<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Avrupa Postası - Avrupa'dan Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.avrupa-postasi.com</link>
    <description>Özgür ve doğru haberin adresi. Avrupa Haber, Almanya Haber, Hamburg Haber, Avrupa son dakika, son dakika haber, güncel haberler, haber avrupa, berlin haber, fransa haber, özgür haber,</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.avrupa-postasi.com/rss/yasam" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2012. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 17 Jun 2026 20:41:36 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/rss/yasam"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Hamburg'da Dersim Tertele Konferansı: Parlamento ve Üniversitede iki günlük buluşma]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/hamburgda-dersim-tertele-konferansi-parlamento-ve-universitede-iki-gunluk-bulusma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/hamburgda-dersim-tertele-konferansi-parlamento-ve-universitede-iki-gunluk-bulusma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dersim Tertelesi'nden geriye kalan hafıza, adalet talebi ve yüzleşme arayışı Hamburg'da uluslararası bir konferansın odağındaydı. Hamburg Parlamentosu ve Hamburg Üniversitesi'nde gerçekleştirilen iki günlük etkinlikte, akademisyenler ve uzmanlar Dersim'i tarihsel, hukuksal ve toplumsal boyutlarıyla ele aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>“21. Yüzyılda Tertele, Alevilik ve Dersim: Soykırım Sonrası Toplumlarda Hafıza, Adalet ve Kimlik” başlıklı konferans iki gün sürdü.</strong></p>

<p>12–13 Haziran 2026 tarihlerinde Hamburg’da düzenlenen uluslararası konferansta; Dersim Tertelesi, Alevilik, kolektif hafıza, travma, yüzleşme, adalet ve kimlik meselelerini akademik, hukuksal, tarihsel ve toplumsal boyutlarıyla ele alan sunumlar yapıldı; resim ve fotoğraf sergisi ile film gösterimi gerçekleştirildi. Konferansın oturumları Hamburg Rathaus ve Hamburg Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.</p>

<p><strong><img alt="" height="469" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/un1-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong></p>

<p>“21. Yüzyılda Tertele, Alevilik ve Dersim: Soykırım Sonrası Toplumlarda Hafıza, Adalet ve Kimlik” başlıklı konferans; Dersim Soykırımı üzerine çalışan akademisyenleri, araştırmacıları, hukukçuları, sanatçıları, insan hakları savunucularını ve çok sayıda duyarlı insanı bir araya getirdi.</p>

<p>İki gün süren etkinlik; Die Linke Hamburg Fraksiyonu ve Hamburg Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, der Landeszentrale für politische Bildung Hamburg (Hamburg Eyaleti Politik Eğitim Merkezi) ve Stiftung Alevitische Gemeinde Hamburg’un desteğiyle; Tertele: Dersim Genocide Institute girişimi, AABF Kuzey Bölge Temsilciliği, Bergedorf Alevi Kültür Merkezi ve Hamburg Hakevi tarafından organize edildi.</p>

<p><strong>Açılış Hamburg Eyalet Parlamentosu’nda (Rathaus) Gerçekleşti</strong></p>

<p>Sunuculuğunu Nevin Sevük’ün üstlendiği ve forum biçiminde organize edilen etkinlik; milletvekilleri, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri ve sanatçılar tarafından ilgiyle takip edildi.</p>

<p><img alt="" height="337" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/12.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="696" /></p>

<p>Açılış konuşması Dr. Sabine Ritter (Die Linke Hamburg) tarafından yapıldı. Ritter, Dersim Tertelesi’nin Almanya’da ve Avrupa’da tanınması gerektiğine, partisinin bu konuda duyarlı olduğuna ve bu alandaki çalışmaları destekleyeceklerine vurgu yaptı.</p>

<p>Konferansın organizatörlerinden biri olan Tertele: Dersim Genocide Institute girişimi adına katılımcıları selamlayan Dr. Aras Ergüneş ise Dersim Tertele çalışmalarının akademik, siyasal ve hukuksal alanda sistematik bir çalışma ile ele alınmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>Der Landeszentrale für politische Bildung Hamburg adına konuşan Eike Pockrandt, diğer soykırımlarla birlikte Dersim Tertelesi mağdurlarını desteklemenin önemine değindi. Soykırım, göç ve insan hakları konusunda yapılan çalışmaları desteklemenin ve soykırım mağdurlarıyla dayanışmanın iyileşme süreci açısından önemini anlattı.</p>

<p><img alt="" height="563" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/8-4.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Konferansın organizatörlerinden biri olan AABF Kuzey Bölge Temsilciliği adına konuşan Elif Duman ise Alevilerin tarih boyunca yaşadığı katliam ve soykırımları, Dersim Tertelesi’nin Alevi toplumu açısından önemini ve Hamburg Parlamentosu’nda Tertele’nin konuşuluyor olmasının kendisinde yarattığı duyguları paylaştı.</p>

<p></p>

<p>Ardından Dr. Yılmaz Kahraman’ın moderatörlüğünde gerçekleşen açık forumda; Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan, Prof. Dr. Şefik Tagay, Prof. Dr. Bülent Bilmez, yönetmen Nezahat Gündoğan, yazar Cemal Taş ve uluslararası hukuk uzmanı Rojda Arslan gibi isimler; soykırım sonrası toplumlarda hafıza inşası, travma, yüzleşme, onarıcı adalet, tanınma stratejileri ve Tertelenin uluslararası hukuk açısından önemi üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Cemal Taş’ın Kirmanckî/Zazakî sunumu, özellikle bir ilk olması itibarıyla önemle not edildi.</p>

<p><strong>Hamburg Üniversitesi’nde Akademik Oturumlar, Resim ve Fotoğraf Sergisi ile Film Gösterimi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nevin Sevük’ün sunuculuğunda 13 Haziran 2026 tarihinde saat 09.30’da başlayıp 18.00’e kadar süren konferans programında, Dersim Tertelesi’nin tarihsel, siyasal, hukuksal, toplumsal ve kültürel boyutları çok disiplinli bir perspektifle ele alınarak sunumlar yapıldı.</p>

<p><img alt="" height="247" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/7-15.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Hamburg Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen programın bu bölümünde üniversite ve diğer organizasyon partnerleri adına selamlama konuşmaları yapıldı.</p>

<p>Soykırımların kavramsal çerçevesi ve Dersim Tertelesi bağlamında açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Taner Akçam, Dersim Tertelesi’ni anlayabilmek için 1870’lerden başlayıp 1915 ile devam eden Hristiyan toplulukların yok edilmesi politikalarını anlamanın önemine dikkat çekti. İkinci dalga olarak Koçgiri ile başlayıp 1940’ların sonuna kadar devam eden soykırım politikalarının ilişkisi üzerine geniş bir sunum yaptı ve uluslararası boyuta dikkat çekti. Ayrıca Dersim 1937–38 sürecinin yalnızca askerî bir operasyon olarak değil; nüfus mühendisliği, zorunlu iskân, sürgün ve kültürel tasfiye politikalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti ve katliama ilişkin yeni belgeler paylaştı.</p>

<p><strong>Birinci Oturum: Kavramsal, Tarihsel ve Hukuksal Çerçeve</strong></p>

<p>Moderatörlüğünü Dr. Aras Ergüneş’in üstlendiği oturumda; Prof. Dr. Bülent Bilmez, Dersim Tertelesi tartışmalarında tanımlamanın ve bunun nasıl ele alınması gerektiğinin önemine değinerek “katliam”, “kırım”, “soykırım” ve “Tertele” kavramlarının yanı sıra devletin “isyan” tezini de değerlendirdi.</p>

<p><img alt="" height="466" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/p1-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Uluslararası hukuk uzmanı Rojda Arslan, Dersim Tertelesi’ni uluslararası soykırım hukuku çerçevesinde değerlendirerek devletin bir topluma yönelik inanç ve etnik kimlik nedeniyle yok etme ve homojenleştirme politikaları üzerinde durdu.</p>

<p>Dr. Yılmaz Kahraman ise soykırımlar, Tertele ve benzeri konular bağlamında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e genel olarak Alevilerin ve özel olarak Dersimlilerin maruz kaldığı kimlik sorununa dair değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><strong>İkinci Oturum: Cumhuriyet, İnkâr ve Bellek</strong></p>

<p>Moderatörlüğünü Nevin Sevük’ün yaptığı oturumda; Prof. Dr. Hatice Keneş Çoban, soykırımlar öncesi ve sonrası hedef seçilen toplumsal gruplara yönelik ırkçılığın ve nefretin gündelik yaşam, dil ve söylem aracılığıyla nasıl üretildiğini anlattı. “Yeni ırkçılık” kavramı üzerinde durarak bu alandaki çalışmaların önemine dikkat çekti.</p>

<p><img alt="" height="386" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/p2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="625" /></p>

<p>Yazar Haydar Beltan ise Dersim Tertelesi sonrası toplumun hafızayı nasıl oluşturduğunu, taşıdığını ve kuşaklar arasında nasıl aktardığını ağıtlar üzerinden anlattı. Ağıtların, soykırım yaşamış toplumların çığlığı olarak kavramsallaştırılmasının hafıza çalışmalarında önemli bir yer tuttuğunu vurguladı. Dersimli ozan Weliyê Wuşênê İmamî’nin “Vah Vah Vah” ağıtının analizini yaptı.</p>

<p><img alt="" height="490" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/un1-2-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Dersim Tertelesi’nin bir İslamlaştırma ve Türkleştirme politikasının ürünü olduğunu söyleyen yazar Kazım Gündoğan ise 16. yüzyıldan başlayan Kızılbaş toplulukların İslamlaştırılması ve uluslaşma süreciyle diğer etnik kimliklerin Türkleştirilmesi politikalarını ele aldı. Osmanlı, İttihat ve Terakki ile Cumhuriyet arasındaki devlet aklı sürekliliğini anlattı. 1915 Ermeni, Süryani ve Rum soykırımları ile 1925 Şark Islahat Planı ve 1937/38 Dersim Tertelesi arasındaki ideolojik ve politik sürekliliğe dikkat çekti.</p>

<p><strong>Üçüncü Oturum: Kimlik, Travma ve Toplumsal Cinsiyet</strong></p>

<p>Moderatörlüğünü Selda Akbayır’ın yaptığı son oturumda Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan; soykırım, savaş, sürgün ve kitlesel şiddetin toplumlarda kuşaklar boyunca aktarılan travmalar yarattığını belirtti. Ezidiler ve Dersimliler başta olmak üzere soykırım mağdurlarıyla yaptığı çalışmalardan örnekler verdi. Hafıza ve adalet mekanizmalarının iyileşme süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olduğuna işaret ederek bu alandaki çalışmaların önemine değindi.</p>

<p><img alt="" height="486" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/6a.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Soykırımlar ve göç travmaları uzmanı Prof. Dr. Şefik Tagay ise Ezidi toplumunun IŞİD ve tarihsel fermanlar nedeniyle yaşadığı soykırım travmaları ile bunun kimlik üzerindeki etkileri hakkında konuştu. Yaptığı çalışmalardan örnekler verdi.</p>

<p>Göçlerle taşınan soykırım belleği ve kuşaklararası travmanın oluşumu ve aktarımı konusunda sunum yapan Prof. Dr. Gülnaz Karatay, saha çalışmalarından elde ettiği verilerle Dersim Tertelesi’nin ikinci ve üçüncü kuşaklara aktarımını değerlendirdi. Tertelenin Dersim toplumu üzerindeki güncel travmatik etkileri üzerine de görüşlerini paylaşarak çözüm konusunda önerilerde bulundu.</p>

<p><img alt="" height="680" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/a5.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Yönetmen Nezahat Gündoğan ise “Almanya’dan Dersim’e ve Dersim’in Kayıp Kızları’na Bakmak” başlıklı sunumunda, soykırımlar literatüründe “bir topluluğun çocuklarının zorla başka bir topluma nakledilmesi” uygulamasının Dersim’de kız çocukları üzerinden nasıl gerçekleştiğini anlattı. Benzer politikaların Naziler döneminde, başta Almanya olmak üzere başka soykırımcı rejimlerdeki uygulamalarına ilişkin karşılaştırmalı bir sunum yaptı.</p>

<p><img alt="" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/un-8-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Konferansın sanatsal bölümünde ise yönetmenliğini Nezahat Gündoğan’ın yaptığı, travma, hatırlama ve yüzleşme temalı <i>Hay Way Zaman</i> isimli belgesel film gösterildi. Salonda duygusal anlar yaşandı.</p>

<p><img alt="" height="403" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/u2-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="589" /></p>

<p>Ayrıca ressam Aslı Filiz’in “Dersim’in Kayıp Kızları” başlıklı resim sergisi ile Dersim Tertelesi dönemine ait fotoğraf sergisi büyük ilgi gördü.</p>

<p><img alt="" height="400" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/un4.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Türkçe ve Almanca gerçekleştirilen konferansta yalnızca geçmiş konuşulmadı; bugün ve gelecek bağlamında hafıza, hakikat, adalet, yüzleşme ve iyileşme için ortak, demokratik bir gelecek inşa etme vurgusuyla program tamamlandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ALMANYA, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MEDYA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE, YAŞAM, YAZARLAR</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/hamburgda-dersim-tertele-konferansi-parlamento-ve-universitede-iki-gunluk-bulusma</guid>
      <pubDate>Wed, 17 Jun 2026 03:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/a1-2.jpeg" type="image/jpeg" length="87885"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Emek, demokrasi ve Dersim mücadelesinin öncülerinden Hüseyin Kenan Aydın'a son görev]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/emek-demokrasi-ve-dersim-mucadelesinin-onculerinden-huseyin-kenan-aydina-son-gorev</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/emek-demokrasi-ve-dersim-mucadelesinin-onculerinden-huseyin-kenan-aydina-son-gorev" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Emek, demokrasi, eşitlik ve insan hakları mücadelesinin önemli isimlerinden, eski Alman Federal Meclisi (Bundestag) milletvekili, Dersim Kültür ve Tarih Merkezi (DKG) Başkanı Hüseyin Kenan Aydın, 12 Haziran 2026 tarihinde Moers Bethanien Hastanesi’nde Hakk’a yürüdü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hüseyin Kenan Aydın için Kuzey Duisburg Alevi Toplumu Derneği’nde taziye erkânı düzenlendi.</strong></p>

<p><strong>Fatih ÇİMEN / Duisburg</strong></p>

<p>Taziyeleri, merhumun eşi Aynur Aydın ve oğlu Cihan Aydın kabul etti. Taziye erkânına Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) İnanç Kurulu Başkanı Hasan Ali İçlek, Sol Parti Federal Meclis Milletvekili Mirze Ediz, Dersim Yazarlar Birliği adına Nurettin Aslan, Dersim Kültür ve Tarih Merkezi Başkan Yardımcısı Ahmet Canpolat, Avrupa Parlamentosu Sol Parti Milletvekili ve AABF Denetleme Kurulu Üyesi Desman Togay, AABF Genel Başkanı Hüseyin Mat, Erkan Kocalar, Dr. İsmail Küpeli, sosyal bilimler araştırmacısı Prof. Dr. Christian Gudehus ve Kuzey Duisburg Alevi Toplumu Derneği Başkanı Düzgün Küçükdoğan ile çok sayıda dostu, seveni ve aile yakını katıldı.</p>

<p><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/2-143.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Yaşamı boyunca emekçilerin, göçmenlerin, Alevilerin ve Dersim halkının sesi olan Hüseyin Kenan Aydın, geride onurlu bir mücadele, saygın bir yaşam ve unutulmayacak hizmetler bıraktı.</p>

<p>Taziye programı kapsamında, Hüseyin Kenan Aydın’ın anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun ardından Kuzey Duisburg Alevi Toplumu Derneği Başkanı Düzgün Küçükdoğan bir konuşma yaptı.</p>

<p><strong>Küçükdoğan konuşmasında şunları söyledi:</strong></p>

<p><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/3-71.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>“Duisburg’un ve Almanya’nın önemli değerlerinden biri olan Hüseyin Kenan Aydın’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Uzun yıllar IG Metall sendikasında işçi temsilciliği yaptı. Yaşamı boyunca emekçilerin, göçmenlerin, Alevilerin ve Dersim halkının sesi oldu. Geride onurlu bir mücadele, saygın bir yaşam ve unutulmayacak hizmetler bıraktı.”</p>

<p><strong>AABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Ali İçlek ise Türkçe ve Zazaca yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:</strong></p>

<p>“Dersim, yiğit bir evladını kaybetti. Hüseyin hem inancına hem de memleketine büyük bir sevgiyle bağlıydı. Bizlere düşen görev, ailesiyle dayanışmayı büyütmektir. Hepimizin döneceği yer Hakk’ın huzurudur. Alevi-Kızılbaş inancında ölüm diye bir kavram yoktur. Hüseyin Kenan Aydın’ın ruhu bedeninden ayrılmış olabilir; ancak anıları, mücadelesi ve insanlığı gönüllerimizde yaşamaya devam edecektir. Onu kendi anadilimizle uğurlamak istiyoruz.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/4-60.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>Dersim Yazarlar Birliği adına konuşan Nurettin Aslan ise duygularını şu sözlerle dile getirdi:</strong></p>

<p>“Onu anlatmaya kelimeler yetmez. Aramızdan ayrıldığını öğrendiğimde sosyal medyada bir paylaşım dikkatimi çekti: ‘Dersim’in beli kırıldı.’ Bazı insanlar uzun yaşar, bazıları kısa. Ancak bazıları kısa ömürlerine birçok hayat sığdırır. Hüseyin Kenan Aydın da 64 yıllık yaşamına sayısız mücadele ve başarı sığdırdı. İşçi sınıfının ve ezilenlerin sesi oldu. Milletvekili olarak haksızlıkların karşısında durdu. Yorgundu ama mutluydu. Yüreğimizde büyük bir acı bıraktı. Şimdi onu Remzi Aydın’ın yanına uğurluyoruz. Hüseyin abi, sen milyonlarca yıl yaşadın; yüreğimizde de milyonlarca yıl yaşamaya devam edeceksin.”</p>

<p>Almanya Sol Parti Federal Meclis Milletvekili Mirze Ediz de yaptığı konuşmada, Hüseyin Kenan Aydın ile yıllarca sendikal ve siyasi mücadelede omuz omuza çalıştıklarını belirterek onun toplumsal mücadeleye yaptığı katkıları anlattı.</p>

<p><strong>Dersim Tarih ve Kültür Merkezi adına konuşan Yaşar Kaya ise şunları söyledi:</strong></p>

<p>“Geçtiğimiz pazartesi günü yaptığımız toplantıda Hüseyin Kenan Aydın, ‘Tedavi olmam gerekiyor. Bu nedenle yaklaşık altı ay boyunca başkanlık görevimi sürdüremeyeceğim. Ancak projelerimizin içinde olmaya ve çalışmaları takip etmeye devam edeceğim’ demişti. Meğer bu sözler bir vedaymış. Hüseyin bizi bırakıp gidiyor. Zazaca/Kırmancki diliyle uğurlar olsun. Nurlar içinde uyusun.”</p>

<p><strong>İmam Esen de konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu:</strong></p>

<p>“Dersim bugün çok önemli bir değerini kaybetti. Hüseyin Kenan Aydın, insan haklarına, özgürlüğe ve eşitliğe inanan bir sosyalistti. Dil, din ve ırk ayrımı yapmaksızın her zaman emekçilerin yanında yer aldı, onların sorunlarına çözüm üretmeye çalıştı. Kendisini sosyalist değerlerin onurlu bir temsilcisi olarak saygıyla anıyoruz.”</p>

<p>Almanya Sosyalist Birlik Partisi’nin (SED) devamı niteliğindeki Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) ile Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden (SPD) ayrılanların kurduğu Emek ve Sosyal Adalet – Seçim Alternatifi (WASG) hareketinin birleşme sürecinde Hüseyin Kenan Aydın önemli rol oynadı.</p>

<p>1962 yılında Pülümür’de dünyaya gelen Hüseyin Kenan Aydın, Almanya’da hem Sol Parti milletvekilliği hem de IG Metall Sendikası’nda üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundu.</p>

<p>Aynı zamanda Ruhr Üniversitesi Bochum (RUB) ile birlikte yürütülen “Dersim 1937–38 Tanıkları Projesi”nin yöneticilerinden biriydi. Son olarak Berlin Parlamentosu’nda düzenlenen 4 Mayıs anma programında ve 21–22 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen Dersim Arşivi Açılış Programı’nda sunumlar yaparak Dersim’in tarihsel hafızasının yaşatılmasına katkı sundu.</p>

<p>Merhum Hüseyin Kenan Aydın’ın naaşı Almanya’dan Erzincan’a getirilecek. Moloköy Cemevi’nde düzenlenecek cenaze erkânının ardından doğup büyüdüğü topraklara uğurlanacak ve Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Dağbek Köyü’nde Toprak Ana’nın bağrına sırlanacaktır.</p>

<p>Hüseyin Kenan Aydın, yaşamı boyunca sürdürdüğü emek, demokrasi, eşitlik ve insan hakları mücadelesiyle daima saygı ve minnetle anılacaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ALMANYA, DERNEKLER, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MEDYA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM, YAZARLAR</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/emek-demokrasi-ve-dersim-mucadelesinin-onculerinden-huseyin-kenan-aydina-son-gorev</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 08:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/1-206.jpg" type="image/jpeg" length="90066"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avrupa Parlamentosu'ndan Akın Gürlek için yaptırım çağrısı: Mal varlığı dondurulsun]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/avrupa-parlamentosundan-akin-gurlek-icin-yaptirim-cagrisi-mal-varligi-dondurulsun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/avrupa-parlamentosundan-akin-gurlek-icin-yaptirim-cagrisi-mal-varligi-dondurulsun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa Parlamentosu, ilk kez bir Türk Adalet Bakanı'nı yaptırım tartışmalarının merkezine taşıdı. 17 Haziran'da oylanacak Türkiye Raporu taslağında Adalet Bakanı Akın Gürlek'in adı, Avrupa Birliği'nin insan hakları yaptırım mekanizması kapsamında yaptırım uygulanması değerlendirilen isimler arasında açıkça yer aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Raporda, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in Avrupa Birliği'nin Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında yaptırım uygulanması değerlendirilmesi gereken isimler arasında açıkça belirtilmesi dikkat çekti.</strong></p>

<p>Taslak rapora yön veren isimlerden Slovenyalı parlamenter Vladimir Prebilic ise Ankara'nın Gürlek'in adının metinden çıkarılması için AKP'li çevrelerin girişimde bulunduğunu öne sürdü.</p>

<p>Raporda, Türkiye'de insan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu olduğu belirtilen yetkililere karşı AB sınırları içerisindeki mal varlıklarının dondurulması dahil çeşitli kısıtlayıcı tedbirlerin değerlendirilmesi çağrısı yapılıyor. Bu kapsamda, "devletin baskıcı mekanizmasında kilit rol oynayan isimlerden biri" olarak Adalet Bakanı Akın Gürlek'in adı metne girdi.</p>

<p>Raporda yer alan ifadelerde, Gürlek'in geçmişte İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak yürüttüğü görevler hatırlatılarak, "kariyeri boyunca siyasi bir gündemi takip eden siyasi bir aktör gibi hareket ettiği" değerlendirmesine yer verildi.</p>

<p><img alt="" height="450" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/gurlek.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>AKIN GÜRLEK İLK KEZ AB YAPTIRIM GÜNDEMİNDE</strong></p>

<p>Avrupa Parlamentosu kararları bağlayıcı olmasa da, bir Türk bakanın isminin ilk kez Avrupa Birliği'nin yaptırım mekanizmalarıyla ilişkilendirilmesi dikkat çekiyor.</p>

<p>Raporun kabul edilmesi halinde Akın Gürlek otomatik olarak yaptırım listesine alınmayacak. Ancak Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve AB Konseyi'ne çağrıda bulunarak Gürlek hakkında yaptırım süreci başlatılması yönünde siyasi baskı oluşturmuş olacak.</p>

<p>AB'nin 2020 yılında yürürlüğe koyduğu Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında bugüne kadar Rusya, İran, Belarus, Suriye, Venezuela, Sudan ve Myanmar'dan çok sayıda kişi yaptırım listesine alındı. Türkiye'den bir ismin bu kapsamda gündeme getirilmesi ise bir ilk olarak değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>PREBILIC: "ARTIK YETER, ŞAKA YAPMIYORUZ"</strong></p>

<p>Raporun hazırlanmasında kilit rol oynayan Slovenyalı Parlamenter Vladimir Prebilic, T24'ten Cansu Çamlıbel'e yaptığı açıklamada, öneri konusunda Ankara’yı da bilgilendirdiklerini ve, “Bu ismi çıkartmanız için yapabileceğimiz bir şey var mı?” yanıtını aldıklarını söyledi.</p>

<p>Prebilic, Gürlek'i "siyasi motivasyonla yürütülen yargı süreçlerinin baş aktörlerinden biri" olarak gördüklerini belirterek, önerdikleri yaptırımların AB içerisindeki mal varlıklarının ve hesaplarının dondurulmasını, finansal işlemlerinin sınırlandırılmasını kapsadığını ifade etti.</p>

<p>Türk yetkililerle yaptıkları görüşmelerde bu konuda önceden bilgi verdiklerini açıklayan Prebilic, Ankara'nın metinden Gürlek'in adının çıkarılması için girişimde bulunduğunu da öne sürdü.</p>

<p>Prebilic, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu'nun AKP'li Eş Başkanı İsmail Karayel'in kendilerine, "Bu ismi metinden çıkarmak için ne yapabiliriz?" sorusunu yönelttiğini belirterek şu yanıtı verdiğini aktardı:</p>

<p><strong>"Yanlış soruyu soruyorsunuz. Bu ismi metinden çıkartacak olan biz değiliz. Türkiye'nin hukuk ve demokrasi alanında atacağı adımlardır."</strong></p>

<p>Ankara'ya verdikleri mesajın net olduğunu vurgulayan Prebilic, "Artık yeter, şaka yapmıyoruz" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>RAPORUN ALTINDA NACHO SÁNCHEZ AMOR'UN İMZASI VAR</strong></p>

<p>17 Haziran'da Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu'nda oylanacak raporun altında, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü olan İspanyol Sosyal Demokrat parlamenter Nacho Sánchez Amor'un imzası bulunuyor.</p>

<p><img alt="" height="469" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/nacho-sanchez-amor-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Raporda, Türkiye'de hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve demokratik standartlarda ciddi gerileme yaşandığı değerlendirmesi yapılıyor.</p>

<p><strong>RAPORDA SERT ELEŞTİRİLER</strong></p>

<p>Taslak metinde;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>-Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin "otoriter yorumunun" yargı bağımsızlığını aşındırdığı,</p>

<p>-CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'na yönelik soruşturmaların siyasi nitelik taşıdığı,</p>

<p>-Gizli tanık uygulamalarının adil yargılanma hakkını ihlal ettiği,</p>

<p>-Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun hükümetten bağımsız olmadığı,</p>

<p>-Yargının muhalefeti bastırmak amacıyla araçsallaştırıldığı,</p>

<p>-Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına yönelik girişimlerin endişe verici olduğu belirtiliyor.</p>

<p><strong>"ERDOĞAN YÖNETİMİNDE İLERLEME MÜMKÜN DEĞİL"</strong></p>

<p>Prebilic, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde ise oldukça sert mesajlar verdi.</p>

<p>Türkiye'de mevcut siyasi yönetim devam ettiği sürece Avrupa Birliği ile ilişkilerde ilerleme sağlanamayacağını savunan Slovenyalı parlamenter, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında değişim yaşanmadan Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ya da vize serbestisi gibi başlıklarda ilerleme beklenmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Prebilic, Avrupa Parlamentosu'ndaki çoğunluğun bu görüşü paylaştığını belirterek, Türkiye raporunun yüzde 60'ın üzerinde bir destekle kabul edilmesini beklediklerini ifade etti.</p>

<p>17 Haziran'daki oylama, hem Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği hem de Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında ilk kez dile getirilen yaptırım çağrısı açısından kritik bir dönemeç olarak görülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AVRUPA, EKONOMİ, GENEL, GÜNDEM, MEDYA, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE, YAŞAM, YAZARLAR</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/avrupa-parlamentosundan-akin-gurlek-icin-yaptirim-cagrisi-mal-varligi-dondurulsun</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/erdo-ve-eu.JPG" type="image/jpeg" length="52829"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hürmüz Boğazı gerilimi: ABD-İran arasında savaş ve diplomasi aynı anda]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/hurmuz-bogazi-gerilimi-abd-iran-arasinda-savas-ve-diplomasi-ayni-anda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/hurmuz-bogazi-gerilimi-abd-iran-arasinda-savas-ve-diplomasi-ayni-anda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesini öngören bir mutabakat üzerinde önemli ilerleme sağlandığı belirtilirken, sahadaki askeri gerilim sürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Amerikan basınında yer alan haberlere göre taraflar, anlaşma metninin büyük bölümünde uzlaşmaya yaklaşırken, son onayın siyasi liderler tarafından verilmesi bekleniyor.</strong></p>

<p>ABD merkezli Axios’un haberine göre, ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden ticari geçişe açılması ve yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesini içeren bir mutabakat üzerinde uzlaşı sağlandı.</p>

<p>Haberde, metnin liderlerin son onayına sunulduğu ve hafta sonu İsviçre’de imza töreni yapılmasının planlandığı ileri sürüldü. Taraflardan konuya ilişkin resmi bir doğrulama gelmedi.</p>

<p>Taslak metnin, bölgesel ateşkes süreçlerini de kapsadığı ve mevcut gerilimin geçici olarak düşürülmesini hedeflediği ifade ediliyor.</p>

<p><strong>Nükleer müzakereler ve geçici ateşkes çerçevesi</strong></p>

<p>Axios’un aktardığı bilgilere göre mutabakat, taraflar arasında nükleer program başlığında yeni bir müzakere sürecini de içeriyor.</p>

<p>Bu kapsamda: İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri için yeni bir çerçeve oluşturulması, uluslararası denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve bölgesel çatışmaların geçici olarak dondurulması gibi maddelerin yer aldığı öne sürülüyor.</p>

<p>Metinde ayrıca Lübnan dahil bazı bölgelerde mevcut ateşkes sürecinin 60 gün uzatılmasının planlandığı belirtiliyor.</p>

<p><strong>Trump: “Anlaşma hazır, İran kabul etti”</strong></p>

<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran ile bir mutabakat zaptının (MOU) kısa süre içinde imzalanacağını söylediği aktarıldı.</p>

<p>Taslağa göre: İran’ın nükleer silah edinmemeyi kabul etmesi, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının kontrol altına alınması ve buna karşılık yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi gibi başlıkların yer aldığı ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak İran tarafı, sürecin henüz kesinleşmediğini ve nihai kararın verilmediğini açıkladı.</p>

<p><strong>Hürmüz Boğazı, enerji güvenliği ve Trump’ın “gizli operasyon” iddiası</strong></p>

<p>ABD Başkanı Trump, Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, Mayıs ayında ABD ordusuna Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrol tankerleri ve ticari gemilerin korunması için gizli bir görev talimatı verdiğini iddia etti.</p>

<p>Trump, bu operasyon sayesinde 100 milyondan fazla varil petrolün ve 200’den fazla geminin güvenli şekilde geçiş yaptığını öne sürdü.</p>

<p>Ayrıca Trump, “Her gece milyonlarca varil petrolü sistemden çekiyoruz” ifadelerini kullanarak, bunun petrol fiyatlarını kontrol altında tuttuğunu savundu. Trump, fiyatların varil başına 85–90 dolar seviyesinde kalmasını buna bağlarken, aksi durumda fiyatların 250 dolara kadar çıkabileceğini iddia etti.</p>

<p><strong>Bölgede askeri hareketlilik ve karşılıklı saldırılar</strong></p>

<p>ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran’a yönelik “kendini savunma” gerekçesiyle yeni hava saldırılarının başlatıldığını duyurdu.</p>

<p>Buna karşılık İran’ın güney kıyılarında ve bazı liman bölgelerinde patlamalar bildirildi.</p>

<p>Bölgedeki deniz taşımacılığında ise tankerler ve ticari gemiler için risk seviyesinin yüksek olduğu belirtildi.</p>

<p><strong>Uluslararası tepkiler ve diplomatik çağrılar</strong></p>

<p>Rusya ve Çin, ABD ile İran arasında artan gerilim sonrası taraflara “itidal” çağrısında bulundu.</p>

<p>Çok sayıda ülke ise bölgesel çatışmaların genişlemesinden endişe duyduklarını açıkladı.</p>

<p>Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ise İran’ın nükleer materyal stoklarına ilişkin daha şeffaf davranması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Diplomasi ve çatışma arasında kırılgan denge</strong></p>

<p>Tüm bu gelişmeler, Washington ile Tahran arasında sınırlı bir diplomatik açılım ihtimalinin gündemde olduğunu gösterirken, sahadaki askeri hareketlilik ve karşılıklı güvensizlik sürecin kırılganlığını artırıyor.</p>

<p>Uzmanlara göre, olası bir anlaşma girişimi enerji güvenliği, küresel ticaret yolları ve bölgesel çatışmaların seyrini doğrudan etkileyebilecek nitelikte.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DÜNYA, GENEL, GÜNDEM, MEDYA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/hurmuz-bogazi-gerilimi-abd-iran-arasinda-savas-ve-diplomasi-ayni-anda</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/trump-23.jpeg" type="image/jpeg" length="87000"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çinli otomotiv devi BYD, Türkiye planlarını erteledi: Öncelik Avrupa üretiminde]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/cinli-otomotiv-devi-byd-turkiye-planlarini-erteledi-oncelik-avrupa-uretiminde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/cinli-otomotiv-devi-byd-turkiye-planlarini-erteledi-oncelik-avrupa-uretiminde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çinli elektrikli otomobil üreticisi BYD’nin Manisa’da kurmayı planladığı üretim tesisini askıya alması, şirketin Türkiye yatırımlarının geleceğine ilişkin soru işaretlerini beraberinde getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p><strong>Yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırım ve 5 bin kişilik istihdam vaadiyle duyurulan proje beklemeye alınırken, şirketin önceliğini Avrupa’daki üretim kapasitesini artırmaya verdiği bildirildi.</strong></p>

<p><strong>Manisa yatırımı beklemeye alındı</strong></p>

<p>BYD, 2024 yılında Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde yıllık 150 bin araç üretim kapasitesine sahip bir fabrika kuracağını açıklamıştı. Projenin inşaat sürecinin 2026 yılında başlaması ve tesisin faaliyete geçmesiyle yaklaşık 5 bin kişiye istihdam sağlanması öngörülüyordu.</p>

<p>Ancak şirketin Türkiye’deki yatırım planlarını şimdilik durdurduğu ve projeyi belirsiz bir tarihe ertelediği belirtildi. Karar, BYD’nin Avrupa’daki üretim faaliyetlerine ağırlık verme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>Türkiye’de teşviklerden yararlanmıştı</strong></p>

<p>BYD’nin yatırım taahhüdü karşılığında Türkiye’de bazı özel düzenlemelerden yararlandığı biliniyor. Şirkete, Çin menşeli elektrikli ve hibrit araçlara uygulanan yüzde 40’lık ek gümrük vergisinden muafiyet sağlanmış, böylece Türkiye pazarında önemli satış rakamlarına ulaşmasının önü açılmıştı.</p>

<p>Manisa’da üretim tesisi kurulacağı gerekçesiyle verilen teşvikler ve vergi avantajlarının ardından fabrikanın hayata geçirilmemesi, bundan sonraki sürece ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.</p>

<p><strong>BYD’nin odağında Avrupa var</strong></p>

<p>Şirket yönetimi, önceliğin Avrupa’daki üretim yatırımlarına verildiğini açıkladı. BYD Başkan Yardımcısı Stella Li, Reuters’a yaptığı açıklamada, Macaristan’ın şu anda şirket için en önemli üretim merkezi konumunda olduğunu belirtti.</p>

<p>BYD’nin Güney Macaristan’daki Szeged kentinde kurduğu fabrikanın 2026’nın son çeyreğinde üretime başlaması planlanıyor. Bu tesis, şirketin Avrupa’daki ilk üretim üssü olacak.</p>

<p><strong>Güney Avrupa’da yeni fabrika arayışı</strong></p>

<p>BYD, Avrupa’daki üretim ağını genişletmek amacıyla Güney Avrupa’da yeni bir tesis için de araştırmalar yürütüyor. Şirketin değerlendirdiği ülkeler arasında İspanya’nın da bulunduğu ifade edildi.</p>

<p>Şirket yetkilileri, sıfırdan fabrika inşa etmek yerine mevcut bir otomotiv tesisini satın alıp dönüştürmenin daha hızlı bir çözüm olacağını belirtiyor. Bu yaklaşımın, Avrupa Birliği’nin Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara uyguladığı ek gümrük vergilerinin etkisini azaltmayı amaçladığı kaydediliyor.</p>

<p><strong>Avrupa satışları hızla artıyor</strong></p>

<p>BYD’nin Avrupa pazarındaki büyümesi dikkat çekiyor. Şirketin Avrupa’daki satışları 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 270 artarak yaklaşık 188 bin araca ulaştı. 2026 yılının ilk beş ayında ise satışların yüzde 144 artışla 100 bin adedi aştığı bildirildi.</p>

<p>Şirket, uzun vadede Avrupa’da sattığı araçların yaklaşık yüzde 70’ini kıta içinde üretmeyi hedefliyor.</p>

<p><strong>Türkiye pazarındaki tablo değişti</strong></p>

<p>Türk basınında yer alan bilgilere göre BYD, geçen yıl Türkiye’de 45 bin 537 araç satışı gerçekleştirdi. Ancak 2026’nın ilk yarısında satışlarda belirgin bir gerileme yaşandığı belirtiliyor.</p>

<p>Sektör kaynakları, bu düşüşte Türkiye’nin yerli elektrikli otomobil markası TOGG’un pazardaki yükselişinin de etkili olduğunu ifade ediyor.</p>

<p><strong>Projenin geleceği belirsiz</strong></p>

<p>BYD’nin Manisa yatırımını tamamen iptal edip etmediğine ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı. Şirket, projeyi yalnızca askıya aldığını belirtirken, fabrikanın ne zaman hayata geçirileceği konusunda herhangi bir takvim paylaşmadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle Türkiye’deki yatırımın geleceği ve daha önce sağlanan teşviklerin akıbeti önümüzdeki dönemde yakından takip edilecek başlıklar arasında yer alıyor.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AVRUPA, DÜNYA, EKONOMİ, GENEL, GÜNDEM, MEDYA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/cinli-otomotiv-devi-byd-turkiye-planlarini-erteledi-oncelik-avrupa-uretiminde</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 19:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/byd2.JPG" type="image/jpeg" length="71056"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[COSMO'nun kapatılmasına tepki: 500'den fazla kuruluş ve 100 bin imza ARD'ye karşı]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/cosmonun-kapatilmasina-tepki-500den-fazla-kurulus-ve-100-bin-imza-ardye-karsi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/cosmonun-kapatilmasina-tepki-500den-fazla-kurulus-ve-100-bin-imza-ardye-karsi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya'nın Köln kentinden yayın yapan ve ARD bünyesindeki tek çok dilli ve kültürlerarası radyo programı olan COSMO'nun 1 Nisan 2027'de kapatılacak olması, ülke genelinde geniş tepkiye yol açtı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aralarında yönetmen Fatih Akın, müzisyen Herbert Grönemeyer ve iklim aktivisti Luisa Neubauer'in de bulunduğu çok sayıda tanınmış isim ile 500'ü aşkın kuruluş karara karşı çıkarken, "Save Cosmo" kampanyasında toplanan imza sayısı 100 bini aştı.</strong></p>

<p>ARD yönetimine gönderilen açık mektupta, COSMO'nun kapatılması yerine güçlendirilerek ülke çapında ortak bir kamu yayıncılığı projesine dönüştürülmesi talep edildi.</p>

<p><strong>Tarihi ölçekte bir dayanışma</strong></p>

<p>Yeni Alman Medya Çalışanları (Neue deutsche Medienmacher*innen) öncülüğünde hazırlanan ve 11 Haziran'da kamuoyuna açıklanan açık mektuba 500'den fazla göçmen örgütü ile kültür, bilim, medya ve siyaset dünyasından çok sayıda isim destek verdi.</p>

<p>İmzacı kuruluşlar arasında Almanya Türk Toplumu (TGD), Göçmen Örgütleri Federal Konferansı (BKMO), Doğu Almanya Göçmen Örgütleri Çatı Birliği (DaMOst), Rusça Konuşan Ebeveynler Birliği ve çeşitli göçmen kuruluşları yer aldı. Girişime ayrıca gazetecilik, kültür ve akademi çevrelerinden çok sayıda kurum ve isim destek verdi.</p>

<p>Mektupta, Almanya nüfusunun dörtte birinden fazlasının göç geçmişine sahip olduğuna dikkat çekilerek COSMO'nun yalnızca bir radyo programı değil, milyonlarca insan için kamusal alanda temsil ve katılım imkânı sunduğu vurgulandı.</p>

<p><strong>WDR kararı onayladı</strong></p>

<p>Batı Almanya Yayın Kurumu (WDR) Radyo Konseyi'nin aldığı kararla COSMO'nun mevcut yapısıyla yayın hayatına son vermesi ve 1 Nisan 2027'den itibaren WDR'nin gençlik markası bünyesinde "1Live Street" adıyla yeniden yapılandırılması planlanıyor.</p>

<p>Mevcut uygulamada WDR, Radio Bremen ve Berlin-Brandenburg Radyo Televizyon Kurumu'nun (RBB) ortak yürüttüğü programdan RBB mali gerekçelerle çekilme kararı aldı. Böylece COSMO'nun çok kültürlü ve çok dilli yayın yapısının önemli ölçüde değişeceği belirtiliyor.</p>

<p>WDR yönetimi bunun bir kapatma değil, yeniden yapılanma olduğunu savunsa da eleştirmenler, özellikle anadil yayınlarının ve kültürlerarası içeriklerin büyük ölçüde ortadan kalkacağı görüşünde.</p>

<p><strong>"Göçmenlerin yayıncılık evi"</strong></p>

<p>Açık mektupta COSMO'nun bir "niş yayın" olmadığı, Almanya'daki göçmen toplulukların onlarca yıldır kullandığı önemli bir kamusal yayın alanı olduğu ifade edildi.</p>

<p>1960'lı yıllarda Almanya'ya gelen işçi göçmenlere yönelik yayınlarla temelleri atılan Köln Radyosu'nun da COSMO çatısı altında faaliyet gösterdiğine dikkat çekilen açıklamada, çok dilli yayıncılığın demokratik toplum için vazgeçilmez olduğu vurgulandı.</p>

<p>İmzacılar, toplumsal kutuplaşmanın ve aşırı sağın yükseldiği bir dönemde kültürlerarası yayınların zayıflatılmasının ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>"Dezenformasyona karşı koruyucu kalkan"</strong></p>

<p>Mektupta, COSMO ve WDRforyou gibi platformların göçmen kökenli kitleler için kamu yayıncılığı bünyesindeki güvenilir bilgi kaynakları arasında yer aldığı belirtildi.</p>

<p>Bu yayınların ortadan kalkmasının, milyonlarca insanı sosyal medya algoritmalarının ve yabancı devletlerin etkisindeki manipülatif yayınların insafına bırakabileceği ifade edildi. Çok dilliliğin ve kültürlerarası haberciliğin demokratik toplum açısından bir "koruyucu kalkan" işlevi gördüğü vurgulandı.</p>

<p><strong>ARD'ye üç temel talep</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açık mektupta ARD yönetiminden üç temel konuda açıklama istendi:</p>

<ul>
 <li>COSMO'nun kapatılmaması, aksine ülke çapında güçlü bir ARD ortak yayın projesine dönüştürülmesi,</li>
 <li>Göç geçmişine sahip kitlelere ne ölçüde ulaşıldığının şeffaf biçimde açıklanması,</li>
 <li>Göç toplumu gerçeğinin ARD'nin uzun vadeli yayın stratejisinde nasıl yer aldığının kamuoyuyla paylaşılması.</li>
</ul>

<p><strong>"Save Cosmo" kampanyasına yoğun destek</strong></p>

<p>COSMO'nun korunması amacıyla başlatılan "Save Cosmo" kampanyasında 100 binden fazla imza toplandığı bildirildi.</p>

<p>Destekçiler arasında yönetmen Fatih Akın, iklim aktivisti Luisa Neubauer, müzisyen Herbert Grönemeyer ve çok sayıda sanatçı ile akademisyen de bulunuyor.</p>

<p>500'ü aşkın kuruluş adına yapılan açıklamada, kararın kabul edilmeyeceği belirtilerek ARD yönetimine diyalog ve çözüm için çağrı yapıldı. Açıklamada, kamu yayıncılığının toplumun tüm kesimlerini kapsaması gerektiği hatırlatılarak, çok kültürlü ve çok dilli yayıncılığın Almanya'nın demokratik geleceği açısından hayati önem taşıdığı vurgulandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ALMANYA, EKONOMİ, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MEDYA, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/cosmonun-kapatilmasina-tepki-500den-fazla-kurulus-ve-100-bin-imza-ardye-karsi</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/radio-cosmo.JPG" type="image/jpeg" length="63710"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İsveç'te sığınmacılara kalıcı oturma izni dönemi sona eriyor]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/isvecte-siginmacilara-kalici-oturma-izni-donemi-sona-eriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/isvecte-siginmacilara-kalici-oturma-izni-donemi-sona-eriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsveç Parlamentosu, sığınmacılar ve bazı göçmen grupları için kalıcı oturma izinlerini kaldıran yasa değişikliğini kabul etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hükümetin hazırladığı ve göç politikalarını daha da sıkılaştırmayı amaçlayan düzenleme, parlamentoda oy çokluğuyla kabul edilirken, yeni uygulamanın 12 Temmuz'da yürürlüğe girmesi bekleniyor.</strong></p>

<p><strong>Kalıcı oturma izni yerine geçici statü</strong></p>

<p>Yeni düzenlemeye göre, 12 Temmuz'dan itibaren İsveç'e sığınan kişiler ile belirli göçmen kategorilerindeki başvuru sahiplerine yalnızca süreli (geçici) oturma izni verilebilecek. Böylece kalıcı oturma izni uygulaması, yeni başvurular açısından büyük ölçüde sona ermiş olacak.</p>

<p>İsveç Parlamentosu tarafından yapılan açıklamada, koruma statüsüne sahip kişiler, ülkede uzun süredir yaşayan yabancılar ve bunların aile üyeleri için de genel kural olarak süresiz oturma izni verilmemesinin öngörüldüğü belirtildi.</p>

<p><strong>Parlamento geniş çoğunlukla destekledi</strong></p>

<p>İsveç Parlamentosu'nda 9 Haziran'da yapılan oylamada yasa tasarısı geniş bir çoğunluğun desteğiyle kabul edildi. İsveç basınında yer alan haberlere göre, parlamentodaki partilerin büyük bölümü düzenlemeye destek verirken, yalnızca Yeşiller Partisi (Miljöpartiet) ile Sol Parti (Vänsterpartiet) tasarıya karşı çıktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Mevcut oturma izinleri etkilenmeyecek</strong></p>

<p>Yetkililer, yeni düzenlemenin halen kalıcı oturma iznine sahip olan kişileri kapsamayacağını vurguladı. Buna göre, mevcut hak sahiplerinin statülerinde herhangi bir değişiklik yapılmayacak. Ancak yasanın yürürlüğe girmesinden sonra yapılacak başvurularda kalıcı oturma izni seçeneği artık bulunmayacak.</p>

<p>Son yıllarda göç ve iltica politikalarını kademeli olarak sıkılaştıran İsveç hükümeti, yeni düzenlemenin ülkenin göç sistemini daha kontrollü hale getirmeyi amaçladığını savunurken, eleştirmenler ise uygulamanın sığınmacıların uzun vadeli entegrasyonunu zorlaştırabileceği görüşünü dile getiriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AVRUPA, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/isvecte-siginmacilara-kalici-oturma-izni-donemi-sona-eriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/isvecte-iltica-hakki.JPG" type="image/jpeg" length="11882"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Köln'de çivili bomba saldırısının yıldönümünde ırkçılık bir kez daha lanetlendi]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/kolnde-civili-bomba-saldirisinin-yildonumunde-irkcilik-bir-kez-daha-lanetlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/kolnde-civili-bomba-saldirisinin-yildonumunde-irkcilik-bir-kez-daha-lanetlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya'nın Köln kentinde, 9 Haziran 2004 tarihinde aşırı sağcı terör örgütü NSU tarafından gerçekleştirilen çivili bomba saldırısının yıldönümünde kurbanlar düzenlenen törenle anıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Keup Caddesi'nde gerçekleştirilen etkinlikte, saldırıda yaralananlar, yakınları, sivil toplum temsilcileri ve siyasetçiler bir araya geldi.</strong></p>

<p><strong>Keup Caddesi'nde anma programı düzenlendi</strong></p>

<p>Köln Belediyesi'nin öncülüğünde düzenlenen anma programı kapsamında saldırının gerçekleştiği noktaya çelenkler bırakıldı, sergiler açıldı ve saygı duruşunda bulunuldu. Program, IG Keupstraße, Schauspiel Köln ve Köln NS Dokümantasyon Merkezi'nin katkılarıyla gerçekleştirildi. Etkinlik nedeniyle Keup Caddesi belirli saatlerde trafiğe kapatıldı.</p>

<p><img alt="" height="396" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/keupstr-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="704" /></p>

<p>Köln Belediye Başkan Yardımcısı Derya Karadağ yaptığı konuşmada, çeşitlilik, saygı ve insan onurunun hem kentin hem de Keup Caddesi'nin temel değerleri olduğunu vurgulayarak,<strong> “Çeşitlilik, saygı ve insan onuru, ortak çabalarımızın yanı sıra şehrimizin ve bu sokağın da temelidir. Bugün burada olduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim.” </strong>dedi.</p>

<p><strong>22 kişi yaralanmıştı</strong></p>

<p>Köln'ün Mülheim semtinde, Türkiye kökenli iş insanlarına ait işletmelerin yoğun olarak bulunduğu Keup Caddesi'nde, 9 Haziran 2004'te bir bisiklete gizlenen çivili bomba uzaktan kumandayla patlatılmıştı.</p>

<p>Saldırıda 4'ü ağır olmak üzere 22 kişi yaralanmış, patlamanın etkisiyle çevredeki iş yerleri ve araçlar büyük zarar görmüştü.</p>

<p>Patlama sırasında olay yerinde bulunan Muhammed Ayazgün de yaralananlar arasındaydı. Olayın üzerinden geçen yıllara rağmen yaşadıklarını unutamadığını belirten Ayazgün, patlamanın ardından işitme kaybı yaşadığını ve hâlâ psikolojik etkilerle mücadele ettiğini söyledi.</p>

<p><img alt="" height="450" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/muhammed-ayazgun.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Ayazgün, saldırı anını anlatırken, bombanın yerleştirildiği bisikleti gördüğünü, patlamayla birlikte camların parçalanarak sokağa savrulduğunu ve çivilerin etrafa saçıldığını ifade etti. O günden sonra Keup Caddesi'ne her gelişinde tedirginlik yaşadığını dile getirdi.</p>

<p><strong>Kurbanlar yıllarca şüpheli muamelesi gördü</strong></p>

<p>Saldırının ardından yürütülen soruşturmada Alman güvenlik makamları uzun süre olayın aşırı sağcı bir terör saldırısı olabileceği ihtimalini göz ardı etti. Keup Caddesi'nde çoğunlukla Türkiye kökenli esnafın faaliyet göstermesine rağmen, soruşturma yıllarca organize suç ve çete hesaplaşmaları ihtimali üzerinde yoğunlaştı.</p>

<p>Bölge sakinleri ve esnaf uzun süre şüpheli muamelesi gördü. Muhammed Ayazgün, bu süreci “ikinci bomba” olarak nitelendirirken, yaşananlar nedeniyle devlet kurumlarına olan güvenini kaybettiğini söyledi.</p>

<p><img alt="" height="403" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/mahnmal.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>NSU'nun sorumluluğu yıllar sonra ortaya çıktı</strong></p>

<p>Saldırının arkasındaki failler ancak 2011 yılında ortaya çıkarılabildi. Zwickau kentinde bulunan bir evde ele geçirilen görüntülerde, Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütü saldırının sorumluluğunu üstlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2000-2007 yılları arasında Almanya'da sekizi Türk kökenli olmak üzere toplam 10 kişiyi öldüren NSU'nun üyeleri Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt ölü bulunurken, örgütün üçüncü üyesi Beate Zschäpe 2018 yılında ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.</p>

<p><strong>Anıt hâlâ tamamlanmadı</strong></p>

<p>Keup Caddesi saldırısının üzerinden 22 yıl geçmesine rağmen, olay yerinde kurbanları anmak için planlanan kalıcı anıt henüz tamamlanmadı. Anıtın yeri konusunda yıllarca süren tartışmaların ardından Köln Belediye Meclisi 2021 yılında projenin hayata geçirilmesini onayladı. Ancak çeşitli nedenlerle çalışmaların tamamlanması sürekli ertelendi.</p>

<p><strong>Irkçılıkla mücadelede sembol haline geldi</strong></p>

<p>Keup Caddesi saldırısı, Almanya'nın yakın tarihindeki en önemli ırkçı terör saldırılarından biri olarak kabul ediliyor. Olay, yalnızca NSU terörünün boyutlarını değil, aynı zamanda soruşturma sürecinde göçmen kökenli kurbanlara yönelik önyargıları da gözler önüne serdi.</p>

<p>Bugün Keup Caddesi, Almanya'da ırkçılıkla mücadele, toplumsal hafıza ve adalet arayışının sembol mekânlarından biri olarak görülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ALMANYA, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MEDYA, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/kolnde-civili-bomba-saldirisinin-yildonumunde-irkcilik-bir-kez-daha-lanetlendi</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/koln-2.jpg" type="image/jpeg" length="29378"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ABD'nin vize engeli Dünya Kupası'nı gölgeledi: Futbolcular ve hakemler sınırda takıldı]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/abdnin-vize-engeli-dunya-kupasini-golgeledi-futbolcular-ve-hakemler-sinirda-takildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/abdnin-vize-engeli-dunya-kupasini-golgeledi-futbolcular-ve-hakemler-sinirda-takildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 FIFA Dünya Kupası'nın başlamasına günler kala, turnuva sahadaki rekabetten çok ABD'nin sıkı göç ve sınır politikaları nedeniyle gündeme geliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD, Kanada ve Meksika'nın ortak ev sahipliğinde düzenlenecek organizasyon öncesinde bazı futbolcular, görevliler ve taraftarların vize ve giriş sorunları yaşaması, spor ile siyasetin yeniden iç içe geçtiği yönündeki tartışmaları büyüttü.</p>

<p><strong>Somalili FIFA hakemine ABD engeli</strong></p>

<p>Tepkilerin merkezinde, FIFA tarafından Dünya Kupası'nda görev yapmak üzere seçilen Somalili hakem Omar Artan'ın ABD'ye alınmaması yer aldı.</p>

<p>Miami Havalimanı'nda durdurulan Artan'ın ülkeye girişine izin verilmedi. FIFA, hakemin turnuva öncesi eğitim programlarına ve organizasyondaki görevlerine katılamayacağını doğrularken, ABD makamlarının kararında değişiklik öngörülmediğini bildirdi.</p>

<p><img alt="" height="495" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/artan.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, giriş yasağı kararının ardından ilk kez somut bir gerekçe açıkladı. Yetkili, yapılan incelemelerde Artan'ın "terör örgütü olduğu iddia edilen bazı kişilerle bağlantılarının tespit edildiğini" öne sürdü. Beyaz Saray'ın Dünya Kupası organizasyonundan sorumlu yetkililerinden Andrew Giuliani de kararı savunarak, ülkeye girişine izin verilmeyen kişilerin futbolcu ya da teknik ekip üyeleri olmadığını belirtti. Giuliani, "Kötü niyetli kişilerin Dünya Kupası'nı kullanarak ABD'ye giriş yapmasını engellemek istiyoruz" dedi.</p>

<p>New York Times'a konuşan Artan ise gerekli tüm belgeleri ve geçerli vizesi bulunduğunu belirterek giriş yasağının nedenine ilişkin kendisine herhangi bir açıklama yapılmadığını söyledi.</p>

<p>Daha sonra yaşadıklarını anlatan Artan, Miami Havalimanı'nda yaklaşık 11 saat sorgulandığını açıkladı. Somalili hakem, sorgu sırasında seyahati, Somali'deki siyasi durum ve ülkede faaliyet gösteren El Şebab örgütü hakkında sorular yöneltildiğini söyledi. Artan, işlemlerin ardından gözaltında tutulduğunu ve İstanbul'a geri gönderildiğini belirterek, "Ben sadece Dünya Kupası'nda görev alma hayalini gerçekleştirmeye çalışan bir hakemim" ifadelerini kullandı.</p>

<p>FIFA, vize ve göçmenlik işlemlerinin ev sahibi ülkelerin yetkisinde olduğunu belirterek sürece müdahil olmadığını açıkladı. Somali Spor Bakanlığı ise kararı "geçerli bir gerekçe olmaksızın verilmiş bir giriş yasağı" olarak nitelendirerek tepki gösterdi.</p>

<p>Afrika Futbol Konfederasyonu tarafından 2025 yılının hakemi seçilen Artan, Dünya Kupası'nda görev yapacak ilk Somalili hakem olmaya hazırlanıyordu.</p>

<p><strong>İran ve Irak kafileleri de sorun yaşadı</strong></p>

<p>ABD'nin uygulamaları yalnızca hakemlerle sınırlı kalmadı.</p>

<p>İran Milli Takımı'nın Dünya Kupası hazırlıkları sırasında teknik ve idari kadroda yer alan 13 kişinin vize başvurularının reddedildiği bildirildi. Uzayan belirsizlik nedeniyle İran kafilesi hazırlık kampını Arizona yerine Meksika'nın Tijuana kentine taşımak zorunda kaldı.</p>

<p>Irak Milli Takımı'nın yıldız futbolcusu Aymen Hüseyin'in de Şikago Havalimanı'nda yaklaşık yedi saat sorgulandığı, cep telefonunun incelemeye alındığı belirtildi. Takımla birlikte seyahat eden resmi fotoğrafçının ise ülkeye girişine izin verilmediği aktarıldı.</p>

<p><strong>Takımlar ve futbolcular sıkı güvenlik kontrollerinden geçti</strong></p>

<p>Turnuva öncesinde Senegal ve Özbekistan milli takımlarının da yoğun güvenlik uygulamalarına maruz kaldığı görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.</p>

<p>Senegal kafilesinin ABD'ye girişte detaylı aramalardan geçirilmesi dikkat çekerken, Özbekistan Milli Takımı'nın hazırlık karşılaşması için geldiği tesise polis köpekleri eşliğinde yapılan kontrollerin ardından alınabildiği görüldü.</p>

<p>Belçika Milli Takımı'nın yıldız oyuncusu Kevin De Bruyne'nin de ülkeye giriş sırasında ek güvenlik incelemesine tabi tutulduğu bildirildi.</p>

<p><strong>Uzmanlardan imaj uyarısı</strong></p>

<p>Bonn Üniversitesi Siyaset Bilimi Enstitüsü öğretim üyesi ve Center for Global Studies Direktörü Hendrik Ohnesorge, yaşananların münferit olaylar gibi görünse de ABD'nin son yıllarda giderek sertleşen göç ve giriş politikalarının bir sonucu olduğunu söyledi.</p>

<p><img alt="" height="384" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/ohnesorge.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="682" /></p>

<p>Ohnesorge'ye göre özellikle Somali gibi bazı ülkeler için uygulanan vize kısıtlamaları ve giriş yasakları Dünya Kupası öncesinde belirsizlik yaratırken, sporcular için öngörülen istisnaların her zaman uygulanmaması ABD'nin uluslararası imajına zarar veriyor.</p>

<p>ABD Başkanı Donald Trump'ın geçmişte Somali ve göçmenler hakkında kullandığı sert ifadelerin de bu atmosferin oluşmasında etkili olduğu değerlendirmeleri yapılıyor.</p>

<p><strong>FIFA'nın sessizliği eleştiriliyor</strong></p>

<p>Yaşanan gelişmeler karşısında FIFA'nın sınırlı açıklamalarla yetinmesi de eleştirilerin hedefinde bulunuyor.</p>

<p>İran, Irak ve Somali örneklerinde federasyonun daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini savunan çevreler, Dünya Kupası gibi küresel bir organizasyonda sporun evrenselliği ilkesinin zarar gördüğünü belirtiyor.</p>

<p>Son aylarda FIFA Başkanı Gianni Infantino ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki yakın ilişki de federasyonun bağımsızlığı ve siyasi tarafsızlığı konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirdi.</p>

<p><strong>Taraftarlar da kısıtlamalardan etkileniyor</strong></p>

<p>ABD'nin sıkı göç politikaları yalnızca takımları değil, taraftarları da etkiliyor.</p>

<p>İran ve Haiti vatandaşları için uygulanan giriş yasakları nedeniyle çok sayıda taraftarın turnuvaya katılmasının fiilen imkânsız hale geldiği belirtiliyor. Senegal ve Fildişi Sahili vatandaşlarının da vize alma süreçlerinde ciddi zorluklarla karşılaştığı ifade ediliyor.</p>

<p>İnsan hakları örgütleri ve taraftar grupları, sınır kontrolleri ve olası göçmen operasyonlarının birçok kişinin Dünya Kupası seyahatinden vazgeçmesine neden olabileceği uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>Dünya Kupası daha başlamadan tartışmaların odağında</strong></p>

<p>2026 Dünya Kupası, henüz ilk maç oynanmadan vize engelleri, sınır kontrolleri, güvenlik uygulamaları, yüksek bilet fiyatları ve siyasi tartışmalarla gündeme gelmiş durumda.</p>

<p><img alt="" height="800" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/fifa.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Sporun birleştirici gücünü öne çıkarmayı amaçlayan organizasyonun, turnuva boyunca sahadaki mücadele kadar ev sahibi ülkenin göç politikaları ve uluslararası imajı üzerinden de tartışılmaya devam etmesi bekleniyor.</p>

<p><strong>"Bu Trump'ın Dünya Kupası değil"</strong></p>

<p>Siyaset bilimci Hendrik Ohnesorge yaşanan tartışmalara rağmen ABD'nin yalnızca Donald Trump yönetimiyle özdeşleştirilmemesi gerektiğini vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ohnesorge'ye göre Dünya Kupası'nın düzenleneceği birçok kent, ülkenin kozmopolit ve uluslararası kimliğini yansıtan merkezler arasında yer alıyor. Bu nedenle turnuva, ABD'nin farklı yüzünü dünyaya gösterebilmesi açısından da önemli bir fırsat olarak görülüyor.</p>

<p>"Bu Trump'ın Dünya Kupası değil, bu Trump'ın Amerika'sı da değil" değerlendirmesinde bulunan Ohnesorge, ülkenin çok farklı siyasi ve toplumsal kesimlerden oluştuğunu, organizasyonun da yalnızca federal hükümetin politikaları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Futbol ile siyasetin kesiştiği turnuva</strong></p>

<p>Bununla birlikte uzmanlar, Dünya Kupası'nın düzenlendiği dönemin siyasi açıdan da son derece hassas olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<p>ABD'nin göç politikaları, yaklaşan ara seçimler ve uluslararası krizler nedeniyle Washington yönetiminin attığı adımların yalnızca iç politikada değil, küresel ölçekte de yakından takip edildiği belirtiliyor. Bu durum, dünyanın en büyük spor organizasyonlarından birinin kaçınılmaz biçimde siyasi tartışmaların merkezine yerleşmesine neden oluyor.</p>

<p>Özellikle İran ile yaşanan gerilimler, bazı ülke vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamaları ve sınır uygulamaları, futbolun evrensel değerleri ile güvenlik politikaları arasındaki dengeyi yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p><strong>FIFA üzerindeki baskı artıyor</strong></p>

<p>Turnuva yaklaştıkça FIFA üzerindeki baskının da artması bekleniyor.</p>

<p>Futbol otoriteleri ve insan hakları kuruluşları, federasyonun yalnızca organizasyonel konularla değil, katılımcıların ve görevlilerin serbest dolaşım hakkını ilgilendiren sorunlarla da daha yakından ilgilenmesi gerektiğini savunuyor.</p>

<p>Özellikle Somalili hakem Omar Artan'ın turnuva dışında kalması, birçok çevre tarafından Dünya Kupası ruhuna aykırı bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Benzer sorunların başka takım, görevli veya taraftarları etkilemesi halinde FIFA'nın daha güçlü bir tutum almak zorunda kalabileceği belirtiliyor.</p>

<p><strong>Gözler açılış maçına çevrildi</strong></p>

<p>Tüm tartışmalara rağmen futbol dünyasının gözü artık açılış maçına çevrilmiş durumda.</p>

<p>48 takımın katılımıyla şimdiye kadarki en geniş kapsamlı Dünya Kupası olacak organizasyon, üç ülkede oynanacak. (2026 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak üç ülke: Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika.)</p>

<p>104 maçla futbol tarihinin en büyük turnuvalarından biri olarak kayıtlara geçecek.</p>

<p>Ancak 2026 Dünya Kupası, daha ilk düdük çalmadan sporun ötesine taşan tartışmalarla hafızalara kazınmış durumda. Vize engelleri, sınır kontrolleri, güvenlik uygulamaları ve siyasi gerilimler, turnuvanın yalnızca sahadaki sonuçlarla değil, ev sahibi ülkelerin politikalarıyla da anılacağını gösteriyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DÜNYA, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MEDYA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, SPOR, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/abdnin-vize-engeli-dunya-kupasini-golgeledi-futbolcular-ve-hakemler-sinirda-takildi</guid>
      <pubDate>Thu, 11 Jun 2026 00:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/wm2.JPG" type="image/jpeg" length="69455"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nden Doğan Özgüden'e Onur Plaketi]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/turkiye-gazeteciler-cemiyetinden-dogan-ozgudene-onur-plaketi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/turkiye-gazeteciler-cemiyetinden-dogan-ozgudene-onur-plaketi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), kuruluşunun 80. yılını ve Basın Müzesi'nin 38. kuruluş yıldönümünü düzenlediği törenle kutladı. Törende, gazetecilik mesleğine uzun yıllar emek veren 28 duayen gazeteci Onur Plaketi ile ödüllendirilirken, sürgünde yaşayan gazeteci Doğan Özgüden de onurlandırılan isimler arasında yer aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurulduğu 1946 yılından bu yana gazetecilik mesleğinin gelişimi, basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün korunması, meslektaşlar arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi ve gazetecilik etik ilkelerinin yaşatılması için çalışan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, bugün hem kendi 80. kuruluş yıldönümünü hem de Basın Müzesi'nin kuruluşunun 38. yıldönümünü cemiyet merkezinde düzenlenen büyük bir törenle kutladı.</p>

<p>Törende, mesleğe uzun yıllar emek veren ve cemiyete 1959-1966 yılları arasında üye olan 28 duayen gazeteciye Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Onur Plaketi verilerek kendileri onurlandırıldı:</p>

<p>Adnan Özyalçıner, Ahmet Şenova, Aydın Öztürk, Demir Feyizoğlu, Doğan Özgüden, Erdoğan Arıpınar, Ergüder Tırnova, Erkan Göksel, Gündüz Serdengeçti, Günsel Çeliker, Hasan Çeliker, Hilmi Yavuz, Hulusi Yavaşlar, İbrahim Dinçer, Kemal Şener, Naci Yener, Okşan Atasoy, Orhan Ayhan, Rahmi Turan, Selami Turgut Genç, Seraciddin Zıddıoğlu, Sökmen Baykara, Suat Türker, Şevket Uygun, Ünal Sakman, Turgay Olcayto, Yalçın Kamacıoğlu, Yalçın Toker.</p>

<p>Sürgünde bulunduğu için toplantıya katılamayan Doğan Özgüden'in Onur Plaketi, kendisine iletilmek üzere 1960'lı yıllarda Türkiye'deki mücadele arkadaşlarından Faruk Pekin'e sunuldu.</p>

<p>Özgüden, katılamadığı tören öncesinde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Vahap Munyar ve Genel Sekreteri Sibel Güneş'e şu teşekkür mesajını gönderdi:</p>

<p>"Cemiyetimizin 80. kuruluş yıldönümünde Onur Plaketi vererek beni de onurlandıracağınız için şimdiden teşekkür ediyorum.</p>

<p>"Gazeteciliğe 74 yıl önce, 1952 yılında İzmir'de başlamış, hemen ardından İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve İzmir Gazeteciler Sendikası'nda sorumluluklar üstlenmiştim. 1964 yılında İstanbul'da Akşam Gazetesi'nin genel yayın yönetmenliğini üstlendiğimde İstanbul Gazeteciler Cemiyeti'ne üye olmuştum.</p>

<p>"60'lı yılların ikinci yarısında Ant Dergisi'ni yönetirken, 12 Mart darbesinin ikimizi de zorladığı sürgün koşullarında eşim gazeteci İnci Tuğsavul ile birlikte 52 yıldır Brüksel'de İnfo-Türk ajansını yönetiyoruz.</p>

<p>"Bu ülkede Belçika Profesyonel Gazeteciler Cemiyeti (AJP) üyesi olmakla birlikte Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyeliğimi de sürdürmekten onur duyuyorum.</p>

<p>"Mevcut koşullar nedeniyle bu seneki ödül töreninde de maalesef bizzat hazır bulunarak sizlerle birlikte olamayacağım. Ödülümün, toplantıya benim adıma katılacak olan, Ant Dergisi'nde birlikte çalışmış olduğum değerli meslektaşım Faruk Pekin'e verilmesini rica ediyorum."</p>

<p>Törende ödülü alan Faruk Pekin, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yönetimine Doğan Özgüden'in teşekkürlerini iletti.</p>

<p><strong>TGC Başkanı Vahap Munyar'ın açılış konuşması</strong></p>

<p>"Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, kurulduğu 1946 yılından bu yana yalnızca gazetecilerin meslek örgütü olmakla kalmamış; basın özgürlüğünün, mesleki dayanışmanın ve demokratik değerlerin korunması için de önemli bir sorumluluk üstlenmiştir. Bugün de yurttaşların habere ve gerçeğe ulaşabilmesi, haberin serbest dolaşımının güvence altına alınabilmesi için çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir. Biz, TGC Yönetim Kurulu olarak demokratik toplum düzeninin ayrılmaz unsurları olan temel hak ve özgürlüklere sahip çıkmayı görev kabul ediyoruz.</p>

<p>"Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgemizle; nefret söyleminden uzak, barıştan yana, etik ilkelere bağlı gazetecilik anlayışının yaygınlaşmasına katkı sunmayı sürdürüyoruz. Kadınlara ve çocuklara yönelik cinsel istismar ve sömürünün ortadan kaldırılması amacıyla yürütülen her türlü çabanın yanında yer almayı toplumsal sorumluluğumuzun bir gereği olarak görüyoruz.</p>

<p>"Gazetecilerin yalnızca mesleklerini icra ettikleri için fiziksel saldırıya uğramadığı, haksız gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kalmadığı bir çalışma ortamının oluşturulmasını istiyoruz. 29 Ekim 2026'da 103. yaşını kutlayacak Cumhuriyetimizin yurttaşlarımıza, kadınlara, gazetecilere, aydınlara, gençlere ve çocuklara kazandırdığı değerlerin bilinciyle çalışmalarımıza devam ediyoruz."</p>

<p><strong>Özgüden ve Tuğsavul'a önceki yıllarda verilen ödüller</strong></p>

<p>Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1963 yılında İnci Tuğsavul'a "Yılın Gazetecisi" ödülünü vermişti.</p>

<p>Brüksel'de 52 yıldır İnfo-Türk basın ajansını yöneten Özgüden ve Tuğsavul, sürgün yıllarında da şu ödüllerle onurlandırıldılar:</p>

<p>8 Mart 2006: İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından Özgüden ve Tuğsavul'a "Düşünce Özgürlüğü" ödülü,</p>

<p>4 Kasım 2007: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Doğan Özgüden'e "Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü",</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>27 Şubat 2014: Belçika'da Brüksel Kürt Enstitüsü, Belçika Demokrat Ermeniler Derneği, Belçika Asuri Enstitüsü, Güneş Atölyeleri ve Brüksel Halkevi tarafından Özgüden ve Tuğsavul'a "İnsanlık Vatandaşları" ödülü,</p>

<p>10 Haziran 2015: Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Özgüden ve Tuğsavul'a "Düşünce ve İfade Özgürlüğü" ödülü,</p>

<p>31 Mayıs 2016: Belçika'da Adalet ve Demokrasi İçin Avrupa Ermeni Federasyonu (EAFJD) tarafından Doğan Özgüden'e "İnsan hakları, demokrasi, gerçek ve adalet için ömür boyu mücadelesi" nedeniyle onur ödülü,</p>

<p>27 Haziran 2018: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Özgüden'e teşekkür belgesi,</p>

<p>12 Mart 2025: Belçika Ermeniler Komitesi tarafından Özgüden ve Tuğsavul'a, gösterdikleri uzun erimli dostluk ve destek nedeniyle teşekkür ödülü.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AVRUPA, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MEDYA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/turkiye-gazeteciler-cemiyetinden-dogan-ozgudene-onur-plaketi</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/tgs-1.jpg" type="image/jpeg" length="94094"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fransa'dan İsrailli bakana giriş yasağı: Filistinli sivillere yönelik şiddete diplomatik tepki]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/fransadan-israilli-bakana-giris-yasagi-filistinli-sivillere-yonelik-siddete-diplomatik-tepki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/fransadan-israilli-bakana-giris-yasagi-filistinli-sivillere-yonelik-siddete-diplomatik-tepki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fransa, Batı Şeria'nın ilhakını ve İsrail yerleşimlerinin genişletilmesini desteklediği gerekçesiyle İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'e ülkeye giriş yasağı getirdi. Karar, Batı Şeria'da Filistinli sivillere yönelik artan yerleşimci şiddeti nedeniyle Fransa'nın da aralarında bulunduğu beş ülkenin açıkladığı yeni yaptırım paketi kapsamında alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fransa, işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını savunan ve İsrail yerleşim politikalarının önde gelen destekçileri arasında yer alan İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in ülkeye girişini yasakladı.</strong></p>

<p>Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Fransa'nın İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Norveç ile koordineli şekilde yeni yaptırım kararları aldığını duyurdu.</p>

<p>Barrot, Smotrich'in Batı Şeria'nın ilhakını, yeni Yahudi yerleşimlerinin kurulmasını, Gazze'nin yeniden yerleşime açılmasını ve Filistin yönetiminin ekonomik olarak zayıflatılmasını aktif biçimde desteklediğini belirterek, bu politikaların uluslararası toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul edilemeyeceğini ifade etti.</p>

<p><img alt="" height="402" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/barrot.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="613" /></p>

<p><strong>Yerleşimci şiddetine karşı ortak adım</strong></p>

<p>Fransa'nın aldığı karar kapsamında, Smotrich'in yanı sıra yerleşimci örgütleriyle bağlantılı dört kişi ile şiddet eylemlerine karıştığı belirtilen 21 İsrailli yerleşimcinin de Fransız topraklarına girişine yasak getirildi.</p>

<p>Fransa, Avustralya, Kanada, Norveç ve İngiltere dışişleri bakanlıkları tarafından yayımlanan ortak açıklamada, Batı Şeria'da Filistinli sivillere yönelik şiddet olaylarının arttığına dikkat çekildi.</p>

<p>Açıklamada, radikal yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarını sürdürdüğü, insan hakları ihlallerinde bulunduğu ve bazı durumlarda İsrail güvenlik güçlerinin koruması altında hareket ettiği belirtildi. Yerleşimci şiddetinin Filistinlilerin yerlerinden edilmesine, mülklerinin tahrip edilmesine ve yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin genişletilmesine yol açtığı ifade edildi.</p>

<p>Ortak açıklamada, bu durumun Filistin devletinin yaşayabilirliğini ve iki devletli çözüm perspektifini tehlikeye attığı vurgulandı.</p>

<p><strong>Fransa'nın yasak kararı ikinci kez uygulandı</strong></p>

<p>Smotrich, son aylarda Fransa tarafından giriş yasağı getirilen ikinci İsrailli bakan oldu.</p>

<p>Paris yönetimi, mayıs ayında da İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in ülkeye girişini yasaklamıştı. Kararın, Gazze'ye insani yardım götürmeye çalışan bir filoda gözaltına alınan aktivistlerle ilgili yayımlanan görüntülerin ardından alındığı belirtilmişti.</p>

<p>Ben-Gvir ve Smotrich, Başbakan Benjamin Netanyahu'nun sağ koalisyon hükümetinin en etkili isimleri arasında yer alıyor.</p>

<p><strong>İsrail'den tepki</strong></p>

<p>İsrail Dışişleri Bakanlığı, Fransa'nın kararını sert sözlerle eleştirdi.</p>

<p>Bakanlık Sözcüsü Oren Marmorstein, yaptırımların "utanç verici" olduğunu belirterek, kararların Yahudilerin İsrail topraklarında yerleşim hakkına ilişkin siyasi bir tutumu dayatma girişimi olduğunu savundu.</p>

<p>İsrail hükümeti daha önce de benzer yaptırım kararlarını "skandal" olarak nitelendirmişti.</p>

<p><strong>Batı Şeria'daki gerilim sürüyor</strong></p>

<p>İsrail'in 1967 yılından bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırının ardından şiddet olayları belirgin şekilde arttı.</p>

<p>Filistin sağlık makamlarının verilerine dayanan uluslararası kaynaklara göre, bu tarihten bu yana Batı Şeria'da İsrail askerleri ve yerleşimciler tarafından 1.080'den fazla Filistinli hayatını kaybetti. İsrail makamları ise aynı dönemde Filistin saldırılarında veya güvenlik operasyonları sırasında 46 İsraillinin öldüğünü açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birleşmiş Milletler tarafından yetkilendirilen bağımsız soruşturma komisyonu da son raporunda, Filistinli sivillerin hem savaşın yıkıcı etkileri hem de yerleşimci şiddeti nedeniyle ağır insani sonuçlarla karşı karşıya kaldığını belirtti.</p>

<p><strong>Yeni yaptırımlar gündemde</strong></p>

<p>Fransa, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Norveç, İsrail hükümetine Batı Şeria'daki şiddet olaylarının faillerini hesap vermeye zorlayacak adımlar atması çağrısında bulundu.</p>

<p>Ortak açıklamada, İsrail'in yerleşimci şiddetini önlemek, sorumlular hakkında kapsamlı soruşturmalar yürütmek ve şiddeti teşvik eden kişi ve kurumlara karşı önlem almakla yükümlü olduğu vurgulandı.</p>

<p>Açıklamada ayrıca, kalıcı barış ve güvenliğin ancak iki devletli çözüm temelinde sağlanabileceği belirtilerek, sahadaki durumun iyileştirilmemesi halinde yeni yaptırımların gündeme gelebileceği ifade edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>AVRUPA, DÜNYA, GENEL, GÜNDEM, MEDYA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/fransadan-israilli-bakana-giris-yasagi-filistinli-sivillere-yonelik-siddete-diplomatik-tepki</guid>
      <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/giris-yasagi.JPG" type="image/jpeg" length="86631"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Peru’da devlet başkanlığı seçiminde solcu aday Sánchez öne geçti]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/peruda-devlet-baskanligi-seciminde-solcu-aday-sanchez-one-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/peruda-devlet-baskanligi-seciminde-solcu-aday-sanchez-one-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Peru’da 7 Haziran’da gerçekleştirilen devlet başkanlığı seçiminin ikinci turunda nefes kesen yarış sürerken, oy sayımında sona yaklaşıldıkça dengeler değişti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İlk sonuçlarda sağcı aday Keiko Fujimori’nin önde görünmesine rağmen, kırsal bölgelerden gelen oyların sisteme işlenmesiyle solcu aday Roberto Sánchez rakibinin önüne geçti.</strong></p>

<p>Ulusal Seçim Süreçleri Ofisi'nin (ONPE) açıkladığı verilere göre sandıkların yüzde 95’ten fazlası açıldı. Sonuçlara göre, solcu Peru İçin Birlikte (Juntos por el Peru) ittifakının adayı Roberto Sánchez yaklaşık 8,88 milyon oyla yüzde 50,11 destek oranına ulaşırken, sağcı Popüler Güç Partisi (Fuerza Popular) lideri Keiko Fujimori yaklaşık 8,84 milyon oyla yüzde 49,88’de kaldı.</p>

<p><strong>Kırsal bölgeler sonucu değiştirdi</strong></p>

<p>Seçim gecesi yayımlanan hızlı sayımlarda ve ilk resmi sonuçlarda Fujimori kısa süreliğine önde görünse de, ülkenin uzak ve kırsal kesimlerinden gelen oyların büyük bölümü Sánchez lehine oldu. Bağımsız seçim gözlem kuruluşu Transparencia ile araştırma şirketi Ipsos’un ortak hızlı sayımına göre de Sánchez oyların yüzde 50,3’ünü alırken, Fujimori yüzde 49,7’de kaldı.</p>

<p>Başkent Lima’daki tarihi San Martin Meydanı’nda destekçilerine seslenen Sánchez, zafer konusunda umutlu olduklarını belirterek, “Peru’da değişime inanan yerli topluluklarımıza, köylülerimize, işçilerimize ve toplumun en kırılgan kesimlerine teşekkür ediyorum. Veriler bizi önde gösteriyor ancak resmi sonuçlar açıklanana kadar demokratik sürece saygı duymaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p><strong>Fujimori: Sonuç ne olursa olsun kabul edeceğiz</strong></p>

<p>Dört kez devlet başkanlığına aday olan Keiko Fujimori ise seçim sonuçlarına saygı göstereceğini açıkladı. Seçim gecesi yaptığı açıklamada Fujimori, “Sonuç ne olursa olsun kabul edeceğiz ve rakibimizden de aynı tutumu bekliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Fujimori, 2021 seçimlerinde de benzer şekilde son derece çekişmeli geçen yarışta solcu aday Pedro Castillo’ya çok az farkla kaybetmiş, ancak sonuçları haftalar boyunca tartışmalı hale getiren itirazlarda bulunmuştu.</p>

<p><strong>İki farklı Peru vizyonu</strong></p>

<p>Peru seçmeni ikinci turda birbirinden oldukça farklı iki siyasi projeden birini tercih etmek durumunda kaldı.</p>

<p>Eski Devlet Başkanı Alberto Fujimori’nin kızı olan Keiko Fujimori, seçim kampanyasında sık sık babasının mirasına atıfta bulundu. Fujimori, ekonomide deregülasyon, özel sektör yatırımlarının teşviki, organize suçla mücadele ve düzensiz göçe karşı sert önlemler vaat etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Rakibi Roberto Sánchez ise kendisini ülkenin kırsal ve yerli nüfusunun sesi olarak tanımladı. Daha önce Pedro Castillo hükümetinde dış ticaret bakanlığı yapan 57 yaşındaki siyasetçi, sağlık ve eğitim yatırımlarını artırmayı, devletin ekonomideki rolünü güçlendirmeyi ve yolsuzlukla mücadeleyi öncelik haline getireceğini açıkladı. Sánchez ayrıca görevden alınmasının ardından tutuklanan eski Devlet Başkanı Pedro Castillo’yu affedebileceğini de dile getirdi.</p>

<p><strong>Siyasi istikrarsızlık gölgesinde yeni dönem</strong></p>

<p>Son yıllarda ciddi siyasi krizlerle mücadele eden Peru’da devlet başkanlığı makamı büyük bir istikrarsızlık yaşadı. Güney Amerika ülkesinde son on yıl içinde dokuz farklı devlet başkanı görev yaptı. Parlamento ile yürütme arasındaki sert çekişmeler, hükümet krizlerini derinleştiren başlıca unsurlar arasında yer aldı.</p>

<p>Resmi seçim sonuçlarının temmuz ayı ortasına kadar kesinleşmesi bekleniyor. Seçimin galibi, Peru Anayasası gereği ülkenin bağımsızlık günü olan 28 Temmuz’da görevi devralacak. Ancak kim kazanırsa kazansın, karşısında derin siyasi kutuplaşmanın yaşandığı ve değişim beklentisinin yüksek olduğu bir Peru bulacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DÜNYA, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MEDYA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/peruda-devlet-baskanligi-seciminde-solcu-aday-sanchez-one-gecti</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 10:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/peru.jpg" type="image/jpeg" length="61564"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Almanya'da CDU'dan SPD'ye "Müslüman Kardeşler" Uyarısı]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/almanyada-cdudan-spdye-musluman-kardesler-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/almanyada-cdudan-spdye-musluman-kardesler-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya'da muhalefetteki Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) bünyesindeki iç güvenlik uzmanları, Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) İslamcı grupların etkisine açık hale gelebileceği yönünde uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>CDU'lu siyasetçiler, özellikle Müslüman Kardeşler hareketinin siyasi ve toplumsal yapılar içerisinde nüfuz kazanmaya çalıştığını öne sürdü.</strong></p>

<p>Süheyla KAPLAN</p>

<p>Berlin Eyalet Meclisi'nin CDU'lu iç politika uzmanlarından Burkard Dregger, SPD içerisinde "İslamcı eğilimlere karşı yeterli mesafenin gösterilmediğini" savundu. Brandenburg Eyaleti İçişleri Bakanı Jan Redmann da siyasi partiler, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarının bu tür aktörleri hafife almaması gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alman basınında yer verilen değerlendirmelere göre Alman güvenlik çevrelerinde, Müslüman Kardeşler'in yıllardır toplumsal ve siyasi yapılarda etkisini artırmaya çalıştığı görüşü bulunuyor. CDU'lu isimler, örgütün nihai hedefinin şeriat temelli bir toplumsal düzen kurmak olduğunu ve bu amaçla demokratik sistemin sunduğu imkanlardan yararlandığını iddia ediyor.</p>

<p><strong>SPD'ye Yönelik Eleştiriler</strong></p>

<p>Berlin'in Neukölln ilçesinin entegrasyon sorumlusu Güner Balcı da daha önce yaptığı açıklamalarda, SPD içerisindeki bazı kesimlerin İslamcı yapılanmalarla mücadele konusunda yeterince kararlı davranmadığını öne sürmüştü. Balcı, Almanya'da büyüyen İslamcılık sorununa dikkat çekerek Müslüman Kardeşler'in bu süreçte önemli bir rol oynadığını ifade etmişti.</p>

<p>Gazeteci ve İslamcılık uzmanı Sascha Adamek ise bazı çevrelerin "ılımlı bir görüntü sergileyerek" üst düzey siyasetçilere erişim sağladığını savundu. Adamek'e göre SPD içerisinde yaşanan bazı gelişmeler, Müslüman Kardeşler'in strateji belgelerinde tarif edilen yöntemlerle benzerlik gösteriyor.</p>

<p><strong>Hükümetten Temkin Çağrısı</strong></p>

<p>Alman hükümetine yakın güvenlik uzmanları da Müslüman Kardeşler'in bazı temsilcilerinin ılımlı bir görüntü vermesinin, hareketin ideolojik hedeflerini göz ardı etmeye yol açmaması gerektiğini belirtiyor. CDU'lu Parlamenter İçişleri Devlet Sekreteri Christoph de Vries ise Müslüman Kardeşler ile bağlantı şüphesi bulunan kişi ve kuruluşlar konusunda tüm hükümetlerin ve siyasi partilerin son derece dikkatli davranması gerektiğini söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ALMANYA, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MEDYA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/almanyada-cdudan-spdye-musluman-kardesler-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 08:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/musluman-kardesler1.JPG" type="image/jpeg" length="81455"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazar Claudia Wuttke yıllarca uyuşturularak istismar edildiğini öne sürdü]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/yazar-claudia-wuttke-yillarca-uyusturularak-istismar-edildigini-one-surdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/yazar-claudia-wuttke-yillarca-uyusturularak-istismar-edildigini-one-surdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya'nın Hamburg kentinde yaşayan yazar ve edebiyat ajansı sahibi Claudia Wuttke, eski partneri tarafından yıllarca uyuşturularak cinsel saldırıya uğradığını ve bu saldırıların gizlice kayda alındığını öne sürdü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Olay, Fransa'da büyük yankı uyandıran Gisèle Pelicot davasıyla karşılaştırılırken, Almanya'da cinsel suçlarda zaman aşımı sürelerinin yeniden tartışılmasına yol açtı.</strong></p>

<p><strong>Polis görüntüleri gösterdi</strong></p>

<p>59 yaşındaki Claudia Wuttke, geçen yıl yaz aylarında polisten aldığı bir telefonla karakola çağrıldığını anlattı. Burada kendisine, eski partnerine ait bir bilgisayarda bulunan görüntülerden alınan ekran fotoğrafları gösterildi.</p>

<p>Wuttke, ilk anda görüntülerdeki kişinin kendisi olduğunu anlayamadığını belirterek, <strong>"Tamamen sersemlemiş haldeki bir kadını farklı cinsel saldırı sahnelerinde gördüm. Sonra o kişinin ben olduğumu fark ettim" </strong>ifadelerini kullandı.</p>

<p>Soruşturma kapsamında ele geçirilen bilgisayarda, Wuttke'nin yer aldığı toplam 67 görüntü bulunduğu belirtildi. Yetkililere göre görüntüler yaklaşık 16 yıllık bir dönemi kapsıyor. En son kaydın ise 2021 yılına ait olduğu ifade edildi.</p>

<p><strong>"Uyuşturulduğuma inanıyorum"</strong></p>

<p>Der Spiegel'e konuşan Wuttke, yaşananlardan hiçbir şekilde haberdar olmadığını söyledi. Bu nedenle saldırılar sırasında uyuşturulduğuna inandığını belirten yazar, ancak bunu bugün kanıtlamasının mümkün olmadığını ifade etti.</p>

<p>İddialara göre saldırılar yalnızca evlilik döneminde değil, çiftin ayrılmasının ardından iletişimlerini sürdürdükleri süreçte de devam etti.</p>

<p>Eski partnerin avukatı ise suçlamalar hakkında açıklama yapmayarak müvekkil sırrını gerekçe gösterdi.</p>

<p><img alt="" height="533" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/wuttke.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>67 olayın 65'i zaman aşımına uğradı</strong></p>

<p>Hamburg Savcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, kayıtlarda yer alan 67 olayın 65'inin zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle işlem dışı bırakıldığı açıklandı.</p>

<p>Savcılık ayrıca birçok olayda mağdurun "savunmasız durumda bulunduğunun" hukuken kesin şekilde ispatlanamadığını değerlendirdi. Bu nedenle daha uzun zaman aşımı sürelerinin uygulanamayacağı belirtildi.</p>

<p>Mevcut durumda yalnızca son beş yıl içinde gerçekleştiği değerlendirilen bir olay ile bir beyzbol sopasının kullanıldığı iddia edilen başka bir olay soruşturma kapsamında kaldı. Alman hukukunda "tehlikeli araç" kullanılması, zaman aşımı süresini uzatan unsurlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Bu iki olayla ilgili davanın önümüzdeki dönemde görülmesi bekleniyor.</p>

<p><strong>Savcılık dosyayı yeniden açıyor</strong></p>

<p>Wuttke'nin, zaman aşımı nedeniyle kapatılan 65 dosyaya ilişkin karara itiraz ettiği bildirildi.</p>

<p>Der Spiegel'in aktardığı bilgilere göre, yapılan itirazın ardından Hamburg Savcılığı söz konusu dosyaları yeniden inceleme kararı aldı. Böylece daha önce kapatılan soruşturmaların tekrar değerlendirilmesinin önü açılmış oldu.</p>

<p><strong>Almanya'da zaman aşımı tartışması</strong></p>

<p>Olayın kamuoyuna yansımasının ardından Almanya'da cinsel suçlara ilişkin zaman aşımı süreleri yeniden gündeme geldi.</p>

<p>Hamburg Eyaleti Adalet Senatörü Anna Gallina (Yeşiller), mevcut düzenlemenin mağdurlar açısından ciddi sorunlar yarattığını belirterek tecavüz suçlarında zaman aşımı süresinin yeniden uzatılmasını istedi.</p>

<p>Gallina, iki hafta sonra Hamburg'da düzenlenecek Adalet Bakanları Konferansı'nda tecavüz suçlarında mevcut beş yıllık zaman aşımı süresinin on yıla çıkarılmasını öneren bir girişim sunacağını açıkladı.</p>

<p>Hamburglu siyasetçi, birçok cinsel şiddet vakasının ancak yıllar sonra ortaya çıkabildiğine dikkat çekerek, mevcut düzenlemenin bazı suçların hiç yargılanamamasına neden olabildiğini söyledi.</p>

<p><strong>2016 reformu yeniden tartışılıyor</strong></p>

<p>Tartışmaların merkezinde, 2016 yılında Almanya'da yürürlüğe giren cinsel suçlar reformu bulunuyor.</p>

<p>Söz konusu reformla cinsel suçlara ilişkin bazı hükümler ağırlaştırılmış olsa da, tecavüz suçlarına yönelik zaman aşımı süresinin 20 yıldan 5 yıla düşürüldüğü belirtiliyor.</p>

<p>Wuttke de kamuoyuna çıkma nedenlerinden birinin bu düzenlemenin sonuçlarına dikkat çekmek olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Gisèle Pelicot davasıyla benzerlikler</strong></p>

<p>Almanya'daki dava, Fransa'da dünya çapında ses getiren Gisèle Pelicot vakasını hatırlattı.</p>

<p>Pelicot, eski eşi tarafından yıllarca ilaçlarla bayıltılmış, ardından çok sayıda erkeğin cinsel saldırısına maruz bırakılmıştı. Fransa'da görülen davada 51 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştı.</p>

<p>Kamuoyu önünde mücadele etmeyi tercih eden Pelicot, daha sonra cinsel şiddete karşı mücadelenin sembol isimlerinden biri haline gelmişti.</p>

<p>Hamburg'daki soruşturmanın nasıl sonuçlanacağı ve zaman aşımı tartışmalarının Alman hukukunda yeni bir değişikliğe yol açıp açmayacağı ise önümüzdeki dönemde netlik kazanacak.</p>

<p><strong>Kamuoyuna çıkma nedenini anlattı</strong></p>

<p>Yazar Claudia Wuttke, yaşadıklarını kamuoyuyla paylaşma kararını yalnızca kendi davası nedeniyle almadığını söyledi. Asıl amacının, cinsel suçlarda uygulanan zaman aşımı düzenlemelerine dikkat çekmek olduğunu belirten Wuttke, onlarca suçlamanın yalnızca süre aşımı nedeniyle mahkeme önüne taşınamamasını kabul edemediğini ifade etti.</p>

<p>Yazar, yaşadıklarının ortaya çıkmasının ardından ikinci bir travma yaşadığını belirterek, yıllarca sürdüğünü öne sürdüğü saldırıların büyük bölümünün hukuki açıdan artık yargılanamayacak olmasının kendisi için son derece ağır olduğunu dile getirdi.</p>

<p><strong>Kadın örgütleri ve hukuk çevreleri tartışıyor</strong></p>

<p>Wuttke davası, Almanya'da cinsel suçların soruşturulması ve mağdurların korunmasına ilişkin mevcut düzenlemeleri yeniden gündeme taşıdı.</p>

<p>Özellikle mağdurların olayları çoğu zaman yıllar sonra öğrenebildiği veya psikolojik nedenlerle uzun süre şikâyette bulunamadığı vakalarda, mevcut zaman aşımı sürelerinin yeterli olup olmadığı hukuk çevrelerinde tartışılıyor.</p>

<p>Hamburg Adalet Senatörü Anna Gallina da bu nedenle tecavüz suçlarında zaman aşımı süresinin uzatılması gerektiğini savunuyor. Gallina'ya göre, geç ortaya çıkan vakalarda suçların cezasız kalması, yasal koruma amacını zayıflatıyor.</p>

<p><strong>Dava yakından takip ediliyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hamburg Savcılığı'nın yeniden inceleme kararı sonrasında gözler dava sürecine çevrildi. Mahkemenin önüne çıkacak dosyaların yanı sıra, savcılığın daha önce zaman aşımı nedeniyle kapattığı olaylara ilişkin yeni değerlendirmeler de kamuoyu tarafından yakından izleniyor.</p>

<p>Almanya'da geniş yankı uyandıran dava, hem cinsel suçlara ilişkin yasal düzenlemeler hem de mağdurların adalete erişimi konusunda önümüzdeki dönemde tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ALMANYA, GENEL, GÜNDEM, KADIN, MAGAZİN, MEDYA, ÖZEL HABER, YAŞAM, YAZARLAR</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/yazar-claudia-wuttke-yillarca-uyusturularak-istismar-edildigini-one-surdu</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 19:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/4-59.JPG" type="image/jpeg" length="77281"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Almanya'da yeni iltica dönemi: Sığınmacılar için sert kurallar, insan hakları örgütlerinden tepki]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/almanyada-yeni-iltica-donemi-siginmacilar-icin-sert-kurallar-insan-haklari-orgutlerinden-tepki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/almanyada-yeni-iltica-donemi-siginmacilar-icin-sert-kurallar-insan-haklari-orgutlerinden-tepki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya, Avrupa Birliği'nin Ortak Avrupa İltica Sistemi'nde (GEAS) yaptığı kapsamlı reform doğrultusunda iltica mevzuatını yeniden düzenledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Federal Meclis tarafından kabul edilen uyum yasalarıyla birlikte yeni kuralların büyük bölümü 12 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe girecek.</strong></p>

<p>Federal hükümet, düzenlemelerin AB genelinde iltica kurallarını uyumlu hale getirmeyi amaçladığını belirtirken, insan hakları örgütleri ise reformun sığınmacıların haklarını önemli ölçüde kısıtlayacağı uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>İltica sistemi AB kurallarına uyarlanıyor</strong></p>

<p>Yeni düzenlemeler, AB'nin 2024 yılında kabul ettiği Ortak Avrupa İltica Sistemi reformunun Almanya'daki uygulama ayağını oluşturuyor.</p>

<p>Buna göre iltica başvurularının değerlendirilmesinde birçok alanda ulusal hukuk yerine doğrudan AB mevzuatı esas alınacak. Bu kapsamda Almanya'da İltica Yasası, Oturma Yasası ve İltica Başvuru Sahipleri Yardım Yasası'nda kapsamlı değişiklikler yapıldı.</p>

<p>Yeni sistemde iltica süreci başvuru, kayıt ve resmi müracaat olmak üzere üç ayrı aşamaya ayrılıyor. Sığınmacılar önce sınır makamlarına veya ilgili kurumlara başvuracak, ardından kayıt işlemleri gerçekleştirilecek ve son aşamada Federal Göç ve Mülteciler Dairesi'ne (BAMF) resmi iltica başvurusu yapılacak.</p>

<p><img alt="" height="447" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/almanya-da-iltica.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>Girişte zorunlu tarama uygulaması</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni sistemle birlikte sınırlarda veya ülke içerisinde "screening" (tarama) adı verilen ön inceleme süreci uygulanacak.</p>

<p>Bu kapsamda kişinin:</p>

<p>-Kimliği ve uyruğu,</p>

<p>-Sağlık durumu,</p>

<p>-Güvenlik açısından oluşturabileceği riskler,</p>

<p>-Özel koruma ihtiyacı bulunup bulunmadığı incelenecek.</p>

<p>Toplanan veriler AB genelinde erişilebilen ortak veri tabanlarına aktarılacak.</p>

<p><strong>Sınırda iltica prosedürü genişliyor</strong></p>

<p>Reformun en dikkat çekici unsurlarından biri sınır prosedürlerinin genişletilmesi oldu.</p>

<p>Belirli başvurular artık Almanya'ya fiilen giriş yapılmadan önce havaalanlarında, limanlarda veya kara sınırlarında değerlendirilebilecek.</p>

<p>AB genelinde kabul oranı yüzde 20'nin altında olan ülkelerden gelen kişiler de bu kapsama alınabilecek.</p>

<p>Eurostat verilerine göre Irak, Rusya ve Türkiye bu sınırın altında kalan ülkeler arasında yer alıyor.</p>

<p>Federal Göç ve Mülteciler Dairesi'nin başvurular hakkında sekiz hafta içinde karar vermesi öngörülüyor. İstisnai durumlarda süreç 12 haftaya kadar uzayabiliyor.</p>

<p><strong>Bekleme süresi altı aya kadar çıkabilecek</strong></p>

<p>İnsan hakları örgütlerinin en sert eleştirilerinden biri de sınır prosedürlerinde uygulanacak bekleme sürelerine yönelik.</p>

<p>PRO ASYL'e göre daha önce havaalanı prosedürlerinde azami 19 gün olan uygulama süresi artık 12 haftaya kadar uzayabilecek.</p>

<p>Başvurunun reddedilmesi halinde buna ek olarak 12 haftalık geri gönderme prosedürü uygulanabilecek.</p>

<p>Böylece bazı kişilerin havaalanlarında veya sınır tesislerinde toplam altı aya kadar tutulabilmesinin önü açılmış oluyor.</p>

<p><strong>"İkincil göç merkezleri" kurulabilecek</strong></p>

<p>Yeni düzenlemelerle federal eyaletlere "ikincil göç merkezleri" kurma yetkisi veriliyor.</p>

<p>Bu merkezlerde, aslında başka bir AB ülkesinin sorumluluğunda bulunan veya başka bir AB ülkesinde koruma statüsü elde etmiş olmasına rağmen Almanya'ya gelen kişiler barındırılacak.</p>

<p>Yetkililer belirli durumlarda bu kişilerin hareket özgürlüğünü sınırlandırabilecek.</p>

<p>Yetişkinlerin bu merkezlerde kalma süresi 24 aya kadar çıkabilecek. Çocuklu aileler için ise altı aylık süre öngörülüyor. Bazı durumlarda bu süre daha da uzatılabilecek.</p>

<p><strong>PRO ASYL: Fiili gözaltı koşulları oluşabilir</strong></p>

<p>Almanya'da sığınmacıların yasal haklarını savunan Frankfurt merkezli insan hakları örgütü PRO ASYL, söz konusu merkezlerin fiilen gözaltı benzeri koşullar yaratabileceğini açıkladı.</p>

<p>Mültecilere hukuki ve sosyal danışmanlık hizmeti sunan<!--TgQPHd|[]--> kuruluşa göre gece saatlerinde tesisten çıkış yasağı uygulanabilecek, bazı kişiler gündüz saatlerinde de merkezleri terk edemeyecek. Kuruluş, bu uygulamaların özgürlük hakkını ciddi şekilde sınırlandırdığını belirtiyor.</p>

<p>Kuruluş, Mart 2025'ten bu yana pilot proje olarak faaliyet gösteren Eisenhüttenstadt ve Hamburg'daki Dublin merkezlerini örnek gösterdi.</p>

<p>Bu nedenle, yeni yasayla öngörülen sekonder göç merkezlerinin de benzer sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Çocukların alıkonulması tartışma yarattı</strong></p>

<p>Reform kapsamında en çok eleştirilen düzenlemelerden biri de çocukların belirli koşullar altında alıkonulabilmesine imkan tanınması oldu.</p>

<p>Alman hükümeti bunun yalnızca son çare olarak uygulanacağını savunurken, PRO ASYL ve çeşitli insan hakları kuruluşları çocukların özgürlüklerinden mahrum bırakılmasının hiçbir koşulda çocuk yararıyla bağdaşmayacağını ifade ediyor.</p>

<p><strong>Yeni gözaltı türleri getiriliyor</strong></p>

<p>Yasayla birlikte üç yeni gözaltı türü de mevzuata giriyor:</p>

<p>-Tarama (screening) sürecinin güvence altına alınması amacıyla uygulanabilecek "inceleme gözaltısı",</p>

<p>-İltica prosedürü sırasında kişinin kayıplara karışmasını önlemeyi amaçlayan "iltica prosedürü gözaltısı",</p>

<p>-Olumsuz karar sonrası uygulanabilecek "sınır geri gönderme gözaltısı".</p>

<p>Bu uygulamalar özellikle insan hakları örgütleri tarafından yoğun biçimde eleştiriliyor.</p>

<p><strong>Çalışma izni daha erken verilebilecek</strong></p>

<p>Yeni sistemde sığınmacılar açısından bazı olumlu düzenlemeler de bulunuyor.</p>

<p>Buna göre iltica başvurusu devam eden kişiler üç ay sonra çalışma izni alabilecek.</p>

<p>AB mevzuatı altı aylık süre öngörmesine rağmen Almanya bu konuda daha kısa bir süre belirledi.</p>

<p><strong>Çocuklara sağlık hizmetlerinde genişleme</strong></p>

<p>Düzenlemeler kapsamında reşit olmayan (18 yaş altındaki) sığınmacılar için sağlık hizmetlerine erişim de genişletiliyor.</p>

<p>Çocuklar artık yalnızca acil tedavi değil, sosyal yardım mevzuatındaki kapsamlı sağlık hizmetlerinden de yararlanabilecek.</p>

<p>Başlanan tedaviler, çocuk 18 yaşını doldurduktan sonra da tamamlanıncaya kadar sürdürülebilecek.</p>

<p><strong>Yeni düzenlemeler 12 Haziran'da yürürlüğe girecek</strong></p>

<p>PRO ASYL, GEAS reformunun ve Almanya'daki uygulama yasalarının sığınmacıların tecrit edilmesine ve haklarının önemli ölçüde sınırlandırılmasına yol açacağını savunuyor.</p>

<p>Kuruluş, özellikle sınır prosedürlerinin genişletilmesi, hareket özgürlüğünün kısıtlanması ve çocukların da dahil olabileceği yeni alıkoyma uygulamalarının ciddi insan hakları sorunları yaratabileceği görüşünde.</p>

<p>Federal hükümet ise reformun temel amacının iltica süreçlerini hızlandırmak, AB genelinde ortak standartlar oluşturmak ve düzensiz göç hareketlerini daha etkin yönetmek olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Yeni düzenlemelerin büyük bölümü 12 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe girecek. Bu tarihten itibaren Almanya'daki iltica sistemi son yılların en kapsamlı değişikliklerinden birini yaşamış olacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ALMANYA, AVRUPA, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/almanyada-yeni-iltica-donemi-siginmacilar-icin-sert-kurallar-insan-haklari-orgutlerinden-tepki</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/iltica-3.jpg" type="image/jpeg" length="83104"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çin'den Tayvan açıklarında "özel operasyon", Tayvan karşılık verdi]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/cinden-tayvan-aciklarinda-ozel-operasyon-tayvan-karsilik-verdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/cinden-tayvan-aciklarinda-ozel-operasyon-tayvan-karsilik-verdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çin'in, Tayvan'ın doğusundaki sularda başlattığını duyurduğu "özel deniz hukuku uygulama operasyonu" bölgede yeni bir gerilime yol açtı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tayvan yönetimi, Pekin'in faaliyetlerine karşılık olarak bölgeye sahil güvenlik gemileri gönderdiğini açıklarken, söz konusu operasyonun uluslararası hukuka aykırı olduğunu savundu.</strong></p>

<p><strong>Pekin'den "özel deniz operasyonu" açıklaması</strong></p>

<p>Çin Ulaştırma Bakanlığı, Fujian ve Guangdong eyaletlerinden sahil güvenlik unsurlarının seferber edilerek Tayvan Adası'nın doğusundaki sularda "deniz trafiği mevzuatının uygulanmasına yönelik özel bir operasyon" başlatıldığını duyurdu.</p>

<p>Çin'in resmi haber ajansı Xinhua'nın aktardığına göre operasyon, Japonya ile Filipinler'in Tayvan yakınlarındaki sularda deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik müzakereler başlatacaklarını açıklamalarına karşı alınmış "gerekli bir tedbir" olarak tanımlandı.</p>

<p>Pekin yönetimi, Japonya ve Filipinler'in deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik girişimini "yasadışı" olarak nitelendirirken, söz konusu sular üzerinde münhasır hak iddiasını yineledi.</p>

<p>Çin makamları operasyonun süresi, kapsamı ve bölgeye kaç gemi gönderildiği konusunda ayrıntılı bilgi paylaşmadı.</p>

<p><strong>Tayvan: Uluslararası hukuk ihlal ediliyor</strong></p>

<p>Tayvan Sahil Güvenliği ise Çin'in faaliyetlerine karşılık olarak bölgeye birden fazla devriye gemisi gönderdiğini açıkladı.</p>

<p>Yapılan açıklamada, Çin'e ait dört sahil güvenlik gemisinin Xiamen Limanı'ndan ayrılarak Tayvan'ın güneybatısındaki kısıtlı sulardan geçtiği belirtilirken, Tayvan'ın da bu faaliyetleri izlemek amacıyla beşten fazla gemi sevk ettiği kaydedildi.</p>

<p>Tayvan yönetimi, Çin'in yürüttüğü operasyonun uluslararası hukuku ihlal ettiğini savunurken, Çin gemilerinin operasyon boyunca yakından takip edildiğini bildirdi.</p>

<p>Taipei ayrıca Japonya ile Filipinler arasında yürütülen deniz sınırı görüşmelerine Tayvan'ın da dahil edilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>İlk kez koordineli faaliyet tespit edildi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tayvan makamları, 6 Haziran'da Güney Çin Denizi'nin kuzeyindeki Dongsha (Pratas) Adaları yakınlarında bir Çin araştırma gemisinin sahil güvenlik gemisi eşliğinde faaliyet yürüttüğünü açıkladı.</p>

<p>Tayvan Sahil Güvenliği, bunun "Çin'e ait bir araştırma gemisi ile sahil güvenlik unsurunun Tayvan'a yönelik koordineli faaliyet yürüttüğünün belgelenen ilk örneği" olduğunu belirtti.</p>

<p><strong>Japonya ve Filipinler'in görüşmeleri gerilimi artırdı</strong></p>

<p>Tokyo ve Manila yönetimleri geçtiğimiz ay iki ülkenin münhasır ekonomik bölgeleri ile kıta sahanlıkları arasındaki sınırların belirlenmesine yönelik resmi görüşmelere başlayacaklarını duyurmuştu.</p>

<p>Son yıllarda Çin'in bölgedeki deniz yetki alanı iddiaları nedeniyle Japonya ile Filipinler arasındaki güvenlik ve denizcilik iş birliği önemli ölçüde arttı.</p>

<p>Çin ise hem Doğu Çin Denizi'nde Japonya ile hem de Güney Çin Denizi'nde Filipinler ile egemenlik ve deniz yetki alanları konusunda anlaşmazlıklar yaşıyor. Bölgede sahil güvenlik ve deniz kuvvetleri unsurları arasında zaman zaman gergin karşılaşmalar yaşanıyor.</p>

<p><strong>ABD'den Tayvan'a savunma çağrısı</strong></p>

<p>Öte yandan ABD'nin Taipei'deki fiili temsilcisi Raymond Greene, Tayvan'ın savunma kapasitesini artırması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Greene, katıldığı bir forumda Tayvan'ın Ukrayna savaşı ve Orta Doğu'daki çatışmalardan dersler çıkarması gerektiğini belirterek, adanın Çin karşısındaki askeri dengesini koruyabilmesi için savunma hazırlıklarını güçlendirmesi çağrısında bulundu.</p>

<p>Çin, Tayvan'ı kendi toprağının bir parçası olarak görüyor ve gerektiğinde güç kullanarak ada ile yeniden birleşebileceğini savunuyor. Tayvan ise kendisini egemen bir yönetim olarak tanımlamayı sürdürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DÜNYA, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, TEKNOLOJİ, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/cinden-tayvan-aciklarinda-ozel-operasyon-tayvan-karsilik-verdi</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/china.JPG" type="image/jpeg" length="49523"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alman basınına göre CHP'ye yönelik baskılar Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin işareti]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/alman-basinina-gore-chpye-yonelik-baskilar-turkiye-siyasetinde-yeni-bir-donemin-isareti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/alman-basinina-gore-chpye-yonelik-baskilar-turkiye-siyasetinde-yeni-bir-donemin-isareti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşanan yargı müdahalesi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen yargı süreçleri ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile ilgili tartışmalar, Almanya’da yayımlanan haber ve yorumlarda öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Spiegel ve T-Online kaynaklı analizlerde, Türkiye’nin hem iç siyasetinde hem de dış politikada kritik bir döneme girdiği vurgulandı.</strong></p>

<p>Değerlendirmelerde, Türkiye’de muhalefete yönelik yargı süreçleri, CHP üzerindeki baskı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iç politikadaki güç mücadelesi ele alınırken, ülkenin demokratik yapısına ilişkin tartışmalar da yeniden gündeme taşındı. Analizlerde, Türkiye’nin hem iç siyasette hem de dış politikada kritik bir döneme girdiği vurgulandı.</p>

<p><strong>Erdoğan–Trump hattında dikkat çeken diplomasi trafiği</strong></p>

<p>Haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişkiye de geniş yer verildi. Trump’ın ilk başkanlık dönemine ilişkin aktarılan diplomatik kulis bilgileri, iki lider arasında doğrudan ve yoğun bir iletişim trafiği bulunduğu yönündeki değerlendirmeleri yeniden gündeme getirdi.</p>

<p>Washington çevrelerinde dile getirilen bir iddiaya göre, Erdoğan’ın Trump ile doğrudan iletişim kanalları kurduğu ve bu süreçten sonra iki lider arasında sık telefon görüşmeleri gerçekleştirildiği ifade edildi. Bu durumun özellikle Suriye ve bölgesel güvenlik konularında Ankara’nın etkisini artırdığı yönünde yorumlar yapıldı.</p>

<p>Haberde ayrıca, Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin Suriye’nin kuzeyinden çekilme kararının Türkiye’nin bölgedeki askerî hareket alanını genişlettiği hatırlatıldı. Söz konusu kararın, iki lider arasındaki doğrudan iletişimin sonuçlarından biri olarak değerlendirildiğine ilişkin yorumlara da yer verildi.</p>

<p><strong>Ekonomik kriz ve iç siyasi baskı tartışmaları</strong></p>

<p>Alman basını, Türkiye’de ekonomik sorunların devam ettiğine dikkat çekerek, yüksek enflasyon ve düşen alım gücünün toplum üzerindeki etkilerine vurgu yaptı. Resmî verilere göre yüzde 30’un üzerinde seyreden enflasyonun, geniş kesimlerin yaşam standartlarını olumsuz etkilediği belirtildi.</p>

<p>Bu ekonomik tablonun muhalefetin güçlenmesine zemin hazırladığı değerlendirilirken, özellikle CHP’nin son seçimlerde elde ettiği başarıların iktidar üzerindeki siyasi baskıyı artırdığı yorumları yapıldı.</p>

<p><strong>CHP ve İmamoğlu üzerinden artan gerilim</strong></p>

<p>Haberde, CHP’nin son dönemde iktidar karşısında güç kazandığı ve Ekrem İmamoğlu’nun muhalefetin öne çıkan isimlerinden biri hâline geldiği vurgulandı. İmamoğlu’nun siyasi faaliyetlerinin çeşitli yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldığına ilişkin değerlendirmelere de yer verildi.</p>

<p>Ayrıca, muhalefetle ilgili yargı süreçleri ve siyasi baskıların, Türkiye’deki demokratik rekabet ortamına ilişkin tartışmaları artırdığı ifade edildi.</p>

<p><strong>CHP’de liderlik krizi ve parti içi müdahale </strong></p>

<p>Değerlendirmelerde, CHP içinde yaşanan liderlik tartışmaları da geniş yer buldu. Parti içi süreçlere yönelik yargı müdahaleleri ve yönetim değişikliklerine ilişkin tartışmaların, muhalefetin kurumsal yapısına yönelik baskı iddialarını güçlendirdiği belirtildi.</p>

<p><strong>Orbán benzetmesi: Türkiye için kritik eşik uyarısı</strong></p>

<p>Haber ve yorumlarda, CHP’ye yönelik yargı süreçleri ve muhalefet üzerindeki baskılara dikkat çekilirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlenen muhalefet karşısında önemli bir siyasi sınamayla karşı karşıya olduğu ifade edildi.</p>

<p>Bazı analizlerde, Türkiye’de muhalefetin güçlenmesi ve ekonomik sorunların sürmesiyle birlikte siyasi dengelerin değişmeye başladığı, bunun da Erdoğan yönetimi açısından yeni bir siyasi eşik oluşturabileceği değerlendirmesine yer verildi.</p>

<p><strong>Batı ile ilişkiler ve NATO dengesi</strong></p>

<p>Haberde ayrıca, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki krizler ve NATO içindeki güvenlik tartışmalarının Türkiye’nin stratejik önemini artırdığı vurgulandı. Bu nedenle Batılı ülkelerin Ankara ile ilişkilerinde daha temkinli ve dengeli bir yaklaşım izlediği belirtildi.</p>

<p>Öte yandan, Türkiye’nin jeopolitik konumu nedeniyle Avrupa ve ABD’nin Ankara’ya yönelik eleştirilerinde daha ölçülü bir dil kullandığı yönündeki değerlendirmelere de yer verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kritik siyasi dönem vurgusu</strong></p>

<p>Türkiye’nin hem ekonomik hem de siyasi açıdan kritik bir dönemden geçtiği belirtilirken, iktidar ile muhalefet arasındaki gerilimin önümüzdeki süreçte daha da artabileceği yorumları yapıldı.</p>

<p>Uzmanlar, Türkiye’de demokratik rekabetin geleceğinin hem iç siyasi gelişmelere hem de Batı ile ilişkilerin seyrine bağlı olacağını ifade ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ALMANYA, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MEDYA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/alman-basinina-gore-chpye-yonelik-baskilar-turkiye-siyasetinde-yeni-bir-donemin-isareti</guid>
      <pubDate>Sat, 06 Jun 2026 18:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/erdo-33.JPG" type="image/jpeg" length="39084"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Almanya, BM Güvenlik Konseyi seçimlerinde ilk kez elendi]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/almanya-bm-guvenlik-konseyi-secimlerinde-ilk-kez-elendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/almanya-bm-guvenlik-konseyi-secimlerinde-ilk-kez-elendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin 2027-2028 dönemi geçici üyeliği için yürüttüğü kampanyada beklenmedik bir yenilgi alarak, yeniden birleşmenin gerçekleştiği 1990 yılından bu yana ilk kez konseye seçilemedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p><strong>New York'ta BM Genel Kurulu'nda yapılan gizli oylamada Almanya, kendi bölgesel grubu olan Batı Avrupa ve Diğerleri Grubu'nda Avusturya ve Portekiz'in gerisinde kaldı.</strong></p>

<p>193 üye ülkenin oy kullandığı seçimde Portekiz 134, Avusturya 131, Almanya ise 104 oy aldı. Geçici üyelik için gerekli olan üçte iki çoğunluk şartını yalnızca Portekiz ve Avusturya sağlayabildi.</p>

<p><strong>Berlin'de şok etkisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Almanya, yeniden birleşmeden bu yana her sekiz yılda bir BM Güvenlik Konseyi'ne girmeyi başarmış ve bugüne kadar altı kez geçici üye olarak görev yapmıştı. Son olarak 2019-2020 döneminde konseye seçilen ülkenin bu kez başarısız olması Berlin'de geniş yankı uyandırdı.</p>

<p>Seçim sonucunun ardından açıklama yapan Almanya Başbakanı Friedrich Merz, sonucun ülkenin uluslararası sorumluluklarını değiştirmediğini belirterek, <strong>"Almanya çok taraflı sistemin güvenilir bir direği olmaya devam edecektir" </strong>dedi. Merz ayrıca seçimi kazanan Avusturya ve Portekiz'i tebrik ederek bu ülkelerle yakın iş birliğinin süreceğini vurguladı.</p>

<p><strong>Hükümetten "Geç adaylık" savunması</strong></p>

<p>Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ise yenilginin temel nedenlerinden birinin Almanya'nın adaylığını rakiplerinden çok daha geç açıklaması olduğunu söyledi.</p>

<p>Wadephul, Avusturya'nın adaylığını 2011'de, Portekiz'in ise 2013'te ilan ettiğini hatırlatarak Almanya'nın yarışa geç katıldığını belirtti. Bakan ayrıca Almanya'nın Ukrayna'ya verdiği güçlü desteğin Rusya'nın karşı propaganda faaliyetlerine neden olduğunu savundu.</p>

<p>Gazze savaşı nedeniyle Almanya'nın İsrail'e yönelik tarihsel sorumluluğunun da bazı ülkelerin oy tercihlerinde etkili olmuş olabileceğini dile getiren Wadephul, seçim öncesinde daha olumlu bir sonuç beklediğini kabul etti.</p>

<p><strong>Muhalefetten sert eleştiriler</strong></p>

<p>Seçim sonucu Almanya'da muhalefet partilerinin de sert tepkilerine yol açtı.</p>

<p>Muhalefetteki Yeşiller Partisi Eş Başkanı Franziska Brantner, sonucu Başbakan Merz ve Dışişleri Bakanı Wadephul açısından "diplomatik bir hezimet" olarak nitelendirirken, Almanya'nın son aylarda uluslararası alanda önemli ölçüde güven kaybettiğini söyledi.</p>

<p>Sol Parti Genel Başkanı Ines Schwerdtner ise Almanya'nın Gazze, Venezuela ve İran konularında uluslararası hukuk ihlallerine karşı yeterince net tavır göstermemesinin bu sonucun ortaya çıkmasında etkili olduğunu savundu.</p>

<p>Aşırı sağcı AfD'nin lideri Alice Weidel ise sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, "Bir rezalet diğerini izliyor" ifadeleriyle hükümeti hedef aldı.</p>

<p>SPD Federal Meclis Milletvekili Macit Karaahmetoğlu da Almanya'nın dış politikada daha tutarlı ve ilkeli bir çizgi izlemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>"Uluslararası hukukta çifte standart algısı oluştu"</strong></p>

<p>Karaahmetoğlu, Almanya'nın uzun yıllar boyunca uluslararası hukukun ve çok taraflı diplomasinin güçlü savunucularından biri olarak görüldüğünü ancak son dönemde bu algının zedelendiğini söyledi.</p>

<p>Özellikle Gazze'deki insani kriz karşısında Berlin'in tutumunun birçok ülkede tepki çektiğini ifade eden Karaahmetoğlu, Almanya'nın bazı uluslararası krizlerde farklı standartlar uyguladığı yönündeki eleştirilerin ülkenin küresel itibarını olumsuz etkilediğini dile getirdi.</p>

<p>SPD Federal Meclis Grubu Dış Politika Sözcüsü Adis Ahmetovic de seçim sonucunun Almanya'nın uluslararası alandaki algısına ilişkin önemli bir uyarı niteliği taşıdığını belirterek, "Uluslararası hukuku savunduğunu söyleyen bir ülke, bunu her durumda aynı kararlılıkla göstermek zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><strong>Güvenlik Konseyi'ne kimler seçildi?</strong></p>

<p>Yapılan seçimlerde 2027-2028 dönemi için geçici üyeliğe seçilen ülkeler şöyle oldu:</p>

<ul>
 <li>Avusturya</li>
 <li>Portekiz</li>
 <li>Zimbabve</li>
 <li>Trinidad ve Tobago</li>
</ul>

<p>Asya grubu için yapılan ilk tur oylamada ise Kırgızistan ve Filipinler gerekli çoğunluğu sağlayamadığı için seçim ikinci tura kaldı.</p>

<p><strong>Almanya için bir uyarı mı?</strong></p>

<p>Uzmanlar ve siyasetçiler, Almanya'nın ilk kez BM Güvenlik Konseyi dışında kalmasının yalnızca diplomatik bir yenilgi değil, aynı zamanda Berlin'in son yıllardaki dış politika tercihleri hakkında uluslararası toplumun verdiği önemli bir mesaj olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Almanya'nın Ukrayna savaşı, Gazze'deki soykırım ve diğer uluslararası çatışmalardaki tutumunun dünya genelinde farklı şekillerde algılandığına dikkat çeken gözlemciler, Berlin'in önümüzdeki dönemde uluslararası hukuk, insani yardım ve çok taraflı diplomasi alanlarında güven tazelemek için daha kapsamlı adımlar atmak zorunda kalabileceğini ifade ediyor.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ALMANYA, DÜNYA, GENEL, GÜNDEM, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/almanya-bm-guvenlik-konseyi-secimlerinde-ilk-kez-elendi</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 17:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/bm-3.JPG" type="image/jpeg" length="77224"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Trump’tan Küba’ya yeni baskı sinyali: “İran’dan sonra ilgileneceğiz”]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/trumptan-kubaya-yeni-baski-sinyali-irandan-sonra-ilgilenecegiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/trumptan-kubaya-yeni-baski-sinyali-irandan-sonra-ilgilenecegiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump, Küba yönetimini hedef alan açıklamalarına yenilerini eklerken, Washington yönetimi de Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ve bazı üst düzey isimlere yönelik yeni yaptırımlar açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Trump’ın “İran ile işimiz biter bitmez Küba ile ilgileneceğiz” sözleri, ABD’nin Karayipler’deki politikalarına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.</strong></p>

<p><strong>Washington’dan Havana’ya yeni yaptırımlar</strong></p>

<p>ABD yönetimi, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, eşi ve bazı aile üyeleriyle birlikte eski Devlet Başkanı Raúl Castro ailesinden bazı isimlere yeni ekonomik yaptırımlar uygulama kararı aldı.</p>

<p>ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, yaptırımların Küba yönetiminin mali ve kurumsal ağlarını hedef aldığını belirterek, yaptırım listesine alınan kurumlarla iş yapan kişi ve şirketlerin de yaptırım riskiyle karşı karşıya kalabileceğini açıkladı.</p>

<p>Washington ayrıca Küba Silahlı Kuvvetleri Bakanlığı ve bazı devlet bağlantılı kuruluşları da yaptırım kapsamına aldı.</p>

<p><strong>Trump: “Küba çökmüş durumda”</strong></p>

<p>Trump, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada Küba’nın ekonomik ve siyasi açıdan ciddi bir kriz yaşadığını savundu.</p>

<p>“Küba neredeyse tamamen çökmüş durumda. İran ile işimizi bitirir bitirmez orayla ilgileneceğiz. Her seferinde tek bir meseleyle uğraşmayı severim” diyen Trump, Küba halkına yardım etmek istediklerini öne sürdü.</p>

<p>ABD Başkanı ayrıca daha önce de Küba için “başarısız bir ülke” ifadesini kullanmış, Washington’un ülkeye ilişkin “çok iyi planları” olduğunu söylemişti.</p>

<p><strong>Havana’dan sert yanıt</strong></p>

<p>Küba Devlet Başkanı Díaz-Canel ise Washington’un açıklamalarına ve yaptırımlarına sert tepki gösterdi.</p>

<p>ABD yönetimini “saldırganlık” ve “çarpık siyaset” yürütmekle suçlayan Díaz-Canel, Küba’nın dış baskılara boyun eğmeyeceğini söyledi.</p>

<p>“Küba halkına zarar vermeyi amaçlayan bu politikalar karşısında geri adım atmayacağız” diyen Kübalı lider, ülkesinin egemenliğini savunmaya devam edeceklerini vurguladı.</p>

<p><strong>Ekonomik kriz derinleşiyor</strong></p>

<p>Yaklaşık altmış yıldır ABD ambargosu altında bulunan Küba, son yılların en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşıyor.</p>

<p>Enerji sıkıntısı, yakıt yetersizliği, uzun süreli elektrik kesintileri ve temel tüketim ürünlerindeki eksiklikler ülke genelinde günlük yaşamı zorlaştırıyor. Son yıllarda yüz binlerce Kübalının ülkeyi terk ederek başta ABD olmak üzere farklı ülkelere göç ettiği belirtiliyor.</p>

<p>Uzmanlar, Washington’un son dönemde uyguladığı ek yaptırımların ve enerji akışına yönelik baskıların, Küba ekonomisi üzerindeki yükü daha da artırdığı görüşünde.</p>

<p><strong>Askeri müdahale iddiaları tartışılıyor</strong></p>

<p>Trump’ın son açıklamaları bazı uluslararası medya kuruluşlarında, ABD’nin Küba’ya yönelik olası yeni hamleleri hakkında spekülasyonlara yol açtı.</p>

<p>Özellikle Karayipler’de son aylarda artan ABD askeri hareketliliği ve Washington’un Havana yönetimine yönelik sertleşen söylemi dikkat çekiyor. Ancak şu ana kadar ABD yönetimi tarafından Küba’ya yönelik herhangi bir askeri operasyon planlandığını doğrulayan resmi bir açıklama yapılmadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok uzman da doğrudan bir askeri müdahalenin son derece maliyetli ve riskli olacağı görüşünü dile getirirken, Washington’un önceliğinin ekonomik baskıyı artırmak ve Havana yönetimini siyasi tavizlere zorlamak olduğu değerlendirmesinde bulunuyor.</p>

<p><strong>Küba-ABD geriliminde yeni dönem</strong></p>

<p>1959’daki Küba devrimi sonrasında gerilen ABD-Küba ilişkileri, uzun yıllardır yaptırımlar ve diplomatik krizlerle şekilleniyor.</p>

<p>Trump yönetiminin son dönemde attığı adımlar, iki ülke arasındaki gerilimin yeniden tırmanabileceğine işaret ederken, Havana ise ekonomik zorluklara rağmen dış baskılara direnmeye devam edeceğini vurguluyor.</p>

<section dir="auto">
<p>Uzmanlar, önümüzdeki dönemde ABD’nin yeni yaptırımlar açıklayabileceğini, ancak Washington ile Havana arasındaki mücadelenin esas olarak ekonomik ve diplomatik alanda süreceğini değerlendiriyor.</p>

<p><strong>Trump yönetiminin hedefi ne?</strong></p>

<p>Trump yönetiminin Küba politikasının arkasında yalnızca ideolojik nedenlerin değil, ekonomik ve jeopolitik hesapların da bulunduğu değerlendiriliyor.</p>

<p>ABD’deki bazı çevreler, Küba’nın sahip olduğu limanlar, turizm potansiyeli, doğal kaynakları ve Karayipler’deki stratejik konumu nedeniyle Washington açısından önemli bir hedef olmaya devam ettiğini belirtiyor. Özellikle Çin, Rusya, İran ve Venezuela ile ilişkilerini sürdüren Havana yönetiminin, ABD'nin bölgesel politikalarına meydan okuyan son ülkelerden biri olarak görüldüğü ifade ediliyor.</p>

<p>ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da son açıklamalarında Küba’yı “ABD ulusal güvenliği açısından tehdit oluşturan ülkelerden biri” olarak nitelendirerek Havana’nın Washington karşıtı ülkelerle iş birliğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Muhalifler ve uzmanlar uyarıyor</strong></p>

<p>Öte yandan birçok uluslararası uzman ve insan hakları kuruluşu, yaptırımların Küba yönetiminden çok sıradan vatandaşları etkilediğini savunuyor.</p>

<p>Ekonomik baskının artmasının gıda, ilaç ve enerji krizini daha da ağırlaştırabileceği belirtilirken, yeni yaptırımların kitlesel göç hareketlerini hızlandırabileceği uyarısında bulunuluyor. Son yıllarda yüz binlerce Kübalının ülkeyi terk etmesi, Washington açısından da önemli bir siyasi başlık olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Bazı analistler ise Trump yönetiminin Küba’ya yönelik sert söylemlerinin, ABD iç siyasetinde özellikle Florida’daki Küba kökenli seçmenlere yönelik bir mesaj niteliği taşıdığı görüşünde.</p>

<p><strong>Bölgesel dengeler açısından kritik süreç</strong></p>

<p>Küba’ya yönelik baskının artırılması, yalnızca Havana-Washington hattını değil, Latin Amerika’daki siyasi dengeleri de etkileyebilir.</p>

<p>Son dönemde ABD ile mesafeli ilişkiler yürüten bazı Latin Amerika ülkelerinin Küba’ya destek vermesi beklenirken, bölgedeki sol hükümetlerin Washington’un yeni yaptırımlarına nasıl tepki vereceği merak konusu.</p>

<p>Uzmanlara göre önümüzdeki aylarda ABD-Küba ilişkilerinde tansiyonun daha da yükselmesi olası görünüyor. Ancak mevcut koşullarda Washington’un önceliğinin doğrudan askeri müdahaleden ziyade ekonomik yaptırımlar, diplomatik baskı ve siyasi izolasyon politikalarıyla Havana üzerindeki baskıyı artırmak olduğu değerlendiriliyor.</p>

<p>Böylece İran, Venezuela ve Küba gibi ABD ile gerilim yaşayan ülkeler etrafında şekillenen yeni jeopolitik denklem, Trump yönetiminin dış politika gündeminde önemli bir yer tutmaya devam ediyor.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DÜNYA, GENEL, GÜNDEM, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/trumptan-kubaya-yeni-baski-sinyali-irandan-sonra-ilgilenecegiz</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 12:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/kuba-6.JPG" type="image/jpeg" length="55730"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doruk Madencilik işçileri yeniden Ankara’da: “Haklarımız ödenene kadar mücadele sürecek”]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/doruk-madencilik-iscileri-yeniden-ankarada-haklarimiz-odenene-kadar-mucadele-surecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/doruk-madencilik-iscileri-yeniden-ankarada-haklarimiz-odenene-kadar-mucadele-surecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doruk Madencilik işçileri, ödenmeyen ücret, fazla mesai ve tazminat alacakları için Ankara’da yeniden eyleme geçti. Yıldızlar SSS Holding önünde toplanan işçilere siyasi partiler, sendikalar ve çeşitli emek örgütleri destek verirken, işçilerin hesaplarına ödemelerin bir kısmının yatırılmaya başlandığı bildirildi. Ancak sendika, tüm alacaklar eksiksiz ödenene kadar mücadelenin süreceğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Verilen sözler tutulmadı, eylem yeniden başladı</strong></p>

<p>Doruk Madencilik işçileri, ödenmeyen ücretleri, fazla mesai alacakları ve tazminat hakları için 12 Nisan 2026’da başlattıkları eylemleri, üç bakanlığın devreye girmesi ve Yıldızlar SSS Holding’in ödeme taahhüdünde bulunması üzerine 28 Nisan’da sonlandırmıştı.</p>

<p>Taraflar arasında yapılan anlaşmaya göre tüm ödemelerin 15 Mayıs 2026’ya kadar tamamlanması kararlaştırılmıştı. Ancak işçiler, holdingin yalnızca alacakların bir bölümünü ödediğini belirterek yeniden eylem kararı aldı.</p>

<p>Bu kapsamda Bağımsız Maden-İş Sendikası, 1 Haziran’da Ankara’da Yıldızlar SSS Holding önünde yeniden direniş çağrısı yapmıştı.</p>

<p><strong>Polis ablukasına rağmen holding önüne yürüdüler</strong></p>

<p>Beypazarı çıkışında polis engeliyle karşılaşan madenciler bir süre bekletildi. Daha sonra destek veren siyasi partiler, sendikalar ve emek örgütleriyle birlikte holding binası önüne yürüyüş gerçekleştirildi.</p>

<p>Eylemde sık sık “Doruk Madencilik işçisi yalnız değildir”, “Direne direne kazanacağız”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek” ve “Fabrikalar, tarlalar, her şey emeğin olacak” sloganları atıldı.</p>

<p><strong>Sendika: “Paralar yatmaya başladı ama mücadele bitmedi”</strong></p>

<p>Bağımsız Maden-İş Sendikası'nın avukatı Mürsel Ünder, holding önünde yaptığı açıklamada işçilerin hesaplarına ödeme yapılmaya başlandığını duyurdu.</p>

<p>Ünder, kendilerine ulaşan bilgilere göre yaklaşık 85 milyon liralık ödemenin gerçekleştirildiğini, kalan kısmın da gün içerisinde yatırılacağının bildirildiğini söyledi.</p>

<p>Ancak Ünder, ödemelerin eksiksiz yapılıp yapılmadığının kontrol edildiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: <strong>“Madencilerin tamamı ‘Ben hakkımı aldım’ demeden bu iş bitmiş değildir.”</strong></p>

<p>Sendika da yaptığı açıklamada, “Holding önünde beklemeye devam edeceğiz. Biz bitti demeden bitmez” mesajını verdi.</p>

<p><strong>Özgür Özel: “Bu mücadele kamuoyu desteğiyle kazanılacak”</strong></p>

<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel de Ankara’daki eyleme katılarak işçilere destek verdi.</p>

<p>Özel, Doruk Madencilik’in bağlı olduğu Yıldızlar Holding’in uzun süredir işçilere ödeme yapmadığını belirterek, üç bakanlığın garantör olduğu anlaşmanın uygulanmadığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Farklı siyasi partilerin ve toplumsal kesimlerin işçiler için bir araya geldiğine dikkat çeken Özel, “Bu mücadeleye sahip çıkılınca ödemeler yapılmaya başlandı. Doruk Madencilik işçileri haklarını kamuoyunun desteğiyle alacak” dedi.</p>

<p><strong>Muhalefet ve sendikalardan ortak destek</strong></p>

<p>Eyleme CHP, DEM Parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Zafer Partisi, Emek Partisi (EMEP), Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve çeşitli emek örgütleri katıldı.</p>

<p>DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Türkiye’yi “emek cehennemi” olarak nitelendirirken, EMEP Milletvekili Sevda Karaca işçilerin mücadelesinin kamuoyu desteği sayesinde sonuç verdiğini söyledi.</p>

<p>BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen ise işçilerin artık yeni haklar için değil, mevcut ücret ve tazminatlarını alabilmek için mücadele etmek zorunda bırakıldığını ifade etti.</p>

<p><strong>İşçiler kararlı</strong></p>

<p>Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır, üç bakanlığın işçilerin haklılığını kabul ederek anlaşmaya garantör olduğunu hatırlattı.</p>

<p>Çakır, işçilerin tüm alacakları eksiksiz şekilde ödenene kadar holding önündeki bekleyişlerini sürdüreceklerini belirterek, “Bu bariyerler işçilere değil, sözünü tutmayan patronlara kurulmalı” dedi.</p>

<p>Yaklaşık iki aydır haklarını alabilmek için mücadele veren Doruk Madencilik işçileri ise, yapılan kısmi ödemelerin sorunu çözmediğini vurgulayarak, ücret, fazla mesai ve tazminat alacaklarının tamamı hesaplarına yatıncaya kadar eylemlerine devam edeceklerini ifade etti.</p>

<p>İşçiler, daha önce üç bakanlığın garantörlüğünde varılan anlaşmanın eksiksiz uygulanmasını talep ederken, sendika yetkilileri de ödeme sürecini yakından takip ettiklerini belirtti.</p>

<p>Ankara'daki direniş, farklı siyasi partiler, sendikalar ve emek örgütlerinin desteğiyle sürerken, Bağımsız Maden-İş Sendikası, tüm madenciler haklarını aldığını teyit edene kadar Yıldızlar SSS Holding önünden ayrılmayacaklarını duyurdu.</p>

<p>Sendika temsilcileri, işçilerin aylardır yalnızca yasal ve kazanılmış haklarını talep ettiğine dikkat çekerek, yaşanan sürecin Türkiye'de emekçilerin karşı karşıya kaldığı sorunların da bir göstergesi olduğunu belirtti. Yapılan açıklamalarda, kamuoyu desteğinin sürmesinin mücadelenin sonuç alması açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EKONOMİ, GENEL, GÜNDEM, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/doruk-madencilik-iscileri-yeniden-ankarada-haklarimiz-odenene-kadar-mucadele-surecek</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/06/doruk-iscileri.JPG" type="image/jpeg" length="35077"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
