Türkiye’de her hafta yüzlerce   spor karşılaşması yapılıyor. Sporun  kitleler üzerindeki etkisi sistemin şöven ve ırkçı anlayışının yanında sosyo- ekonomik bunalımın  yansımasıdır.


Maçlara gelenler genelikle bir taraf olarak gelirler ve şövenizm içinde hazır bir potensiyel olmaktalar. Maçlara ölmeye öldürmeye gelirler kanları aksada iki renk akacağını söylerler. Toplum içinde bastırılan duygularını burada ifade etmeye gelirler. İşyerindeki sorununu, ailesindeki sorununu, çevresiyle olan sorununu tribünlere taşırlar. İşte bu sorunlarını bastırmak için maçlara gelenleri, bir de gazetelerin ırkçı ve şöven dalgası geliştirilince, ortalık ırkçı dalganın teröründen geçilmiyor. Tribünlerde kahrolsunla başlayan sloganlar ortalığa dökülüyor. İrin akıtıyor. Çünkü şiddet ırkçılığın ve şövenizmin temel unsurudur.


Maçlarda daha önceleri olmayan bir anlayışı geliştiren ırkçılar, istiklal marşını söyletmeyi başlattılar, üç hilalli bayraklar, bozkurt resimleri maçlarda eksik olmuyor. Türk medyası da bunu  öve öve bitiremiyor, Türkün şahlanışı olarak değerlendiriyorlardı. Buna bir örnek, Emin Çölaşan’nın “Avrupa titresin Türk aslanları“geliyor .28.Nisan.1995. Hürriyet’deki yazısı’’ Maç sonrası. Önceki gece ilginç, gerçekten çok ilginç görüntüler yaşadık. Bir futbol maçında rakibimizi kendi sahasında devirmiştik ve Türkiye bayram ediyordu. Milyonlarca insan Türk bayraklarıyla ve MHP bayraklarıyla sokağa dökülmüştü. İsviçre’deki stadyum da öyleydi. Her yerde Türk var MHP bayrakları vardı.(...) Maç sonrasında be de sokaktaydım ve o görkemli gösterileri birkaç saat boyunca dikkatle gözledim. 1-Müthiş bir „Türklük“ coşkusu vardı. PKK aleyhinde tezahürat yapılıyordu. Ellerinde binlerce Türk bayrağı dalgalanıyordu. 2-Araç konvoyları ve yaya kitlelerde MHP ağırlığı çok büyüktü. MHP bayrağı dalgalandıran, elleriyle Bozkurt selamı veren kitleleri dikkatle izledim. ‘’Bu yazıyı devam edecek bölümlerde ayrıca değineceğim. 

 

Fenerbahçe spor kulübü spor sahalarında adı birçok cinayete karışmış ve çete bağlantılı bir emniyet müdür yardımcısını  yeşil sahalara kadar indirerek Antalyaspor- Fenerbahçe arasında yapılan maçta“Hüseyin Kocadağı unutmadık“pankartıyla sahada tur atıyorlardı.


Eski fenerbahçe spor kulübü başkanı Güven Sazak’ta MHP’lidir. Teknik direktör yardımcısı Cemil Turan’da MHP’lidir.


Van’da farklı bir toblo çizen ırkçılar kitle tabanı olduğunu göstermek için spor sahalarında yaşlı kadınlarıda propaganda aracı olarak kullanmakta. 1993 yılında birinci lige çıkan Van spor başkanlığına  Van valisi getirilecekti hemen mukabilinde 50 milyar gibi bir çekte hazır olacaktı. Van spor’un maçlarında gösteri yapan MHP’lilere karşı maçlara gitmeyen Van’lılar bu tavırı geliştirerek  MHP’lileri teşhir ediyorlardı. Işte bunun için yaşlıları toplayan ırkçılar  sokaklarda kitlesel desteğini ispatlamak için 3 hilalli bayrakları ile maçlara gidiyorlardı.


Asker ve korucular maç sırasında „en büyük asker bizim asker“ pankartları açıyorlar. MHP’lilerde „ çırpınırdı Karadeniz „ marşını söylüyorlar. Maç bitiminden sonra şehir içinde bu yanlı tutumlarını sürdürenlere karşı devletin tüm resmi yetkilileride olaya sessiz kalıyorlardı. Çünkü olayı organize edenler Özel Tim, Korucular ve MHP’dir.


Keza Van spor’un İstanbul spor ile yaptığı özel maçta gol atan bir futbolcunun bozkurt işareti yapması da Van spor’un arkasında olan gücün kimler olduğunu gösterdi. Bu yöntemleri içine sindiremeyen Vanlılar kendi takımlarına destek vermiyordu.  


Fakat gelgelim  milliyetçi köşe yazarları Vanspor’un  üç büyükler ile yaptığı maçlarda Van’ın nasıl değiştiğini, Vanlıların spora ne kadar düşkün olduğunu yaza yaza bitiremiyorlar. Hatta Kanal D’de yayınlanan Mavi Gözlük Programı sunuculuğunu yapan Hülya Uğur, Van spor galibiyetinin, „Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü üzerine yarattığı etkiyi“gözler önüne seren bir (milliyetçi ) program yapması , bunun yanında Milliyet gazetesi’ de „Türkiye Van’ı keşfetti“ manşetiyle bir haber vermesi, Bazı kesimlerde de konuşulan bir konu „Van spor terörü bitirdi mi?“  Hem Vali hemde Vanspor yöneticisi olan Mahmut Yılbaş diyor ki“ Birlik ve beraberliği Vanspor’la pekiştireceğiz, terörü sporla vuracağız. Darısı komşu kentlere“. Evet ne diyelim haydi kolay gelsin. Eğer bir sorunu böyle sporla çözüyorlarsa çekilen bunca acı neden, dökülen bunca kan ve gözyaşı neden. Neden Neden...........

 
Avrupa’da futbol da  yaşanan ırkçı dalgalar


Dünyanın her trafında spor kitleler üzerinde ırkçı dalgayı geliştirmektedir. Futbol, kitleleri uyutmak için çok büyük bir beşiktir. Egemen sınıflar, ırkçı duygularla sporu yaygınlaştırıyorlar. İspanya diktatörü faşist Franko ne diyordu“Bana öyle bir beşik yapın ki içinde binler uyuyabilsin“ sözü egemenlerin  amaçladığı bir düşüncenin göstergesidir. Franko’nun futbol üzerine ki düşüncesi  ortadır. Aynı Franko, Barselano’da oynanan bir maçta pervasızca saldırı emri vererek, kitle üzerine bomba bıraktıracak kadar canileşiyordu.


Hitler’in yenilgiye karşı tahammülsüzlüğünü gösteren bir başka örnek.

 Sovyetler Birliği’ni işgal eden Naziler 1941’de Kiev’e girmeden önce Dinamo Kiev takımı tamamen dağılmıştı. Futbolcuların bir bölümü Kiev’deki ekmek fırınlarında çalışıyordu. Alman kökenli fırın sahibi Iosif Kordik, fırıncılardan oluşan bir futbol takımı kurmak istedi.

Böylece Dinamo Kiev’in 8 eski oyuncusu ve Dinamo Lokomotiv’den 3 futbolcu FC Start takımını kurdu. Bu arada işgalci Nazi komutanlarının aklına parlak bir fikir geldi. İşgal askerlerine moral olsun diye Ukrayna takımından işgalci birliklerin takımlarıyla oynayarak yenilmesini istediler. Ancak bu plan tutmadı. Ukrayna takımı 2 ayda oynadığı bütün maçları kazandı, ama 6 Ağustos 1942’de Nazi askerlerinin en güçlü takımı Flakelf’i yenmesi bardağı taşıran son damla oldu. Almanlar Ukraynalı futbolcuları üç gün sonra Flakelf’le oynayacakları rövanş maçını kaybetmeleri için uyardı. 9 Ağustos 1942’deki maçın oynandığı Zenit Stadyumu’na sadece Alman askerler izleyici olarak alındı. Karşılaşmanın hakemi de bir Nazi subayıydı. Baskı ve tehditler altında sahaya çıkan Ukraynalı futbolcular maçı 5-3 kazandı.

Sovyet ülkesi Ukrayna’nın en başarılı takımlarından Dinamo Kiev’in eski futbolcuları, 9 Ağustos 1942’de işgalci Nazi askerlerinin takımına karşı sahaya çıkıyor. Naziler maç öncesi Ukrayna takımını kaybetmeleri için defalarca uyarıyor. Ama takımın kaptanı, gözleri dolarak arkadaşlarını Sovyetler Birliği’nin onuru için maçı kazanmaları konusunda şu sözlerle ikna ediyor: “Bazı şeyler ölmeye değer.” Ve maçı 5-3 kazanıyorlar.
Tarihe ‘Ölüm Maçı’ olarak geçen karşılaşmadan sonra Ukraynalı oyuncuların 9’u tutuklanmıştı. Sovyetler Birliği’nde, Ukraynalı oyuncuların ‘intikam’ için öldürüldüğü efsanesi kulaktan kulağa yayılmıştı. Tutuklanan oyunculardan biri hapishanede hayatını kaybetti, üçü de maçtan 6 ay sonra Kiev’deki toplama kampında vurularak öldürüldü.


Bayern Münih- Beşiktaş maçında, göçmenleri aşağılamak için Almanya’nın en ucuz alış veriş süpermarketi olan Aldi’nin torbaları ırkçılara malzeme oldu. Futbol maçında „Aldi’ye gidin“ pankartı açıldı. Bu pankartı açanlar Alman neo nazileriydi. Şimdi bu pankart, ne kadar ırkçı ise Türkiye’de ki maçlarda açılan ırkçı pankartlarıda o kadar ırkçı değil mi? Aralarında hiç bir fark yoktur. Bayern Münih- Beşiktaş maçında açılan bu pankarta ırkçı diyen Türk medyası aynı tutarlılığı Türk takımları arasında oynanan maçlarda sergilenen ırkçı ve şöven dalgaya da tavır alabilmelidir.? Avrupa’da, Türklere karşı bir şey olduğunda ırkçılık yapıyorlar diye gazetelerde başlık atanlar, malesef Kürtlere karşı  yapılan ırkçı gösterilere ise vatan ve bayrak sevgisi diyebilmektedirler. Kürtlere karşı atılan sloganlara tek yürek oldular diyebilmektedir.Oysa ırkçılık dünyanın her yerinde aynıdır. Eğer ırkçılığın yüzü  teşhir edilecekse bu her yerde aynı vicdani duyarlılıkla yazılmalıdır, söylenmelidir.Teşhir edilmelidir.


Eğer olacaksa Köln- Bayern Münih maçında, göçmenlerin yanında olan, Köln’de ırkçılığa karşı olan Almanların duyarlılığı gibi tavır olmalıdır. „Auch 
Wir kaufen bei ALDI !“ (Biz de Aldi’den alışveriş yapıyoruz)Maçta, 15 metrelik açtığı pankart gibi olmalıdır. Avrupa’da yayın yapan Türk gazeteleri bunu ilk sayfadan haber yaptı. Ne diyeyim, darısı Türkiye’deki ırkçı saldıralara destek yerine onu teşhir eden bir medyanın duyarlılığını göstermesidir.Ama dünyanın her yerinde yüzlerce yayın organının estirdiği  ırkçı propağanda dalgası, doğru tespiti zorlaştırmaktadır.

 


Belçika: 21 Mayıs 2009’da Belçika Birinci Lig takımlarından Anderlecht’te forma giyen Jelle Van Damme, Standart Liege’nin savunma Oguchi Onyewu’ya “pis maymun” dediği gerekçesiyle ırkçılıkla suçlandı. 
 Fransa: Amatör ligde yer alan Lagnieu kulübünün oyuncusu Maxence Cavalcante, maç sırasında rakip takımın Senegalli oyuncusu Makam Traore’e “pis maymun” biçiminde ırkçı sözler sarf ettiği için 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. 

 İtalya: Birinci Ligi takımlarından AS Roma‘nın taraftarları rakip takımdaki siyahi futbolcuya ırkçı tezahüratları nedeniyle 8 bin Euro’luk cezasına çarptırıldı. 
 Almanya: Birinci Futbol Ligi takımlarından Hertha BSC Berlin’in bazı taraftarlarına, Hertha’nın Alman 4. Lig takımı Babelsberg’e karşı oynanan hazırlık maçında, bu takımda oynayan siyahi oyuncu Babacar N’Diaye’ye ırkçı sözlerle hakaret ettikleri gerekçesiyle stada girme yasağı verildi. 

 UEFA Tahkim Kurulu, Real Madrid ile Bayer Leverkusen arasında 2004 yılında oynanan karşılaşmada İspanyol seyircilerin ırkçılık içeren tezahüratları nedeniyle de ev sahibi takımı 15 bin Frank ile cezalandırdı. 
 İspanyol teknik adam Luis Aragones, 2004 yılında milli takımı çalıştırırken, ırkçı beyanat verdiği gerekçesiyle disiplin soruşturması geçirdi. 

 La Liga takımlarından Albacete, ırkçılık olayları nedeniyle 799 dolar para cezasına çarptırıldı. 
 İngiltere Futbol Federasyonu (FA), İngiltere‘nin İspanya ile yapacağı dostluk maçının, başkent Madrid’de oynanmasına, 2004 yılında yapılan dostluk maçında İngiliz futbolcular Shaun Wright-Phillips, Ashley Cole, Rio Ferdinand, Jermain Defoe ve Jermaine Jenas’ın ırkçı tezahüratlara maruz kaldığı gerekçesiyle onay vermedi. 

 Hırvatistan: Hırvatistan Futbol Federasyonu, Hırvat taraftarları, 2008 yılında İngiltere Milli Futbol Takımı’ndan Emile Hes’e ırkçı tezahüratta bulunması nedeniyle 27 bin dolar para cezasına çarptırdı. 
 Bulgaristan Birinci Futbol Ligi (A Grupa) takımlarından Botev Plovdiv’in 3 puanı, taraftarının Levski Sofya maçında açtığı ırkçı pankart nedeniyle silindi. Botev Plovdiv, daha önce de ırkçılıktan dolayı 3 maç seyircisiz oynama cezası almıştı. 

Rusya’nın Zenit St Petersburg takımı, Fransa‘nın Marsilya takımıyla yaptığı maçta tarftarlarının ırkçı davranış sergilemeleri nedeniyle 37 bin Euro cezasına çarptırıldı. 
 UEFA Tahkim Kurulu, İtalya’da 2004 yılında yapılan ve 2-2 biten Lazio-Partizan karşılaşmasında İtalyan taraftarların Partizan’ın siyahi oyuncusu Boya aleyhinde sürekli ‘’Hu Hu Hu Hu’’ şeklinde yaptıkları ırkçılık içeren tezahüratları ve sahaya atılan yabancı maddelerle havai fişek yakılması üzerine İtalyan takımına 1 maç seyircisiz oynama ve 60 bin Frank para cezası verdi. İtalya’da ayrıca statlarda ırkçı gösteriler yapan 4 Lazio taraftarı tutuklandı. 

 İngiltere Premier Lig’de 2004 yılında Blackburn Rovers-Birmingham City maçında ırkçı tezahürat yaptığı belirlenen taraftarlara 1880 dolar ve 5 yıl statlardan uzaklaştırma cezası verildi. 

 2001 yılında İtalya‘da Merkez Ceza Kurulu, taraftarlarını Parmalı Thuram’a karşı ırkçı tezahürat yapmalarından dolayı Verona Kulübü’ne 40 milyon İtalyan Lireti para cezası verdi. 
 Belçika’da amatör futbol takımlarından KFC Haren, oyuncularının ırkçılık yaptığı gerekçesiyle Belçika Futbol Federasyonu tarafından ligden 1 sezon boyunca ihraç edildi..

 İspanya: 2008 yılında Şampiyonlar Ligi‘ndeki Atletico Madrid-Olympique Marsilya maçında taraftarların ırkçı pankart açmak istemesi üzerine çıkan olayların ardından evsahibi takıma 1 maç saha kapatma ve 1 maç seyircisiz oynama cezası verildi. 

 İspanya Birinci Futbol Ligi (La Liga) takımlarından Atletico Madrid, taraftarları Recreativo Huelva’nın siyahi Fransız oyuncusu Florent Sinama Pongolle’e ırkçı tezahüratta bulunduğu için 3 bin Euro ile cezalandırdı.

UEFA, Lazio futbol kulübüne seyircilerin attığı ırkçı sloganlar nedeniyle bir maç ceza verdi.


1998 Dünya Kupası'nı kazanan Fransız Milli Takımı, değişik ırktan, renkten ve etnik gruptan futbolculardan oluşan, çok etnikli, dilli ve renkli bir ulus takımdı. Fransızlar kültür çeşitliliğini,uzlaşma yeteneğinin  yansımasını farklılığın zenginliğinde gördüler. Ama  birileri bu mozaiği kaygıyla karşıladı.Irkçı ve faşist Le Pen Seçim kampanyasında  "daha ulusal marşımızı bile doğru dürüst söyleyemenler var" diyerek tepkisini gösterdi. Bu ırkçı söyleme,  Fransa Milli Takımı Kaptanı Zinedine Zidanr'nın cevabı yüreklere su serpti " Görüyoruz ki neyi yaptığımızdan daha önemli olan onu nasıl yaptığımızdır ve futbolun kötü kullanımından dolayı futbolu değil, o kötü kullanımı eleştirmemiz gerekmektedir."


Devam edecek