Bir süre önce Avrupa Postası’nda yayınlanan Tevfik Turan’la yapılan söyleşiyi okumak, beni nerelere götürdü.

Bu söyleşi; kitap keşfetmek, tarih kazıyıp hazine bulmuşçasına sevinmek, tarihin-edebiyatın omurgamızı sağlamlaştırmasına müsade etmek dışında, çığlık atarak sevinebildiğimiz neredeyse başka da hiçbir şeyin kalmadığı bu zamanlarda, Şimdiki Çocuklar Harika’ya tekrar, hem de iki dilde dokunmama vesile oldu.

Çeviri işinin yazın dünyasında gördüğü üvey evlat muamelesine sıkça değinmeye başladı Türkiye’deki yazarlar. Bu muameleden hiç gocunmadan, hevesini yitirmeden, çevirdiği kitaplara titizlikle hakkını verenlere “selaaaaam” diyorum şimdi, büyük bir sevinçle.

Sözlüklerden adını bildiğim Tevfik Turan’dan; Hamburg Üniversitesi’nden mezun olup, şehir şehir gezdikten sonra Giessen’e düşen Annette bahsederdi ara ara. Çeviriyle ilgili sohbetlere daldığımızda; “bizim hocamızdı, sabırlı, sakin ve titizdi, Tevfik Turan çok iyi” derdi.

Söyleşiyi okuduğumda; bu kitabı ortaokul sıralarında okumamızdan, lise çağlarında Aziz Nesin’i okumanın azdırdığı aykırılıklarımızı edebiyat derslerinde sergilememizden tutunda, 20’li yaşların başında Nesin Vakfı’nı üç kere üstüste ziyaret edişim, dışarıda da o vakıftaki dünya gibi bir dünya hayaliyle yanıp tutuşmama dek neler neler aklıma geliverdi. Bu kitabın Almanca çevirisinin merakıyla tutuştum. Annette adresine başvurdum. Onun kitaplığından çıktı bu kitap. (Bu vesileyle; üzerinde çalışmak-öğrenmek üzere, Tevfik Turan’ın Sten Nadolny’den çevirdiği ‘Yavaşlığın Keşfi’ni de edinmem mümkün oldu. Yolda olan, Şeyhmus Diken’in ‘Ahım Var Diyarbakır’ının çevirilmiş halinin bekleyişine de girildi.)

***

“Er selbst ist in armen Verhältnissen aufgewachsen. So sagte er immer wieder: “Doch die Kinder meiner Stiftung sollen hier auf Erden ein Paradies erleben, aber ein solches, für das sie selbst verantwortlich sind.” Das war sein Credo!”

“Kendisi fakirlik içinde yetişmişti. Hep derdi ki: “Benim vakfımdaki çocuklar burada, yeryüzünde bir cennete kavuşsunlar, ama bu öyle bir cennet olsun ki, sorumluluğu kendilerinde olsun.” Buna iman etmişti!” – FöNeS kurucu üyesi ve eski başkanı Klaus Liebe-Harkort’un kitaptaki sonsöz yazısından-

***

Vakitsizlikler vakte dönüştürülüp, iki kez üstüste okunuverdi bu kitap. Maren Fittschen o kadar özen göstererek çevirmiş ki; gözlerim iki dil arasında gezinirken, ikisi de tek bir dilmiş hissini yarattı bende. İki kültürün hitapları arasındaki uçurum; çevirirken gösterilen özenle yokolmuştu adeta. Büyük bir hayranlıkla okudum. Duyduğum bu hayranlık girişinden sonsözüne dek, kitabın başından sonuna dek her sayfasında büyüdü de büyüdü. Bu kitap, tek bir ayrıntı dahi ihmal edilmeden, yazarının yaşam tarzına, ideallerine, kalemine gölge düşürülmeden Almanca’ya aktarılmıştı. “Dünya yıkılmazdı ama, edinemeseydim eksik kalırdım” diyerek, tarifsiz bir memnuniyet duydum. Kitabı, Türkçe’den Almanca’ya çeviri çalışmasında itimat edilebilir, sağlam bir kaynak olarak değerlendireceğim kitaplar arasına yerleştirdim.

Derneklerde verilen, tiyatro, saz, halkoyunları kursları öncesi; “Hocaları bir yarım saat bu kitaptaki mektupları çocuklara sesli sesli okutsalar! Ardından aileler ne okunduğuna kulak kabartıp, onlar da kitaba bir göz gezdirseler! Ardından şimdiki çocuklarını ve kendilerini farkındalıkla yaşasalar!” diyerek, olduramayacağımız hayaller de kurdum. “İstersek ve çabalarsak olur. Biz koca koca insanlar birbirimizle harıl harıl tartışırken; çocuklar, dünyanın bahar kokuları solmakta etrafımızda. Bırakalım memleket edebiyatını-edebiyatçılarını, okullarda duydukları Alman edebiyatçılarından dahi haberi yok çoğunun...” diyerek hayıflandım.

Şimdiki Çocuklar Harika’nın; bu muhteşem çevirisiyle, evlerde iki dille estirilebilmesini diliyorum tüm yüreğimle....

***

“ Liebe Kinder!

Nein, nicht “Liebe Kinder”, sondern “Meine lieben Kinder”. Ich liebe Euch nämlich alle, als ob Ihr meine eigenen Kinder wäret...

Wie alle Schriftsteller, die Bücher für Kinder schreiben, hatte auch ich Euch mit diesem Buch Lehren erteilen wollen. Nur die Art, in der ich diese Lehren erteilte, glich nicht den Ermahnungen anderer Erwachsener. Aber glaubt nicht, dass ich fähig bin, das mit meinen eigenen Kindern in meinem wirklichen Leben auch so zu machen. Meinen eigenen Kindern gegenüber verhalte ich mich wie alle Erwachsenen. Denn auch ich habe meine Kindheit vergessen, als ob Tausende von Jahren seitdem vergangen seien. Selbst wenn wir wissen, wie falsch das ist, sind wir nicht fähig, uns anders zu verhalten....

Ich glaube daran, dass Ihr alles, was ich jetzt gesagt habe, nach Maßgabe Eurer eigenen Kriterien verstehen werdet.

Ich wünsche Euch allen von Herzen Erfolg, meine lieben Kinder.”

“Sevgili Çocuklar!

Hayır, “sevgili çocuklar” değil, sevgili çocuklarım. Hepinizi, kendi çocuklarımmışsınız gibi seviyorum...

Çocuklar için yazan bütün yazarlar gibi, ben de kitapta toplanan yazılarımla sizlere öğütler vermek istedim. Ne var ki, bu öğütlerin veriliş biçimi, başka büyümüşlerin çocuklara verdiği öğütlere benzemiyor. Ama gerçek yaşamımda, öz çocuklarıma böyle yapabildiğimi sanmayınız. Ben de, öz çocuklarıma, bütün öbür büyümüşler gibi davranıyorum. Çünkü, sanki aradan binlerce yıl geçmiş gibi, ben de çocukluğumu unutmuşum. Bunun yanlış olduğunu bilsek bile, başka türlü davranmak elimizde değil...

Her dediğimi, kendi ölçütleriniz oranında, anlayacağınıza inanıyorum.

Hepinize candan başarılar dilerim, sevgili çocuklarım.”

–Kitapta yeralan, Aziz Nesin’in 1967 yılında çocuk okurlarına, kitapla ve kitabın uğradığı akıbetlerle ilgili yazdığı mektubundan.