meydanı’na girdi. 1 Mayıs balkonlara sığmaz diyen Nakliyat İş, Taksim Anıtı’na çelenk bıraktı. Sendika, “1 Mayıs Şehitlerimizi anmak İçin Direnişçi İşçiler ve Üyelerimizle Marşlarımızla Taksim 1 Mayıs Alanındayız,” açıklaması yaptı.

12.30’de ESP, Mücadele Birliği, Devrimci Parti, DÖB, Dev-Güç ve SGDF Şişli Abide-i Hürriyet Caddesi üzerinden “Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Sosyalizm” pankartıyla Taksim’e doğru yürüyüşe geçtiler. Bir süre sloganlar eşliğinde yürüyen grubun önünü kesen polisler, herkesi gözaltına aldı.[75]

12:35’de Rize’nin Fındıklı Belediyesi 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü dolayısıyla belediye hoparlörlerden 1 Mayıs marşı çaldı. O anlar belediyenin Twitter hesabından paylaşıldı.

13:00’de Artvin Hopa’da da 1 Mayıs kent meydanında kutlandı. Siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri fiziki mesafe kuralına uyarak ve maskeleri ile 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma gününü virüse karşı kendilerini koruyarak kutladı. Hopa Belediyesi ise hoparlörlerden 1 Mayıs marşı çaldı.

15:10’de İzmir’de Gündoğdu Meydanı’na “Yaşasın 1 Mayıs” sloganıyla yürüyen Halkevi üyesi grup polis tarafından engellendi. Müdahale sonrası grup üyeleri darp edilerek gözaltına alındılar.

17:00’de DİSK’in 1 Mayıs kutlamaları kapsamında düzenlediği online konser başladı. Konserde, Cahit Berkay, Kardeş Türküler, Hakan Vreskala, Rewşan Çeliker, Bandista, Niyazi Koyuncu gibi isimler performans sergiledi.

Ayrıca Elazığ’da KESK Şubeler Platformu, Hozat Garajı’nda 1 Mayıs’a ilişkin basın açıklaması yaptı. “Bijî 1 Gulan, Yaşasın 1 Mayıs” yazılı pankart açılırken, açıklamaya HDP’li yöneticiler de katıldı.[76]

Taksim Meydanı’nda, hayatını kaybeden Grup Yorum üyesi Helin Bölek ve ölüm orucundaki İbrahim Gökçek için slogan atan iki genç de gözaltına alındı.

Ankara’da, izinsiz gösteri yapmak isteyen 7 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlara sokağa çıkma kısıtlamasını ihlâlden para cezası verildi.[77]

Vb’leri…[78]

1 Mayıs’ta sokaklara çıkma cüretini kuşanan her eylem, duruş çok önemliydi; ancak sıkıntı işçi sınıfının eylemlerde -sembolik bir mevcudiyet dışında- yer al(a)mamasıydı…

Lakin burada çok önemli bir örneğe de haksızlık etmeyelim: İzmir’in Gaziemir Belediyesi’nde görevli temizlik personeli, sokağa çıkma yasağının uygulandığı 1 Mayıs’ta görevlerine süsledikleri araçlarla marş söyleyerek gittiler ve işçilere yasaktan muaf olmalarına karşın “sokağa çıkma yasağına muhalefetten” ceza kesildi.[79]

Bu eylem işçi sınıfının pandemi koşullarında 1 Mayıs’a katılımına, sosyal medya faaliyetlerinden daha önemli bir örnekti…

Sosyal medya faaliyetleri deyince; Susan Sontag’ın, “Kapitalist toplum görüntülere dayalı bir kültüre gerek duyar,” eleştirisini anımsatmadan geçmeyelim…

Kanımızca, “Salgın önlemleri nedeni ile bu yıl işçiler meydanlara çıkamayacaklar. 1 Mayıs’ı sendikalar, sosyal medya üzerinden anacaklar. Bu nedenle bugünün anlamını ve tarihi gelişimini sendika yöneticileri sosyal medya üzerinden işçilere anlatmaları çok yerinde bir davranış olur,”[80] türünden önerilerin de…

“1 Mayıs, Covid-19’un gölgesinde kutlandı. İşçiler, salgın koşullarında, kendilerini ölmek pahasına çalıştıran düzeni sorguladılar. Fabrikalarda, hastanelerde, balkonlarda kapitalizme öfke vardı. Emekçiler, sağlık riski nedeniyle kitlesel mitingler yapamadılar. Ama sosyal medya imkânlarını kullanarak taleplerini paylaştılar,”[81] biçiminde ifade edilen resmi iyimserliklerin de…

“1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü için kutlamalar bugün sokağa çıkma yasağı olduğu için Türk- İş’in örgütlü olduğu işyerlerinde 1 Mayıs bildirileri okundu. Sosyal medyada da yayımlandı,”[82] aferizminin de… Hiçbir manası ve karşılığı yoktu ve asla ol(a)madı da!

Bu noktada Kamil Tekerek’in, “Coronavirüs salgını nedeniyle normaldeki gibi meydanlarda ve mitingler ile kutlanamadı bu sene 1 Mayıs… Sosyal medyaya ya da muhalif burjuva kanallarına sıkışan bir solculuk, 1 Mayıs’ın öncesinde emekçilere politik anlamda seslenme, pratik anlamda faaliyet yürütme konularında da verilmesi gereken bir sınavdan geçememiştir,”[83] tespitine katılmamak mümkün mü?

Ya “Bugün 1 Mayıs 2020, sokağa çıkmak yasak! Ama işçiler salgın hastalığa yakalanma ve belki de canını kaybetme tehlikesi altında bugün de sermaye ve iktidar tarafından çalıştırılmaya devam ediyorlar. Sendika üst yöneticilerinden de 1 Mayıs’ta iş bırakma çağrısı gelmiş değil. Hem de iş bırakmanın bu kadar meşru ve haklı olduğu bir zaman diliminde!,”[84] itirazını dillendiren Ahmet Yaşaroğlu’na?

Veya Güneş Gümüş’in, “DİSK’in başını çektiği dörtlü bürokratik hantallık, siyasi zekâ eksikliği”ne ilişkin[85] eleştirileri? Bunların hepsi hemen tümüyle doğruydu!

Hem “Geleneksel 1 Mayıs arbedesinde DİSK gene dayak yedi… Oysa kutlamak da yasaklanmamıştı, anıta çelenk koymak da. Virüs salgını dolayısıyla ‘kalabalık etmemek’ gerekiyordu. Maske takmak, sosyal mesafeyi korumak, falan filan… Birçok sendika temsilcisi ‘efendi gibi’ bu ‘ritüeli’ yerine getirdi. Sanki boyları da uzadı,”[86] diyen alçak burjuva kalemşörlerine ve hem de 1 Mayıs 2020 öncesinde söylediklerini “unutanlara” inat!

Hatırlayın “1 Mayıs 2020 tüm dünyada büyük bir dönüm noktasına denk geliyor! Bugün tarihin çok önemli bir kırılma anındayız! Covid-19 salgınıyla birlikte artık eski düzen iflas etti. Biz artık yeni bir toplumsal düzen istiyoruz!”[87] diyen DİSK ile KESK, TMMOB ve TTB etkinlikleri birlikte yapılacaktı.

“Her yerde her evde 1 Mayıs” diyen DİSK ile birlikte KESK, TMMOB ve TTB’ye bağlı işyerlerinde 30 Nisan ve 1 Mayıs (zorunlu çalışma olan yerler) saat 11.00 ile 13.00 arasında iş bırakılarak kutlamalar gerçekleştirilecek[88] denilmişti!

Her ne, nasıl olursa olsun 1 Mayıs’ın kutlanmasına dair yasak ve baskılar aidiyetimizi zayıflatamadı; buna ek olarak, coronavirüs nedeniyle “Evde kal” zamanlarında ellerimiz ve yüreklerimizle meydanlarda koca bir emek çağlayanı oluşturmasına engel değildi; ama!

Tam da burada “İşçi sınıfı cennete gider, peki ya zamane sendikacıları?” sorusu eşliğinde “… ‘İşçi Sınıfı Cennete Gider’ filminde Militana’nın, dostu Massa’ya verdiği ‘Nerede bir duvar varsa yıkacaksın,’ cevabı”nı[89] hatırlatıyor Fırat Yavuz…

Ne diyelim? “Bir kez daha sınıf sendikacılığı ve aşağıdan örgütlenmenin önemi kendini gösterdi”[90] 2020 1 Mayıs’ı da…

Özetin özeti: 1 Mayıs 2020 dersi biz(ler)e Ulrike Meinhof’un, “Eğer bir insan kendini savunmuyorsa, ölür. Eğer ölmezse, diri diri gömülür,” sözlerini anımsatıyordu!

III.2) 2021 1 MAYIS’I İÇİN

1 Mayıs tıpkı 2020’de olduğu gibi, salgın bahanesiyle yine yasaklı ve “Sokağa çıkma kısıtlamaları” ile önlenmek isteniyorken; İstanbul’da pandemi bahanesiyle kent genelindeki tüm eylem ve etkinlikler, 1 Mayıs’ı da kapsayacak şekilde 17 Mayıs’a kadar yasaklandı. Daha önce Kocaeli, Aydın ve Denizli Valiliği de 1 Mayıs’ı kapsayacak yasak kararları aldı.[91]

Baskıların tavan yaptığı[92] 1 Mayıs 2021 için 2020 derslerinden hareketle anımsanması gereken Herakleitos’un, “Hep ‘yarın yapacağım’ dersen, yarın hiç gelmez,” uyarısı eşliğinde; “Tüm engellere rağmen adil fikirler amaçlarına ulaşır. Hızlandırmak veya engellemek mümkün olabilir, ancak durdurulması imkânsızdır,” haykırışıdır José Martí’nin…

2021’in 1 Mayıs’ında, “Salgın nedeniyle 2021 1 Mayıs kutlamaları ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden yapılacak,”[93] türünden kolaycılıklardan özenle kaçınılmalıdır!

Ayrıca Marcel Proust’un, “Düşüncelerin sayısı insanların sayısından çok daha azdır”; Nicanor Para’nın, “Düşünce ağızda ölür,” notunu düştüğü eylemsiz lafolojilerden de uzak durulması elzemdir!

Gerçekten de Noam Chomsky’nin, “İnsanları edilgen ve itaatkâr kılmanın en zekice yolu kabul edilebilir düşüncenin alanını olabildiğince sınırlamak, ama o alan içinde ‘canlı’ tartışmaların yapılmasını sağlamak, hatta insanları o alan içinde kalmak koşuluyla daha ‘muhalif’ ve ‘eleştirel’ olmaya cesaretlendirmektir. Bu tutum, insanlara düşünce özgürlüğünün var olduğu hissini verirken tartışmalara sistemin koyduğu sınırları dayatır,” biçiminde özetlediği hâlde[94] DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun, “1 Mayıs’ta işyerlerinden başlayarak, alanlara, meydanlara kadar bütün işçi sınıfının kendi taleplerini ifade etme talebi ve coşkusu da var. O nedenle biz 1 Mayıs’ı işyerlerinden başlayarak alanlara, meydanlara taşıyacak bir biçimde ve 1 Mayıs’ı bir hafta olarak, bir emek haftası olarak örgütlemek ve bütün mücadele araçlarını da kullanarak işyerleri başta olmak üzere, en yaygın biçimde 1 Mayıs kutlamalarımızı yapmak istiyoruz. 1 Mayıs cumartesi gününe geliyor. Dolayısıyla son yapılan hafta sonu kısıtlamalarıyla birlikte aslında fiilen 1 Mayıs’ı yasaklayan bir yaklaşım söz konusu. 1 Mayıs o kadar önemli, o kadar anlamlı o kadar güçlü bir gündür ki, 1 Mayıs yasaklara sığmaz. Ne alan yasaklamasına, ne gün, saat yasaklamasına sığabilecek bir gündür. Çünkü 1 Mayıs, işçiler açısından çok temel bir ihtiyaçtır,”[95] türünden öznesi/ yüklemi meçhul tekerlemelerinin hiçbir anlamı/ karşılığı yoktur.

Tıpkı DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin ortak açıklamalarında, “Sağlıklı, güvenceli ve insanca bir yaşam için “Her gün 1 Mayıs” diyecek ve 1 Mayıs haftası boyunca taleplerimizi ifade edeceğiz. Her yer 1 Mayıs diyecek, mümkün olduğunca yaygın bir biçimde işyerlerinin önlerinde ve meydanlarda olacağız,”[96] denilmesi gibi!

Bu tür tutum(suzluk)ların herhangi bir değeri yoktur. Ya da karşılığı. Kimseye hiçbir şey anlatmamaktadırlar. Hele ki gözlerini bu örgütlere çevirmiş emekçilerei…

1 Mayıs, emperyalist-kapitalist sistemin krizine, pandemisine, savaşına karşı, başta işçi sınıfı olmak üzere ezilen-sömürülen tüm kesimlerin tepkilerini ortaya koyacağı bir gün olmalıyken; bunun pratik biçim(ler)inde net ol(un)malıdır!

Örneğin Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Kanber Saygılı’nın, “Bugün bayrak açmayacaksak, 1 Mayıs’ı 1 Mayıs günü istediğimiz yerde kutlarız iradesini koyamayacaksak, ne zaman?”[97] ya da DİSK Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan’ın, “1 Mayıs yasaklarına karşı verilecek en iyi cevabın üretimin durdurulması”[98] olduğu ifadeleri gibi.

Tartışmasız tek seçeneğin emeğimiz ve geleceğimiz için birleşik, güçlü bir 1 Mayıs olduğu noktada sınıfın özneleri geri bir tutum alma lüksüne sahip değildir.

1 Mayıs 2021’de hedef yine Taksim’de olmalıdır. Elbette, bunu kararlı bir duruşla, istekle realize edebiliriz; tıpkı Tüm Çalışanlar için Sağlık Platformu’nun (TÇSP) 1 Mayıs’a ilişkin bir açıklamasındaki üzere:

“TÇSP olarak aldığımız karar, alanlarda eylemli bir süreç ve sonrasında kitlesel bir 1 Mayıs için emeğimizi ortaya koymaktır. Ayrıca diyoruz ki Taksim işçi sınıfı için 1 Mayıs alanıdır. Bu yüzden kitlesel bir biçimde Taksim’de olmak işçi sınıfının bugünkü durumu da göz önüne alındığında oldukça anlamlı olacaktır.”[99]

Birleşik Emek Cephesi ile 1 Mayıs’ta sokaklarda olmak; üretimi durdurmak gerek.

Bu konuda ‘1 Mayıs Platformu’ olarak bir araya gelen Alınteri, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Birleşik Devrimci Parti, Birleşik İşçi Kurultayı, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Devrimci Demokratik Sendikal Birlik (DDSB), Devrimci Hareket, Dev Yapı İş, Dev Tekstil, Dostluk ve Kültür Derneği, Ekmek ve Onur, Emekçi Hareket Partisi, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), İnşaat İşçileri Sendikası, İstanbul Halkevleri, İşçi Hareketi Koordinasyonu, Kaldıraç, KÖZ, Limter-İş, Maltepe Forum, Partizan, Partizan, Proleter Devrimci Duruş, SODAP, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), SYKP, TEHİS, TOMİS, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) gibi 30 örgütün “1 Mayıs’ı, işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gününü, emek cephesinin güçlü ortak bir yanıtı olarak örgütlemesi çok önemlidir,” vurgusundaki üzere.[100]

1 Mayıs yaklaşırken; tarihin çağrısına kulak verip, yükünü sırtlayanlar 1 Mayıs’ta sokaklara inmeye; Taksim’e çıkmaya hazırlanmakla ve 1 Mayıs çıkışını pasif direnişin, aktife dönüşeceği bir moment olarak ele almakla mükelleftirler.

IV. AYRIM: “SON” (DEĞİL!)

Lucius Seneca ifadesiyle, “Gerçek, gecikmeyi sevmez”ken; tabandan homurdanmaların giderek arttığı bir kesitten geçiyoruz.

“İşçi sınıfı çıkış yolu arıyor… Sermaye dediğimiz şey daha da azgınlaşmış, fırsatını bulmuş ve değerlendiriyor değil, bundan sonra bu hep böyle olacak. Dolayısıyla işçi sınıfının sorunları arttıkça arayışları da artacak, bu arayışlar ön açıcı olacak. Hayat böyle devam edemez.”[101]

Homurdanmalar daha da artacakken; “Kamusal alanlarda homurdanmanın hiç hesaba katılmayan bedelleri olabilir. Tweet mesajlarına gözaltılar, tutuklamalar, davalar. Bu nedenle de homurdanmaları bireysel, içeriği kitlesel siyasi eylem saymalı diyorum. Homurdanmaları ciddiye alıyorum.

Durup dururken homurdanılmıyor herhâlde…

Dertlerin farkındasınız, endişe duymadan, korkmadan, yönetime her düzede katılan yurttaşlar, kendinizi gerçekleştirebilecek eşit yurttaşlar olacaksınız. Olur tabii, neden olmasın. Ama tehditleri ciddiye aldıkları için homurdanmayı seçen halka neden serzenişte bulunalım ki. Halk örgütlemez, siyaset kitleleri örgütler. Eninde sonunda sınıfsal bir kapışmanın sesi olur homurdanma.

Homurdananlar öncelikli olarak ekonomik durumun eldeki tüm olanaklarla anlatılabileceğini, halkın bu çekirdek sorun çevresinde bir araya gelmesi gerektiğini düşünürler; yani ‘Yakında seçim var oylarınıza talibiz’ demekten öteye geçilmesi gerektiğini söylerler. Homurdananlar her köyde, kasabada, mahallede, sokakta kurtuluşun nasıl olacağının söylenmesini, kanıtlanmasına beklerler.

İşçiler homurdanmıyor epey bir zamandır; Nâzım’ın şiiri dillerindedir; bağır bağır bağırıyor, kurşun eritmeye çağırıyorlar...”[102]

Tam da bu kesitte Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ın, “Dürüst ve gerçekçi olmamız lazım, kolay günler görmeyeceğiz. Olası bir normalleşme durumunda, hepimizi ciddi bir mücadele süreci bekliyor,”[103] ifadesindeki ertelemeci kaçışlara; “Üçüncü Yol-Çizgi-İttifak-Seçenek”[104] zırvalarına fırsat vermeyip; ezenler ile ezilenlerin yan yana olamaz hattından geri adım atılmamalıdır!

Karl Marx ile Friedrich Engels’in, “Bugüne kadar tarihteki tüm hareketler ya azınlık hareketleri ya da azınlıkların yararına hareketler olmuşlardır. Proletarya hareketi ise ezici çoğunluğun ezici çoğunluk yararına bağımsız hareketidir,”[105] saptaması eşliğinde işçilerin tek seçeneğinin sınıf mücadelesini yükseltmek ve kurtuluşun kendi eseri olacağını unutmamakta cisimleştiği bilinciyle seslerimizi birleştirip, direnişi büyüten Birleşik Emek Cephesi ile 1 Mayıs 2021’de Taksim yoluna düşülmelidir…

Yolumuz açık olsun; yolumuzu açacağız!

25 Nisan 2021 17:53:07, İstanbul.

N O T L A R

[*] Newroz, Nisan 2021…

[1] Ahmet Telli.

[2] Kıvanç Eliaçık, “İşçi Sınıfı İsyanda”, Birgün, 3 Ocak 2021, s.10.

[3] Özlem Yüzak, “1 Mayıs... Virüsten Değil 1.6 Milyar İşsizden Korkun”, 2 Mayıs 2020… http://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozlem-yuzak/1-mayis-virusten-degil-16-milyar-issizden-korkun-1736352

[4] Olcay Büyüktaş, “Zengine Salgın Yok!”, Cumhuriyet, 8 Nisan 2021, s.10.

[5] Doğan Özgüden, “1 Mayıs’ımızın Bitip Tükenmez Takrir-i Sükûnu”, 30 Nisan 2020… https://www.avrupademokrat.com/1-mayisimizin-bitip-tukenmez-takrir-i-sukunu-dogan-ozguden/

[6] İsmail Metin Ayçiçek, “1 Mayıs 77 Bir Devlet Operasyonudur!”, 2 Mayıs 2020… https://www.avrupademokrat.com/1-mayis-77-bir-devlet-operasyonudur-ismail-metin-aycicek/

[7] Saygı Öztürk, “Kanlı 1 Mayıs’ın Duruşma Savcısı Açıklıyor”, Sözcü, 1 Mayıs 2020, s.14.

[8] Émile Zola, Germinal, çev: Volkan Yalçıntoklu, Can Yay., 2011.

[9] Metin Özuğurlu, “Halk Egemenliğinin Sınıf İçeriği”, Birgün, 30 Ekim 2020, s.13.

[10] Metin Özuğurlu, “XXI. Yüzyılda Sendikacılık Hareketi: Geldiysen Üç Kere Vur!”, Birgün, 14 Kasım 2020, s.11.

[11] Karl Marx, 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe, çev: Kenan Somer, Sol Yay., 1993.

[12] “Genel geçer soruyu şu şekilde soruyorum: İşçi-çalışan insan efendi olabilir mi? Yanıtın hayır olduğu konusunda en ufak bir çekincem yok. İşçi-sadece otantik ‘proleter’ olarak görülebilecek beden işçisi değil, doktorluk, mühendislik ve avukatlık gibi liberal ve burjuva mesleklerde çalışanlar da dahil- işçi, yani dediğim gibi çalıştığı sürece, onun hizmetlerine ihtiyaç duyanlara şu ya da bu şekilde bağımlı, itaatkâr olmak durumundadır. Çalıştığı sürece işçinin faaliyetini ve çalışma zamanını, başka bir deyişle hayatını belirleyen de o kişidir. Yönetmesi gereken ve yönetebilecek olan da odur: Çalışma ortamı içinde işçilere istediklerini yaptırabilmesi, iş devam ettiği sürece de işçilerin kendine itaati sağlamak için gerekli araçlara sahip olmalıdır; en azından işçileri kovma yetkisine. Aristoteles, köleliğin mecburi olduğunu ve köleliğin daima olacağını söylediğinde sonuna kadar haklıydı.” (Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri 2. Cilt, çev: Barış Baysal, Kalkedon Yay., 2014.)

[13] Antonio Gramsci, Aydınlar ve Toplum (Denemeler), çev: Ferit Edgü-Vedat Günyol-Bertan Onaran, Çan Yay., 1967.

[14] Michel Foucault, Deliliğin Tarihi, çev: Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Yay., 1993.

[15] Kemal Parlak, “Rakamlarla Türkiye İşçi Sınıfı”, 29 Kasım 2020… https://gazetemanifesto.com/2020/pusula-rakamlarla-turkiye-isci-sinifi-2-402539/

[16] İlker Demirer, “Türkiye’de İşçi Sınıfı: Nerede, Nasıl ve Hangi Şartlar Altında?”, 29 Kasım 2020… https://gazetemanifesto.com/2020/pusula-turkiyede-isci-sinifi-nerede-nasil-ve-hangi-sartlar-altinda-402528/

[17] Ozan Gündoğdu, “Mülksüzleştir, Kente Göç Ettir, İşçileştir, Şükrettir!”, Birgün, 23 Şubat 2020, s.11.

[18] Mustafa Çakır, “İşçinin Sesi Balkonlarda”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2020, s.10-11.

[19] Doğan Özgüden, “1 Mayıs’ımızın Bitip Tükenmez Takrir-i Sükûnu”, 30 Nisan 2020… https://www.avrupademokrat.com/1-mayisimizin-bitip-tukenmez-takrir-i-sukunu-dogan-ozguden/

[20] Mustafa Çakır, “İşçinin Adı Yok”, Cumhuriyet, 11 Mart 2021, s.11.

[21] “ILO tahminlerine göre asgari ücret uygulaması olan ülkelerin yüzde 90’ında yasal-zorunlu bir asgari ücret mekanizması varken, yüzde 10’unda asgari ücret düzeyi toplu iş sözleşmeleriyle belirleniyor.” (Aziz Çelik, “Asgari Ücret Gerçeği-1”, Cumhuriyet, 15 Aralık 2020, s.9.)

[22] Aziz Çelik, “Asgari Ücret Gerçeği-3”, Cumhuriyet, 17 Aralık 2020, s.9.

[23] Erinç Yeldan, “2018 Ağustos Sonrasında Enflasyon ve Ücretler”, Cumhuriyet, 7 Nisan 2021, s.11.

[24] Mustafa Çakır, “Doç. Dr. Aziz Çelik: Hükümet, Asgari Ücrette Gerçeği Gizliyor”, Cumhuriyet, 30 Aralık 2020, s.11.

[25] “Yoksulluk Arttı”, Cumhuriyet, 8 Ekim 2020, s.6.

[26] Erinç Yeldan, “Salgın Günlerinde Asgari Ücret Gerçekleri”, Cumhuriyet, 9 Aralık 2020, s.11.

[27] “En Kötü Ücret Burada”, Cumhuriyet, 8 Şubat 2021, s.11.

[28] Erinç Yeldan, “Ücretli Emek, Küresel Ekonomide ve Türkiye’de”, Cumhuriyet, 30 Aralık 2020, s.11.

[29] Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) göçmen işçi ücretlerine ilişkin raporu ise daha iyi bir yaşam umuduyla yola çıkan göçmenlerin daha az ücrete çalıştırıldıklarını ortaya koydu. ILO araştırmasına göre, göçmenler ulusal işçilerden yaklaşık yüzde 13 daha az kazanıyor. Bazı ülkelerde fark yüzde 42’ye kadar çıkıyor. Kıbrıs, İtalya ve Avusturya gibi bazı ülkelerde saatlik ücretlerdeki fark sırasıyla yüzde 42, yüzde 30 ve yüzde 25 ile daha yüksek. Bir bütün olarak Avrupa Birliği’nde saat ücreti neredeyse yüzde 9 altında. İtalya’da göçmen işçiler, verilere göre 2015’te yüzde 27 daha az kazanırken bu fark son yıllarda yüzde 30’a çıktı.

ILO İşçi Göçmen Şubesi Şefi Michelle Leighton, göçmenler ve vatandaşlar arasındaki ücret farklılıklarını anlatırken, yüksek gelirli ülkelerdeki göçmenlerin, yüzde 27’sinin geçici sözleşmeli ve yüzde 15’inin yarı zamanlı çalıştığını, güvencesiz işte olma olasılığının daha yüksek olduğu bilgisini veriyor. Göçmenler ağırlıklı olarak tarım, balıkçılık ve ormancılık sektörlerinde çalışıyor.

Madencilik ve taşocağı gibi ağır işlerde çalışma zorunda kalıyorlar. Göçmen işçiler, aynı meslek kategorisindeki benzer niteliklere sahip vatandaşlardan daha az kazanıyor, nedeni ise “beceri uyuşmazlığı” ile açıklanıyor. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri ve Finlandiya’da ortaokul eğitimi almış göçmen işçilerin payı sırasıyla yüzde 78 ve yüzde 98 iken, yüksek veya yarı vasıflı işlerde göçmen işçilerin payı sadece yüzde 35 ve yüzde 50. Göçmen kadın işçiler, hem göçmen hem de kadın olarak çifte ücret cezasıyla karşı karşıya. Yüksek gelirli ülkelerde erkek vatandaşlar ile göçmen kadınlar arasındaki ücreti farkının yaklaşık yüzde 21 olduğu tahmin ediliyor. Bu, bu ülkelerdeki cinsiyetler arası yüzde 16’lık ücret farkından daha yüksektir. (Olcay Büyüktaş, “Hem Tazminatsız Hem ‘Ahlâksız’…”, Cumhuriyet, 17 Aralık 2020, s.10.)

[30] “… ‘39 Lira Mahkûmları’ Arttı”, Cumhuriyet, 13 Ocak 2021, s.10.

[31] Sefa Uyar, “Çalışanların Yüzde 81’i Yoksulluk Sınırının Altında”, Cumhuriyet, 11 Mart 2021, s.4.

[32] “İSİG: En Az 368 İşçi Coronadan Yaşamını Yitirdi”, Evrensel, 14 Kasım 2020, s.5.

[33] “Covid’den En Çok İşçiler Ölüyor”, Birgün, 20 Mart 2021, s.11.

[34] Serpil İlgün, “1 Mayıs Yasaklara Sığmaz. Ne Alan Yasaklamasına, Ne Gün, Saat Yasaklamasına Sığabilecek Bir Gündür”, Evrensel, 3 Nisan 2021, s.4.

[35] Erdem Sevgi, “Emekçi İşsiz ve Gelirsiz Kaldı”, Cumhuriyet, 7 Mart 2021, s.8.

[36] “Hergün 500 İşçi Kod-29 Mağduru”, 7 Nisan 2021… https://direnisteyiz28.org/hergun-500-isci-kod-29-magduru

[37] “SGK’ye Göre 2020 Yılında 176 Bin 662 İşçi Kod-29 ile İşten Çıkarıldı”, 5 Nisan 2021… https://direnisteyiz28.org/sgkye-gore-2020-yilinda-176-bin-662-isci-kod-29-ile-isten-cikarildi

[38] Rıfat Kırcı, “Kıyımın Yeni Adı Kod 29”, Birgün, 26 Şubat 2021, s.10.

[39] “8 Yılda 502 İşçi Yaşamına Son Verdi”, Evrensel, 4 Nisan 2021, s.5.

[40] İlayda Kaya, “Malatya Büyükşehir Belediyesi’nde Baskı ve Sömürü”, Cumhuriyet, 17 Aralık 2020, s.8.

[41] Mustafa Çakır, “İşçiye Sendika Baskısı”, Cumhuriyet, 12 Ağustos 2020, s.10.

[42] “İşçiler: ‘İşveren E-Devlet Şifresini Alarak Sendikadan İstifa Ettiriyor’…”, Cumhuriyet, 25 Mart 2021, s.10.

[43] “AKP Döneminde 25 Bin 716 İşçi Hayatını Kaybetti”, Birgün, 13 Kasım 2020, s.10.

[44] “Her Gün 5 İşçi Ölüyor, Haber Bile Olmuyor”, Birgün, 4 Mart 2020, s.15.

[45] Reyhan Hacıoğlu, “Selçuk Karstarlı: İş Cinayetlerinin Nedeni Hükümetin Tercihi”, Yeni Yaşam, 30 Temmuz 2020, s.8.

[46] “2020 Yılında Her Dört Saatte Bir İşçi Öldü”, Birgün, 14 Ocak 2021, s.14.

[47] Emin Korkmaz, “Kozlu’dan Pandemiye İşçi Cinayetleri”, Birgün, 5 Mart 2021, s.9.

[48] Sena Yaşar, “Genel-İş Sendikası Başkanı Remzi Çalışkan: O Ruhla Yeniden”, Cumhuriyet, 13 Haziran 2019, s.9.

[49] Olcay Büyüktaş, “Çocuk, İşçi Olmasın! Yaşı Küçük Yükü Büyük”, Cumhuriyet, 21 Ocak 2021, s.10.

[50] “Her Beş Çocuktan Biri İşçi”, Yeni Yaşam, 30 Ağustos 2020, s.4.

[51] Gülcan Dereli, “Ekonomik Krizi Çocuktan Öğren!, Yeni Yaşam, 15 Mart 2021, s.9.

[52] Figen Atalay, “Çocuklar Anlatıyor: Burada Sadece Çamur Ve Toprak Var”, Cumhuriyet, 12 Haziran 2020, s.11.

[53] “Son 5 Yılda En Az 328 Çocuk İşçi Yaşamını Yitirdi”, 23 Nisan 2021… https://www.avrupademokrat.com/son-5-yilda-en-az-328-cocuk-isci-yasamini-yitirdi/

[54] “ILO: Salgın Sorunu Derinleştirebilir”, Cumhuriyet, 19 Eylül 2020, s.7.

[55] “Ücret Uçurumu Artıyor”, Cumhuriyet, 19 Eylül 2020, s.7.

[56] Olcay Büyüktaş, “Çerkezoğlu: Kadınların En Büyük Sorunları Ayrımcı Tavır, Düşük Ücret, Güvencesizlik”, Cumhuriyet, 4 Mart 2021, s.10.

[57] Şehriban Kıraç, “Kadınlar ‘İş’te Tükeniyor”, Cumhuriyet, 14 Kasım 2020, s.9.

[58] Olcay Büyüktaş, “ILO: İşyerlerinde Şiddet ve Tacizin Sona Erdirilmesi”, Cumhuriyet, 13 Haziran 2019, s.10.

[59] V. İ. Lenin, Devlet ve İhtilal, çev: Kenan Somer, Bilim ve Sosyalizm Yay., 1989.

[60] “AKP Döneminde 15 Grev Yasaklandı”, 21 Ekim 2020… https://www.gazetepatika11.com/akp-doneminde-15-grev-yasaklandi-28682.html

[61] “Soma faciası Davasında Can Gürkan’a Tahliye”, Cumhuriyet, 19 Nisan 2019, s.3.

[62] “Soma Katliamı Davası: Adım Adım Tahliyeye Gidildi”, Yeni Yaşam, 11 Şubat 2021, s.4.

[63] “Hendek’te 7 İşçinin Hayatını Kaybettiği Patlamada İkinci Duruşma”, Cumhuriyet, 16 Mart 2021, s.9.

[64] Aycan Karadağ, “TARİŞ İşçileri: Bu Ülkede Hakkını Arayan Cezalandırılıyor”, Birgün, 17 Mayıs 2019, s.11.

[65] “TEKEL Direnişi’ne 9 Yıl Sonra Dava!”, Birgün, 5 Nisan 2019, s.13.

[66] Posco İşçilerine Polis Müdahalesi”, Cumhuriyet, 27 Aralık 2017, s.6.

[67] “Sendikalaşmanın ‘Ceza’sı Ücretsiz İzin”, Cumhuriyet, 20 Ekim 2020, s.11.

[68] Ali Ergin Demirhan, “DİSK’in Karanfili Yürürken Elden Ele, Çekiç Vuruyordu İşçiler Taksim’in Baş Köşesinde”, 2 Mayıs 2020… https://sendika63.org/2020/05/diskin-karanfili-yururken-elden-ele-cekic-vuruyordu-isciler-taksimin-bas-kosesinde-586041/

[69] “Nagehan Alçı’dan Taksim Çıkışı: Neden Açmamakta Israr Ediyorsunuz?”, 9 Mart 2020… https://artigercek.com/haberler/nagehan-alci-dan-taksim-cikisi-neden-taksim-i-acmamakta-israr-ediyorsunuz

[70] “En Sessiz 1 Mayıs”, Milliyet, 2 Mayıs 2020, s.11.

[71] “Kadıköy’de 1 Mayıs Eylemine Saldırı”, 1 Mayıs 2020… http://direnisteyiz27.org/kadikoyde-1-mayis-eylemine-saldiri/

[72] Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Genel Sekreteri Sharan Burrow, “Salgın tedbirlerine dikkat ederek 1 Mayıs anması yapmak için bir araya gelen temsili sayıdaki sendika yöneticisi engellendi. Sendika binasının adeta kuşatılması, işçilerin zor kullanılarak gözaltına alınması kabul edilemez. Bu haksızlığı bütün dünyaya anlatacağız,” dedi.

Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) Genel Sekreteri Luca Visentini, “Türkiye hükümetinin bağımsız sendikalara karşı utanç verici eylemlerini sürdürdüğünü gördük. DİSK Başkanı ve genel sekreterinin ve diğer arkadaşlarımızın gözaltına alınmasını kabul edemeyiz. Her zaman yanlarındayız” değerlendirmesini yaptı. (Mustafa Çakır, “Dünya Ayıpladı”, 2 Mayıs 2020… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya-ayipladi-1736351)

[73] “Taksim DİSK’e Yasak Hak-İş’e Serbest!”, 1 Mayıs 2020… https://gazetemanifesto.com/2020/taksim-diske-yasak-hak-ise-serbest-352861/

[74] “1 Mayıs’ı Kutlamak İsteyen 11 EHP’li Gözaltına Alındı”, 30 Nisan 2020… http://odakdergisi.com/1-mayisi-kutlamak-isteyen-11-ehpli-gozaltina-alindi

[75] “İstanbul’da 1 Mayıs Eylemleri ve Polis Saldırısı Devam Ediyor”, 1 Mayıs 2020… http://direnisteyiz27.org/istanbulda-1-mayis-eylemleri-ve-polis-saldirisi-devam-ediyor/

[76] “Taksim’e Çıkmak İsteyen DİSK Üyeleri Gözaltına Alındı”, 1 Mayıs 2020… https://artigercek.com/haberler/taksim-e-cikmak-isteyen-disk-uyeleri-gozaltina-alindi

[77] “Zehir Ettiler”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2020… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/zehir-ettiler-1736347

[78] Sosyalist örgütler, coronavirüs salgını nedeniyle meydanlarda buluşamayacak emekçilere, bulundukları alanları 1 Mayıs meydanına dönüştürme çağrısı yaptı.

Halkevleri: “Kapitalizme ve Saray’a can vermeyeceğiz! Tek yol devrim ve sosyalizm! Yaşasın 1 Mayıs!”

Emek Partisi: “İşyerinden balkona her neredeysen 1 Mayıs orada”

Sol Parti: “Yepyeni bir hayat için 1Mayıs balkonlarımıza, pencerelerimize 1 Mayıs yıldızını taşıyoruz”

Ezilenlerin Sosyalist Partisi: “1 Mayıs, yaşamak için grev, boykot, direniş”

Toplumsal Özgürlük Partisi: “Kahrolsun sermaye düzeni! Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın Sosyalizm!”

Kaldıraç: “1 Mayıs 2020 Kapitalizm çürümüştür, devrim insanlığın dirilişidir!”

Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi: “1 Mayıs’ta dayanışmayı büyütelim!” (“Sosyalist Örgütlerden 1 Mayıs Çağrıları: Hayatın Her Alanı 1 Mayıs Meydanı Olacak”, 27 Nisan 2020… https://sendika63.org/2020/04/sosyalist-orgutlerden-1-mayis-cagrilari-hayatin-her-alani-1-mayis-meydani-olacak-585396/)

[79] “Gaziemir’de İşçilere 1 Mayıs Cezası”, Cumhuriyet, 18 Mayıs 2020, s.4.

[80] Engin Ünsal, “Corona Günlerinde 1 Mayıs”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2020, s.2.

[81] Ercüment Akdeniz, “1 Mayıs Bitti mi?”, 4 Mayıs 2020… https://www.evrensel.net/yazi/86271/1-mayis-bitti-mi

[82] “DİSK Başkanı ile Yöneticilere Gözaltı”, 1 Mayıs 2020… http://gaziantephaberler.com/haber/disk-baskani-ile-yoneticilere-gozalti-haberi-47406.html

[83] Kamil Tekerek, “1 Mayıs Vesilesiyle Sol ve ‘Yeni Normal’…”, 11 Mayıs 2020… https://gazetemanifesto.com/2020/1-mayis-vesilesiyle-sol-ve-yeni-normal-355438/

[84] Ahmet Yaşaroğlu, “1 Mayıs’ta Genel Görünüm”, 1 Mayıs 2020… https://www.evrensel.net/yazi/86251/1-mayista-genel-gorunum

[85] Güneş Gümüş, “1 Mayıs’a Dair Bir Muhasebe”, 2 Mayıs 2020… http://www.sosyalistgundem.com/1-mayisa-dair-bir-muhasebe-gunes-gumus

[86] Engin Ardıç, “Kimsenin Umurunda Değilsiniz”, Sabah, 3 Mayıs 2020, s.3.

[87] Aytunç Erkin, “… ‘Germinal’ ve ‘Maden’le İşçi Bayramı Kutlu Olsun”, Sözcü, 1 Mayıs 2020, s.20.

[88] Mustafa Çakır, “İşçinin Sesi Balkonlarda”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2020, s.10-11.

[89] “Fırat Yavuz: İşçi Sınıfı Cennete Gider, Peki Ya Zamane Sendikacıları?”, 5 Mayıs 2020… https://nupel.net/firat-yavuz-isci-sinifi-cennete-gider-peki-ya-zamane-sendikacilari-87860h.html

[90] Galip Sönmez, “1 Mayıs ve İşçi Sınıfının Aşağıdan Örgütlenmesi”, 2 Mayıs 2020… https://marksist.org/icerik/Haber/13936/1-Mayis-ve-isci-sinifinin-asagidan-orgutlenmesi

[91] “Salgın Bahanesiyle 1 Mayıs Yasaklandı”, Cumhuriyet, 20 Nisan 2021, s.11.

[92] Karaköy’deki Galataport şantiyesi çevresine 1 Mayıs afişleri asmak isteyen Dev Yapı-İş üyelerinin polislerce engellendi. 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesi Karaköy’de bulunan Galataport şantiyesi çevresine afiş asmak isteyen Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası (Dev Yapı-İş) üyeleri polis engeliyle karşılaştı. (“1 Mayıs Afişi Asmak İsteyen Sendikacılara Polis Engeli”, 16 Nisan 2021… https://direnisteyiz28.org/1-mayis-afisi-asmak-isteyen-sendikacilara-polis-engeli)

[93] Mustafa Çakır, “1 Mayıs Kutlamalarında Uluslararası Alandaki Temel Slogan Belli Oldu”, Cumhuriyet, 13 Nisan 2021, s.9.

[94] “Deneyci bir bilim insanı aynı zamanda bir işçidir; sadece bir düşünür değil; bundan başka düşüncesi sürekli olarak pratiğin denetimi altındadır; düşünce de pratiği denetim altında bulundurur ve bu, teori ile pratik arasında tam bir birlik kuruluncaya kadar böylece sürer gider.” (Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri, çev: Adnan Cemgil, Belge Yay., 2011, s.144.)

[95] Serpil İlgün, “Çerkezoğlu: 1 Mayıs Yasaklara Sığmaz. Ne Alan Yasaklamasına, Ne Gün, Saat Yasaklamasına Sığabilecek Bir Gündür”, Evrensel, 3 Nisan 2021, s.4.

[96] “1 Mayıs: Yan Yana Olacağız”, Cumhuriyet, 22 Nisan 2021, s.11.

[97] Kanber Saygılı, “Eşiği Aşmak İçin 1 Mayıs Ruhunu Kuşanmak”, 7 Nisan 2021… https://direnisteyiz28.org/esigi-asmak-icin-1-mayis-ruhunu-kusanmak-kanber-saygili

[98] “Gıda-İş Genel Başkanı Aslan: 1 Mayıs Yasaklarına En İyi Cevap Üretimin Durdurulması”, 16 Nisan 20021… https://direnisteyiz28.org/gida-is-genel-baskani-aslan-1-mayis-yasaklarina-en-iyi-cevap-uretimin-durdurulmasi

[99] “Tüm Çalışanlar İçin Sağlık Platformu’ndan 1 Mayıs Açıklaması: Sınıfsal Ve Tarihsel Özüne Uygun, Kitlesel, Birleşik Bir 1 Mayıs’ı Örgütleyelim”, 23 Mart 2021… https://direnisteyiz28.org/tum-calisanlar-icin-saglik-platformundan-1-mayis-aciklamasi-sinifsal-ve-tarihsel-ozune-uygun-kitlesel-birlesik-bir-1-mayisi-orgutleyelim

[100] “İstanbul’da 30 Örgütten Ortak Açıklama: Kitlesel, Militan Bir 1 Mayıs Örgütlemek Üzere Herkesi Sorumluluk Almaya Çağırıyoruz”, 9 Nisan 2021… https://direnisteyiz28.org/istanbulda-30-orgutten-ortak-aciklama-kitlesel-militan-bir-1-mayis-orgutlemek-uzere-herkesi-sorumluluk-almaya-cagiriyoruz

[101] Rıfat Kırcı, “Sendika Uzmanı Alpaslan Savaş: İşçi Sınıfı Çıkış Yolu Arıyor”, Birgün, 22 Ekim 2020, s.10.

[102] Güray Öz, “Homurdanma Hakkımız”, Birgün Pazar, Yıl:17, No:711, 25 Ekim 2020, s.2.

[103] Şehriban Kıraç, “Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay: Normalleşme Durumunda Hepimizi Çetin Bir Mücadele Bekliyor”, Cumhuriyet, 4 Mayıs 2020, s.11.

[104] “… ‘Üçüncü yol’, Tony Blair’in İşçi Partisi’nin İngiltere’de (Birleşik Krallık) yönetimde olduğu dönemde neo-liberalizm ile sosyal demokrasiyi sentezleme iddiasıyla uyguladığı politikaya verilen addı ki, bu ‘güler yüzlü neo-liberalizm’ işçi sınıfı ve emekçilere yıkımdan başka bir şey getirmemişti. Elbette Sancar, ‘üçüncü yol’ derken asıl olarak Kürt hareketinin ‘üçüncü çizgi’ olarak tanımladığı siyaseti işaret ediyor. HDP’nin de belirleyici bileşeni olan Kürt hareketi, ‘üçüncü çizgi’yi Ortadoğu’da ‘demokratik konfederalizm’ ve Türkiye’de ise ‘radikal demokrasi’ programını yaşama geçirebilecek bir siyaset olarak tanımlıyor. Bu siyasetin ideolojik arka planında Marksizm’in emek-sermaye çelişkisinin kapitalist toplumu belirleyen temel çelişki olduğu tespitinin geçersizleştiği ve bunun yerini başkaca (ekolojik, etnik, dinsel, cinsel vb.) çelişkilerin aldığı iddiası yer alıyor.” (Yusuf Karataş, “Üçüncü yol… Üçüncü çizgi… Üçüncü ittifak… Üçüncü seçenek…”, Evrensel, 23 Nisan 2021.)

[105] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976, s.62.