<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Avrupa Postası - Avrupa'dan Son Dakika Haberleri</title>
    <link>https://www.avrupa-postasi.com</link>
    <description>Özgür ve doğru haberin adresi. Avrupa Haber, Almanya Haber, Hamburg Haber, Avrupa son dakika, son dakika haber, güncel haberler, haber avrupa, berlin haber, fransa haber, özgür haber,</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.avrupa-postasi.com/rss/3sayfa" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2012. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 18 Jun 2026 04:48:12 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/rss/3sayfa"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Av. U. Efsun Türkmen Erol’a meslekte 25. yıl plaketi]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/av-u-efsun-turkmen-erola-meslekte-25-yil-plaketi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/av-u-efsun-turkmen-erola-meslekte-25-yil-plaketi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Muğla Barosu tarafından Avukatlar Günü kapsamında düzenlenen kutlama yemeğinde, meslekte 25, 35 ve 50 yılını dolduran avukatlar için plaket töreni gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Törende, Muğla Barosu İnsan Hakları Komisyonu ve Seçim Hukuku Komisyonu’ndan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Av. U. Efsun Türkmen Erol’a, meslekteki 25. yılı dolayısıyla plaket verildi.</strong></p>

<p>25. Yıl Plaketi, Muğla Barosu Başkanı Levent Akgün tarafından takdim edildi. Törene, Türkmen Erol’un birlikte görev yaptığı yönetim kurulu üyesi meslektaşları ile CHP Muğla Milletvekili ve önceki dönem Muğla Barosu Başkanı Cumhur Uzun da katıldı.</p>

<p><strong>“Hak, hukuk ve adalet mücadelesiyle geçen 25 yıl”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket töreninde konuşan Av. U. Efsun Türkmen Erol, hak, hukuk ve adalet mücadelesiyle geçen 25 yılın ardından meslektaşları ve yol arkadaşlarının katılımıyla bu plaketi almanın kendisi için büyük bir onur olduğunu söyledi.</p>

<p><img alt="" height="534" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/05/1-199.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p>Konuşmasında yaşamını yitiren avukatları da anan Türkmen Erol, yalnızca görevlerini yaptıkları ve vatandaşların haklarını savundukları için meslektaşlarının şiddete maruz kalmasının büyük üzüntü yarattığını ifade etti. Avukatlara yönelik şiddetin önlenmesi için yasal düzenlemelerin ve hukuki mücadelenin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Türkmen Erol konuşmasını, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde; vatanımız, evlatlarımız ve aydınlık bir Türkiye için hak, hukuk ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz. İyi ki varsınız, iyi ki varız” sözleriyle tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, ÖZEL HABER, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/av-u-efsun-turkmen-erola-meslekte-25-yil-plaketi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 07:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/05/efsun-turkmen.jpg" type="image/jpeg" length="38350"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir'de “Yöresine Değer Katan Önder Kadın” Ödülü Pınar Okyay’ın oldu]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/izmirde-yoresine-deger-katan-onder-kadin-odulu-pinar-okyayin-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/izmirde-yoresine-deger-katan-onder-kadin-odulu-pinar-okyayin-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#000000">İzmir’de kadınların eğitimine, toplumsal yaşamda güçlenmesine ve kendi ayakları üzerinde durabilmesine yıllardır katkı sunan Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği (TÜKD) İzmir Şubesi, Dostluk Toplantısı kapsamında 13 Nisan’da düzenlediği gecede özel bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.</span></strong></p>

<p><span>Fulya OMAÇ / İZMİR</span></p>

<p><span style="color:#000000">Gecede, 2026 yılı “Yöresine Değer Katan Önder Kadın Ödülü”, halk sağlığı alanındaki bilimsel çalışmaları, toplumsal katkıları ve örnek liderliği nedeniyle Prof. Dr. Pınar Okyay’a takdim edildi.</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Kamuya Yararlı Dernek” statüsüyle ulusal ve uluslararası düzeyde çalışmalarını sürdüren, Uluslararası Üniversiteli Kadınlar Federasyonu (GWI) ve Avrupa Üniversiteli Kadınlar Federasyonu (UWE) üyesi TÜKD İzmir Şubesi’nin düzenlediği törende davetliler Swissôtel Büyük Efes İzmir’de bir araya geldi. Dostluk Toplantısı Ödül Töreni’nde kadınların birbirine açtığı yollar, dokunduğu hayatlar, dayanışma ve büyüyen umutlar paylaşılırken, etkinlik salonda sıcak ve samimi bir atmosfer içinde gerçekleşti.</span></p>

<p><img alt="" height="469" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/04/4-55.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000">“KADINLARIN YOLCULUĞUNA EŞLİK ETMEYE DEVAM EDİYORUZ”</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Gecede bir konuşma yapan TÜKD İzmir Şube Başkanı Semra Marmara, derneğin geçmişten bugüne uzanan yolculuğunu hatırlatarak, kadınların eğitimde güçlenmesi, sosyal yaşamda daha görünür olması ve karar mekanizmalarında söz sahibi olabilmesi için yürütükleri çalışmaları anlattı. Cumhuriyetin öncü kadınları tarafından 1949 yılında kurulan TÜKD’nin bugün 31 şubeyle faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade eden Marmara, “İzmir Şubesi olarak 150 kız üniversite öğrencisine burs sağlıyoruz. Bununla birlikte kadınların yükseköğrenime erişimini desteklemek, toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini yaygınlaştırmak, eşit, bilinçli yurttaşlar olarak haklarının savunulması ve çağdaş, aydın bir toplumun gelişimine katkı sağlamak amacıyla genç kadınların hayatına dokunan ve gelişimine yönelik projeleri de kararlılıkla yürütüyoruz” diye konuştu.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" height="488" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/04/3-68.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Ödül, Semra Marmara tarafından Prof. Dr. Pınar Okyay’a takdim edildi</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">TOPLUMSAL FAYDAYA ADANMIŞ BİR BİLİM YOLCULUĞU</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Ödülün taşıdığı anlamı da paylaşan Marmara, bu buluşmanın yalnızca başarıları onurlandırmakla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda topluma değer katan, yol açan ve ilham veren kadınların hikayelerine de alan açtığını söyledi. Bu çerçevede Prof. Dr. Pınar Okyay’ın emeği ve bilgi birikimiyle topluma dokunan bir akademik yolculuk yürüttüğünü belirten Marmara, “Halk sağlığı alanında uzun yıllara dayanan birikimiyle tanınan Prof. Dr. Pınar Okyay, epidemiyoloji, kadın sağlığı ve afetler üzerine önemli çalışmalar yürüttü. Pandemi sürecinde Sağlık Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu’nda görev alarak kritik bir dönemde sorumluluk üstlendi. Akademik kariyerinin yanı sıra yerel yönetimde üstlendiği görevlerle de topluma hizmet etmeyi sürdürüyor” ifadelerini kullandı.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#000000">Prof. Dr. Pınar Okyay’a verilen ödül, salonda duygusal anlara sahne olurken, program kapsamında derneğe uzun yıllar emek veren önceki dönem Şube Başkanı Esen Alpagut’a da teşekkür plaketi sunuldu. Ayrıca bursiyer öğrencilere yönelik kültürel etkinlikler ve gençlerin aktif rol aldığı “Genç Meşaleler” projesi hakkında bilgi paylaşıldı. Gençlerin katılımı, gecenin en dikkat çeken anlarından biri oldu. TÜKD İzmir Şubesi, kadınların güçlenmesine ve genç kadınların eğitim yolculuğuna destek sunan çalışmalarını sürdürme kararlılığını yineledi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, EĞİTİM, GENEL, KADIN, MEDYA, ÖZEL HABER, TÜRKİYE, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/izmirde-yoresine-deger-katan-onder-kadin-odulu-pinar-okyayin-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 08:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/04/1-194.jpeg" type="image/jpeg" length="31940"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rebetiko’nun ezgileri Sakız Adası’nda Ege’nin iki yakasını buluşturdu]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/rebetikonun-ezgileri-sakiz-adasinda-egenin-iki-yakasini-bulusturdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/rebetikonun-ezgileri-sakiz-adasinda-egenin-iki-yakasini-bulusturdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ege’nin iki yakası, Xios/Sakız Adası’nda düzenlenen 'Köklerin Dönüşü' konserinde tek yürek oldu. Homerion Kültür Merkezi’nde gerçekleşen gecede 95 korist ve Türk-Yunan müzisyenlerden oluşan dev kadro “Müziğin pasaportu yok” mesajıyla ortak kültürün güçlü bağlarını sahneye taşıdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#000000">Sakız Adası Homeros Kiralık Odalar, Apartlar ve Turistik Konutlar Derneği, kültür etkinlikleri kapsamında 12 Mart Perşembe gecesi Omirio Kültür Merkezi’nde düzenlediği "Köklerin Dönüşü" temalı rebetiko konseriyle duygu ve tarih dolu bir geceye imza attı. Sakız ve İzmir’in bu müzikal buluşması, Ege’nin iki yakasında paylaşılan ortak köklerin gücünü ortaya koyan canlı bir kültür köprüsü oluşturdu.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Fulya OMAÇ / Sakız Adası - YUNANİSTAN</span></p>

<p><strong><span>NOTALAR PASAPORT TANIMADI</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Gecede Şef Berkant Atılgan yönetimindeki 40 kişilik İzmir Rebetiko Korosu ile Şef Vina Ambanoudi yönetimindeki 55 kişilik Georgios Vouros Korosu, izleyicilere eşsiz bir müzik ziyafeti sundu.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto2-38.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">İzmir ve Sakız’ın müzikal mirasını bir araya getiren etkinlik, "müzikte sınır yoktur" mesajıyla güçlü bir yankı uyandırdı. Sahnedeki 95’i aşkın şarkıcı, müzisyen ve dansçı, performanslarıyla notaların yolculuğu için pasaporta ihtiyaç duyulmadığını ve müziğin sınır tanımayan gücünü bir kez daha ortaya koydu. Bir müzik etkinliğinin ötesine geçen bu anlamlı gece, iki halkın ortak hafızasını ve kültürel bağlarını hatırlatan güçlü bir buluşmaya dönüştü. Sakız Adası’nın köklü medya kuruluşlarından Alithia TV<strong> </strong>tarafından canlı yayınlanan konser, müziğin birleştirici ruhunu geniş kitlelerle buluşturdu. Ücretsiz olarak düzenlenen etkinliğe Türkiye’den de çok sayıda müziksever katıldı.</span></p>

<p><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto3-32.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><span style="color:#000000">Türk ve Yunan dansçıların sahne aldığı performans izleyicilerden büyük alkış aldı.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">"SENİ SEVİYORUM ÇÜNKÜ GÜZELSİN"</span></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#000000">Konserin genel müzik direktörlüğünü Sakızlı Şef Vina Ambanoudi’nin üstlendiği gecede, 5’i Türk, 3’ü Yunan olmak üzere toplam 8 müzisyen Ege’nin ortak ezgilerini seslendirdi. Georgios Vouros grubuna bağlı 8 Yunan ve 2 Türk dansçı ise performanslarıyla geceyi görsel bir şölene dönüştürdü. Konser boyunca rebetiko müziğinin sevilen eserlerinin seslendirildiği etkinlikte Georgios Vouros Korosu’ndan solist Filitsa Fafaliou’nun yorumladığı S’agapo Giati Eisai Oraia (Seni Seviyorum Çünkü Güzelsin) parçası izleyicilerden büyük alkış aldı. Programın devamında Prin To Harama Monahos (Şafaktan Önce Tek Başıma), Fragosyriani (Frankosüryan Kızı), Synnefiasmeni Kyriaki (Bulutlu Pazar), Pino Kai Metho (İçiyorum ve Sarhoş Oluyorum) ile Aeroplano Tha Paro (Uçağa Bineceğim) gibi rebetiko repertuvarının tanınmış eserleri koro ve müzisyenler tarafından seslendirildi. </span></p>

<p><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto6-24.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /><span style="color:#000000">Homerion Kültür Merkezi’nde düzenlenen konserde salon tamamen doldu.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">REBETİKO’NUN İZMİR KÖKLERİ SAKIZ’DA YANKILANDI</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">İzmir Rebetiko Korosu, konserin ruhuna uygun olarak tamamı Yunanca 12 eserle sahne aldı. Programda Ege’nin ortak müzik mirasının en bilinen rebetiko parçaları yer aldı. Koronun repertuvarında Alacatiani (Alaçatılı Kız), Meneksedes kai Zoumpoulia (Menekşeler ve Sümbüller), Paporaki tou Bournova (Bornova’nın Küçük Vapuru), O Anthropos (İnsan), Misirlou (Mısırlı Kız) ve Apo to Vrady os to Proi (Akşamdan Sabaha Kadar) gibi klasik eserler seslendirildi. İzmir ve Batı Anadolu kökenli bu ezgiler, ortak kültürel izleri sahneye taşırken dinleyiciler tarafından dakikalarca alkışlandı.</span></p>

<p><img alt="" height="533" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto7-21.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000">KONSER TAM BİR KÜLTÜREL ŞÖLENE DÖNÜŞTÜ </span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Konserin finalinde iki koronun birlikte seslendirdiği “Ehe geia Panagia” (Elveda Meryem Ana) eseri, salondaki coşkuyu zirveye taşıdı. Duygusal ve hareketli parçaların bir arada seslendirildiği konserde, koro üyeleri sahnedeki uyumları ve performanslarıyla dikkat çekti. 95 korist, müzisyen ve 10 dansçının sahnede buluştuğu bu özel performans, buzuki, gitar, bas gitar, akordeon, kanun, bendir ve cajondan oluşan zengin orkestra eşliğinde adeta bir müzik şölenine dönüştü. Rebetiko ezgileri, İzmir şarkıları ve Yunan danslarının iç içe geçtiği gecede duygu yüklü anlar yaşayan izleyiciler zaman zaman eserlere eşlik ederken, konser uzun süren alkışlarla tamamlandı.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">MYLONADİS: “ZİYARETÇİ ARTIK DENEYİM ARIYOR”</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Etkinliğin mimarı, Sakız Adası Homeros Kiralık Odalar, Apartlar ve Turistik Konutlar Derneği Başkanı Giorgos Mylonadis, yaptığı açılış konuşmasında turizm ve misafirperverlikte yeni bir döneme vurgu yaparak şunları söyledi: </span></p>

<p><span style="color:#000000">“Kiralık Odalar Birliği olarak şuna gönülden inanıyoruz ki günümüz ziyaretçisi artık sadece bir oda değil, bir deneyim arıyor. Bu nedenle, Sakız Adası’nın yıl boyunca uluslararası bir kültür destinasyonu olması için dışa dönük yatırımlar yapıyoruz. Bu geceki ücretsiz giriş imkanı, Sakız halkına bir teşekkürümüz ve bize duydukları güvene bir karşılıktır.” </span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">DOSTLUK MESAJLARI SAHNEDEN YÜKSELDİ</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Homerion Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ve salonun tamamen dolduğu konserde Sakız Adası Belediye Başkanı Ioannis Malafis, Kültürden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Anastasia Galani ve Livadion Georgios Vouros Kültür Derneği Başkanı Loukas Ampeliotis de kısa birer konuşma yaptı. Belediye Başkanı Malafis, derneğin Sakız Adası’nın dışa dönüklüğünü güçlendirmeye yönelik bu anlamlı girişimini takdirle karşıladıklarını ifade ederken, Başkan Yardımcısı Galani kültür ve sanat alanındaki iş birliklerinin zamansız değerine dikkat çekti. Ampeliotis ise böylesi etkinliklerin kolektif çabanın ve kültürel dayanışmanın en güçlü örneklerinden biri olduğunu vurguladı.<br />
İzmir Rebetiko Korosu Şefi Berkant Atılgan da sahnede yaptığı konuşmada iki halkın sıcak misafirperverliğinin kendilerini derinden etkilediğini belirterek, rebetiko müziğinin Ege’nin iki yakasını buluşturan ortak bir kültür dili olduğunu dile getirdi.</span></p>

<p><img alt="" height="883" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto8-16.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /><span style="color:#000000">İzmir Rebetiko Korosu Şefi Berkant Atılgan, Giorgos Mylonadis ile Şefi Vina Ambanoudi’ye iki ülke arasındaki dostluk ve kültürel iş birliğine katkılarından dolayı birer teşekkür plaketi sundu.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">NOTALARIN PASAPORTA İHTİYACI YOK</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Konser sonunda sahneye çıkan Homeros Derneği Başkanı Giorgos Mylonadis ile iki koronun şefleri Vina Ambanoudi ve Berkant Atılgan, Sakız halkına gösterdikleri yoğun ilgi için teşekkür etti. Gecenin sonunda İzmir Rebetiko Korosu Şefi Berkant Atılgan, iki ülke arasındaki dostluk ve kültürel iş birliğine katkılarından dolayı Başkan Giorgos Mylonadis ile Georgios Vouros Korosu Şefi Vina Ambanoudi’ye birer teşekkür plaketi takdim etti. Uzun alkışlarla sona eren gece, Ege’nin iki yakasında paylaşılan kültürün müziğin ortak diliyle yeniden hayat bulduğu anlara sahne oldu. Geceden geriye, Ege’nin serin sularında yankılanan sıcak dostluk mesajları ve hafızalara kazınan eşsiz ezgiler kaldı. 95 kişilik dev koro ve 10 dansçının birlikte selamladığı seyirci, Ege’nin her iki yakasındaki ortak köklerin gücünü bir kez daha tescilledi.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" height="473" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto4-30.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" />Sakız Adası Homeros Kiralık Odalar, Apartlar ve Turistik Konutlar Derneği Başkanı Giorgos Mylonadis.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, AVRUPA, GÖÇ POLİTİKALARI, KÜLTÜR, MAGAZİN, ÖZEL HABER, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/rebetikonun-ezgileri-sakiz-adasinda-egenin-iki-yakasini-bulusturdu</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 09:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto1-42.jpg" type="image/jpeg" length="65203"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ege’nin iki yakası Sakız’da “Köklerin Dönüşü” konserinde buluşuyor]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/egenin-iki-yakasi-sakizda-koklerin-donusu-konserinde-bulusuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/egenin-iki-yakasi-sakizda-koklerin-donusu-konserinde-bulusuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakız Adası’nda 12 Mart’ta düzenlenecek “Köklerin Dönüşü” temalı konser, Türkiye ve Yunanistan’dan iki önemli koroyu aynı sahnede buluşturacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color:#000000">90 sanatçının yer alacağı gece, ortak kültürel mirasın müzikle yeniden hayat bulmasına sahne olacak. </span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Fulya OMAÇ / Sakız Adası - YUNANİSTAN</span></p>

<p><span style="color:#000000">Simgeleşmiş rebetiko ve İzmir şarkıları, Yunan danslarının renk kattığı performanslarla seslendirilecek. Organizasyonun ev sahiplerinden Başkan Mylonadis, geceye ilişkin yaptığı açıklamada, “Müziğin birleştirici ruhunu herkesle paylaşmak amacıyla girişler tamamen ücretsiz. Tüm ada halkını ve Türk misafirleri bu tarihi buluşmaya davet ediyoruz” diyerek geniş katılım çağrısında bulundu.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">İZMİR REBETİKO KOROSU VE GEORGİOS VOUROS KOROSU AYNI SAHNEDE</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Turizm alanındaki vizyoner projeleriyle "2025 Yunanistan Turizm Ödülleri"nde (Greek Tourism Awards) büyük bir başarıya imza atan Sakız Adası Homeros Kiralık Odalar, Apartlar ve Turistik Konutlar Derneği, Ege’nin iki yakasını bu kez notaların birleştirici gücüyle bir araya getiriyor. 12 Mart 2026 Perşembe günü Sakız Adası’nda (Xios) gerçekleşecek "Köklerin Dönüşü" temalı konser, Türkiye ve Yunanistan arasındaki köklü bağları müzik aracılığıyla güçlendirmeyi ve ortak mirası onurlandırmayı hedefliyor.</span></p>

<p><img alt="" height="534" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto3-31.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><span style="color:#000000">Homerion Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek bu tarihi sanatsal buluşmada, Ege’nin iki yakasından iki önemli müzik topluluğu aynı sahneyi paylaşacak. Şef Berkant Atılgan yönetimindeki, Türkiye’nin rebetiko müziğine adanmış tek korosu olma özelliğini taşıyan ve şarkılarını Yunanca seslendiren 40 kişilik İzmir Rebetiko Korosu; Sakız Adası’nın en köklü korolarından biri olan Livadia Kültür ve Eğitim Derneği bünyesindeki şef Virginia Ampanoudi yönetiminde 50 kişilik "Georgios Vouros" Korosu ile bir araya gelecek. Simgeleşmiş rebetiko ve İzmir şarkıları, Yunan danslarının renk kattığı performanslarla seslendirilecek. Toplamda 90 korist ve müzisyenin aynı paydada buluşacağı bu sanatsal iş birliği buzuki, gitar, bas gitar, akordeon, kanun, bendir ve cajondan oluşan zengin bir orkestra eşliğinde tam bir kültürel şölene dönüşecek.</span></p>

<p><img alt="" height="465" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto5-23.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000">HER ŞARKI SIRASINDA SAHNE ARKA PLANINDA FOTOĞRAFLAR YANSITILACAK</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">"Köklerin Dönüşü" temasıyla düzenlenen bu buluşma, notaların yanı sıra görsel bir tarih anlatısına da ev sahipliği yapacak. İzmir Rebetiko Korosu şarkılarını seslendirirken, sahne arka planında İzmirli fotoğrafçı ve koleksiyoner Mert Rüstem’in "Smyrna / İzmir 1860-1920" koleksiyonundan özel fotoğraflar yansıtılacak. İzleyiciler, Rebetiko ve İzmir şarkılarını dinlerken aynı zamanda dönemin atmosferini yansıtan bu tarihi karelerle duygusal bir yolculuğa çıkacak.</span></p>

<p><img alt="" height="441" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto6-23.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000">MÜBADİL GEÇMİŞİN İZLERİ, SANATSAL BİR VEFA ÖRNEĞİYLE SAKIZ ADASI’NA TAŞINACAK </span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">"Özünde bir 'eve dönüş' hikayesini barındıran bu müzikal kucaklaşma, koro üyelerinin taşıdığı mübadil ruhu sayesinde bir konser olmanın ötesine geçerek tarihi bir anma törenine dönüşecek. Selanik ve Girit göçmeni ailelerin üçüncü kuşak temsilcilerinden oluşan İzmir Rebetiko Korosu, bu anlamlı buluşma ile dedelerinin ezgilerini Ege’nin karşı kıyısında yeniden yankılandıracak. Böylece mübadil geçmişin izleri, sanatsal bir vefa örneğiyle Sakız Adası’na taşınacak. </span></p>

<p><img alt="" height="870" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto2-37.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000">ŞEF ATILGAN: ORTAK TARİHİMİZİ SANATIMIZLA YAŞATMAK BİZİM İÇİN BÜYÜK BİR ONUR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Bu güçlü tarihsel bağa vurgu yapan ve köklerinin Yunanistan’a dayandığını belirten Şef Berkant Atılgan, etkinliğin kendileri için taşıdığı manevi değeri şu sözlerle ifade etti:</span></p>

<p><span style="color:#000000">'Köklerimiz Yunanistan’dan geliyor, şarkılar içimizde hep canlı kaldı. Bu rebetikoları Sakız Adası’nda söylemek ve ortak tarihimizi sanatımızla yaşatmak bizim için büyük bir onur. Sakız Adası Homeros Kiralık Odalar, Apartlar ve Turistik Konutlar Derneği’nden adada konser vermemiz için gelen teklifi büyük bir memnuniyetle kabul ettik. Dedelerimizin şarkılarını emanet oldukları topraklarda söylemek üzere adaya geri döneceğiz. Aynı sahneyi paylaşacağımız Georgios Vouros Korosu, bizlere aynı zamanda danslarıyla da eşlik edecek. Müziğin sınırları aşan gücüyle dostluk ve kardeşlik duygularını hep birlikte büyütmeyi amaçlıyor, bu buluşmanın iki yaka arasında yeni kültürel köprüler kuracağına yürekten inanıyoruz.”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" height="1132" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto1-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">12 MART SAKIZ, 1 MAYIS URLA, 2 MAYIS BURSA KONSERLERİ</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Temelleri 2016 yılında atılan İzmir Rebetiko Korosu, on yılı aşkın süredir Yunanistan ve Makedonya’daki uluslararası festivallerde Türkiye’yi başarıyla temsil eden bir ekol olarak tanınıyor. 21 Şubat’taki Elhamra konserinin ardından rotasını 12 Mart’ta Sakız Adası’na çeviren topluluk, bahar ve yaz aylarında da dopdolu bir takvimle izleyici karşısına çıkacak. 1 Mayıs’ta Urla’da Drama Korosu ile gerçekleşecek buluşmayı, 2 Mayıs Bursa, 1 Ağustos Drama ve 2 Ağustos Kavala konserleri izleyerek dostluk turlarını taçlandıracak.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">MYLONADİS: GÜNÜMÜZ TURİSTİ SADECE BİR ODA DEĞİL, BİR DENEYİM ARIYOR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Adanın kültürel kimliğini yansıtan bir "vitrin" ve halklar arasında kurulan en güçlü iletişim köprüsü olarak gördüğü sanatsal faaliyetlerine, hafızalardan silinmeyecek bir yenisini daha ekleyen Sakız Adası Homeros Kiralık Odalar, Apartlar ve Turistik Konutlar Derneği Başkanı Giorgos Mylonadis yaptığı özel açıklamada kültürün ve sanatın en saf diplomasi yöntemi olduğuna inandıklarını söyledi. Dernek olarak hedeflerinin Sakız Adası’nı uluslararası bir kültür merkezi olarak tanıtmak olduğunu dile getiren Mylonadis, “Hem ziyaretçilerimizin hem de komşularımızın, adamızı sanatın birleştirdiği ve dostluklar kurduğu bir yer olarak görmelerini istiyoruz. Kültürel bir kurum değiliz ancak böyle bir sanatsal gecenin organizasyonunu bir Konaklama Tesisleri Derneği olarak üstlenmekten mutluluk duyuyoruz. Çünkü günümüz turisti sadece bir oda değil, bir deneyim arıyor. Kültür turizmiyse Sakız Adası'nın geleceğidir” diye konuştu.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">İZMİR FOTOĞRAFLARI SERGİSİ 5 MART’TA ATİNA’DA</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Geçtiğimiz 30 Ocak’ta yine Homerion Kültür Merkezi’nde 15 gün boyunca İzmirli fotoğrafçı ve koleksiyoner Mert Rüstem’in aile arşivinde yer alan Smyrna / İzmir 1860-1920” başlıklı fotoğraf sergisinin düzenlenmesine öncülük ettiklerini hatırlatan Mylonadis, bu serginin 5 Mart'ta da Atina’nın en varlıklı ve prestijli yerleşimlerinden Filothei'de Ege’nin iki yakasını bir kez daha bir araya getireceğini aktararak, “Bu tür uluslararası buluşmaları düzenleyerek, Sakız Adası'nı dünya genelinde kaliteli destinasyonlar haritasına yerleştirmeyi amaçlıyoruz. Ziyaretçilerimizin, Sakız Adası'nda yıl boyunca harika şeyler olduğunu bilmesini istiyoruz” dedi.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">ULUSLARARASI BAŞARILARIN VERDİĞİ GÜÇ</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Derneğin bu tür dışa dönük etkinliklerdeki kararlılığı, kazanılan prestijli ödüllerle de tescillenmiş durumda. 2024 yılında düzenlenen voleybol turnuvaları sayesinde elde edilen başarının ardından, Sakız Adası Homeros Kiralık Odalar, Apartlar ve Turistik Konutlar Derneği 2025 Yunanistan Turizm Ödülleri'ne (Greek Tourism Awards) layık görüldü. Mylonadis, bu ödülün kendilerine adayı sınırların ötesinde tanıtma konusunda büyük bir motivasyon sağladığını ve doğru yolda olduklarının kanıtı olduğunu belirtti. </span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">SİYASETİN ÖTESİNDE HALKLARIN DİPLOMASİSİ</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Etkinliğin siyasi atmosferdeki boyutuna da değinen Mylonadis, "Kültür ve müzik siyaset yapmaz, halkların diplomasisini yapar. Rebetiko, her iki kıyıdaki limanlarda doğmuş ortak bir dildir. Sakız Adası’nın bir dostluk köprüsü olması gerektiğine tüm kalbimizle inanıyoruz. Adaya gelecek olan sanatçılar, aslında buradan ayrılan insanların torunlarıdır, bizler ortak mirasımıza büyük bir saygı ve sevgi duyuyoruz" sözleriyle değerlendirdi.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><span style="color:#000000">MYLONADİS TÜM ADA HALKINI VE TÜRK MİSAFİRLERİ BU TARİHİ BULUŞMAYA DAVET ETTİ</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Başkan Mylonadis, Sakız Adası toplumunun bu anlamlı girişimi şimdiden büyük bir ilgi ve samimiyetle kucakladığını belirterek tüm ada halkını ve Türk misafirleri bu tarihi buluşmaya davet etti. Homeros Kiralık Odalar, Apartlar ve Turistik Konutlar Derneği olarak kaynaklarını adanın tanıtımı için harcadıklarına dikkat çeken Mylonadis sözlerini şöyle noktaladı:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Öncelikle Dernek olarak, bu önemli kültürel girişim için Homerion Kültür Merkezi salonunu bizlere tahsis eden Sakız Adası Belediyesi’ne içtenlikle teşekkür ederiz. Müziğin birleştirici ruhunu herkesle paylaşmak amacıyla konser girişi ücretsiz olacak. Bunu Sakız Adası toplumuna bir hediye olarak görüyoruz, çünkü iş birliği ve dostluk mesajının her eve ulaşmasını istiyoruz. Bu organizasyon, adamızın dışa dönük vizyonuna yapılmış bir yatırımdır. Rebetiko sesleri eşliğinde bu eşsiz "Anadromi sti Smyrni" (İzmir’e Yolculuk) deneyimini birlikte yaşamak için hepinizi etkinliğimize bekliyoruz. Sanatseverlerin rezervasyon ve yer ayırımı için “info@chios-seafront-studios.gr” adresine e-posta göndermelerini rica ediyoruz. Konser biletleri ise ücretsiz olarak Homerion Sanat Merkezi’nden temin edilebilir.”</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, AVRUPA, GÖÇ POLİTİKALARI, KÜLTÜR, MAGAZİN, MEDYA, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/egenin-iki-yakasi-sakizda-koklerin-donusu-konserinde-bulusuyor</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 08:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/03/foto1.jpg" type="image/jpeg" length="88864"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sakız Adası’ndan Türk turizmcilere ortak tur rotası çağrısı]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/sakiz-adasindan-turk-turizmcilere-ortak-tur-rotasi-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/sakiz-adasindan-turk-turizmcilere-ortak-tur-rotasi-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[EMITT Fuarı ile eş zamanlı olarak İstanbul’da düzenlenen özel B2B networking programında Sakız Adası turizm otoriteleri ile Türk turizm sektörü temsilcileri bir araya gelerek ortak tur paketleri ve yeni iş birliklerine yönelik önemli temaslarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span>Fulya OMAÇ / İSTANBUL</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#000000">Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı (EMITT), 29. yılında da dünyanın dört bir yanından turizm profesyonellerini 5-7 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da bir araya getirdi. </span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Turizm destinasyonlarının tanıtımı, yeni iş birliklerinin kurulması ve sektör temsilcilerinin bir araya gelmesi açısından önemli bir platform olan fuarda, ülkeler ve şehirler kültürel, tarihi ve doğal zenginliklerini tanıtarak ziyaretçilerin ilgisini çekti. </span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">TÜRK TURİZM SEKTÖRÜYLE GÜÇLÜ TEMASLAR</span></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#000000">Sürdürülebilir turizm projeleri, alternatif tatil rotaları ve networking buluşmalarının ön plana çıktığı EMITT Fuarı kapsamında, Yunanistan’ın Ege’deki gözde destinasyonu Sakız Adası’nın (Chios-Xios) turizm otoriteleri, Türk turizm sektörü temsilcileriyle olan bağlarını güçlendirmek amacıyla İstanbul Riva Otel’de özel bir B2B networking programı gerçekleştirdi. Sakız Turizm Organizasyonu, Sakız Belediyesi ve Sakız Ticaret Odası iş birliğiyle düzenlenen görüşmelere Türkiye ve Sakız’dan seyahat acenteleri, taşımacılık firmaları ve turizm sektörü profesyonelleri katıldı. Görüşmelerde, Sakız Adası’nın Türk pazarı açısından stratejik önemi vurgulanırken, İstanbul ve çevresinden ziyaretçi sayısının artırılmasına yönelik iş birlikleri ele alındı. </span></p>

<p><img alt="" height="450" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/02/foto2-36.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><span>Sakız Belediyesi, Sakız Turizm Kurulu ve Sakız Ticaret Odası iş birliğiyle İstanbul’da düzenlenen B2B toplantısında sektör temsilcileri bir araya geldi.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">ORTAK TUR PAKETLERİ GÜNDEMDE, HEDEF DAHA FAZLA ZİYARETÇİ</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Ayrıca iki destinasyonu kapsayan ortak tur paketleri geliştirilmesi, ulaşım olanaklarının artırılması ve tanıtım faaliyetlerinin güçlendirilmesi konuları gündeme geldi. Çeşme-Sakız hattındaki feribot seferlerinde koltuk kapasitesinin artırılmasıyla birlikte adaya erişimin kolaylaşmasının, 2026 sezonunda ziyaretçi sayısına olumlu katkı sağlaması bekleniyor. Sakız Belediyesi ve turizm yetkilileri, etkinliğe katılan sektör temsilcilerine ve organizasyona destek veren işletmelere teşekkür ederek, Türk turizm pazarıyla iş birliğini artırmaya yönelik çalışmaların devam edeceğini bildirdi.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">YENİ TANITIM PROJELERİYLE HEDEF DAHA GENİŞ PAZAR</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><img alt="" height="570" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/02/foto5-22.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Sakız Turizm Kurulu Organizasyonu Başkanı Kostas Moundros yaptığı sunumda Sakız Adası’nın Türk pazarı açısından taşıdığı stratejik öneme dikkat çekerek, iki ülke arasındaki turizm hareketliliğinin son yıllarda önemli ölçüde arttığını vurguladı. Moundros, özellikle kısa süreli tatil planlayan ziyaretçiler için adanın coğrafi yakınlığı, kültürel benzerlikleri ve ulaşım kolaylıklarının önemli avantajlar sunduğunu ifade etti. Sunumda ayrıca, turizm sezonunun daha geniş bir döneme yayılması amacıyla gastronomi, kültür ve doğa turizmine yönelik yeni tanıtım projelerinin hazırlandığını belirten Moundros, Türk turizm sektörü temsilcileriyle kurulacak yeni iş birliklerinin Sakız Adası’nın uluslararası pazardaki görünürlüğünü daha da artıracağını söyledi. </span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">MOUNDROS: 2025 YILINDA 131 BİN TÜRK ZİYARETÇİ AĞIRLADIK</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Kostas Moundros yaptığı özel açıklamada ise Sakız Adası’nın Türk turizm pazarındaki sarsılmaz konumuna dikkat çekti. Moundros, zorlu piyasa koşullarına ve artan rekabete rağmen adanın cazibesini koruduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:</span></p>

<p><span style="color:#000000">"Elimizdeki veriler, Sakız Adası’nın Türk ziyaretçi sayısını geçen yılki başarılı seviyelerde tutmayı başardığını kanıtlıyor. 2025 yılı rakamlarına göre, Avrupa Birliği ve diğer ülkelerden adamıza gelen toplam 195 bin 240 ziyaretçinin 131 bin 324’ünü Türk vatandaşları oluşturuyor. Bu dönemde verilen vize sayısının 25 bin 18’e yükselmesi, Türk pazarının adamız için ne denli stratejik bir öneme sahip olduğunu açıkça ortaya koyuyor."</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" height="546" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2026/02/foto6-22.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Türk turistlerin ada ekonomisindeki payının her geçen yıl daha da arttığını vurgulayan Moundros, ulaşım kapasitesindeki artış, ortak tanıtım stratejileri ve sektör profesyonelleri arasındaki güçlü iş birlikleri sayesinde önümüzdeki dönemde çok daha ivmeli bir büyüme beklediklerini ifade etti.</span></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, AVRUPA, EKONOMİ, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MAGAZİN, TÜRKİYE</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/sakiz-adasindan-turk-turizmcilere-ortak-tur-rotasi-cagrisi</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 17:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/02/foto1-41.jpg" type="image/jpeg" length="51259"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[70 Yeni 50: Best Ager'ler Avrupa Turizmini Şekillendiriyor]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/70-yeni-50-best-agerler-avrupa-turizmini-sekillendiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/70-yeni-50-best-agerler-avrupa-turizmini-sekillendiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa turizminin en hızlı büyüyen ve en istikrarlı hedef grubu haline gelen 60 yaş üstü kuşağa odaklanan Almanya’daki Best Ager Kongresi’nde, turizmin geleceğinde bu kuşağın oynadığı rol tartışıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span>Fulya OMAÇ / İZMİR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Pandemi sonrası özgürlüğünü bilinçli kullanan Best Ager’ler, hem ekonomik hem kültürel açıdan turizmin itici gücü haline gelirken, Türkiye de bu kuşağın favori destinasyonlarından biri olarak öne çıktı. Dünyayı görmüş, varlıklı, öğrenmeye ve hayattan zevk almaya devam eden 60+ turistler turizmin geleceğini belirliyor..</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">TÜRKİYE, AVRUPA BEST AGER’LERİNİN FAVORİSİ</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Almanya’nın Bingen kentindeki Rhine Valley Kongre Merkezi, 10 Eylül’de uluslararası turizm dünyasının dikkatini çeken bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Twin Cities World Tourism Forum - TCWTF (İkiz Şehirler Dünya Turizm Forumu) tarafından düzenlenen Best Ager Konferansı, turizmin geleceğinde 60 yaş üstü kuşağın belirleyici rolünü masaya yatırdı.</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/09/foto2-33.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></p>

<p><span style="color:#000000">Bingen Belediyesi, Marmaris Belediyesi, Coral Touristik, Quality Travel Alliance (QTA), Çin Halk Cumhuriyeti, Almanya Bağımsız Seyahat Acenteleri Birliği (ASR) ve Macaristan TV’nin katkılarıyla gerçekleştirilen konferansa, Ayvalık, Antalya, Fethiye, Bodrum ve Marmaris’ten de turizmciler katıldı. </span></p>

<p><span style="color:#000000">Avrupa’nın en büyük seyahat acenteleri ve tur operatörlerinin bir araya geldiği organizasyonda, “best ager” olarak adlandırılan 60+ kuşağının seyahat alışkanlıkları, destinasyonlara sunduğu fırsatlar ve gümüş yaşlı ekonomisinin geleceği ele alındı. Moderatörlüğünü Dünya Kardeş Kentler Turizm Birliği Genel Sekreteri Hüseyin Baraner’in yaptığı toplantıda turizmin geleceğinde en hızlı büyüyen segment olan Best Ager (66+) seyahatleri için yeni fikirler, projeler ve işbirlikleri geliştirildi. </span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" height="877" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/09/foto1-39.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">ALMANYA’DAN GÜÇLÜ MESAJLAR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’nin Almanya Mainz Başkonsolosu Mehmet Akif İnam ile Çin Halk Cumhuriyeti Ekonomi ve Dış İlişkiler Başkanlığı’ndan Xinru Fang, konferansın açılışına katılan isimler arasında yer aldı. Turizm sektörünün geleceğine ışık tutan mesajlarla başlayan Best Ager Forumu, etkinliğe ev sahipliği yapan Bingen Belediye Başkanı ve TCWTF Başkanı Thomas Feser’in açılış konuşmasıyla başladı. Feser, Ren Nehri’nin bağları, şehirleri ve gemi turlarıyla eskiden beri yaşlı gezginler için bir cazibe merkezi olduğunu hatırlatarak, bugün her zamankinden daha fazla “genç kalan Best Ager”ler için güvenli ve tercih edilen bir destinasyon sunduğunu vurguladı.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">BÖSL: 60+ KUŞAĞI YENİ BİR PROFİL</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Ardından söz alan Quality Travel Alliance (QTA) Sözcüsü Thomas Bösl, Udo Jürgens’in ünlü “Mit 66 Jahren” şarkısına atıfta bulunarak 1970’lerde 60+ kuşağının geri çekilme dönemiyle özdeşleştirildiğini, günümüzde ise bunun tam tersine aktif, sağlıklı ve kültürel olarak açık bir profilin öne çıktığını belirtti.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Bösl, Best Ager’lerin ekonomik olarak güçlü, seyahat için en fazla harcama yapan hedef grup haline geldiğine dikkat çektiği konuşmasını şöyle sürdürdü:</span></p>

<p><span style="color:#000000">“Daha sağlıklı, daha eğitimli, kültürel ve dil açısından çok daha açıklar. Pandemi sonrası özgürlüğünü daha bilinçli kullanan bu kuşak, spor, kültür ve otantik deneyimleri birleştiren turizm ürünlerine yöneldi. Ayrıca bu grubun hem ekonomik gücü hem de seyahatte kalite beklentisi yükseldi. Wellness, “selfness” ve yavaş seyahat trendleri giderek önem kazandı. Almanya iç turizminin güçlendirilmesi ve kuşaklar arası dayanışmayı teşvik eden “Büyükbaba-Torun Seyahatleri” gibi yeni konseptlerin geliştirilmesi gerekiyor.”</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">WAGNER’DEN WELLNESS PAZARINDA BEST AGER ETKİSİ</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Fit Reisen Genel Müdürü Claudia Wagner ise yaptığı konuşmada, Best Ager kuşağının seyahatte en yüksek ödeme isteğine sahip hedef grup olduğunu vurguladı. Wagner, bu kitlenin sağlık, wellness ve aktif yaşamı birleştiren tatil konseptlerine yöneldiğini, seyahatin onlar için stres dengesi ve yaşam kalitesinin anahtarı haline geldiğini belirtti.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">BARANER: 60+ KUŞAĞI AVRUPA TURİZMİNDE EN İSTİKRARLI VE EN HIZLI BÜYÜYEN HEDEF GRUP</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Konferansın moderatörü ve aynı zamanda TCWTF Genel Sekreteri Hüseyin Baraner ise, Almanya Federal İstatistik Ofisi verilerini paylaşarak, 2034’te Almanya’da 67 yaş üzeri nüfusun 27 milyonu aşacağını, bu durumun seyahat acenteleri, tur operatörleri, oteller ve havayolları için dev bir potansiyel anlamına geldiğini söyledi. 60+ kuşağının artık Avrupa turizminde en istikrarlı ve en hızlı büyüyen hedef grup haline geldiğine dikkat çeken Baraner, “Şimdiden Almanya’daki tüm tatil seyahatlerinin yaklaşık yüzde 43’ü bu yaş gruplarına ait ve bu oran artmaya devam ediyor. Önceleri yaş ilerledikçe seyahat etme oranı ciddi biçimde düşerken, bugün yaşlılar genç kuşaklara yaklaşıyor. Her zamankinden daha sık ve düzenli seyahat ediyorlar, hatta çoğu yılda birkaç kez tatile çıkıyor. Böylece Best Ager’ler Avrupa turizminin büyüme motoru haline geliyor” diye konuştu.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><span style="color:#000000">GERÇEK MÜDAVİM MÜŞTERİLER</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Alman seyahat endüstrisinin yaşlılara yönelik yeni, canlı ve davetkar konseptler geliştirmesi ve piyasaya sunması gerektiğini ifade eden Dünya Kardeş Kentler Turizm Birliği Genel Sekreteri Baraner sözlerini şöyle noktaladı: </span></p>

<p><span style="color:#000000">“Wiesbaden Federal İstatistik Ofisi’ne göre 2033’te Almanya’da 67 yaş üstü nüfus 27 milyona yaklaşacak. Best Ager işini tekrar sektör dışı şirketlere kaptırmamıza izin veremeyiz. Bu grup seyahatseverler gerçek müdavim müşterilerdir. Profil olarak sürdürülebilir, sosyal paylaşımcı ve katılımcı turizme çok yatkındırlar. Destinasyonlara getirdikleri kriterlerle o bölgenin kalıcı olarak gelişmesine katkıda bulunurlar. Bunlar dünyayı görmüş, varlıklı ama öğrenmeye ve hayattan zevk almaya devam eden insanlardır.”</span></p>

<p><span style="color:#000000"><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/09/foto6-20.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">İNAM: TÜRKİYE BEST AGER TURİZMİ İÇİN İDEAL BİR ÜLKE</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’nin Almanya Mainz Başkonsolosu Mehmet Akif İnam kürsüde yaptığı konuşmasında, Türkiye’nin Best Ager turizmi için ideal bir ülke olduğunu vurgulayıp, Türkiye’de Best Ager’lere yönelik yeni altyapı projelerini anlattı. Engelsiz otel tesisleri, medikal-turistik merkezler ve uzun süreli konaklama imkanları ile 60+ turistlerin düşük sezonda en sadık müşteri grubunu ve misafirlerin yarısından fazlasını oluşturduğunu belirten İnam, bu hedef kitlenin Türk turizmi açısından önemine dikkat çekti. </span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">TÜRKİYE’NİN BEST AGER TURİZMİ İÇİN AVANTAJLARI</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’nin erişilebilirlik, uygun fiyat ve çeşitliliği bir araya getirdiğini, aynı zamanda Türk ve Alman destinasyonlarının benzerliği sayesinde bu grup için ideal bir ülke konumunda olduğunu aktaran İnam, “Bu durum, özellikle Best Ager segmentinde yakın işbirliği için fırsatlar yaratıyor. Sadece üç saatlik bir uçuşla Alman ziyaretçiler Ren’den Boğaz’a, üzüm bağlarından antik kalıntılara, kaplıca kentlerinden termal sulara ulaşabiliyor. Türkiye, 22 UNESCO Dünya Mirası alanı ile dünya çapında bir kültürel miras sunuyor. Binlerce kilometrelik sahil şeridi, Akdeniz mutfağı ve güçlü misafirperverlik geleneği ile birleşiyor. 2024’te 62 milyon ziyaretçi ve 61 milyar ABD doları turizm geliri ile yeni bir rekor kırdık. Mainz Başkonsolosluğu da partnerlerin birbirine bağlanması, özellikle şehir kardeşlikleri çerçevesinde destek vermeye hazır” şeklinde konuştu.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">ÜNLÜ: MARMARİS YILIN HER DÖNEMİNDE MİSAFİRLERİNİ AĞIRLAMAYA HAZIR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü konuşmasında, Avusturya’dan gelen 3 bin kişilik Best Ager kafilesinin iki ay boyunca Marmaris’te konakladığını belirterek, ilçenin düz arazisi, yürüyüş ve bisiklet yolları, yıl boyunca süren ılıman iklimi, zengin doğası ve temiz havasıyla bu yaş grubu için uygun, güvenli ve sağlıklı bir ortam sunan doğal bir destinasyon olduğunu söyledi. Marmaris’i “dev bir tatil köyü” olarak nitelendiren Ünlü, ilçenin 12 kilometrelik sahil şeridi, marinaları, otelleri, restoranları ve alışveriş noktalarıyla yılın her döneminde misafirlerini ağırlamaya hazır olduğunu ifade ederek, “300 gün güneş alan Marmaris, özellikle kış aylarında Avrupa’nın gri ve soğuk havasından kaçmak isteyenler için ideal bir sığınak” dedi. Ünlü sözlerine Marmaris’in yıl boyu festivallerle canlı bir turizm takvimi sunduğunu da ekledi.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">KLEBER: 70 YENİ 50’DİR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Konferansta ayrıca biyometrik tanıma dayalı dijital yolcu süreçleri, 60+ kuşağa engelsiz seyahat deneyimi sunan yeni teknolojiler ve Çin’in Avrupalı Best Ager turistlere açılımı gündeme geldi. “70 yeni 50’dir” mottosuyla konuşan Kleber Group/Corps Touristique yetkilisi Hanna Kleber, 60 yaş üstü birçok kişinin önceki kuşaklara göre daha fit, daha hareketli ve daha talepkar seyahat ettiğine vurgu yaptı. Ayrıca Almanya Best Ager Forum’un yakında kurulacağını ve bu konuyla ilgili toplantı ve etkinliklerin koordine edileceğini belirtti.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">KLAWUNDER: YOLCU SÜRECİ BİYOMETRİK KONTROLLÜ TAM DİJİTAL </span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">MODI Vision for Identification sunumuyla biyometrik kontrollü tam dijital yolcu sürecini anlatan Sven Klawunder, “Evde veya Kiosk'ta ön kayıt, otomatik bagaj bırakma, güvenlik ve pasaport kontrolü, lounge erişimi, alışveriş ve biniş - hepsi biyometrik tanıma ile yönetiliyor. Bu, Best Ager’ler için daha az stres, daha kısa bekleme süreleri ve engelsiz bir seyahat deneyimi anlamına geliyor. Ancak sistemlerin güvenilir, şeffaf ve kolay kullanılabilir olması şart.” dedi.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">FANG: ÇİN’E VİZE KALDIRILDI</span></strong></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><img alt="" height="646" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/09/foto3-30.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Çin Halk Cumhuriyeti Ekonomi ve Dış İlişkiler Başkanlığı’ndan Xinru Fang, Çin’e vizenin kaldırıldığını ve Avrupa’dan Çin’e ulaşımın artık çok daha kolay olduğunu belirtti. “Avrupalı Best Ager’leri Çin’e davet ediyoruz, ülkemiz binlerce yıllık sağlık ve uzun yaşam geleneği ile tam bir wellness destinasyonu. Almanya’nın önde gelen hava yolu şirketleri dahil olmak üzere Condor gibi birçok Avrupa havayolu artık Çin’e düzenli uçuş yapıyor.” diye konuştu.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">TÜRKİYE’NİN 60+ KUŞAK İÇİN SUNDUĞU FIRSATLAR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Avrupa turizminin en hızlı büyüyen ve en istikrarlı hedef grubu haline gelen 60 yaş üstü kuşağa odaklanan Best Ager Konferansı, Türkiye’nin bu kuşak için sunduğu fırsatları da gözler önüne serdi. Konferansta öne çıkan veriler, 60+ turistlerin hem ekonomik hem kültürel açıdan turizmin itici gücü haline geldiğini ortaya koyarken, Türkiye’nin sunduğu ulaşım kolaylıkları, öne çıkan destinasyonlar, wellness ve termal turizm imkanları ile erişilebilir ve konforlu altyapısı bu kuşağın ilgisini artırıyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Almanya’dan Türkiye’ye ulaşım, Best Ager’ler için oldukça kolay ve hızlı. Frankfurt’tan İstanbul ve Antalya’ya haftada onlarca direkt uçuş gerçekleştiriliyor. Uçuş süresi yaklaşık üç saat. Lufthansa, Turkish Airlines, SunExpress ve Condor gibi hava yolları yıl boyunca güvenilir bağlantılar sunuyor. Alman vatandaşları, Türkiye’ye 90 güne kadar vizesiz girebiliyor; hatta pasaport yerine sadece kimlik kartı ile seyahat edebiliyorlar.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">BEST AGER’LER İÇİN ÖNE ÇIKAN DESTİNASYONLAR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye, 60+ kuşak için farklı tatil tercihlerini karşılayan zengin seçenekler sunuyor. Antalya ve Belek, düz sahil yürüyüş yolları, modern tatil köyleri ve ılıman kışlarıyla öne çıkıyor. Ege kıyılarında Çeşme, Marmaris, Fethiye, Datça, Bodrum ve Kuşadası kültürel miras ile Akdeniz yaşam tarzını birleştiriyor. İstanbul, erişilebilir şehir hayatı, müzeler ve saraylarıyla cazibe merkezi olurken; Kapadokya ise sıcak hava balonu ve kültürel keşiflerle hafif macera deneyimi arayanlar için ideal.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">WELLNESS, SAĞLIK &amp; TERMAL TURİZM</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Pamukkale’nin UNESCO mirası travertenleri, hem görsel bir mucize hem de şifalı sular sunuyor. Afyonkarahisar, Bursa ve Yalova’daki termal merkezler, hem tedavi hem tatil amaçlı kullanılıyor. 2024’te 1,5–2 milyon uluslararası ziyaretçi sağlık ve wellness için Türkiye’yi tercih etti ve yaklaşık 3 milyar dolar gelir sağladı.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">ERİŞİLEBİLİRLİK &amp; KONFOR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Türkiye’de havalimanları ve turizm altyapısı, yaşlı turistler için giderek daha erişilebilir hale geliyor. İstanbul, Antalya ve İzmir havalimanları tamamen engelsiz hizmet sunarken; sahiller ve promenadlar rampalar ve erişilebilir donanımla güçlendiriliyor. Otellerde senior-dostu odalar, erken akşam yemekleri, sessiz alanlar ve talep üzerine sağlık desteği giderek yaygınlaşıyor.</span></p>

<p><strong><span style="color:#000000">ALMANYA &amp; RHEİNLAND-PFALZ İLE ORTAK FIRSATLAR</span></strong></p>

<p><span style="color:#000000">Renanya-Palatina bölgesi şarap kültürü, nehir turları ve kaplıca geleneğiyle biliniyor. Türkiye’nin Ege şarap rotaları, Ren ve Mosel nehir turlarını tamamlayacak bir deneyim sunuyor. Bad Kreuznach veya Bad Dürkheim gibi spa kasabaları, Afyonkarahisar ve Bursa’daki termal merkezlerle büyük benzerlik taşıyor ve iki bölge arasında yeni işbirliği fırsatları doğuruyor.</span></p>

<p><span style="color:#000000">Böylece Türkiye, Avrupa’nın en aktif kuşağı olan 60+ turistler için vazgeçilmez bir destinasyon olma yolunda önemli bir konum kazanıyor.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, ALMANYA, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, TÜRKİYE</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/70-yeni-50-best-agerler-avrupa-turizmini-sekillendiriyor</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Sep 2025 16:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2025/09/foto4-28.jpeg" type="image/jpeg" length="31189"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fritz Bauer Ödülü avukat Gabriele Heinecke’ye verildi]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/fritz-bauer-odulu-avukat-gabriele-heineckeye-verildi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/fritz-bauer-odulu-avukat-gabriele-heineckeye-verildi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya’da insan hakları, devlet suçları ve siyasi davalardaki çalışmalarıyla tanınan avukat Gabriele Heinecke, Berlin’de Humanistische Union (HU) tarafından verilen Fritz Bauer Ödülü’ne layık görüldü.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ödül töreninde, Heinecke’nin özellikle devlet kaynaklı hak ihlallerine maruz kalan kişilerin savunulmasındaki uzun yıllara yayılan mücadelesine dikkat çekildi.</p>

<p><strong>Nazi dönemi Wehrmacht suçlarının yargılanmasında aktif rol oynadı</strong></p>

<p>Av. Heinecke’nin adı, özellikle Nazi dönemi suçlarının yargılanmasına ilişkin davalarda öne çıktı. 2009 yılında Münih Eyalet Mahkemesi’nde görülen davada, eski Wehrmacht subayı Josef Scheungraber, 26 Haziran 1944’te İtalya’nın Falzano di Cortona köyünde gerçekleştirilen katliam nedeniyle yargılanıyordu.</p>

<p>Dava sırasında sanık, katliam sırasında olay yerinde bulunmadığını ve başka bir görevde olduğunu savundu. Mahkeme ve savcılığın sorgusunun ardından söz alan Heinecke, öldürülenlerin 14 yakınının avukatı olarak, askeri birlik içindeki emir-komuta zincirine ilişkin ayrıntılı sorular yöneltti. Bu sorgulama sonucunda mahkeme heyeti sanığı yeniden sorgulamak zorunda kaldı.</p>

<p>Almanya’daki Wehrmacht suçlarının yargılanmasının tarihsel olarak başarısız kaldığını bilen Heinecke’nin mahkeme dışındaki çalışmaları da davada etkili oldu. Scheungraber, Ağustos 2009’da cinayet suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Oury Jalloh ve Distomo davalarında da görev aldı</strong></p>

<p>Heinecke 40 yılı aşkın süredir avukat olarak çalışıyor. Berlin’de, yurttaş hakları örgütü Humanistische Union (HU) tarafından kendisine Fritz Bauer Ödülü verildi. Demokrasi ve İnsan Hakları Evi’nde düzenlenen ödül töreninde HU Federal Başkanı Stefan Hügel, Heinecke’nin, “devletler ve onların kurumları tarafından gerçekleştirilen hukuksuzluklar ya da insan hakları ihlallerinden etkilenen ve zarar gören insanların” hukuki temsilindeki çok yönlü katkılarına dikkat çekti.</p>

<p>Heinecke’nin çalışmaları arasında, 2005 yılında Dessau’daki bir polis karakolunda hücresinde yanarak yaşamını yitiren Oury Jalloh davası da bulunuyor.</p>

<p>Heinecke ayrıca, 10 Haziran 1944’te Yunanistan’ın Distomo köyünde gerçekleştirilen ve 218 kişinin öldürüldüğü Nazi katliamı ile Sant’Anna di Stazzema’da Waffen-SS birlikleri tarafından gerçekleştirilen ve 500’den fazla kişinin yaşamını yitirdiği katliamların hukuki süreçlerinde de yer aldı.</p>

<p><strong>Lübeck kundaklama davasında savunma yaptı</strong></p>

<p>Heinecke ayrıca, Lübeck’te bir sığınmacı yurduna yönelik kundaklama saldırısının ardından orada yaşayanlardan biri olarak on kişiyi öldürmekle suçlanan Safwan Eid’in savunmasını da üstlendi. Olayın izleri aşırı sağ çevrelere uzanmasına rağmen soruşturmacılar bu bağlantılarla çok az ilgilenmişti. Üç yıl süren davanın sonunda Eid beraat etti. Heinecke, hem bu ceza davasında hem de Oury Jalloh dosyasında Dessau polislerine karşı yürütülen süreçte, kendi araştırmalarına dayanarak yangın uzmanlarının görevlendirilmesini sağladı. Bu uzmanlar ise mahkemeler ve savcılık tarafından kamuoyuna açıklanan olay senaryosunu temelden sorguladı.</p>

<p><strong>“Ceza savunması bir insan hakkıdır”</strong></p>

<p>Ceza hukuku uzmanı Jörg Arnold, ödül törenindeki konuşmasında, olumlu anlamda kullandığı “sol avukat” kavramıyla Heinecke’yi, Humanistische Union tarafından Fritz Bauer Ödülü’ne layık görülen avukatlar Heinrich Hannover ve Christian Ströbele ile aynı çizgide değerlendirdi. Arnold, 1981’den bu yana avukat olarak çalışan Heinecke’nin hem siyasi hem de mesleki yaşamındaki çeşitli dönemleri anlattı ve onun siyasi eylemlere katılımını takdir etti. Buna örnek olarak, göçmenlere yönelik sınır dışı kararlarını protesto etmek amacıyla Hamburg Yabancılar Dairesi’nin ve Hamburg Eyalet Parlamentosu giriş salonunun işgal edilmesine katılımını gösterdi. Arnold, bazen siyasi protestonun kararlı biçimde yürütülmesi gerektiğini, bunun kişiye cezai soruşturmalar açılmasına yol açsa bile gerekli olabileceğini söyledi.</p>

<p>Arnold’a göre ödül töreni aynı zamanda Heinecke’nin, “ceza savunusunun tehdit altına alınmasına karşı ve ceza savunusunun bir insan hakkı olarak anlaşılması ve kabul edilmesi için” yürüttüğü mücadelenin de takdir edilmesi anlamına geliyor. Arnold, “dünyanın hem büyük hem küçük ölçekteki mevcut durumu karşısında” bugün “umutsuzluk ve karamsarlık” anlarının yaşandığını belirtti. Ancak Heinecke’nin sakin ama yorulmak bilmeyen mücadeleci tutumuyla buna direndiğini, cesaret ve umut yaydığını ifade etti.</p>

<p><strong>“Almanya’nın hafıza kültürü kendini yüceltiyor”</strong></p>

<p>Heinecke teşekkür konuşmasında, Distomo, Sant’Anna di Stazzema ve Oury Jalloh gibi davalarda devlet suçlarının hukuki olarak aydınlatılması sürecindeki zorlukları anlattı. Distomo katliamının hukuki sürecini, kendisinin de “polisiyesi” olarak tanımladığı bir örnek üzerinden ve Almanya’dan tazminat alınması için bugüne dek sonuçsuz kalan mücadeleyi aktarırken şöyle konuştu:</p>

<p><strong>“Alman hafıza kültürü kendisini örnek bir model olarak kutluyor. Gerçekte ise bu daha çok kendi kendini sahnelemeye hizmet ediyor. Amaç, faşizm mağdurlarına adalet sağlamak değil. Distomo davası bunu tüm açıklığıyla gösteriyor. Hayatta kalanlarla tazminat konusunda görüşmeler yapılması reddediliyor. Kamuoyu önünde de gerçeğe aykırı biçimde, sanki ödemeler çoktan yapılmış gibi davranılıyor. Oysa savaş suçlarının mağdurlarının büyük bölümü hiçbir zaman tazminat almadı. Bunun yerine Almanya siyasi baskı uyguluyor ve mahkemeleri Almanya’yı tazminata mahkûm eden, bir zamanlar işgal ettiği devletlere karşı dava açıyor.”</strong></p>

<p>Tazminat mücadelesinin yıllara yayılan süreci, ödül töreninde sergilenen AK Distomo sergisinde de belgeleriyle yer aldı.</p>

<p><strong>Kaynak: ND/Markus Mohr</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, ALMANYA, GENEL, GÖÇ POLİTİKALARI, GÜNDEM, MEDYA, POLİTİKA, SİYASET, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/fritz-bauer-odulu-avukat-gabriele-heineckeye-verildi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 21:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2026/05/av-heinecke.JPG" type="image/jpeg" length="79841"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Galatasaray’ın 25. Şampiyonluğu Berlin’de coşkuyla kutlandı]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/galatasarayin-25-sampiyonlugu-berlinde-coskuyla-kutlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/galatasarayin-25-sampiyonlugu-berlinde-coskuyla-kutlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Süper Lig’in 2025 sezonunu zirvede tamamlayan Galatasaray, 25. lig şampiyonluğunu ve 19. Türkiye Kupası’nı Almanya’nın başkenti Berlin’de coşkuyla kutladı. Türkiye’nin ilk ve tek beş yıldızlı futbol takımı olan sarı-kırmızılı ekip, binlerce gurbetçinin sevgi seliyle karşılaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İlhan Baba / Berlin</strong></p>

<p>Berlin Galatasaray Taraftarlar Derneği’nin ev sahipliğinde düzenlenen büyük organizasyonla kutlamalar akşam saatlerinde devam etti.</p>

<p>Berlin Parlamentosu milletvekilleri, kulüp ve dernek temsilcileri ile çok sayıda taraftarın katıldığı etkinlik, tam bir şölen havasında geçti.</p>

<p><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/4-40.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Berlin sokakları sarı-kırmızı renklere bürünürken, Galatasaray marşları yankılandı. Törende kulübe ve taraftarlara katkı sunan isimlere plaket ve ödüller takdim edildi. Taraftarlar, şampiyonluk kupalarıyla bol bol hatıra fotoğrafı çektirdi.</p>

<p>Geceye müzikal anlamda damgasını vuran isimler ise Betül Akmar, Hüseyin Ay, Fatih Demirbağ ve Altay oldu. Sahneye çıkan Altay, enerjik performansıyla Berlinli Galatasaray taraftarlarına unutulmaz bir gece yaşattı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, ALMANYA, SPOR</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/galatasarayin-25-sampiyonlugu-berlinde-coskuyla-kutlandi</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Jul 2025 08:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/2-103.jpg" type="image/jpeg" length="32685"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tehlike sandığımız denge: Yılanların gerçek yüzü]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/tehlike-sandigimiz-denge-yilanlarin-gercek-yuzu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/tehlike-sandigimiz-denge-yilanlarin-gercek-yuzu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sıcaklıkların artmasıyla birlikte insan yerleşimlerine daha fazla yaklaşan yılanlar, gerçekten sandığımız kadar tehlikeli mi? Yoksa asıl tehdit, yılanların ekosistemdeki rolünü göz ardı eden, sadece korkuyla hareket edip onları yok etmeye çalışan bizler mi olduk?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span><span><font face="Verdana, serif"><font size="2">Fulya OMAÇ / Çeşme - İZMİR</font></font></span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">Çeşmeli Veteriner Hekim İsmail Ekmekçioğlu’yla 16 temmuz Dünya Yılan Günü dolayısıyla yaptığımız söyleşide, doğanın sessiz koruyucuları ve tıslayan kahramanları olan yılanların gizemli dünyasını, haklarında bilinen yanlışları ve onları yaşatmanın neden hepimizi yaşatmak anlamına geldiğini konuştuk. </span></span></p>

<p><img alt="" height="644" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto11-8.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">TEHLİKE SANDIĞIMIZ DENGE: YILANLARIN GERÇEK YÜZÜ</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">SICAKLARLA BİRLİKTE YAKINLAŞTILAR; YILANLAR ARAMIZDA </span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">KORKTUĞUMUZ İÇİN YOK EDİYORUZ, OYSA ONLAR DENGENİN TA KENDİSİ</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">Saldırmıyorlar, Savunuyorlar: Yılanlara Haksızlık Ediyoruz!</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">İnsanlık tarihi boyunca yılanlar hep uçlarda gezdi. Bir yanda korkunun, öte yanda bilgeliğin simgesi oldular. Çoğu zaman da kötü ünleriyle anıldılar. Adem ile Havva’nın hikayesinde yasak elmayı yediren kandırıcı olarak lanetlendiler, halk inançlarında ise iki yüzlülüğün ya da hainliğin bedene bürünmüş hali sayıldılar. Oysa yılan, yalnızca karanlık çağrışımlar taşıyan bir figür değil, tam tersine tarih boyunca pek çok farklı kültürde </span><span style="color:#000000">şifa, </span><span style="color:#000000">bilgelik ve doğanın düzeniyle özdeşleştirilmiş güçlü bir simge aynı zamanda. Antik Yunan’da, Asklepion tapınaklarında yer alan ve tıbbın şifa tanrısı Asklepios’un asasına sarılı yılan figürü, iyileştirici gücün sembolüydü. Bergama’dan dünyaya yayılan ve tıp tarihinde ölümle değil iyileşmeyle özdeşleştirilen bu figür, bugün hala modern tıbbın uluslararası simgesi olmayı sürdürüyor.</span></span></p>

<p><img alt="" height="845" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto3-29.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">Afrika'nın yerli kabilelerinden Avustralya'nın Aborjin halklarına kadar uzanan birçok kültürde ise yılan, gökyüzü ile yeryüzü arasında bir bağ kurar. </span><span style="color:#000000">“Gökkuşağı Yılanı”</span><span style="color:#000000"> olarak bilinen bu mitolojik figür, yağmurun ve bereketin taşıyıcısı kabul edilir, toprağa hayat getirdiğine inanılır. Anadolu coğrafyasına gelindiğinde ise Şahmaran figüründe hayat bulur. Yarı kadın yarı yılan formundaki bu efsanevi varlık, özellikle Güneydoğu Anadolu’nun sözlü kültüründe </span><span style="color:#000000">bilgeliğin, sezgisel gücün ve kadim bilgilerin</span><span style="color:#000000"> simgesi olarak kabul edilir. Halk inanışına göre Şahmaran, sadece koruyucu bir ruh değil, aynı zamanda adaleti ve dengeyi temsil eden bir varlık.</span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">KİMİ ZAMAN LANETLİ, KİMİ ZAMAN KUTSAL</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">Yılan bazı kültürlerde ise hem yaratıcı hem yıkıcı güçlerin taşıyıcısı. Hindistan’da "Naga" adı verilen yılan tanrıları, su kaynaklarını koruduklarına ve yeraltı güçleriyle iletişim kurduklarına inanılan varlıklardır. Bu çok yönlü anlamsal kimlik, yılanı evrensel bir mitolojik figür haline getirir. Kimi zaman lanetli, kimi zaman kutsal, kimi zaman ihanetin simgesi, kimi zamansa şifanın ve bereketin taşıyıcısı... Ama her zaman güçlü. Yılan, insanlığın doğayla olan ilişkisini şekillendiren, korkuyla hayranlık arasında gidip gelen binlerce yıllık simgelerden biridir.</span></span></p>

<p><img alt="" height="1000" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto4-27.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">DOĞANIN ZARİF BEKÇİLERİ</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">Bugün hala bazı bölgelerde su kaynaklarının ve hasatların koruyucusu olarak onurlandırılan yılanlar, bilimsel açıdan da ekosistemin vazgeçilmez denge unsurları arasında yer alıyor. Pek çok kişinin karşılaştığında korktuğu, gördüğünde uzak durduğu, hatta bazen nefret ettiği bu sessiz ve zarif yaratıkların doğada oynadığı rol genellikle göz ardı ediliyor. Oysa doğanın dengesinde üstlendikleri görev, yanlış anlaşılmaların ve korkuların çok ötesinde. Zararlı kemirgenleri kontrol altında tutuyor, toprağın sağlığına katkıda bulunuyor ve birçok canlı için besin zincirinin hayati halkasını oluşturuyorlar. Zehirleri türlerin zehirleri ise tıpta ilaç geliştirme çalışmalarında önemli bir hammadde olarak kullanılıyor. Yılanlar, hem doğanın dengesini sağlayan sessiz aktörler hem de insan sağlığına dolaylı katkı sunan eşsiz canlılar olarak karşımıza çıkıyor. Onlar, ekosistemin olmazsa olmazıdır.</span></span></p>

<p><img alt="" height="804" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto2-32.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">EKMEKÇİOĞLU: YILANLAR DOĞADA ÇOK ÖNEMLİ BİR DENGE UNSURUDUR</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">16 Temmuz Dünya Yılan Günü’nde, yılanlar hakkındaki bilimsel gerçekleri ve ekosistemdeki rollerini Çeşmeli Veteriner Hekim İsmail Ekmekçioğlu ile detaylıca konuştuk. Toplumda yerleşmiş korku ve önyargıların ötesine geçmek, bu sessiz ama önemli canlıları daha iyi tanımak ve koruma bilincini artırmak amacıyla gerçekleştirdiğimiz söyleşide, yaz aylarında artan sıcaklıkların yılanların yaşam alanlarını genişlettiği ve buna bağlı olarak insan-yılan karşılaşmalarının sıklaştığı bir kez daha hatırlatıldı.</span><span style="color:#000000"> </span><span style="color:#000000">Deneyimli hekim Ekmekçioğlu, yılanlara karşı duyulan korkunun doğaya zarar verdiğini ve aslında bu canlıların doğanın sessiz kahramanları ve gizli bekçileri olduğunu anlattı. Söyleşimizde, “Yılanlar doğada çok önemli bir denge unsurudur. Yılanları korumak, aslında doğanın tümüne nefes aldırmaktır,” sözleriyle bu canlıların ekosistemdeki kritik rollerini vurguladı.</span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">YILANLA KARŞILAŞINCA DOĞRU DAVRANIŞ NE OLMALI?</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">* </span><span style="color:#ff0000">Havaların ısınmasıyla birlikte yılanlar artık sadece kırsalda değil bahçelerde, yazlık alanlarda ve yerleşim yeri yakınlarında da görülüyor. Özellikle sıcak ve nemli günlerde, otluk ve taşlık alanlara yakın bölgelerde bu karşılaşmalar artıyor. Geçtiğimiz Haziran sonunda İstanbul’un bazı kırsal ilçelerinde yılanların görülmesi panik yaratmıştı. </span><span style="color:#ff0000">Yılanla karşılaşırsak ne yapmalı, ne yapmamalıyız?</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">-Yılanlar soğukkanlı canlılardır. Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte güneşlenmek, avlanmak ve çiftleşmek için daha sık görülürler. Bu nedenle Nisan ile Ekim ayları arası, doğada ve yaşam alanlarımızın yakınında yılanlarla karşılaşma olasılığının en yüksek olduğu dönemdir. Bir yılanla karşılaşıldığında öncelikle panik yapılmamalı, ani hareketlerden kaçınılmalı ve sakin bir şekilde uzaklaşılmalıdır. Çünkü yılanların büyük çoğunluğu saldırgan değildir, tehdit hissetmedikçe ısırmazlar. Savunma amacıyla hareket ederler. Öldürmeye çalışmak ise hem aradaki mesafeyi azaltır hem de ısırılma riskini ciddi ölçüde artırır. Yürüyüş ya da kamp gibi doğa aktivitelerinde, uzun giysiler ve bileği saran yüksek ayakkabılar giymek koruyucu bir önlem olarak öne çıkar. Yılanlar özellikle sabahın erken saatlerinde ve akşam serinliğinde daha aktif olduklarından, bu zaman dilimlerinde daha dikkatli olunmalıdır. Eğer bir yılan eve ya da bahçeye girdiyse, ona zarar vermeye çalışmak yerine belediye, itfaiye veya doğa koruma ekiplerinden yardım istenmelidir. Çünkü yılanlar, özellikle kemirgenlerle beslenerek ekosistemin dengesini koruyan önemli canlılardır. Onları öldürmek, sadece bir canlının hayatına son vermek değil, doğanın dengesine de müdahale etmektir. Yılanlarla birlikte yaşamak mümkündür. Onları yok etmeye çalışmak yerine, karşılaşmaları önleyecek tedbirler almak hem doğayı hem de kendimizi korumanın en akılcı yoludur. Unutmamak gerekir ki, yılanlar doğanın düşmanı değil, aksine onun sessiz, zarif ve işlevsel koruyucularıdır.</span></span></p>

<p><img alt="" height="631" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto5-20.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">YILANLARIN EVLERE VE BAHÇELERE GELMESİNİ NASIL ENGELLERİZ?</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">* Peki, ev ve bahçelerimizi yılanlara karşı nasıl koruyabiliriz? Yılanlarla karşılaşmaları önleyecek ne tür önlemler alınabilir? </span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">- Yılanları evlerden ve bahçelerden uzak tutmanın en etkili yolu, öncelikle neden bu alanlara yöneldiklerini anlamaktan geçiyor. Tarım arazilerinin genişlemesi, şehirleşme ve ormanlık alanların yok edilmesi, yılanların hem barınma hem de av bulma alanlarını daraltıyor. Bu durum, yılanların yaşam alanlarını terk ederek insan yerleşimlerine yönelmesine neden oluyor. Genellikle kemirgenlerin yoğun olduğu, çalılıkların, yüksek otların ve taş-odun yığınlarının bulunduğu, sessiz, sıcak, loş ve nemli alanları tercih ederler. Bu nedenle bahçelerin düzenli temizlenmesi, çimlerin kısa tutulması ve taş/odun birikintilerinin kaldırılması önemlidir. Ev çevresindeki çatlak ve delikler kapatılmalı, özellikle bodrum, depo ve garaj gibi alanlar havalandırılmalı ve denetlenmelidir. Yılanlar genellikle kemirgenlerin peşinden gelir. Bu nedenle evcil hayvanların mama ve su kapları açıkta bırakılmamalı, su birikintileri ve hortum sızıntıları önlenmelidir. Kimyasal kovucular yerine çevre dostu caydırıcılar tercih edilebilir. Örneğin nane yağı veya sülfür (kireç) karışımı bazı alanlarda işe yarayabilir. Ancak en etkili çözüm, yaşam alanını yılanlar için cazip olmaktan çıkarmaktır.</span></span></p>

<p><img alt="" height="512" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto6kirmizi-yilan.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">ÇOĞU YILAN ZARARSIZ VE İNSANLARA ZARAR VERME EĞİLİMİNDE DEĞİL</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">*Yılana dair korku içgüdüsel olsa da gerçek tablo ne diyor? Türkiye’de kaç yılan türü var ve bunlardan kaçı gerçekten tehdit oluşturuyor?</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">- Türkiye, üç kıtanın kesişim noktasında yer alması dolayısıyla biyolojik çeşitlilik açısından oldukça zengin bir coğrafyaya sahip. Bu zenginlik, yılan türlerinde de kendini gösterir. Ülkemizde yaklaşık 60 farklı yılan türü yaşıyor. Bunların çok büyük bir kısmı zararsızdır ve doğaya faydalı hayvanlardır. Zehirli olanlar sadece birkaç türle sınırlı (15 tür zehirli, 6 tür de yarı zehirli) ve genelde kırsal ve taşlık bölgelerde, insanla doğrudan temastan uzak yerlerde yaşarlar. Hatta dünya genelindeki 3 bin 500 yılan türü içinde, sadece yaklaşık 600 kadarı zehirlidir, bunların da yalnızca 200 kadarı insan için ciddi risk taşır. Yani aslında yılanlar, haklarında düşündüğümüzden çok daha az tehlikelidir.</span></span></p>

<p><img alt="" height="533" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto9-12.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">TÜRKİYE’DEKİ YILAN TÜRLERİ VE ZEHİRLİLERİN BÖLGESEL DAĞILIMI</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">*Türkiye’de zehirli yılanlar hangi bölgelerde yoğunlaşıyor? Türlerin dağılımı neye göre şekilleniyor?</span></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">-Ülkemizde tespit edilen 15 zehirli yılan</span><span style="color:#000000"> </span><span style="color:#000000">türü</span><span style="color:#000000">nden 14’ü</span><span style="color:#000000">, dünyanın en dikkat çeken yılan familyalarından biri olan </span><span style="color:#000000">engerekgiller (Viperidae)</span><span style="color:#000000"> ailesine ait. </span>Bu türler en çok Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygındır, ancak iklim ve coğrafi koşullara bağlı olarak farklı bölgelerde de görülebilirler. Türkiye’nin neredeyse her ilinde bir engerek türü yaşar. Özellikle ciddi zehre sahip Koca, Şeritli ve Burunlu Engerek’in yayılım alanları birleştiğinde, bu üç tür ülke çapında geniş bir dağılım gösterir. Tüm bu yaygınlığa rağmen, yılan sokmaları sonucu yaşanan ölüm vakaları oldukça nadirdir.<font size="3"><strong> </strong></font>Yine de bazı türler, bulundukları bölgelerde daha dikkat çekicidir. Türkiye’nin en zehirli yılanı olarak bilinen Koca Engerek, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da görülürken, Osmanlı Engereği Ege ve Akdeniz’de, Kafkas (Siyah) Engerek Doğu Karadeniz’de, Bolkar ve Baran Engereği Toroslar’da, Anadolu Küçük Engereği Antalya’nın güneybatısında, Boynuzlu Engerek ise Trakya’dan Doğu Anadolu’ya kadar uzanan geniş bir alanda yaşar. Türkiye’deki tek kobra türü olan Çöl Kobrası ise Doğu Anadolu’da, özellikle Şanlıurfa çevresinde görülür.</span></p>

<p><img alt="" height="983" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto10-21.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">ZEHİRSİZ VE AZ ZEHİRLİ YILANLARIN DAĞILIMI VE RİSKLERİ</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">*</span><span style="color:#ff0000"> Zehirli olmayan türler de doğada sık görülüyor. Türkiye’deki dağılımları nasıl ve insanlara risk oluşturuyorlar mı?</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">-</span><span style="color:#000000"><strong>Yarı zehirli yılanlar</strong></span><span style="color:#000000"> Türkiye’de altı türle temsil edilir ve genellikle insan sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturmazlar. Ancak alerjik bünyelerde ya da yanlış müdahaleler sonucunda lokal etkiler görülebilir. Çukurbaşlı Yılan, Karadeniz kıyısı hariç hemen her bölgede yaygınken, Kedi Gözlü Yılan Batı ve Güney Anadolu’da, Kocabaş Yılan Doğu ile İç Anadolu’da, İnce Yılan ise özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında sıkça rastlanır. Bununla birlikte, </span><span style="color:#000000"><strong>zehirsiz yılan türleri</strong></span><span style="color:#000000"> de Türkiye’nin birçok bölgesinde görülür. Kara Yılan, Su Yılanı ve Boyalı Yılan gibi türler yaygınken, Türkiye’nin en büyük yılanı olan Sarı Yılan, 2,5 metreye kadar uzayabilir ve özellikle Ege, Akdeniz ile İç Anadolu bölgelerinde yaşar. İzmir, Çanakkale ve Muğla kıyılarında sık rastlanan Bozyörük Yılanı (Hazer Yılanı) ise ülkemizin kıyı kesimlerinde dikkat çeker. Ayrıca, Boagiller familyasından Türkiye’de bulunan tek boa türü olan Mahmuzlu Yılan, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde görülür.</span></span></p>

<p><img alt="" height="533" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto12-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">EGE BÖLGESİ’NDE EN YAYGIN GÖRÜLEN YILANLAR</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">*Ege Bölgesi’nde en yaygın görülen yılan türleri hangileridir?</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">-Ege Bölgesi, Türkiye’nin yılan türleri açısından oldukça zengin ve çeşitli ekosistemlere sahip bölgelerinden biri. Hem kıyı şeridi hem de iç kesimleri farklı türlere ev sahipliği yapar. Bölgede en yaygın görülen yılanlar ise </span><span style="color:#000000"><strong>Zehirsizler</strong></span><span style="color:#000000">; </span><span style="color:#000000">Bozyörük,</span><span style="color:#000000"> aslında bir kertenkele türü olan </span><span style="color:#000000">Kör Yılan (</span><span style="color:#000000">Yılanımsı Kertenkele),</span><span style="color:#000000"> </span><span style="color:#000000">Çizgili Yılan, Boyalı Yılan, Su Yılanı, Sarı Yılan, Hazer Yılanı ve Kara Yılan</span><span style="color:#000000">. </span><span style="color:#000000"><strong>Hafif zehirli</strong></span><span style="color:#000000"> kabul edilen ama insanlar için ciddi risk oluşturmayan</span><span style="color:#000000"> Çukurbaşlı Yılan ve Kedi Gözü Yılanı. </span><span style="color:#000000"><strong>Zehirliler</strong></span><span style="color:#000000"> ise </span><span style="color:#000000">Koca Engerek, </span><span style="color:#000000">Anadolu Engereği, Boynuzlu Engerek gibi engerek çeşitleri. Doğada bu türlerle karşılaşmak mümkündür ama çoğu zaten insanları görür görmez kaçar, saldırgan da değillerdir. </span></span></p>

<p><img alt="" height="534" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto8-15.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">ZEHİRLİ Mİ ZEHİRSİZ Mİ? YILANIN ŞİFRESİ</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">*Zehirli ve zehirsiz yılanları ilk bakışta nasıl ayırt edebiliriz?</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">- Bu konuda halk arasında bazı ipuçları bilinir, ama kesin ayırım yapmak zordur ve risklidir. Yine de genel farklar şunlardır: </span><span style="color:#000000"><strong>Zehirli yılanların</strong></span><span style="color:#000000"> genellikle üçgen şeklinde geniş ve köşeli, boyun kısmı belirgin başları, kedilerinki gibi elips, dikey göz bebekleri, iri desenli, kalın ve tıknaz gövdeleri, kısa ve küt kuyrukları ve ön dişlerinde zehir bezine bağlı uzun dişleri vardır. Sabit duruşludurlar, tehlike algıladıklarında savunmaya geçer, ses çıkarabilir ve saldırabilirler. </span><span style="color:#000000"><strong>Zehirsizlerin</strong></span><span style="color:#000000"> ise çoğunlukla baş kısmı vücutla bütünleşik, oval veya yuvarlak, vücutları ince, uzun ve daha esnek yapılı, kuyrukları </span><span style="color:#000000">ince ve uzun, </span><span style="color:#000000">göz bebekleri yuvarlak, vücutlarında kamuflaj amaçlı daha sade desenler vardır. Dişleri küçüktür ve ısırıkları zehir içermez. Kaçma eğilimindedirler ve genellikle saklanmayı tercih ederler. Ama tekrar vurgulayayım, bu belirtiler </span><span style="color:#000000">her zaman kesin ayırıcı değildir.</span><span style="color:#000000"> Örneğin bazı zehirsiz yılanlar zehirli türleri taklit edebilir. Onun için yılanlara yaklaşmadan, dokunmadan, uzaktan gözlem yapmak en güvenli yoldur.</span></span></p>

<p><img alt="" height="469" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto1-38.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">ISIRIKLARDA TEDAVİ ŞART, YOKSA RİSK YÜZDE 15</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">*Türkiye’deki zehirli yılanlar ne kadar tehlikeli?</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">-Türkiye’deki zehirli yılanların çoğu engerek türüdür ve özellikle Koca Engerek ciddi risk taşır. Zehirleri kalp, damar, sinir ve solunum sistemleri başta olmak üzere böbrek, kan ve cilt üzerinde etkili olabilir. Isırılan bölgede şiddetli ağrı, şişlik, kızarıklık ve morarma görülürken; ateş, baş dönmesi, uyuşma gibi sistemik belirtiler de gelişebilir. Yılanın türü, yaşı, sokulan bölge ve bireyin yapısı zehrin etkisini belirler. Örneğin, baş ve boyun bölgesinden alınan ısırıklar solunumu zorlaştırabilirken, yağ dokusu fazla bölgelerde zehir daha yavaş yayılır. Kedi, köpek ve at gibi hayvanlar yılan zehrine insanlara göre daha dirençlidir. Tedavi uygulanırsa ölüm oranı yüzde 1’in altındadır, ancak tedavisiz vakalarda bu oran yüzde 15’i aşabilir. Yılan sokmalarında panzehirin geç verilmesi mümkündür ancak hızlı tıbbi müdahale, hayati riskleri önemli ölçüde azaltır. Doğru müdahale kadar, yanlış müdahaleden de kaçınmak gerekir. Yara </span><span style="color:#000000">kesilmemeli, </span><span style="color:#000000">zehir </span><span style="color:#000000">emme yoluyla çıkarılmaya çalışılmamalı, turnike</span><span style="color:#000000"> yapılmamalı, kişi </span><span style="color:#000000">hareket ettirilmemeli</span><span style="color:#000000">, mümkünse yatar pozisyonda tutulmalıdır. </span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">ÖLDÜRÜLEN HER YILAN, ASLINDA BAŞKA BİR SORUNUN HABERCİSİDİR</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">*Birçok kişi yılan gördüğünde hemen öldürmeye çalışıyor. Bahçedeyse kafasını eziyor, yolda gördüyse üzerine araç sürüyor. Yılanlar neden bu kadar kolay ve bilinçsizce öldürülüyor?</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">- Ne yazık ki toplumda hala çok yaygın bir refleks bu: “Yılan gördün mü, öldür.” Bahçede, tarlada, yolda... Kafası ezilen, araç altında kalan yüzlerce yılan vakası her yıl yaşanıyor. Oysa yılanlar sanıldığı gibi zararlı değil, aksine, doğanın dengesini korumakla görevli canlılar. Yılanları öldürmek hem etik hem de ekolojik açıdan yanlış. Özellikle kemirgenleri avlayarak, fare ve benzeri zararlıların çoğalmasını engellerler. Popülasyonlarının azalması tarım ürünlerine zarar, hastalık riski ve gıda zincirinde bozulma anlamına gelir. Ayrıca kartal ve şahin gibi yırtıcı kuşlar için de önemli bir besin kaynağıdırlar. Yani, yılanlar hem avcı hem de avdır. Bu ikili rol onları ekosistemin sağlıklı işleyişinde vazgeçilmez kılar. Öldürülen her yılan, aslında başka bir sorunun habercisidir. Yılanı öldürmek toprağa, tarıma, hatta çocuklarımızın geleceğine ve doğanın dengesine zincirleme zarar vermektir. Şunu unutmayalım, doğa intikam almaz ama boşluğu da affetmez. Korkuyu değil bilgiyi, yok etmeyi değil birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Çünkü yılanı öldürmek, sadece bir canlıyı değil, doğanın dengesini öldürmektir. Yılanları korumaksa, doğanın tümüne nefes aldırmaktır.</span></span></p>

<p><img alt="" height="533" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto7-20.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">YILAN POPÜLASYONLARINI TEHDİT EDEN BAŞLICA FAKTÖRLER</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">* Doğanın dengesinin korunmasında hayati bir rol oynayan yılan popülasyonlarını tehdit eden başlıca faktörler nelerdir?</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">-Yılanların doğal yaşam alanları her geçen gün daralıyor. Türkiye’de özellikle üç büyük tehdit öne çıkıyor: habitat kaybı, insan eliyle doğrudan öldürülmeleri ve iklim değişikliği. Doğal habitatların tarıma açılması, şehirleşme ve ormanlık alanların azalması, yılanların yaşama ve beslenme alanlarını ciddi şekilde kısıtlıyor. İnsanların korku ve önyargı nedeniyle yılanları öldürmesi, popülasyonlarının hızla azalmasına neden oluyor. Bu yüzden birçok yılan türü tehlike altında bulunuyor. Ayrıca, derileri ve zehirleri için avlanmaları ya da evcil hayvan ticaretinde doğal ortamlarından koparılmaları da tehdit unsurları arasında. İklim değişikliği ise yılanların üreme dönemlerini, göçlerini ve av dengesini doğrudan etkiliyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">ONLAR DOĞANIN SESSİZ AMA VAZGEÇİLMEZ KAHRAMANLARI</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#ff0000">*Ekosistemdeki rolleri sıkça göz ardı edilen yılanlara dair verdiğiniz detaylı ve farkındalık yaratan bilgiler için teşekkür ederiz. Doğada bizden çok daha önce var olan bu kadim canlılara karşı duyulan korkuların çoğu zaman yanlış bilgi ve önyargılardan kaynaklandığına dikkat çektiğiniz röportajımızın sonunda okurlarımıza sonsöz olarak ne söylemek istersiniz?</span></span></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">- Bu güzel ve bilinçlendirici sohbet için asıl ben size teşekkür ederim. Yılan gördüğümüzde hemen korkuya kapılıp zarar vermeye çalışmayalım. Onlar doğanın düşmanı değil, tam tersine ekosistemin vazgeçilmez parçalarıdır. Her canlının doğada bir görevi vardır; yılanlarınki de kemirgenlerle doğal dengeyi sağlamak. Onlara alan açtıkça, doğa iyileşir ve güçlenir. Korkularımızı bilgiyle yenmeliyiz. Yılanlardan değil, onları yok etmekten korkmalıyız. Doğayı korumanın yolu, yılanları da korumaktan geçer. Çünkü onlar doğanın sessiz ama hayati kahramanlarıdır.</span></span></p>

<p><strong><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">TEŞEKKÜR EDERİZ</span></span></strong></p>

<p><span style="color:#000000"><span style="color:#000000">Habere fotoğraflarıyla katkı sunan sürüngenler üzerine koruma ve bilinçlendirme çalışmaları yürüten Semih Yanık, Amerika da yaşayan yılan kurtarıcısı Mustafa Göktürk, Tekirdağ Malkara’da sürüngen gözlemcisi Erim Başkütük ile İsa Demir ve Serkan Yağız’a, değerli önerileri için </span>ise Türkiye Yaban Hayatı Grubu Moderatörü Jan Byczkowski’ye teşekkür ederiz. Yılanlara dair daha fazla<span style="color:#000000"> bilgi ve Türkiye’deki yılan türlerine ait fotoğraflar için sosyal medyada ‘Türkiye’deki Yılan Çeşitleri’ grubunu ziyaret edebilirsiniz.</span></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, DÜNYA, GENEL, İKLİM HAREKETLERİ, TÜRKİYE, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/tehlike-sandigimiz-denge-yilanlarin-gercek-yuzu</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Jul 2025 20:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2025/07/foto1-37.jpg" type="image/jpeg" length="80548"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıklı yaşamak: Beslenmeye dikkat etmk spordan daha önemli]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/saglikli-yasamak-beslenmeye-dikkat-etmk-spordan-daha-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/saglikli-yasamak-beslenmeye-dikkat-etmk-spordan-daha-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düşük yoğunluklu egzersizler daha çok yağ yakarken, kilo vermenin anahtarı aldığımızdan çok kalori tüketmekte yatıyor ve beslenmenin spordan daha önemli olduğu anlamına geliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="BBC Türkçe" loading="lazy" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Content/images/main/BBC_Turkce.jpg" /></p>

<p><strong>Yağ yakmanın en iyi yöntemi gerçekten spor yapmak mı?</strong></p>

<p>Vücudun nası yağ yaktığını anlamak için öncelikle, enerjiyi nasıl kullandığını bilmek gerekiyor.</p>

<p>Brezilya'daki Sao Paulo Üniversitesi'nden Fizyoloji Profesörü Paolu Correia "Vücudun başlıca enerji rezervi kaslarda ve karaciğerde depolanan ve bir tür karbonhidrat olan glikojen" diye açıklıyor.</p>

<p>"Tam hızda 100 metre koşmak ya da büyük ağırlıklar kaldırmak gibi hızlı çaba gerektiren aktivitelerde hızlı enerji sağlıyor" diyor.</p>

<p>Glikojenin kaynağı tükettiğimiz karbonhidratlar. Bunlara meyve, sebze, tam tahıllar gibi sağlıklı yiyecekler ve şekerli atıştırmalıklar, beyaz ekmek ve asitli içecekler gibi daha az sağlıklı yiyecekler de dahil. Her iki seçenek de enerji sağlıyor ama sağlıksız tercihlerin kalorisi yüksek ve besleyicilikleri düşük.</p>

<p>Vücuttaki yağ, yaktığımızdan daha çok kalori aldığımızda bir enerji rezervi işlevini görüyor. Fakat vücudun yağı kullanılabilir enerjiye dönüştürmesi daha uzun zaman alıyor.</p>

<p>Teksas'taki Southwestern Üniversitesi'nden Kinesiyoloji (bağ dokusu, eklemler, kaslar ve tendonların tedavisine odaklanan anatomik bir bilim) Profesörü Ed Merritt süreci açıklamak için mum ve tahta parçası analojisini kullanıyor:</p>

<p>"Mum, vücuttaki yağa benziyor. Yavaş ama istikrarlı bir şekilde yanıyor. Tahta ise daha büyük bir ısıyla yanıp, çabucak kayboluyor. Vücudumuz da aynı şekilde çalışıyor. Yoğun bir egzersiz sırasında hızla enerjiye ihtiyacımız varsa, karmonhidrat yakıyoruz. Fakat enerji talebi düşükse, daha çok yağa bağımlıyız."</p>

<p>Prof. Merritt, vücudun düşük ya da orta yoğunluklu egzersiz sırasında başlıca yakıt olarak vücuttaki yağı kullandığ "yağ yakma hali" konseptinin de buradan geldiğine işaret ediyor.</p>

<p>Ancak Meritti, bu hale bir masada oturur ya da televizyon izlerken de ulaşılabileceğini, fakat bunun kilo verildiği anlamına gelmediğini vurguluyor.</p>

<p>"Kilo vermek için sadece yağ yakma haline güvenmek yanıltıcı. Mesele daha karmaşık" diye de ekliyor.</p>

<p><strong>EN FAYDALI EGZERSİZ HANGİSİ?</strong></p>

<p>Bir başka doğru bilinen yanlış ise, yağ yakmak için en etkili yöntemin kardiyo egzersizlerinin olduğu. Koşmak ve bisiklete binmek gibi faaliyetler kalori yaksa da, ağırlık kaldırmak da aynı deredcede önemli.</p>

<p>Kas inşası, dinlenir vaziyetteki metabolizmanızı da harekete geçiriyor, çünkü kas dokuları, yağ oranını koruma için daha fazla enerji gerekmesi demek. Bu durum da spor yapmadığınızda bile daha fazla kalori yakmanız anlamına geliyor.</p>

<p>Kas, genel sağlımığızda önemli bir rol oynuyor. Şeker hastalığı, kalp hastalıkları ve kemik erimesi gibi kronik hastalıkları önlemeye yardımcı oluyor.</p>

<p>Yoğun egzersizde asıl olarak glikojen yakılıyor. Yağ ise uzun süre orta yoğunlukta yürümek gibi faaliyetlerde başlıca enerji kaynağı oluyor. Glikojenin tükeneceği kadar uzun ama hareketi sürdürülebilir kılmak için hızla enerji ihtiyacı duyacağınız kadar yoğun olmayan aktiviteler.</p>

<p>Bu yoğunluk alanı "Alan 2" olarak biliniyor ve bu da maksimum nabız hızınızın % 60 ila % 70'i oranında bir düzey. Kalp sağlığınıza faydalı ve yağ yakılmasının yükselmesine yardımcı oluyor. Fakat en etkin yağ yakma yöntemi olduğu anlamına gelmiyor.</p>

<p>Egzersiz yapıyorsanız, yağ yakmanın anahtarı kalori yakmak. Kalorilerin nereden geldiği önemli değil. Vücut, aldığınız kalori, harcadığınızdan fazla olunca yağ depoluyor. Tam tersi durumda aldığınızdan çok kalori yakarsanız, kilo veriyorsunuz.</p>

<p>Prof Meritt "Düşük yoğunluklu sporda daha çok yağ, daha az kalori yakıyorsunuz. Yüksek yoğunluklu sporda kalorilerin daha az bir kısmını yağdan alıyorsunuz ama genel anlamda daha çok yakıyorsunuz" diyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Egzersiz sırasında asıl olarak yağ yakmayan Yüksek Yoğunluklu Aralıklı Antrenman (HIIT) bile zamanla yağ yakılmasına yardımcı olabiliyor.</p>

<p>Prof. Correia "Spor sona erdiğinde bile, enerji tüketimi sürüyor. Buna 'Yanma sonrası etki' deniyor. Vücut, aktivite düzeyleri normale dönene dek kaslardan ve karaciğerden glikojen kullanmaya devam ediyor" diye açıklıyor.</p>

<p>Genetik, yaş ve form düzeyi gibi bireysel faktör de, bir kişinin ne kadar etkin yağ yaktığında önemli bir rol oynuyor.</p>

<p>Genetik özellikler, bir insanın daha hızlı bir metabolizmaya sahip olmasını sağlayıp, yağ depolarına daha kolay erişimini sağlayabiliyor. Yaş aldıkça metabolizmamız yavaşlıyor, kas kütlesi azalıyor ve hormon değişiklikleri yağ depolanmasını ve kullanılmasını etkileyebiliyor.</p>

<p><strong>EGZERSİZDEN SONRA YEMEK KİLO VERMEYİ ETKİLİYOR MU?</strong></p>

<p>Egzersiz, yağ yakmakta önemli ama spordan sonra yakıtınızı nasıl aldığınız, yani nasıl beslendiğiniz de aynı derecede önemli.</p>

<p>Prof. Meritt "Spor yaptıktan sonra, vücudunuz kullandığınız çabuk yanan yakıtı (glükoz) yerine koymaya çalışır. Hemen yemezseniz, vücudunuz bunu yerine koymak için depolanmış yağı kullanmaya başlayabilir" diye açıklıyor.</p>

<p>Fakat amacınız performansınızı maksimum düzeye yükseltmek, daha ağır kaldırmak, daha hızlı koşmak veya dayanıklılığınızı artırmaksa, spordan hemen sonra yemek hayati önemde.</p>

<p>Meritt "Toparlanmanıza yardımı oluyor ki, bir sonraki sefer yine sıkı spor yapabilesiniz. Sonuçta amacınızın ne olduğuna bağlı. Kilo vermek ve performans geliştirme amaçları sıklıkla birbiriyle çelişebiliyor" diyor.</p>

<p>Karbonhidratı azaltmak, yağ yakmaya yarayabiliyor ve bazı durumlarda etkili olabiliyor. Fakat bu, düzenli egzersizle birleşirse ters de tepebiliyor.</p>

<p>Az karbonhidrat almak halsizliğe, kaslarda zayıflığa ve hatta kas kaybına yol açabiliyor. Çünkü bu durumda vücut, sadece yağ yakmak enerji gerekliliklerini karşılayamadığında glükoz almak için kas dokularını yıkabiliyor.</p>

<p>Ayrıca glikojen toparlanmakta ve bağışıklık fonksiyonunda yaşamsal önemde bir oynadığından bağışıklık sistemini de zayıflatabiliyor.</p>

<p><strong>BESLENME YAĞ YAKMAYI NASIL ETKİLİYOR?</strong></p>

<p>Faal olmak, yağ depolanmasını zorlaştırıyor fakat mesele kalori yakmaya gelince egzersiz yapmanın da sınırları var. Beslenme ve genel enerji dengesi yaşamsal bir rol oynuyor.</p>

<p>Prof. Correia "Yağ sadece fazla enerji kullanılmadığında depolanıyor." diyor.</p>

<p>Bir kilo yağ, kabaca yedi bin kaloriye eşit.</p>

<p>30 dakika bisiklete binmek 300 kaloriye kadar yakabiliyor. Fakat bunu yerine koymak, sadece bir dilim pizza ya da kek yemekle mümkün.</p>

<p>Prof. Meritt "Egzersiz genel sağlık için çok önemli ama bir egzersiz sırasında yakılan yağ, kolayca beslenmeyle yerine konabilir" diyor.</p>

<p><img alt="BBC Türkçe" loading="lazy" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Content/images/main/BBC_Turkce_alt.png" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, SAĞLIK, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/saglikli-yasamak-beslenmeye-dikkat-etmk-spordan-daha-onemli</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Mar 2025 06:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2025/03/saglik-3.jpg" type="image/jpeg" length="66184"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'de MLKP operasyonu: 37 şüpheli gözaltına alındı]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/turkiyede-mlkp-operasyonu-37-supheli-gozaltina-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/turkiyede-mlkp-operasyonu-37-supheli-gozaltina-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da, Marksist- Leninist Komünist Partisi'ne (MLKP) yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, 6 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 37 şüphelinin gözaltına alındığı açıklandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, Marksist- Leninist Komünist Partisi'nin (MLKP) faaliyetlerinin deşifre edilmesi ve engellenmesine yönelik yapılan çalışmalar kapsamında,&nbsp;37 şüphelinin yakalandığını açıkladı.</strong></p>

<p>Operasyonlar kapsamında, çok sayıda örgütsel dokümanın, yasak yayın ve örgüte ait bayrak ile flamanın ele geçirildiği belirtildi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yakalanan şüphelilerin örgütün Kasım ayını "Ölümsüzler Ayı" ilan etmesi sebebiyle örgüt mensupları tarafından yapılan mezar anmaları ve kapalı alan toplantılarına katıldıkları, örgütün açık alan yapılanması olduğu öne sürülen Ezilenlerin Sesi Partisi (ESP) ve örgütün gençlik yapılanması olduğu iddia edilen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) içerisinde faaliyet yürüttükleri, örgütün propagandası yapılan korsan eylemlere katıldıkları, örgüt mensuplarının duruşmalarını takip ederek cezaevinde ziyaret ettikleri belirlenen şüphelilere yönelik yakalama ve gözaltı kararı verildi.</p>

<p>MLKP içerisinde faaliyet yürüttüklerine dair haklarında ifadeler olan, ayrıca fiziki ve teknik takip yapılan 46 şüphelinin yakalanmasına yönelik İstanbul'da, SGDF ve BEKSAV'ın adresi dahil olmak üzere 35 adrese ve Ankara, Eskişehir, Yalova, İzmir ile Diyarbakır'da 13 adrese eş zamanlı operasyonlar düzenlendi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, GENEL, GÜNDEM, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/turkiyede-mlkp-operasyonu-37-supheli-gozaltina-alindi</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jan 2025 08:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2025/01/d-s-c04628-l-i.jpg" type="image/jpeg" length="87665"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Herpes virüsü Alzheimer'i mi tetikliyor?]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/herpes-virusu-alzheimeri-mi-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/herpes-virusu-alzheimeri-mi-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmacılar, Alzheimer ile neredeyse herkeste bulunan bir bağırsak virüsü arasında bağlantı keşfetti. Söz konusu patojen, Alzheimer hastalığı ile ilişkilendirilen herpes virüslerinden biri.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"Sitomegalovirüs" adlı virüsü&nbsp;80 yaşına ulaşmış her on kişiden dokuzu taşıyor. Kısaltması CMV (Cytomegalovirus) olan bu virüs, herpes ailesine mensup ve potansiyel olarak belirli bir&nbsp;Alzheimer hastalığını&nbsp;tetikleyebiliyor.</strong></p>

<p>Anne sütü, tükürük, kan ve meni gibi vücut sıvıları yoluyla yayılıyor. Patojen ile enfekte olan herkes&nbsp;tüm herpes virüsleri gibi, hayatlarının geri kalanında çeşitli hücrelerinde bu virüsü taşımaya devam ediyor.</p>

<p>İlk enfeksiyondan sonra virüs normalde uykudadır. Ancak, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi belirli koşullar altında, CMV de dahil olmak üzere, herpes patojenleri tekrar aktif hale gelebilir ve çoğalabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Deutsche Welle'den Jeannette Cwienk'in haberine göre, sağlıklı bir bağışıklık sistemine sahip kişilerde CMV enfeksiyonu genellikle hiç belirti göstermeden veya sadece hafif belirtilerle seyreder. Bunlar arasında yorgunluk, ateş ve öksürük gibi soğuk algınlığı semptomları yer alır. Ancak enfeksiyon, anne karnındaki çocuklar, prematüre bebekler ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler için ciddi sağlık sonuçları doğurabilir.</p>

<p><strong>BAĞIRSAK VİRÜSÜ BEYNİ NASIL ETKİLER?</strong></p>

<p>Bazı insanlarda virüs uzun süre aktif kalabilir ve "vagus siniri" olarak bilinen bağırsak ve beyin arasındaki "otoyol" boyunca seyahat edebilir. Bu sinir, sindirim (gastrointestinal) sistemimiz ile beyin arasında önemli bir aracıdır. Bu sinir sayesinde her iki organ da sürekli iletişim halindedir; örneğin yemek yediğimizde tokluk hissimiz ve kan şekeri seviyemiz vagus siniri aracılığıyla ayarlanır.</p>

<p>ABD'deki Arizona Eyalet Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, aktif CM virüsü, vagus sinirine yerleştikten sonra beynin bağışıklık sistemini bozabilir ve Alzheimer hastalığının gelişimini tetikleyebilir.</p>

<p><strong>YENİ BİR ALZHEİMER ALT TİPİ Mİ KEŞFEDİLDİ?</strong></p>

<p>Arizona Eyalet Üniversitesi'nden biyomedikal bilimci ve çalışmanın başyazarı Ben Readhead, "Alzheimer hastalığının biyolojik olarak benzersiz bir alt türünü bulduğumuza inanıyoruz. Bu alt tür hastalığa yakalanan insanların yüzde 25 ila 45'ini etkileyebilir" diyor.</p>

<p>Araştırma ekibi, Alzheimer'ın belirli bir formundan mustarip hastalarda özellikle bağırsak, omurilik sıvısı ve beyinde sitomegalovirüse karşı antikorlar buldu. Hatta virüsü vagus siniri hücrelerinde bile buldular.</p>

<p>Söz konusu virüs, görünüşe göre beynin kendi bağışıklık savunmasını uyarıyor. "Mikroglia" adı verilen hücreler bu savunmayla ilgileniyor. Tortuları, fazla ya da hasarlı nöronları ve sinapsları arıyor ve bunları yutuyorlar. Bir enfeksiyon veya hasar kontrolden çıkarsa alarm veriyorlar ve vücudun bağışıklık savunmasının belirli hücrelerini yardıma çağırıyorlar. Beyinde bilimsel olarak 'nöroinflamasyon' olarak bilinen bir inflamatuar reaksiyon (iltihap) başlıyor.</p>

<p><strong>TIKANMIŞ SİNİR YOLLARI BEYİNDE HÜCRE ÖLÜMÜNE YOL AÇIYOR</strong></p>

<p>Alzheimer hastalarında mikroglia sürekli ve aşırı aktif durumdadır. Böylece beyin için tehlike haline gelebilir. "Sürekli nöroinflamasyon" olarak adlandırılan bu durum merkezî sinir dokusunda hastalığa yol açar. Alzheimer vakalarında serebral kortekste "amiloid plaklar" ve "tau yumakları" adı verilen birçok anormal protein gelişir. Bu birikintiler, sinir hücreleri arasındaki iletişimi bozar ve nihayetinde hücrelerin ölümüne yol açar. Bu da hastaların bilişsel yeteneklerini ciddi şekilde kısıtlar.</p>

<p>Araştırmacılar tarafından tanımlanan Alzheimer hastalığının alt tipinde de bu karakteristik amiloid plaklar ve tau yumakları bulundu. Araştırma kapsamında Alzheimer hastası olan ve olmayan 100'den fazla kişi tarafından bağışlanan organ dokusu analiz edildi. Dokular kolon, vagus siniri,&nbsp;beyin ve omurilik sıvısından&nbsp;alındı. Araştırma ekibi, testleri diğer donörlerden alınan organ örnekleri üzerinde tekrarladığında aynı kanıtları buldu: Sitomegalovirüs, mikroglia hücrelerinin bağışıklık tepkisi üzerinde etkili oluyor.</p>

<p>Virüsün ayrıca yapay olarak oluşturulan hücre kültürlerinde amiloid ve tau proteinlerinin üretiminin artmasına ve sonuç olarak sinir hücrelerinin ölümüne yol açtığı görüldü.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, ALMANYA, AVRUPA, GÜNDEM, SAĞLIK, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/herpes-virusu-alzheimeri-mi-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jan 2025 18:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2025/01/virus.jpg" type="image/jpeg" length="15488"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Turizm uzmanı Baraner: Almanları hiç bu kadar mutsuz görmedim]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/turizm-uzmani-baraner-almanlari-hic-bu-kadar-mutsuz-gormedim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/turizm-uzmani-baraner-almanlari-hic-bu-kadar-mutsuz-gormedim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Merkezi Almanya’da yer alan Dünya Kardeş Kentler Turizm Birliği Genel Sekreteri ve aynı zamanda Türk-Alman turizm uzmanı Hüseyin Baraner, yaptığı basın açıklamasında turizmde 2025 yılının öngörülerini değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fulya OMAÇ</strong></p>

<p><strong>Türkiye turizminde 46 yılını tamamlayan ve farklı ülkelerde çeşitli turizm görevlerinde bulunan global turizmle ilgili, dünya turizm otoriteleri ve önemli bankaların küresel turizm sektöründe yaklaşık yüzde 7’lik bir büyüme bekledikleriniaçıkladı.</strong></p>

<p>Baraner, Alman pazarıyla ilgili olarak ise; Almanların tatil seyahatleri için bu yıl 85 milyar Euro harcamayı planladıklarını, bu rakamın 7 milyar Euro’luk payını Türkiye satışlarına ayıracaklarını, "çok çalışıp, çok kazanıp, iyi tatil yapma" geleneğinin belirgin bir şekilde arttığını, Türkiye’nin Almanya'dan 10 milyon turist çekme potansiyeli olduğunu, hiçbir tur operatörünün Türkiye'deki payını kaybetmek istemediğini, nüfusunun yaklaşık yüzde 28’ini 60 yaş üstü kişilerin oluşturduğu Almanya’da bu kişilerin devasa yeni bir tüketici ordusu oluşturduğunu, Almanya’da hızla başlayan ve yayılan (Longevity) uzun yaşam akımına cevap verebilecek altyapı yatırımlarının çoğunun Türkiye’de bulunduğunu ifade etti.</p>

<p><strong><img alt="" height="865" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/01/foto2-27.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong>Baraner, Almanya ITB Berlin Turizm Fuarı’nda Türkiye, Çeşme standında</p>

<p><strong>TURİZM SEKTÖRÜNDE BEKLENMEDİK BİR HAREKETLİLİK GÖZLEMLENİYOR</strong></p>

<p>Turizm duayeni Baraner, dünya turizminin yaşanan her türlü olumsuzluklara rağmen büyümeye devam ettiğini belirterek, özellikle Avrupa kıtasında, ekonomik belirsizlikler ile artan tatil seyahati talebi arasında bir çelişki olduğuna söyledi. Ukrayna, Gazze ve Suriye’deki savaşların dünya halklarını derinden etkileyerek, tedirgin ettiğine dikkat çeken Baraner, şu yorumlarda bulundu:</p>

<p><strong>“Buna rağmen turizm sektöründe beklenmedik bir hareketlilik gözlemleniyor. Bu da artık insanların yaşanan genel pahalılık ve siyasi-kültürel gerginliklerden dolayı sosyalleşmeyi azalttıklarını, ancak sevdikleriyle, arkadaşları, dostları ve aileleriyle yaptıkları tatil seyahatlerinde huzuru yakaladıklarını gösteriyor. Almanlar tatil seyahatlerinden vazgeçmek istemiyor.”</strong></p>

<p><strong><img alt="" height="514" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/01/foto4-1.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong>60 yaş üstü turistler için Türkiye’de gerekli wellnes-fitness alt yapıları mevcut</p>

<p><strong>KÜRESEL SEKTÖRDE YAKLAŞIK YÜZDE 7’LİK BÜYÜME BEKLENİYOR</strong></p>

<p>Ekonomik göstergeler ışığında, küresel turist akışının kent ekonomileri için yaşamsal öneme sahip bir gündem maddesi haline geldiğini aktaran Baraner, “Gelecek birkaç yıl içerisinde dünya turizm otoriteleri ve önemli bankalar, küresel sektörde yaklaşık yüzde 7’lik bir büyüme bekliyor. Türkiye, Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan gibi turizmde büyük hedefleri olan bazı ülkeler için büyüme oranları iki haneli olarak veriliyor. Ancak bu durum, derin ekonomik durgunluk ve güçlü bireysel tasarruf eğilimi ile çatışma potansiyeli taşıyor. Özellikle Almanya, Fransa, Rusya, Çin gibi ülkelerdeki ekonomik zorlukların nasıl yönetileceği kritik bir öneme sahip. Piyasalar Donald Trump'ı bekliyor, mevcut durum oldukça belirsiz. Eğer Trump, gerçekten söylediği gibi Rusya-Ukrayna Savaşı’nı durdurur ve Orta Doğu’yu sakinleştirici adımlar atarsa, 2025 yılı bizim bölgemizde yeniden güçlenme ve yeni bir atak için bir fırsat olabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong><img alt="" height="450" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/01/foto6-19.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong>Alman turist Türkiye’de tatil ve alışveriş yapmayı seviyor</p>

<p><strong>TÜRKİYE'YE BAKIŞ AÇISI OLUMLU YÖNDE DEĞİŞTİ</strong></p>

<p>Turizm sektörünün kıdemli isimlerinden Baraner, böyle bir gelişmenin Türk turizmine yansıyacak etkisini ise şöyle değerlendirdi:</p>

<p>“Beşar Esad rejiminin düşmesi, Türkiye'ye bakış açısını olumlu yönde değiştirdi. Eğer Suriye ile ilgili gelişmeler beklendiği gibi olumlu seyrederse ve PKK gibi terör örgütleri gündemden düşerse, bu durum özellikle kültürel açıdan batıda tatil yapmak isteyen turistleri Türkiye’ye yönlendirme potansiyeline sahip. Türkiye artık sadece bir tatil ülkesi olmanın ötesine geçmek istiyor. Aynı zamanda kültürel bir merkez olma yolunda önemli adımlar atıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı sona erer, Suriye yeniden yapılandırılır ve mültecilerin ülkeye dönüş süreçleri sağlıklı ve onurlu bir şekilde yönetilirse, bu Türk turizmine çok büyük ve farklı renk kazandırır. Turizm gerçek anlamda Anadolu'ya yayılır. Ayrıca büyük bir kültür ve tarih merkezi olan Mezopotamya dünya turizm haritasına çok hızlı bir giriş yapar.”</p>

<p><strong><img alt="" height="581" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/01/foto5-16.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong>&nbsp;Almanlar Türkiye’de tatil için 7 milyar Euro harcamayı planlıyor</p>

<p><strong>BARANER: ALMANLARI HİÇ BU KADAR MUTSUZ GÖRMEDİM</strong></p>

<p>Almanya’nın Türk turizmi için önemli pazarlardan biri olduğunu ifade eden Türk - Alman Turizm Uzmanı Baraner, Almanların kaygılarına değinip, Alman turistlerin beklentilerini karşılamak ve Türkiye'ye olan ilgilerini artırmak için nasıl bir strateji izlenmesi gerektiği yönünde şu yorumlarda bulundu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Almanya’nın mevcut durumu göz önüne alındığında, Şubat ayındaki seçimlerden sonra ülkede değişimin kaçınılmaz olduğu aşikar. Bu yıl ITB’ye geldiğinizde siyaseten çok gergin bir Almanya ile karşılaşacaksınız. Merkel düşündüğümüz kadar Almanya’yı iyi yönetmemiş. Son 15 yılda yapılan ve Almanya’ya yakışmayan hatalar şimdi yavaş yavaş halının altından çıkıyor. Almanya kendi bile farkında olmadan çok sorun biriktirmiş. Suriyeli mülteciler ve Ukrayna-Rusya Savaşı, toplumun ruh halini olumsuz etkiledi. Almanya’yı temellerinden sarstı. Almanları hiç bu kadar mutsuz görmedim. Gelecek korkuları, ekonomik sorunlar ve Trump’ın Almanya’ya soğuk ve uzak durması, Rusya’nın nükleer silah kullanırız tehditleri toplumda kaygı yaratıyor. Almanya’nın toplumsal konfor alanı daralıyor. Parası olan ise daha yoğun bir şekilde sevdiği ülkelerde tatile gidiyor.”</p>

<p><strong><img alt="" height="389" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2025/01/foto8-14.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong></p>

<p><strong>"ÇOK ÇALIŞIP, ÇOK KAZANIP, İYİ TATİL YAPMA" GELENEĞİ ARTTI</strong></p>

<p>“Alman toplumuna kültürel ve demografik olarak bir göz attığımızda iki büyük tüketici grubun daha dominant hale geldiğini görüyoruz. 84 milyon nüfusun 24 milyonu yabancı kökenli ve bu grup yeni Almanlar genellikle uzun saatler çalışarak kendi işlerini kurarak, esnaflık ve küçük işletmelere yöneldiler. Almanya’daki esnafların yüzde 80’ni yabancı kökenli. Kobi işletmelerinde şirket sahibi olarak oranları her gün artıyor. Yaşlanan Almanlar şirketlerini daha genç ve çalışmak isteyen yabancı kökenlilere devrediyor. Bu kitle arasında "çok çalışıp, çok kazanıp, iyi tatil yapma" geleneği belirgin bir şekilde artış göstermeye başladı. 2024 yılında yabancı kökenli Almanların Türkiye’nin en pahalı otellerindeki konaklama oranı diğer Almanların beş katı daha fazla olarak gerçekleşti. Bu profil için kültürel ve yaşam tarzı anlamında Türkiye çok yakın ve cazip bir tatil destinasyonu potansiyeli olarak kabul görüyor.”</p>

<p><strong>TÜRKİYE’NİN WELLNESS VE FİTNESS YATIRIMLARI 60 YAŞ ÜSTÜ ALMANLARI ÜLKEYE ÇEKER</strong></p>

<p>“Diğer hızla büyüyen devasa tüketici grubu olarak Alman Bestager’ler karşımıza çıkıyor. Almanya’da şu an 30 milyon kişi 60 yaş üzerinde. Gelecek 10 yıl içerisinde 27 milyon Alman 67 yaşı üzeri olacak ve @Bestager adı altında tüm sektörler için devasa bir yeni tüketici ordusu oluşuyor. Birçok ürün artık 60 yaş üstü tüketiciler için yeniden dizayn ediliyor. "Bestager" veya 60 yaş üstü Almanların Türkiye’ye olan ilgisi de giderek artıyor. Özellikle kış aylarında ki Türkiye’nin binin üzerindeki Wellness ve fitness yatırımları bu profili ülkemize çekebilmemiz için en güçlü tarafımız ve niteliğimiz. Almanya’da hızla başlayan ve yayılan (Longevity) uzun yaşam akımına da cevap verebilecek altyapı yatırımlarının çoğu Türkiye’de bulunuyor. Bu iki grup, tatil alışkanlıklarını ve gelecekteki Alman turist profilini önemli ölçüde şekillendirecektir. Türkiye “Aile turizminde” zaten lider konumunda ve bu konuda dünya çapında en anlamlı ve etkili yatırımları yaptı. Elindeki bu verilerle yaşanan değişimi göz önünde bulundurarak stratejik adımlar atmalıdır.”</p>

<p><strong>SEKTÖR OLARAK PROAKTİF HAREKET ETMELİYİZ</strong></p>

<p>“Almanya'dan 10 milyon turist çekme potansiyelimiz var ve bu hedef doğrultusunda yeniden hazırlanmamız gerekiyor. Bunun için yalnızca büyük turizm fuarlarına katılmak yeterli değil. Almanya’daki dernek ve sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkilerimizi güçlendirmeliyiz. Sosyal ve kültürel ilişkilerin güçlenmesi, karşılıklı anlayışı artıracaktır. Türkiye’ye karşı kronik ön yargılı kesimlerde bile değişim gözlemlenmekte. Bu durumu değerlendirerek, Türkiye-Almanya Turizm Çalıştayı gibi geniş katılımlı şura düzenleyerek yeni gelişimlere ve müşteri profillerine kurumsal çağrı yapmalıyız. Siyasiler, sosyologlar, belediye başkanları ve sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle ortak çalışmalar yaparak bu sürecin turizm dışındaki ancak turizme katkı veren kurum ve kuruluşlara taşımalıyız.&nbsp;</p>

<p>Sadece tur operatörlerin peşinden koşarak turizme çeşitlendiremeyiz. Bilakis tur operatörlerini yanımıza alarak onlarla beraber yeni müşteri profillerine çağrı yapıp Türkiye’ye kazanmamız daha doğru olur.”</p>

<p><strong>TÜRKİYE PAZARINA 7 MİLYAR EURO</strong></p>

<p>Baraner, Alman pazarının durumunu ve 2025 yılı için öngörülerini de paylaşarak şunları söyledi:</p>

<p>“2025 yılı için Almanya'daki turizm göstergelerinin olumlu bir seyir izleyeceğini düşünüyorum. Almanlar, tatil seyahatleri için bu yıl 85 milyar Euro harcamayı planlıyor. Bu rakamın 7 milyar Euro’luk payının Türkiye satışları ile gerçekleşeceği öngörülüyor. (otel, uçak, incoming, sigorta ve seyahat acentesi komisyonu olarak) Türkiye’deki özel harcamalar hariç. Son piyasa araştırmalarına göre, müşterilerin yüzde 30'u geçen yıla göre tatil için daha fazla harcama yapmak istiyor. Almanlar tatillerini önemserken, aynı zamanda evlerini güzelleştirmek ve sosyal deneyimlere yatırım yapma niyetindeler. Ancak restoran ve kafe ziyaretlerinde önemli bir tasarruf yapacaklardır. Bu bağlamda, Türkiye, Almanya'da en çok tercih edilen tatil destinasyonlarından biri olarak, İspanya ile birlikte ön sıralarda yer alıyor. Dokuz bin Alman seyahat acentesinde çalışan 44 bin satış elemanlarının çoğunun favori ülkesi Türkiye. Bakanlık çok iyi çalışıyor, otelcilerimiz anında her türlü soruya cevap veriyor, Incoming şirketlerimiz çok donanımlı dolayısıyla satış elemanları Türkiye’deki satışlardan memnun. (Müşteri sayısı artmasa da pahalı paketlerin komisyon oranı oldukça tatminkar) Tabii Türkiye’nin yüksek fiyatlarını şikayet edenler de var.”</p>

<p><strong>BU YOLDA DEVAM ETMEK TÜRKİYE’NİN ÇIKARINADIR</strong></p>

<p>“Ancak Paket turlar, 5 yıl öncesine göre yüzde 40-50 daha pahalı olmasına rağmen yoğun bir şekilde kabul görmekte. Türkiye 2025 yılının birçok tarihinde Mauritius Adaları’ndan, Miami’den, İspanya’dan, Dubai’den daha pahalı paketlere sahip, ancak otellerimiz bu fiyatların hakkını veriyor bu yolda devam etmek Türkiye’nin çıkarınadır.”</p>

<p><strong>PAZARLAMA VE SATIŞ ÇEŞİTLİLİĞİNİ ARTIRMAK ZORUNDAYIZ</strong></p>

<p>“Her zaman vurguluyorum ki Türkiye, Almanya'dan her yıl 10 milyon Alman turisti getirme potansiyeline sahiptir. Yedi milyon yaz aylarında, üç milyon da kış aylarında. Bu bağlamda, Almanya ile ilişkileri yalnızca Türkiye'deki ürün çeşitliliğini değiştirmekle değil, Avrupa genelinde pazarlama ve satış çeşitliliğini de artırmak zorundayız. Türkiye'nin, farklı dinamiklerle pazarlanması için ilişki kurulması gerekmekte. Alman toplumunun kültürel ve geleneksel zenginliği, kültürlere merakı, spor tutkusu, wellness-fitness heyecanı ve sayısız hobileri tatil alışkanlıklarını şekillendirecek temel unsurlardan biri. İşte tam da bu düşünce için Almanya ile ilişkileri yalnızca Türkiye'deki ürün çeşitliliğini değiştirmek değil, Avrupa'da pazarlama ve satış çeşitliliğini de yaratmamız lazım. Türkiye'nin pazarlanması için farklı dinamiklerle ilişki kurmamız gerekir.”</p>

<p><strong>TÜRKİYE, ALMANLARIN ÖNEMSEDİKLERİNİ TAKİP EDİP, PAKET HALİNDE SUNMALI</strong></p>

<p>“Alman toplumu, kültürel ve geleneksel olarak çok çeşitli ve zengin boş zaman alışkanlıklarına ve hobilerine sahip bir toplumdur. Milyonlarca insan spor yapıyor ve derneklerde birçok konuda aktif bir şekilde yer alıyor. Bunun dışında doğa turları, antik kentlere yürüyüşler ve büyük müzik festivalleri (Schlager), Almanların çok önemsediği ve para harcadığı konulardır. Bunları da Türkiye'nin çok daha yakından takip edip ürün halinde Almanya'da sunması gerekiyor. Son sekiz yıldır Türkiye'ye karşı sert bir bakış sunan Alman basını, Suriye'deki gelişmelerden sonra Türkiye'ye karşı oldukça yumuşadı.”</p>

<p><strong>HİÇBİR TUR OPERATÖRÜ TÜRKİYE'DEKİ PAYINI KAYBETMEK İSTEMİYOR</strong></p>

<p>Baraner, Türk kökenli tur operatörlerinin 2025 yılını çok donanımlı ve büyük kapasitelerle karşıladıklarını belirterek, sözlerini şöyle noktaladı:</p>

<p>“ANEX Grubu, Ferientouristik/CORAL ve Bentour çok ciddi bir altyapı oluşturdular ve pazar payları giderek artıyor. Eğer beklenmedik bir olumsuz olay olmazsa, üçüncü de 2025 sezonunda ciddi bir şekilde kapasite artıracaklar ve Alman pazarında büyüyecekler. Bu durum, tabii ki diğer tur operatörlerini Türkiye pazar payını kaybetmemek için daha çok kamçılıyor. Hiçbir tur operatörü Türkiye'deki payını kaybetmek istemiyor. FTI gibi yüksek kapasiteyle Türkiye'de çalışan bir tur operatörünün iflas etmesinin ardından, 2025 tur operatörleri arasında Türkiye pazar paylaşım yılı olacak. Zira para Türkiye'de kazanılıyor, diğer destinasyonların hiçbirinde Türkiye kadar yüksek rant yok. Türkiye pazar payı azalan büyük tur operatörlerinin bütçeleri altüst olur. Bu anlamda tüm tur operatörleri için Türkiye, en önemli destinasyonlardan biri ve hayati değer taşıyan bir destinasyon statüsündedir”.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, ALMANYA, EKONOMİ, GENEL, GÜNDEM, MAGAZİN, TÜRKİYE</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/turizm-uzmani-baraner-almanlari-hic-bu-kadar-mutsuz-gormedim</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jan 2025 22:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2025/01/1huseyin-baraner.jpeg" type="image/jpeg" length="45161"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göztepe Onursal Başkanı Sepil'e çağrı: Dostluk Kazansın]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/goztepe-onursal-baskani-sepile-cagri-dostluk-kazansin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/goztepe-onursal-baskani-sepile-cagri-dostluk-kazansin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Dostluk maçı, bundan 10 sene önce tarihi maçın hikayesini yıllar sonra arşivlerden ortaya çıkaran Yunanlı yazardan öğrenen taraftarın çabalarıyla 2014 yılında Sakız Adası’nda kaldığı yerden tekrar oynanmıştı."]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fulya OMAÇ / İZMİR</strong></p>

<p>Atatürk ve Venizelos’un savaştan sekiz yıl sonra 1930 yılında iki ülkenin dostluğunu pekiştirmek adına organize edilmesini kararlaştırdıkları Lailapas - Karşıyaka futbol takımlarının dostluk maçı, 94 yıl önce 7 Aralık’ta Yunanistan’ın Sakız Adası’nda oynanmaya başlamış ancak hava muhalefeti nedeniyle 3.dakikada yarıda kalmıştı.</p>

<p>Dostluk maçı, bundan 10 sene önce tarihi maçın hikayesini yıllar sonra arşivlerden ortaya çıkaran Yunanlı yazardan öğrenen taraftarın çabalarıyla 2014 yılında Sakız Adası’nda kaldığı yerden tekrar oynanmıştı. Ancak bu kez de iki takım taraftarlarının “dostluk da bitmez bu maçta bitmez” diyerek sahaya girmesiyle dünya spor tarihinin en uzun maçı yine tamamlanamamıştı. Maçın hikayesi ve çok daha fazlası “DOSTLUK KAZANSIN” romanına ilham oldu. İki halkın dostluğunun ön planda olduğu kitap, şimdi de sinema filmi için senaryolaştırılıyor.</p>

<p><img alt="" height="537" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto1-29.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>Yazar Gökmen Küçüktaşdemir, Dostluk Kazansın kitabı ve hem romanın hem de tarihi maçın tekrar oynanmasının baş kahramanı Feruz Bozaslan.</strong></p>

<p><strong>DEDELERİN BAŞLADIĞI MAÇI TORUNLARI DEVAM ETTİRDİ</strong></p>

<p>1919-1922 yılları arasında birbirleriyle çetin bir savaş vermiş olan Türkiye ve Yunanistan geçmişten gelen sorunları aşmak, dostlukla işbirliğine yönelmek amacıyla 1930 yılında imzaladıkları antlaşmalarla artık iyi komşuluk tesis etme yönünde “Tarafsızlık, Barış ve Dostluk” adına önemli adımlar atmışlardı. Savaş sonrası iki ülke arasında dostluk adına sportif faaliyetler de ivme kazanmıştı. Savaştan sekiz yıl sonra Yunanistan Başbakanı Venizelos İstanbul’a geldiğinde Selanik takımı Aris Thessaloniki ile Galatasaray ve Fenerbahçe takımları dostluk maçları yapmışlardı. İlki Türkiye’de oynanan bu dostluk maçlarının ardından Atatürk ve Venizelos, karşı kıyıda da bir dostluk maçının organize edilmesini kararlaştırmıştı.</p>

<p><img alt="" height="471" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto2-26.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong><a name="OLE_LINK11"></a><a name="OLE_LINK10">YARIM KALAN MAÇ 2014 YILINDA OYNANDIĞINDA YİNE TAMAMLANAMAMIŞTI</a></strong></p>

<p>Bu kapsamda Türk-Yunan ilişkilerinin durumuna verilen önemden dolayı İzmir’in köklü kulüplerinden Karşıyaka Spor Kulübü (KSK)&nbsp;ile Yunanistan’ın köklü kulüplerinden Lailapas, 7 Aralık 1930’da Chios / Sakız Adası’nda büyük ve tarihsel bir önem taşıyan dostluk maçında karşılaşmıştı. Ancak soğuk bir kış günü oynanan bu maç, 3. dakikada başlayan sağanak yağmur yüzünden devam edememişti. Sakız Adası’nda büyük yakınlık gören ve çok iyi karşılanan Karşıyaka kafilesi, müsabakayı oynayamadan İzmir’e dönmüş, maçın tamamlanamaması her iki tarafta da üzüntüyle karşılanmıştı. Yunanlı tarihçi yazar Giannis Makridakis’in 2006 yılında bir araştırma yaparken tesadüfen 1930 yılında hava şartlarından dolayı yarım kalan Dostluk Maçı’nın bilgilerine ulaşması tarihe not düşecek yepyeni bir sayfanın daha açılmasını sağlamıştı. 1930 yılında tamamlanamayan dostluk maçı, tarihin tozlu raflarından gün ışığına çıkan bilgiler doğrultusunda aradan geçen 84 yılın ardından, 2014 senesinde iki kulüp arasında Sakız Adası’nda tekrar oynanmıştı. Ancak bu kez de skor 5-5 iken Türk ve Yunan taraftarların “bir kez daha oynansın diye” 65. dakikada “dostluk da bitmez bu maç da bitmez” sloganlarıyla sahaya girmeleriyle tatil edilmiş, yine tamamlanamamıştı.</p>

<p><strong><a name="OLE_LINK12"></a><a name="OLE_LINK9"></a><a name="OLE_LINK8"></a><a name="OLE_LINK7"></a><a name="OLE_LINK6">GÖZTEPE EV SAHİPLİĞİ YAPSA</a></strong></p>

<p><a name="OLE_LINK16"></a><a name="OLE_LINK15">Taraftarlar tarihi öneme sahip maçın yine kaldığı yerden oynanmasını istiyor ama bu kez karşı kıyı, Karşıyaka’da. Ancak Karşıyaka’nın yeni stadının henüz yapımına başlanamadı. İzmir Spor Kulüpleri Vakfı’nın da desteklediği “Dostluk Kazansın” romanı ve tarihi maç belki de İzmir kulüpleri için tarihe damga vuracak bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Bu maç madem ki bir dostluk maçı ve bu kez karşı kıyıda oynanması isteniyor. Ben de bir Göztepeli olarak konuyla ilgili içimden geçeni paylaşmak isterim. </a>Karşıyaka ve Göztepe kuruluşlarından bu yana, hep birlikte ve yan yana İzmir'de sporun gelişmesi ve genç sporcuların yetişmesi için çalışmıştı. Ortak birçok isimle dostluğu sonsuzluğa taşıdılar. 1930’da Yunanistan'da galip gelen ilk Türk takımı unvanını alan Karşıyaka'nın 1930 yılında Midilli adasında oynadığı maçta Göztepeli futbolcular da forma giymişti. 1937 yılında da Adana'da iki takım oyuncuları deprem mağdurlarına destek olmak için sosyal sorumluluk projesi kapsamında ortak forma giymişlerdi. 1932'de Yunanistan'ın Apollon takımı ile yapılan maçta da Karşıyakalılar, Göztepe forması giymişti. Göztepeli Ruhi Karaduman, Adnan Süvari ve Fahri Güzey gibi isimler, 1940'ların sonunda İngiliz ve Yunan takımlarına karşı yine Karşıyaka forması giymişler ve bu önemli maçlarda Karşıyaka’ya katkı vermişlerdi. 2015 yılında da Göztepe Onursal Başkanı Mehmet Sepil, Karşıyaka’nın Barcelona ile oynadığı Şampiyonlar Ligi maçında Karşıyaka’ya tribününde yerini almış ve Fair Play örneği göstermişti.</p>

<p><strong><img alt="" height="569" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto5-15.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" />Dr. Mustafa Alkan, Michalis Cottakis, Fulya Omaç, Feruz Bozaslan ve Dionisis Tsatsanis, 2014 yılında oynanan maçın topuyla. Top şimdi Bozaslan’ın ofis masasının baş köşesinde duruyor.</strong></p>

<p><strong>SEPİL BAŞKANIM BU ORGANİZASYONA ÖNCÜLÜK ETMEK İSTER MİSİNİZ?</strong></p>

<p>Yıllarca birbirinin en büyük rakibi olan ancak beraber dostlukla da yol alan Göztepe ve Karşıyaka tarihin arka yüzünde olduğu gibi bu maçta da beraber koştursa, maçı beraber organize etse. Bir tarafta suyun öte kıyısındaki Sakız, bir tarafta körfezin karşı kıyısındaki Göztepe, bir tarafta Karşıyaka. Tarihi maç tria dostluğa hizmet etse. Fanatik bir Göztepe taraftarı olarak Göztepe Onursal Başkanı Mehmet Sepil’e bu değerli organizasyon için bir çağrı yapsam.. İki kez Sakız Adası’nda oynanan ve tamamlanamayan tarihi öneme sahip dostluk maçına Göztepe Gürsel Aksel Stadı ev sahipliği yapsa, tıpkı geçmiş yıllarda aynı kadroda giydikleri forma gibi Lailapas ile oynanacak bu dostluk maçında da Göztepe ve Karşıyaka’dan karma bir takım kurulup birlikte top koştursalar, buram buram dostluk kokusu Göztepe’den Sakız Adası’na ve Karşıyaka’ya yayılsa, maçın ardından yapılan çeşitli etkinliklerle de gün taçlandırılsa ve dostluklar iyice pekiştirilse? Göztepe’nin ev sahipliğinde Karşıyaka-Göztepe karması ile Lailapas arasında oynanması muhteşem olacak bu maç, Atatürk ve Venizelos’un maçın ilk kez oynanmasını kararlaştırdıkları tarih olan 7 Aralık’ta önümüzdeki yıl yapılsa ve dostlukları zirveye çıkarsa? Değerli Sepil Başkanım, böylesi tarihi bir sorumluluk içeren organizasyona öncülük etmek ister misiniz?</p>

<p><img alt="" height="533" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto4-24.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>Feruz Bozaslan Parga’da arayıp bulduğu dedesinin çocukluk arkadaşları Dionisis ve Vasilis ile.</strong></p>

<p><strong>TARİHİ MAÇ KİTAPLAŞTIRILDI</strong></p>

<p>Dedelerinin kökeni Parga’ya dayanan İzmir Karşıyakalı Feruz Bozaslan, tarihi öneme sahip, tam bir film konusu olan bu dostluk maçının 84 yıl sonra tekrar oynanması için Sakız Adası’na gidip kendi el yazısıyla Türkçe - Yunanca hazırladığı “Dostluk Kazansın” pankartı asmış, bu değerli hikayeye dikkatleri çekmişti. Bozaslan’ın ziyareti Türkiye ile Yunanistan’ın ulusal basınlarında yer alınca bir nevi maçın fitili ateşlenmişti. Yazar ve Yönetmen Gökmen Küçüktaşdemir, bu derin öyküyü Karşıyaka sevdalısı arkadaşı Bozaslan’dan dinleyince dünya spor tarihinin en uzun maçının hikayesini kitaplaştırdı. Küçüktaşdemir tarafından kurulan ve farklı meslek dallarından 26 kişinin bir araya geldiği “Herkes Biraz Yazar” ekibi tarafından romanlaştırılan eser, “Dostluk Kazansın” adıyla geçtiğimiz Temmuz ayında raflarda yerini aldı. Kitap şimdi de bir taraftan Yunanca’ya çevrilmesi için Yunanistan tarafıyla temaslar kurulmaya çalışılırken, bir taraftan da sinema filmi gösterimi için senaryolaştırılmak isteniyor. <a name="OLE_LINK5"></a><a name="OLE_LINK4">Kitabın projesi, geçtiğimiz Ocak ayında da İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İzmir Kültür Fonu’nun açtığı yarışmada Fikir ve Uygulama alanlarında iki ödüle layık görülmü</a>ştü.</p>

<p><img alt="" height="479" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto7-19.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="798" /></p>

<p><strong>Maç öncesi iki kıyı taraftarlarının dostluk kokan sosyal paylaşım mesajları.</strong></p>

<p><strong>İKİ HALK ARASINDA BARIŞ VE DOSTLUĞUN GELİŞMESİ İÇİN YAPILANLARDAN İLHAM ALINDI</strong></p>

<p>“Dostluk Kazansın” romanının ana konusunu 1930’yılında Türkiye ve Yunanistan arasında yarım kalan maçın 84 yıl sonra yeniden oynanmasından bu maça verdikleri katkıdan dolayı aldıkları Fair Play Ödülü’ne kadar giden yolculuk oluştururken roman; Laik ve Demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden yola çıkan Feruz Bozaslan’ın Türk ve Yunan halkı arasında barış ve dostluğun gelişmesi için yaptıklarından ilham alınarak yazılan bir eser.</p>

<p><strong>DOSTLUK MAÇINDAN NÜFUS MÜBADELESİNE</strong></p>

<p>Hikayesi bir mübadil torunu olan Bozaslan’ın dedesinin izinden Parga’ya gitmesiyle başlayan kitapta; 1930’da yarım kalan Lailapas-Karşıyaka dostluk maçı, bu maçın 84 yıl sonra tekrar oynanması, Türkiye’de futbolun nasıl geliştiği ve Türk takımlarının Anadolu’nun kurtuluşundaki rolünün öyküsü, İstiklal Savaşı’ndan sonra Türkiye ile Yunanistan arasında 1923 yılında Lozan Barış Antlaşması'na ek olarak imzalanan sözleşme ve protokol uyarınca Türk topraklarında yaşayan Rum-Ortadokslar ile Yunan topraklarında yaşayan Müslüman Türkler’in nüfus mübadelesi kapsamında doğdukları ve yaşadıkları yerlerden koparılarak zorunlu göçe tabi tutulmalarında yaşadıkları, oğullarını ve eşlerini kaybeden kadınların, annelerini ve babalarını toprağa veren çocukların, savaşa sürüklenen milletlerin ortak acısı ve iki dost halkın iyi komşuluk ilişkileri dillendiriliyor.</p>

<p><strong>ROMANIN ORTAYA ÇIKMA HİKAYESİ</strong></p>

<p>Kitaba ilham olan hikayenin yaratıcısı ve baş kahramanı Feruz Bozaslan, “Dostluk Kazansın” romanının ortaya çıkma hikayesini okurlarımız için şöyle anlattı.</p>

<p>“Gazeteci ve yazar arkadaşım Gökmen Küçüktaşdemir görev yaptığım Karşıyaka Belediyesi’ne ziyaretime geldiğinde kahve sohbetimizde konuştuğumuz konuları ilginç ve roman yazılmaya değer bulmasıyla anlattıklarımın kitaplaşması fikri doğdu. Sohbetimizde bir yandan kahvelerimizi yudumlarlarken, bir yandan da dedemin mübadeleyle İzmir’e gelişini, Türk - Yunan dostluğunu ve masamın yanındaki tarihi ve manevi değeri olan futbol topunun (hatıra olarak Yunanistan’dan getirdiği 84 yıl sonra oynanan maçın toplarından) hikayesini konuşmuştuk. Kitabın yazılma hikayesi arkadaşım Küçüktaşdemir’in ‘Bu konuştuklarımız tam bir roman konusu. İki hikayeyi yani dedenin arkadaşlarını yıllar sonra bulman ile Karşıyaka-Lailapas maçının yarıda kaldığı yerden tekrar oynanmasını biraz da kurgu ekleyerek romanlaştırmaya ne dersin?’ sorusuyla başladı.”</p>

<p><strong>ÇOCUKLUK HAYALLERİNİN PEŞİNDE, PARGA</strong></p>

<p>Bir mübadil torunu olan Bozaslan kitaba ilham olan konulara kısaca değinerek, çocukluk çağlarından büyükbabasını son yolculuğuna uğurlayana dek onunla mübadele ve Parga üzerine sohbetlerini, dedesini Parga’ya götürememenin içinde bıraktığı ukteyle atalarının izini sürmek için Yunanistan’a gidişini ve tarihi dostluk maçının öyküsünü şu cümlelerle paylaştı:</p>

<p>“Büyükbabam Mithat Kanarya’nın ailesi mübadele döneminde Parga’dan İzmir’e göç etmiş. Rahmetli dedemle küçük yaşlarımdan beri Parga’daki çocukluk arkadaşlarıyla olan anılarını konuşurduk. Dedemin Karşıyaka’daki evinin salonunda asılı olan Parga’ya ait fotoğrafa bakıp sohbet ederken, hep o fotoğrafın içine girip filmlerdeki gibi anlattıklarını uyarlar, Parga’da kumsalda yürüdüğümü hayal ederdim. Dedeme onu 10-15 yaşlarındayken birlikte zaman geçirdiği çocukluk arkadaşları Vasilis ile Dionisis’in yanına tekrar Parga’ya götürmek istediğimi anlatırdım. Ancak maalesef dedem rahmetli olunca doğup büyüdüğü o topraklara kendisini götürmek nasip olmadı.”</p>

<p><strong>BOZASLAN: DEDEMİN ARKADAŞLARINI BULDUM</strong></p>

<p>Bozaslan, büyükbabasının arkadaşlarını bulmak ve atalarının yaşadığı yerleri görmek için dedesinin anlattığı hikayelerin hissettirdiği duygularla önce aile içi bir araştırma yaptığını daha sonra da Karşıyaka’dan Parga’ya doğru arabayla yola koyulduğunu belirterek, “Hiç tanımadığım insanları, hiç bilmediğim bir yeri aramaya gitmem aslında dedemin insanlarını bulma hikayesiydi. Onları 2012’de çıktığım bu yolculuğun varış noktası Parga’da buldum. O küçük çocukların yaşları 80-85 olmuştu. Onlarla bir hafta boyunca zaman geçirmek, geçmişi konuşmak ve bir şeyler paylaşmak benim için film sahnesi gibiydi. Sanki çocukken hayalini kurduğum fotoğrafın içine girmiş gibiydi. Sayfalarında Parga’da yaşadıklarımın da olduğu “Dostluk Kazansın” romanında ayrıca atalarımın izlerini sürmem, futbolu sadece futbol olmadığı ve futbolun birleştirici gücü, dostluk, Karşıyaka sevgisi ve çok daha fazlası yer alıyor. Özellikle günümüz dünyasında dostluk kavramına daha da ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde “Dostluk Kazansın” romanı umarım birilerinin kalplerine dokunur.” diyerek sözlerini noktaladı.</p>

<p><strong><img alt="" height="661" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto8-13.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" />Karşıyaka taraftarları maç günü Sakız’a dostluk kazansın pankartları açarak gelmişti.</strong></p>

<p><strong>TARİHİ MAÇIN TEKRAR OYNANMASI İKİ KIYIDA DA HEYECAN YARATMIŞTI</strong></p>

<p>Romanın ana konusun oluşturan 7 Aralık 1930 tarihinde Karşıyaka ile Lailapas futbol takımlarının Sakız Adası’nda karşı karşıya geldikleri ve sağanak yağmurdan dolayı 3.dakikada yarıda kalan maçın 84 yıl sonra aynı yerde tekrar oynanmasının ’87 Lepta / Dakika’ sloganıyla gündeme gelmesi ve maçın yarıda kaldığı dakikadan itibaren oynanması Türkiye ve Yunanistan’da büyük heyecan yaratmış, haber birçok ulusal ve uluslararası medyada büyük puntolarla yer almıştı.</p>

<p><strong>LAİLAPAS TEKNİK DİREKTÖRÜ’NÜN KARŞIYAKA ZİYARETİ</strong></p>

<p>Organizasyon sorumlusu ve Lailapas Takımı Teknik Direktörü&nbsp;Michael Cottakis, aynı zamanda tarihi öneme sahip bu ‘Dostluk Maçı’nın tekrar oynanmasında en etkili isimlerindendi. Büyük annesi Sakız adalı olan Cottakis, 2014 yılında 3.’üncü dakikadan itibaren tekrar oynanan tarihi maçla ilgili verdiği özel demeçte şu yorumlarda bulunmuştu:</p>

<p>“Sakızlı ünlü tarihçi ve yazar Giannis Makridakis adanın en büyük kütüphanesi olan Korais Kütüphanesi’nde bir araştırma yaparken tesadüfen tarihin tozlu raflarında maçla ilgili bilgilere ulaşmış. Bu bilgileri Lailapas’a göndermiş. Kulüp durumdan haberdar olunca da maçın tamamlanması fikri oluşmuş. İki yıl önce bu maçta takımın teknik direktörü olmam için benimle iletişime geçtiler. İki halkın 84 yıl önce başlayan dostluğun bir neticesi olan ve dedelerimizin yarım bırakmak zorunda olduğu dostluk maçını tamamlamak düşüncesi beni çok heyecanlandırdı, teklifi düşünmeden büyük bir onurla kabul ettim. Aslında şuanda Londra’da ikinci lig takımı Charlton Athletic’tiği çalıştırıyorum. Maç için Londra’dan Sakız adasına geldim ve Lailapas’ın kulüp arşivinden maça ait fotoğrafları bulup İzmir’e geçerek Karşıyaka Kulübü’nü ziyaret ettim. Yunanistan'ın en eski kulüplerinden olan Lailapas’ın bu maçı tamamlamak istediğini Karşıyaka spor kulübüne ilettim.”</p>

<p><strong><img alt="" height="563" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto11-7.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" />İki takımın taraftarları maçın 65. dakikasında sahaya girmiş, maç yine tamamlanamamıştı.</strong></p>

<p><strong>“DOSTLUK KAZANSIN” PANKARTIYLA DİKKATLERİ ÇEKMİŞTİ</strong></p>

<p><strong>Karşıyaka sevdalısı Feruz Bozaslan tarihi maçla ilgili durumu öğrendikten sonra Atatürk ve Venizelos’un iki ülkenin dostluğu adına oynanmasını kararlaştırdıkları bu maçın iki değerli önderin mirasını yerine getirmek üzere ve iki halkın dostluğunun pekiştirmek adına mutlaka kaldığı yerden oynanması gerektiği inancıyla</strong> karşı kıyı Sakız Adası’na geçmişti. Buradan da Lailapas takımının antrenman yaptığı Fafalion Stadı’na giderek Cottakis’in yönettiği antremanı izlemişti. Orada astığı “Dostluk Kazansın” pankartı Türk ve Yunan tarafında gündem olmuş, projeye dikkat çekilmesini sağlamıştı. Dostluk maçının kaldığı yerden tamamlanması ve durumun önemini gündeme taşımak için kendisi gibi fanatik KSK’lı arkadaşları Mithat Kanarya, Altan Ecevit ve Dinçer Kale de Karşıyakalıları bilgilendirmek için büyük çaba sarf etmişlerdi.</p>

<p><strong>MAÇIN SEMBOL FOTOĞRAFI OLDU</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diğer tarafta da tarihi maçı ortaya çıkaran Tarihci-Yazar Giannis Makridakis, o dönemin Belediye Başkanı Lamburinidis’in Türkçe tercümanı Dionisis (Deniz) Tsatsanis ile iki yıl önce rahmetli olan babası rehber Aleksandros (Serdar) Tsatsanis ve Lailapas Teknik Direktörü Michael Cottakis projenin Sakız ayağı kısmında çalışmalarına devam ediyorlardı. Her iki ülkede gündem olan bu gelişmeler sonrası Karşıyaka Spor Kulübü ve Lailapas futbol takımı yetkilileri Yunanistan’ın Sakız Adası’nda buluşmuş, 1930’da 3. dakikada yarıda kalan maçı tamamlamak, kalan 87 dakikasını kaldığı yerden oynamak üzere anlaşmışlar ve maçın 10 Mayıs 2014 tarihinde oynanması yönünde fikir birliğine varmışlardı. 84 yıl sonra tekrar oynanacak maçın sembol fotoğrafı da Feruz Bozaslan’ın Fafalion Stadı’na astığı pankart önünde Lailapas Teknik Direktörü Mihael Cottakis ile birlikte çekildikleri fotoğraf olmuştu. Maç tarihi kesinleşince de iki takımın taraftarları sosyal paylaşım siteleri, KSK TV ve YIL1912 üzerinden maçı duyurmuşlar, bol bol da dostluk mesajları yazmışlardı. "Komşular 10 Mayıs'ta buluşuyor" yazılı görsellerle "Dostluk kazanacak" mesajları vermişlerdi.</p>

<p><strong>SİYASİ GERİLİM DÜŞÜNCE DOSTLUK MAÇIYLA DURUMU KUTLAMAK İSTEMİŞLER</strong></p>

<p>Karşıyaka Kulübü heyetiyle Lailapas’ın bir araya geldiği ve maçın tarihini kesinleştirdiği görüşmede bir basın toplantısı da düzenlenmişti. Toplantıda dostluk maçının yıllar önce yarım kalmasını ortaya çıkaran Sakızlı ünlü Tarihçi-Yazar Giannis Makridakis, tarihi maç hakkında gazetecilerin sorularını yanıtlamış ve şu yorumlarda bulunmuştu:</p>

<p>“Kütüphanede mübadeleyle ilgili yaptığım bir araştırmada arşivlerde maçla ilgili bilgilere ulaştım. Yıllarca aynı coğrafyada dostluk ve kardeşlik içinde yaşayan, aynı denizi paylaşan Türk ve Yunan toplumlarını savaş ayrı düşürünce, mübadeleyle ne İzmir'in Rumları ne de Sakız'ın Müslümanları yerlerinde kalmıştı. Mübadele ile 1 milyon 200 bin Ortodoks Hristiyan Rum, Anadolu’dan&nbsp;Yunanistan'a, 500 bin Müslüman Türk de Yunanistan'dan Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmıştı. Savaştan sekiz yıl sonra 1930 yılının Ekim’inde dönemin Yunan Devlet Başkanı Elefterios Venizelos Ankara'yı ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün de desteğiyle dönemin başbakanı İsmet İnönü'yle ‘Türk-Yunan Dostluk Anlaşması'nı imzalamıştı. Arşiv kaynaklarından ve o dönemin gazete haberlerinden edindiğim bilgilere göre imzalanan bu anlaşma siyasi gerilimi düşürünce iki taraf bir dostluk maçıyla bu durumu kutlamak istemiş.”</p>

<p><strong>KARŞIYAKA YUNAN MİLLİ MARŞI’NI, LAİLAPAS İSE TÜRK MİLLİ MARŞI’NI SÖYLEDİ</strong></p>

<p>“Atatürk ve Venizelos iki ülkenin dostluğunun pekişmesi kapsamında bu maçın Karşıyaka ve Lailapas takımları arasında organize edilmesine karar vermiş. Bu organizasyon iki kıyıda da heyecanla karşılanmış. Maçın&nbsp;oynanacağı günlerde Türk ve Yunan gazeteleri büyük bir coşku içinde haberler yayımlamış. Karşılaşmaya futbol takımlarının yanında belediye ve ticaret odaları da katılım göstermiş. Maç amacıyla adaya gelecek Türkler için özel bir organizasyon düzenlenmiş. Sakız Limanı, Türk ve Yunan bayraklarıyla süslenirken, resmi bir ziyafet de verilmiş. Sakızlılar karşı kıyıdan gelen heyeti ‘Zito (Yaşasın) Türkiye, hoş geldiniz İzmirliler' sloganlarıyla karşılamış. Hatta karşılaşma öncesi Karşıyaka takımı Yunan milli marşını, Lailapas takımı ise Türk milli marşını söylemiş. Yoğun ilgi olan maçı bin 500'den fazla kişi izlemiş. Sağanak yağışın etkisini artırması nedeniyle 3'üncü dakikada maç durmuş, ardından da iptal edilmiş. Maç tamamlanmasa da Türk takımına Sakız Belediyesi tarafından bir kupa hediye edilmiş.”</p>

<p><strong>İKİ ÜLKE HALKLARININ DOSTLUĞU KONUSUNDA VERİLMİŞ ÖNEMLİ BİR İŞARET</strong></p>

<p>“Bu konuyla ilgili 2006 yılında araştırma yaptığım sırada büyük heyecan duydum, bu maçın tamamlanması gerektiğine inandım. 1925 yılında kurulan Lailapas, o dönemlerde Yunanistan'ın en büyük ve en rekabetçi kulüplerinden&nbsp;biriydi. Ancak II. Dünya Savaşı sonrasında düşüş dönemini yaşadı ve Yunan İç Savaşı sonunda 1950'lerin ortalarında mali zorluklar nedeniyle kapatılmak zorunda kaldı. Maçın yarım kaldığını öğrendiğim yıl kulüp kapalı olduğu için bir girişimde bulunulamamıştı. Ancak 2009 yılında tekrar kurulmasıyla bölgesel ligde mücadelesini sürdüren Kulüp’e edindiğim belgeleri gönderdim ve akabinde görüşmelere başladık. Müsabakanın tamamlanmasının iki ülke halklarının dostluğu konusunda verilmiş önemli bir işaret olacağı inancıyla Karşıyaka Spor Kulübü’yle iletişime geçtik.”</p>

<p><strong>SAKIZLILAR TÜRK HEYETİNİ 1930’DAKİ GİBİ KARŞILADI</strong></p>

<p>Tarihler 10 Mayıs 2014’ü gösterdiğinde dönemin Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar, belediye bürokratları ile meclis üyeleri, dönemin İzTO Başkanı Ekrem Demirtaş ile İzTO üyeleri, Karşıyaka Spor Kulübü’nden kalabalık yönetici ve taraftar grubu ile futbolcular feribotlarla yaklaşık 2000 kişi Çeşme’den Sakız Adası’na geçmişti. Feribot Sakız limanına yaklaştığında beraberlerinde getirdikleri “Dostluk Kazansın” pankartını açmışlardı. Türk kafile tıpkı 1930 yılında olduğu gibi yine Sakız limanında ada protokolünce sıcak bir şekilde karşılanmış, kendilerine adada kaldıkları süre boyunca büyük bir misafirperverlik gösterilmişti.</p>

<p><strong><img alt="" height="524" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto9-11.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" />Dönemin Atina Büyükelçisi Kerim Uras, Sakız Belediye Başkanı&nbsp;Polidoros Lambrinoudis,&nbsp;İzTO Yönetim Kurulu Başkanı&nbsp;Ekrem Demirtaş, Sakız Belediyesi yöneticilerinden Nikos Niktas ve Sakız&nbsp;Belediyesi Turizm Kalkınma Ofisi sorumlusu&nbsp;Kostas Moundros.&nbsp;</strong></p>

<p><strong>ATİNA BÜYÜKELÇİSİ URAS, MAÇI SAKIZ PROTOKOLÜYLE İZLEMİŞTİ</strong></p>

<p>Vrandatos Köyü’ndeki Fafalion Stadı’nda oynanan ve biletleri 5 Euro’ya satılan maça ilgi oldukça yoğun olmuştu. Stada sığmayan taraftarların bazıları maçı yakındaki kilisenin bahçesinden izlemişti. Türkçe ve Yunanca ‘Dostluk her zaman kazanır’ yazılı pankartın da asılı olduğu stadyumda maçı izleyenler arasında ise dönemin Atina Büyükelçisi Kerim Uras, Sakız Belediye Başkanı&nbsp;Polidoros Lambrinoudis,&nbsp;Kuzey Ege Adaları Bölge Valiliği Yardımcısı&nbsp;Kostas Ganiaris,&nbsp;Sakız&nbsp;Belediyesi Turizm Kalkınma Ofisi sorumlusu&nbsp;Kostas Moundros,&nbsp;Sakız Ticaret Odası Başkanı Gevige Georgoupis, Sakız Belediyesi yöneticilerinden Nikos Niktas,&nbsp;İzTO Yönetim Kurulu Başkanı&nbsp;Ekrem Demirtaş, KSK Başkanı&nbsp;Fatih Diniz, KSK Divan Kurulu Başkanı&nbsp;Sadrettin İşçimenler, KSK eski yöneticilerden&nbsp;Tayfun Yelkenbiçer de vardı. Fafalion’daki tribünde özel konuklar arasında yer alan 1930 yılındaki takımlarda forma giyen bazı oyuncu ve kulüp yöneticilerinin çocukları ve torunlarıysa maçı nemli gözlerle izlemişti.</p>

<p><strong><img alt="" height="557" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto10-20.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" />Karşıyaka Bld. Bşk. Akpınar ile Teknik Direktörü Şimşek, maçta 10’ar dakika değişimli olarak Lailapas formasıyla oynamış, maçın ilk gollerini atmışlardı.</strong></p>

<p><strong>MAÇTA KARŞIYAKA BELEDİYE BAŞKANI İLE TEKNİK DİREKTÖR DE OYNAMIŞTI</strong></p>

<p>Her iki takım da karşılaşmada 1930 yılındaki maçta giyilen formaların yeniden üretilen benzerleriyle sahaya çıkmıştı. Karşıyaka Belediye Başkanı&nbsp;Hüseyin Mutlu Akpınar&nbsp;maçın ilk 10 dakikasını KSK formasıyla oynarken, KSK Teknik Direktörü&nbsp;Yusuf Şimşek&nbsp;de maçın başında Sakız takımı Lailapas’ın formasını giymişti. Daha sonra formalarını değiştiren Akpınar ile Şimşek 10 dakika da bu şekilde oynamıştı. Maçın ilk gölünü KSK Teknik Direktörü Yusuf Şimşek KSK formasıyla atarken, maçın ikinci golünü ise Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar Lailapas formasıyla atmıştı. A2 takımıyla sahaya çıkan KSK’da golleri&nbsp;Bartu Umut&nbsp;(2),&nbsp;Ali Kemal Özkan&nbsp;ve son golü de&nbsp;Erdal Alıcı&nbsp;kaydetmişti. Lailapas da ise diğer golleri&nbsp;Dimitris Kougoulis&nbsp;(2) ve&nbsp;Arginis Desses&nbsp;(2) atmıştı. KSK teknik ekibi&nbsp;Ercan Yıldız&nbsp;ile&nbsp;Korhan Özen’di. Lailapas’ın teknik ekibi ise&nbsp;Mihael Cottakis&nbsp;ve&nbsp;Panagiotis Ksoros’tan oluşmuştu. İki takımın da düşüncesi skor değildi. Her iki taraf da dostluk için oynamıştı.</p>

<p><strong>DOSTLUĞUMUZ TIPKI BU MÜSABAKA GİBİ HİÇ BİTMESİN</strong></p>

<p>Maçın 65. dakikasında skor 5-5 iken her iki takımın taraftarları sahaya girmiş, beraberlerinde getirdikleri bayrakları da sahanın ortasına dikerek maçın bitmesine izin vermemişti. 1930’da aşırı yağış nedeniyle durdurulan maçı bu kez yağmur değil, taraftarlar durdurmuştu. Taraftarlar ‘her zaman dostuz, dostluğumuz tıpkı bu müsabaka gibi hiç bitmesin’ mesajı vermişlerdi. Yine tamamlanamadan tatil edilen maç, bir kez daha iki ülke arasındaki gelişen dostluğa hizmet etmişti.</p>

<p><strong>KIRMIZI BEYAZ VE MAVİ BEYAZ BALONLAR GÖKYÜZÜNE UÇURULMUŞTU</strong></p>

<p>Maç sonrası maçta forma giyen oyunculara madalya verilmiş, maç tamamlanmamasına rağmen hazırlanan kupa da sonsuz dostluk amacıyla tıpkı 1930 yılında olduğu gibi Karşıyaka takımına takdim edilmişti. Törende ayrıca Atina Büyükelçisi&nbsp;Kerim Uras’a Sakız Belediye Başkanı&nbsp;Polidoros Lambrinoudis&nbsp;tarafından onur plaketi verilmişti. Kırmızı - beyaz Türk ve mavi - beyaz Yunan balonları gökyüzüne uçurulmuş, konfetiler atılmıştı. Maçın ardından Sakız Belediyesi, misafirperverlik göstererek Türk ve Yunan protokolünü adanın en gözde restoranlarından Taverna Murya’da ağırlamıştı. Yemek sonrası Türk ve Yunan protokolü Sakız Belediye Stadyumu’nda Selanik’te yaşayan Türk sanatçı&nbsp;Dilek Koç&nbsp;ile Yunan sanatçı&nbsp;Gerasimos Andreatos’un birlikte verdikleri konseri birlikte izlemişlerdi.</p>

<p><img alt="" height="538" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto12-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></p>

<p><strong>BOZASLAN VE ARKADAŞLARI FAİR PLAY ÖDÜLÜ’NE LAYIK GÖRÜLMÜŞTÜ</strong></p>

<p>Karşıyakalı Feruz Bozaslan ve arkadaşları “Dostluk Kazansın” romanın ana konusunu oluşturan bu tarihi maçın hayata geçmesi için çok emek vermişlerdi. Bunu yakından bilen Bostanlıspor Yönetim Kurulu Başkanı, Gazeteci - Yazar Avni Erboy gençlerin emeklerine sahip çıkarak, bu tarihi maçı ve genç taraftarların katkılarını Fair Play Ödülü adaylığı için Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’ne (TMOK) sunmuştu. Erboy’un önerisi üzerine de Fair Play Ödülü ilk kez Ege Denizi’nin iki yakasına pay edilmişti. “Büyük Ödül” İstanbul’da düzenlenen ödül töreninde Karşıyaka ve Lailapas Spor Kulüpleri’ne takdim edilmişti. Yapbozun bir parçası olarak maçın dostluk içinde yeniden oynanmasına bulunduğu katkılarından dolayı Feruz Bozaslan ile projeyi beraber gerçekleştiren olayın kahramanları Karşıyakalı taraftarlar Mithat Kanarya, Altan Ecevit, Dinçer Kale, Sakız Adası’ndan da Dimitris Karalis, Giannis Makridakis, Dionisis Tsatsanis, Michael Cottakis, Theodosis Grigorakis ve Theodore Politis ‘Fair Play Madalyası’ ile ödüllendirilmişlerdi.</p>

<p><strong>KÜÇÜKTAŞDEMİR: YUNANİSTAN’DA DA ETKİNLİKLER YAPMAYI PLANLIYORUZ</strong></p>

<p>Bir mübadil torunu olan Feruz Bozaslan’ın atalarının izlerini sürmek üzere gittiği Parga’da yaşadıkları ve 1930 yılında iki ülkenin dostluğu adına oynanmaya başlayan ancak yarım kalan maçın 84. yılında tekrar oynanmasının hikayelerinin yer aldığı “Dostluk Kazansın” romanını hazırlayan yazar Gökmen Küçüktaşdemir, kitabın Yunanca’ya çevrilmesi ve senaryosunun yazılıp sinema filmi yapılması için çalışmalara başladıklarını vurgulayarak şunları söyledi:</p>

<p>“Konuyla ilgili Yunanistan’da da etkinlikler yapmayı planlıyoruz. İki ülke arasında dostluğun gelişmesi ve her kesime örnek olması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Savaşın toplumları bir yere götürmediğine, gerilememize, kaybetmemize neden olduğuna yıllarca şahit olduk. Bunun bilinciyle hareket ediyoruz. Bu kitapla tarihimizi bir kez daha hatırlatıyoruz ve de dostluk ile barış adına bir not düşüyoruz.”</p>

<p><strong>26 YAZAR</strong></p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İzmir Kültür Fonu ile İzmir Spor Kulüpleri Birliği Vakfı (İZVAK) tarafından da desteklenen projenin 26 yazarı; Ali Ilgaz Limoncu, Aslı Şanlı, Ayşe Canan Yazıcı, Birgen Engin, Bahar Bilge, Begüm Gurgan, Eda Öztürk, Elvan Karanfil, Eylem Aslan, Fadime Kaya, Gözde Çayhan, Hakan Asılkefeli, Işıl Çağlar, İbrahim Avcı, Nazlı Kayı, Orhan Çatma, Oytun Cebeci, Önder Şengül, Özlem Çinleti, Sevgi Aksu, Sinem Yiğit, Şafak Sipahi, Yelda Tekin, Yeliz Ünal ve Zeki Hozer’den oluşuyor. Eserin tarihsel bölümlerinde ise Bedri Cumhur Doğu’dan danışmanlık alınırken, proje safhasında da Semin Özge Gül’ün desteğine başvurulmuş.</p>

<p><strong>KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN</strong></p>

<p>Bugüne kadar yaşananlara rağmen, komşu Yunanistan milletiyle Türk milleti arasında dostluk bağının kopmadığı ve daha da güçlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Bu iki ülkede; doğdukları yerlerden koparılan insanların, oğullarını, eşlerini kaybeden kadınların, annelerini ve babalarını toprağa veren çocukların, savaşa sürüklenen milletlerin acısı ortaktır. Geçmişimizi çok iyi bilmeli, acılarımızdan ders almalı ve yeni acılar yaşanmasının önüne geçmeliyiz. Dünyanın en popüler sporlarından olan futbolu siyasetten uzak tutup hayatımızı renklendirmesine devam etmesi için izin vermeliyiz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, AVRUPA, SPOR, TÜRKİYE</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/goztepe-onursal-baskani-sepile-cagri-dostluk-kazansin</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Dec 2024 07:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2024/12/foto3-23.jpg" type="image/jpeg" length="76868"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SIAL Paris: Lezita, ürünlerini dünyanın gıda devleri ile buluşturdu]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/sial-paris-lezita-urunlerini-dunyanin-gida-devleri-ile-bulusturdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/sial-paris-lezita-urunlerini-dunyanin-gida-devleri-ile-bulusturdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Lezita, dünyanın en büyük gıda ve içecek fuarı SIAL Paris’te, en yeni piliç eti ürünlerinin yanı sıra uluslararası gıda markası olma vizyonu doğrultusunda geliştirdiği dondurulmuş patates, soğan halkası ve hazır yemek gibi lezzetlerini, 8 bine yakın gıda firmasına tanıttı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’de tanınan sanayi kuruluşlarından Lezita, bu yıl 60'ıncı yılını kutlayan SIAL Paris 2024'e katıldı.&nbsp;SIAL Paris 2024'te, 130 ülkeden 8 bine yakın firma stant açtı.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>19-23 Ekim tarihleri arasında Paris’te düzenlenen fuarda konuşan Lezita Genel Müdürü Mesut Ergül,&nbsp; “En son trendlerin ve yeniliklerin keşfedildiği organizasyonda, piliç eti kategorisindeki en yenilikçi ürünlerimizin yanında uluslararası gıda markası olma vizyonumuz doğrultusunda ürün portföyümüze eklediğimiz dondurulmuş patates, soğan halkası ve hazır yemek gibi lezzetlerimizi dünyanın dört bir yanından gelen 8 bine yakın gıda firmasıyla buluşturduk” dedi.</p>

<p>Ergül, “SIAL gibi fuarlarda yeni iş birlikleri geliştiriyor, yurt dışında daha büyük hedeflere ulaşmak konusunda önemli fırsatlar sağlıyoruz. SIAL’de de mevcut müşterilerimizle ilişkilerimizi güçlendirirken, ürünlerimizi potansiyel müşterilere tanıtma imkanı bulduk. Son 60 yıldır gıda endüstrisi için vazgeçilmez bir buluşma noktası olan SIAL Paris’te sektörümüzü en iyi şekilde temsil ettik. Fuarın 70 ülkeye ulaşan ihracat pazarımızı büyütmemize büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz” diye konuştu.</p>

<p>Dünyanın en büyük gıda ve içecek fuarı SIAL Paris her yıl; et ve süt ürünleri, market ürünleri, dondurulmuş gıdalar, alternatif biyogıda, deniz mahsulleri, içecek, catering ve atıştırmalık, meyve ve sebze, gıda işleme sektörlerinden firmalara ev sahipliği yapıyor.&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, AVRUPA, EKONOMİ, MAGAZİN</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/sial-paris-lezita-urunlerini-dunyanin-gida-devleri-ile-bulusturdu</guid>
      <pubDate>Sun, 27 Oct 2024 18:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2024/10/lezita.jpeg" type="image/jpeg" length="84260"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hristiyanlığın Annesi’nin Bayramı’nda Yaşamın Ölüme Karşı Zaferi Kutlandı]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/hristiyanligin-annesinin-bayraminda-yasamin-olume-karsi-zaferi-kutlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/hristiyanligin-annesinin-bayraminda-yasamin-olume-karsi-zaferi-kutlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hristiyanlar için en kutsal, en önemli ve en büyük dini bayramlardan biri olan Meryem Ana Yortusu (Assumption of Mary), (Εορτή της Παναγίας) dünyanın dört bir yanında düzenlenen dini törenler ve çeşitli etkinliklerle kutlanırken, bayram ayinlerinde dünya barışı için dualar edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fulya OMAÇ / İzmir</strong></p>

<p>Farklı ülkelerden Türkiye’ye gelen birçok Hristiyan da hem Hristiyanlığın annesinin 15 Ağustos ‘Göğe Yükseliş Bayramı’nı kutladı hem de İzmir’in Selçuk ilçesinde Bülbül Dağı’nda bulunan&nbsp;Meryem Ana Evi Kilisesi ve<strong> </strong>Mersin Tarsus’taki St. Paul Kilisesi gibi Hristiyan Kilise’nin kutsal kabul ettiği kiliselerde hacı oldu.</p>

<p><img alt="" height="699" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto2-24.jpg" width="800" /></p>

<p><strong>EKÜMENİK PATRİK BARTHOLOMEOS GÖKÇEADA’DAKİ AYİNİ YÖNETTİ</strong></p>

<p>Türkiye’de bin 388 tane kültür varlığı statüsünde tescilli kilise bulunurken, bu kiliselerden bazılarında (10 civarı) ilgili ilin valiliklerinden alınan izinle ayin, dua, dini içerikli sempozyum vb. gibi etkinlikler yapılabiliyor. Ayin yapılmasına izin verilen bu kiliselerden biri de Gökçeada Tepeköy’de bulunan Agridia Kilisesi. Yüzlerce Ortodoks Hristiyan’ın Agridia Kilisesi’nde bir araya geldiği ayini Fener Rum Patriği Bartholomeos yönetti. Ayine Gökçeada ve Bozcaada Metropoliti Kyrillos Sykis başta olmak üzere çok sayıda din adamı eşlik etti. Ekümenik Patrik Bartholomeos ayinde "Biz de sesimizi yükseltiyor ve savaş çatışmalarının bir an önce sona ermesi, barış ve adaletin egemen olması için Tanrı'ya yalvarıyoruz" dedi.</p>

<p><strong><a name="OLE_LINK1">MERYEM ANA EVİ’NDE HACI DA OLDULAR </a></strong></p>

<p><strong><img alt="" height="509" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto5-12.jpeg" width="800" />Katolik Hristiyanlar Meryem Ana Evi’nde yapılan ayinde bir araya geldi</strong></p>

<p>Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden ve yurt dışından İzmir’in tarih kokan ilçesi Selçuk’a gelen yüzlerce Katolik Hristiyan UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindeki Meryem Ana Evi’nde bir araya gelerek Hz. İsa’nın annesinin ‘Göğe Yükseliş Bayramı’nı hep beraber kutladı. İzmir Başepiskoposu ve Metropoliti Martin Kmetec tarafından yönetilen ayin Türkçe ve İtalyanca icra edilirken, ayin boyunca İncil'den bölümler okundu, ilahiler söylendi, tüm dünyanın barışı ve huzuru için dualar edildi. Mum yakıp dilek dileyen inananlar, "Meryem Ana'ya Övgü Duası" edip, kutsal sudan içtiler. Ayin sonrası üzüm ve gevrek kutsanarak törene katılanlara ikram edildi. Birçok inanan Meryem Ana Evi’nde hacı da oldu. Törenden sonra yerli Katolik Hristiyanlar (İzmir, İstanbul, Muğla, Trabzon, Samsun, Adana, Mersin, İskenderun ve Antakya’dan otobüslerle gelen Hristiyan cemaatleri) saat 15:00’deki tesbih duası için Meryem Ana Evi’nde kalırken, yurt dışından (çoğunlukla İtalya ve Fransa) gelenler Kuşadası ve Selçuk’taki tarihi yerleri gezdiler. İzmir Başepiskoposu ve Metropoliti Martin Kmetec &nbsp;yönettiği ayine Alsancak Kutsal Tesbih Kilisesi rahipleri Peder Igor Barbini ve Peder Giuseppe Gandolfo, Göztepe Lourdes Kilisesi rahibi Peder Ireneus, Santa Maria Kilisesi rahibi peder Pascal ve İzmir Şansolyesi Peder Alessandro eşlik eden din adamları arasındaydı.</p>

<p><strong><img alt="" height="996" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto4-22.jpeg" width="800" />Meryem Ana Evi’nde yapılan ayin sonrası katılanlara kutsanmış ekmek ikram edildi</strong></p>

<p><strong>RAHİP STAMATİS ANASTASİOS: KİLİSEMİZİN EN ESKİ BAYRAMLARINDAN BİRİ</strong></p>

<p>Yunanistan’ın Selanik şehrindeki Kordelios Belediyesi'nin en güzel kiliselerinden</p>

<p>Agios Georgios&nbsp;Kilisesi’nde gerçekleşen ‘Meryem Ana’nın Göğe Yükselmesi Yortusu’ ayininde de savaş bölgelerindeki çatışmaların son bulması, sevginin ve barışın tüm dünyaya hakim olması dileklerinde bulunuldu. Cemaatin en şık kıyafetleriyle katıldığı, mumların yakılarak, duaların edildiği Kutsal Ayin, ekmek ile şarabın kutsanması ve ayine katılanlara dağıtılmasının ardından sona erdi. Agios Georgios&nbsp;Kilisesi rahiplerinden Stamatis Anastasios bayram dolayısıyla yaptığı özel açıklamada İsa Mesih’in annesi Hz. Meryem’in Hristiyan alemindeki öneminden ve hayat hikayesinden bahsederek, “Meryem Ana'nın Göğe Kabulü Bayramı Kilisemizin en eski bayramlarından biri. 15 Ağustos’ta kutladığımız bu bayram, öncelikle Meryem Ana’nın ölümü ve gömülmesini, ikinci olarak da onun dirilişini ve göğe yükselişini kapsıyor” dedi.</p>

<p><strong><img alt="" height="370" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto6-16.jpg" width="800" />Agios Georgios&nbsp;Kilisesi’nde rahipler (Stamatis Anastasios-sağda) ekmeği kutsuyor</strong></p>

<p><strong>YAKLAŞIK İKİ BUÇUK MİLYAR HRİSTİYAN BARIŞ, BİRLİK, DİRLİK İÇİN DUA ETTİ</strong></p>

<p>En yaygın metropollerden en uzak şapel ve manastırlara kadar sayısız ritüel, gelenek ve görenek 15 Ağustos’ta kutlanan ‘Meryem Ana’nın Göğe Yükselmesi Yortusu’yla dünyanın bir ucundan diğer ucuna yeniden canlandırıldı. Dünyanın en büyük dininin inananı Hristiyanlar Vatikan’dan Yunanistan’a, İngiltere’den Avusturya’ya, Almanya’dan Avustralya’ya kadar düzenledikleri çeşitli etkinliklerle bir taraftan Meryem Ana’nın ölümünü anarken, diğer taraftan da yaşamın ölüme karşı zaferini kutladılar. Tüm dünyada yaklaşık iki buçuk milyar Hristiyan dünyanın her köşesindeki kiliselerde toplu olarak tüm insanlık adına iyilik, barış, birlik, dirlik, beraberlik ve kardeşçe yaşamak için dua etti, savaşların son bulmasını ve refah diledi.</p>

<p></p>

<p><strong>GÖRKEMLİ KUTLAMALAR</strong></p>

<p>Her ülkenin, mezhebin ve bölgenin kendi yorumunu kattığı kutlamalar Meryem Ana adını taşıyan kilise veya manastırı olan yerleşim yerlerinde genellikle toplu şenlikler, festivaller, renkli sokak alayları, havai fişekler, hacı olmak isteyenlerin uzun yürüyüşleri, kiliselerde düzenlenen dini törenler, adak kurbanların kesilmesi, kazanlarda pişirilen keşkeklerin ve mangallarda çevrilen kurban etlerinin kiliseye gelen kalabalığa ikram edilmesi, kurulan uzun ziyafet sofraları ve üzümlerin kutsanması şeklinde Meryem Ana’ya yapılan görkemli kutlamalarla gerçekleştirildi.</p>

<p><strong>14 GÜNLÜK SIKI ORUÇ</strong></p>

<p>Hz. Meryem’in Göğe Alınışı Yortusu ilk kez Bizans Ortodoks Kiliselerinde daha sonra Katolik Kilisesi tarafından kutlanmaya başlanan "Yazın Paskalyası" olarak da anılan bir bayram. Hristiyanlar, özellikle Ortodokslar, Kilise tarafından Meryem Ana’ya adanan Ağustos ayının ilk gününden göğe yükseldiğine inandıkları 15 Ağustos’a dek hafta içleri sıkı bir oruç tutarlar. 14 Ağustos’ta sona eren oruç dönemi boyunca sadece hayvansal olmayan gıdalar tüketilirken, hafta sonları şarap ve yağa izin verilir. Ayrıca 6 Ağustos'ta kutlanan İsa'nın Görünüm Değişmesi, Başkalaşım (Metamorfoz)&nbsp;yortusunda da balık yenmesine izin verilir. 14 günlük oruç boyunca hiçbir kan akıtılmaz, hayvansal gıda yenmez, diğer bayram oruçlarından farklı olarak zeytinyağı dahi tüketilmez. Oruç, Meryem Ana'nın dünyevi ölümünü ve cennete yükselişini anmak amacıyla tutulur. Bu dönem, manevi hazırlık, tövbe, dua ve ruhsal arınma için bir fırsat olarak görülür.</p>

<p><strong>ORUÇ BOYUNCA MERYEM ANA İKONALARI ÖNÜNDE KANDİLLER YANDI, DUALAR EDİLDİ</strong></p>

<p>Meryem Ana'ya duyulan saygı ve sevgi ile ilgili tutulan orucun ilk günü 1 Ağustos'ta Ortodoks kiliselerde su ile takdis ayini düzenlenir. 14 gün boyunca Meryem Ana ikonaları önünde kandiller yanar, dualar edilir. 14 günün sonunda bayram ayininde alınan komünyonun ardından bayram günüyle beraber oruçlar bayram sofralarında açılır ve kandiller son defa yanar. Bayram gününde ise Meryem Ana’nın sonsuz uykuya yatışı ve ebediyete intikal edişi, yani ölümü anılır. Çünkü Ortodoks inancına göre insan ancak ölümden sonra kutsala erer ve ebediyete intikal eder. Ölümün hüznü ardından gelen bu kutlu son gibi bayram günü de 14 günlük bir perhiz döneminin ardından gelir.</p>

<p><strong>RESMİ TATİL VE İSİM GÜNÜ</strong></p>

<p>Meryem Ana’nın ölümünün anıldığı ve göğe yükselişinin kutlandığı 15 Ağustos Meryem Ana Yortusu birçok ülkede (..Yunanistan, İtalya, İspanya...) resmi tatil günü olmakla beraber, bu özel gün aynı zamanda Meryem Ana’ya adanan kiliselerin ve ismi Meryem (Maria, Mary, Despina, Margetina, Marinella, Marietta …) olan kişilerin isim günü olarak kutlanıyor. Türkiye’de Meryem Ana adına adanmış birçok dini yapı bulunurken, sadece Gökçeada’daki 5 büyük kilise ile 35 şapel Meryem Ana’ya adanık. Her yıl 15 Ağustos’ta veya ona yakın pazar günü kutlanan <strong>Bakire Azize Meryem Ana’nın Göğe Alınması Bayramı</strong>, Hz. İsa ve ona inananların ölümden sonra Tanrı’yla birlikte göğe alınacakları ve sonsuz yaşama kavuşacakları inancının da göstergesi ve örneği olarak kabul ediliyor.</p>

<p><strong>ÖLÜM YASI DEĞİL, ANNENİN OĞLUNA KAVUŞMASI BAYRAMI</strong></p>

<p>Kilise geleneğine göre Meryem Ana, öldükten sonra İsa Mesih annesinin bedeninin çürümesini istemez ve yeryüzüne inerek onu göğe yükseltir. Bu nedenle Meryem Ana’nın ölüm yıldönümü, bir anma, yas töreni olarak değil, oğluna kavuşması ve göğe yükselmesi nedeniyle bayram olarak kutlanıyor.</p>

<p><strong>TÜRKİYE’DEKİ KİLİSELERDEN DE DÜNYA BARIŞI İÇİN DUALAR YÜKSELDİ</strong></p>

<p>Meryem Ana Yortusu Türkiye’de de Kültür ve Turizm Bakanlığı kataloğunda yer alan ve İç İşleri Bakanlığı’nın izin verdiği kiliselerde düzenlenen dini törenlerle kutlanırken, ayinlerde tüm insanlık alemine barış ve esenlik için dualar edildi, İncil'den bölümler okunarak, ilahiler söylendi. Kiliselerdeki birlik, dirlik, huzur ve barış dualarının edilip, dilek mumlarının yakıldığı kutsal ayin sonunda cemaat üyeleri birbirlerinin bayramlarını kutladı. Kutlamalara Türkiye’de yaşayan Hristiyanlar, bölgede bulunan turistler ve bu özel günü Türkiye’deki tarihi kiliselerde kutlamak için Yunanistan başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen inananlar katıldı.</p>

<p><strong>HRİSTİYANLAR HEM MERYEM ANA YORTUSU’NU KUTLADI HEM DE HACI OLDU</strong></p>

<p>Meryem Ana Bayramı’nı kutlamak için çeşitli ülkelerden Türkiye’ye gelen Hristiyanlar, ülkemizde Hristiyan Kilise tarafından kutsal kabul edilen kiliselerde hacı da oldular. İslamiyet’te hac yeri sadece Mekke’deki Kabe olarak kabul edilirken, Hristiyanlık’ta tek bir hac mekanı bulunmuyor. Hristiyan Kilisesi tarafından kutsal kabul edilen kiliseler, inananlarca hac yeri olarak ziyaret ediliyor.&nbsp;Hristiyanların Orta Çağ boyunca en önemli hac mekanlarından ilk üçü&nbsp;Kudüs, Roma ve Santiago de Compostela olurken, Türkiye’deki hac güzergahları ise ülkemizin yedi bölgesinin altısında mevcut. Selçuk’taki Meryem Ana Evi, Demre’deki Aziz Nikolaos Kilisesi&nbsp;ve Antakya’daki St. Pierre Kilisesi Hristiyanların ülkemizdeki hac mekanlarından bazıları.</p>

<p><strong>TÜRKİYE’DEKİ HAC VE İNANÇ MEKANLARI</strong></p>

<p>Ege, Karadeniz, Marmara, Doğu Akdeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde birçok mekan inanç turizmi çerçevesinde Hristiyan turistler tarafından ziyaret ediliyor. Bunlar; İzmir/Selçuk’ta Meryem Ana Evi ile St. Jean Anıt Müzesi (Kilisesi), Trabzon/Maçka’da Sümela Manastırı, Antakya’da St. Pierre Anıt Müzesi, Antalya ili Demre Beldesi’ndeki Noel Baba Müzesi (St. Nikolaos Kilisesi), Mersin ili Tarsus İlçesindeki St. Paul Anıt Müzesi (Kilisesi) ile Mersin’in Silifke ilçesinde bulunan Yeraltı Kilisesi (Azize Thekla),</p>

<p>Isparta İli Yalvaç İlçesi Pisidia Antiocheia Örenyeri’ndeki St. Paul Kilise kalıntılarının bulunduğu alan, Manisa ilindeki Sardes Örenyeri ile Denizli ili Laodikya Örenyeri’ndeki kilise kalıntılarının bulunduğu alanlar, Van Akdamar Anıt Müzesi (Kilisesi), Hatay’da St. Pierre Kilisesi, Yedi Kilise, Bursa/İznik’te Ayasofya Camii, Ağrı Dağı Milli Parkı, Nevşehir’de Göreme Açık Hava Müzesi ve Mustafapaşa’da Konstantin ve Helena Kilisesi, İstanbul’da Ayasofya Kilisesi (günümüzde cami oldu) ile Büyükada Aya Yorgi Manastırı. Bu kutsal yerler Hristiyanlar için önemli dini mekanlar olmalarından dolayı yılın her döneminde ziyaretçi&nbsp;<em>akınına</em>&nbsp;uğruyor. Bu dini mekanlardan bazısı aynı zamanda hac mekanı, bazısında da ayin ve çeşitli etkinlikler yapılabiliyor.</p>

<p><strong>ANADOLU, BİRİNCİ YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA&nbsp;HRİSTİYAN İNANCININ BEŞİĞİ</strong></p>

<p>Binlerce yıldır farklı medeniyetlerin ve dinlerin buluşma noktası olan Anadolu toprakları tarihten günümüze inanç ve kültür yansıması olarak Hristiyan inancı için kutsal topraklardan biri sayılıyor. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde havariler ve Hz. İsa’ya inanan birçok önemli din lideri, eren ve aziz Anadolu’yu güvenli topraklar olarak görmüş, birinci yüzyılın ikinci yarısında&nbsp;Anadolu, Hristiyan inancının merkezi, beşiği haline gelmiş. Hristiyanlara ilk olarak Antakya'da (antik Antiochia) “Hristiyan” denilmiş.</p>

<p><strong>İNCİL'DE BELİRTİLEN 7&nbsp;KİLİSENİN 3’Ü İZMİR, 3’Ü MANİSA, BİR TANESİ DE DENİZLİ’DE</strong></p>

<p>Hristiyanlığı Yahudi topraklarının dışına yaymaya çalışan ve bu çabalarının sonucu olarak günümüz Avrupası’nın Hristiyanlaşmasını sağlayan ve Hristiyanların “olmasaydı olmazdık” dediği Tarsuslu Havari Paulus, yaşamının son yirmi - otuz yılını Ephesus’ta geçiren Havari Yuhanna, Katolik Kilisesi'ne göre ilk Papa olan Elçi Petrus, Kıbrıs'ta kiliselerin kurucusu olarak bilinen Barnabas İncili’ni yazan Kıbrıslı Yahudi kökenli Aziz Barnabas ile adı Yeni Ahit’te geçen ve misyon faaliyetlerine katılan Silas gibi Hristiyanlığın yayılmasında etkisi olan önemli isimler Anadolu topraklarında Antakya’dan Mersin’e, Antalya’dan İzmir’e, Efes’ten Bergama’ya, Manisa’dan Denizli’ye, Eskişehir’den Bursa’ya, Kapadokya’dan Trabzon’a dek rotaları boyunca birçok yerde çalışmalar yapmış ve kiliseler kurmuşlardı. İzmir'deki 'Smyrna', 'Efes' ve 'Bergama', Denizli'deki 'Laodikya', Manisa Salihli'deki 'Sardes', Alaşehir'deki 'Filedelfiya' ve Akhisar'daki 'Thiatira' adlı kiliseler İncil'de vahiy gönderilen&nbsp;7&nbsp;kilise olarak kabul edildiğinden Hristiyanlık tarihi açısından oldukça önemliler.</p>

<p><strong><img alt="" height="589" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto7-15.JPG" width="800" />Midilli Agiasos köyündeki Panagia Kilisesi’nde de mumlar dünyada barış için yandı</strong></p>

<p><strong>PATMOS, MİDİLLİ, SİMİ ve TİNOS ADALARINDAKİ KUTSAL KİLİSELERDE HACI OLDULAR</strong></p>

<p>Hristiyanlar Türkiye’deki kiliseler dışında Kudüs ve Vatikan başta olmak üzere St.John’un Yuhanna İncili’ni yazdığı Patmos Adası’ndaki <strong>Apokalypsis Mağarası</strong> ve Kilisesi’nde, Midilli Adası’ndaki Agiasos köyündeki Panagia Kilisesi&nbsp;ile Mantamados'da bulunan Taxiarchis&nbsp;Manastırı’nda, Simi Adası'ndaki Panormiti Manastırı’ndaki Başmelek Taksiharki Mikhail Kilisesi ve Tinos Adası’ndaki Evangelistria, Megalohari Kilisesi gibi Hristiyan Kilise’nin kutsal kabul ettiği kiliselerde hem bayramı kutladılar hem de hacı oldular. Bu kiliseler Yunanistan’ın önemli hac mekanlarından bazıları.</p>

<p><img alt="" height="504" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto8-11.JPG" width="800" />Midilli Agiasos köyündeki Panagia Kilisesi&nbsp;adanın en önemli hac merkezlerinden biri, özellikle 15 Ağustos'ta pek çok hacıyı kendine çekiyor.</p>

<p><strong>İNCİL İLE&nbsp;KUR-AN'DA ÖNEMLİ VE KUTSAL BİR VARLIK OLARAK KABUL EDİLİYOR</strong></p>

<p>İsa Mesih’in annesi olarak kilise tarihinde önemli bir yere sahip olan Hz. Meryem, İncil ile&nbsp;Kur-an'da önemli ve kutsal bir varlık olarak kabul ediliyor. Hatta Ortodoks Kiliselerinde “Mater Deu” yani “Tanrı annesi” veya “Teotokos” yani Tanrı’yı taşıyan” olarak hitap ediliyor. Annelik sıfatıyla “Meryem Ana” olarak zikrediliyor. Kilise’nin başı olan İsa’nın annesi olduğundan Kilise’nin de annesi kabul ediliyor. Meryem Ana, lekesiz, günahsız ve ebediyen bakire olma özelliğine sahip olarak görülüyor. Bu özelliklerinden dolayı genel olarak Hıristiyanlar, O’nun doğumundan ölümüne kadar hayatına dair birçok olayı, “bayram” niteliğinde kutluyor. 15 Ağustos’ta kutlanan Meryem Ana’nın ölümü ve göğe yükselmesi de bunlardan biri.&nbsp;Meryem Ana’nın ölümü, “Koimesis” adıyla, hem Hıristiyan kutsal mekanlarına isim olurken hem de bu mekanlardaki ikonalar içerisinde yer alıyor.</p>

<p>Katolik Kilisesi ise, Meryem Ana'nın "dünyevi yaşamını tamamladıktan sonra bedeni ve ruhuyla göksel yüceliğe kabul edildiğini" öğretir.</p>

<p><strong><img alt="" height="584" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto10-17.png" width="800" />Selçuk, Meryem Ana Evi Katolik Hristiyanların hac merkezlerinden biri</strong></p>

<p><strong>İNANCI OLAN HERKESE İYİLİK DAVALARINDA YARDIMCI</strong></p>

<p>Hristiyanlar Hz. Meryem’in öyküsünün Göğe Alınışı’yla sona ermediğine, Cennet’e girdikten sonra Kilise’nin yaşamı için Oğlu’nun aktif olarak hizmetinde kaldığına inanıyorlar. Ayrıca Hz. Meryem’in, kötü güçlerden koruma, en ağır hastalıklar tedavi etme, tedavisi olmayan hastaları ayağa kaldırma gücü olduğuna inanılırken, aile ocağı ve doğumla ilişkilendiriliyor. Meryem Ana’nın anneleri ve çocukları koruduğuna, çocuğu olmayan kadınlara da yavrular verdiğine inanılıyor. Meryem Ana’nın Tanrı ile buluşmasının kutlandığı 15 Ağustos’ta da birçok kişi, uzun süre bekledikleri çocuk için dua etmek üzere Meryem Ana’nın ölümünün anıldığı günün arifesinde kiliselerde veya manastırlarda geceyi geçiriyor. Seven ve affeden gerçek bir anne gibi günahsız ve merhametli Meryem Ana’nın, herkese desteğini verdiğine ve inancı olan herkese iyilik davalarında yardımcı olduğuna inanılıyor.</p>

<p><strong><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto11-6.jpg" width="800" />Meryem Ana İslam’da ve Hristiyanlık’ta önemli ve kutsal kişi</strong></p>

<p><strong>ZAMBAKLA TASVİR EDİLİYOR</strong></p>

<p>Hz. Meryem'in Göğe Kabulü, Meryem Ana'nın göksel doğum günü (Hz. Meryem'in Cennete kabul edildiği gün) olduğu için birçok Hristiyan, özellikle Katolikler ve Ortodokslar ile birçok Lüteriyen ve Anglikan için önemli. Hz. Meryem'in Göğe Kabulü Fleur-de-Iys (zambak) Madonna'da sembolize ediliyor. Her zaman doğurganlığın ve saflığın simgesi olan zambak, Hristiyanlık’ta, özellikle Katolik mezhebinde ‘Lekesiz Doğum’u simgeliyor. Meryem Ana'nın Ölümü konusunda Ortodoks ve Katolik Kiliseleri arasında doktrinsel farklılıklar olmakla beraber, mezhepler arasında gelenek ve inanç konularında da bazı ayrılıklar söz konusu.</p>

<p><strong>TIPKI OĞLU GİBİ GÖĞE YÜKSELİR</strong></p>

<p>Hz. Meryem’in göğe yükselmesi hikayesi: Hz. Meryem ölümünden üç gün önce dua ederken yanına başmelek Cebrail (Gabriel) gelir ve ruhunun göğe yükseleceğini bildirir. Ölmeden önce oğlu İsa’nın bütün öğrencilerini bir daha görmek ister. Havarilerden Thomas hariç hepsi Meryem Ana’nın ölüm döşeği etrafına toplanır. Geciken Havari Thomas,&nbsp;üç gün sonra naaşı ziyaret etmek istediğinde bırakılmış olduğu mağarada sadece kefenini bulur. Meryem Ana da aynen oğlu Tanrı İsa gibi ölümünün üçüncü gününde&nbsp;dirilerek, göğe yükselir.</p>

<p><strong><img alt="" height="319" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto12-2.jpg" width="800" />Meryem Ana Yortusu’nda üzümler de kutsandı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KENDİSİNE ÖLÜMÜ BİLDİREN BAŞMELEK, OĞLUNUN DOĞACIĞINI DA MÜJDELEMİŞTİ</strong></p>

<p>Hristiyan inanışına göre Başmelek Cebrail’in Hz. Meryem’e bu ilk ziyareti değildi. Hz. Meryem, Kutsal Ruh tarafından kendisine İsa’nın Annesi olacağını bildiren baş melek Cebrail tarafından henüz genç bir kızken de ziyaret edilir. Başmelek kendisine “Selam, ey Tanrı’nın lütfuna erişen kız! Rab seninledir” diye seslenir ve bakire olan genç kıza hamile kalacağını, bir oğlan doğuracağını, bunun Tanrı’nın Oğlu olacağını ve ismini İsa koyacaklarını söyler. Genç bakire Meryem buna şaşırır ama korkmaz, karşı da gelmez aksine itaat eder.&nbsp;</p>

<p><strong><img alt="" height="600" src="https://avrupa-postasicom.teimg.com/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto1-26.jpg" width="800" />Kiliselerde Meryem Ana’nın ikonası Göğe Yükseliş gününde çiçeklerle süsleniyor</strong></p>

<p><strong>KUR-AN'DA ADI DOĞRUDAN TELAFFUZ EDİLEN TEK KADIN</strong></p>

<p>Hz. Meryem, yaşamı zorluklar içinde geçen, oğlunun çarmıha gerilmesine, ölümüne, ardından da dirilişine şahit olan, oğlunun göğe yükselmesiyle onurlanan ancak evladını genç yaşta yitirmenin acısını son nefesine dek yüreğinde hisseden, yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalan güçlü bir kadın ve acılı bir anne. Hristiyanlık’ta ilk konsillerden itibaren yüceltilen ve değer verilen Hz. Meryem, kutsallık ve cennetle de ilişkilendirilerek, annelik ve korumanın yanı sıra sevgiyi sembolize ediyor. Kur'an'da adı doğrudan telaffuz edilen tek kadın olan Hz. Meryem’ın ismi kitaptaki 19. Sure’de de ‘Meryem Suresi’ olarak geçiyor. Hristiyanlık’ta da İncil’de birçok yerde mucizelerinden bahsedilerek İsa'nın doğumundan sonra onun büyümesine ve yetişmesine yardımcı olan sevgi dolu bir anne olarak tasvir ediliyor. Adına birçok kilise, katedral ve tapınak adanan, ikonaları kiliselerin duvarlarını süsleyen oğlu İsa gibi göğe yükseldiğine inanılan Hristiyanlık inancında önemli ve kutsal bir yere sahip Meryem Ana adına “Göğe Yükselmesi Yortusu” gibi özel anma ve kutlama günleri düzenleniyor. “Göğe Yükselmesi Yortusu”nda Hz. Meryem öldüğünde, ölüm üzerine doğal fiziksel çürüme sürecinden geçmek yerine, bedeninin ruhuyla yeniden bir araya gelmek üzere cennete "varsayıldığı" inancı anılıp, kutlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, TÜRKİYE</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/hristiyanligin-annesinin-bayraminda-yasamin-olume-karsi-zaferi-kutlandi</guid>
      <pubDate>Fri, 16 Aug 2024 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/foto3-21.jpg" type="image/jpeg" length="70166"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Açlık grevindeki Grup Yorum üyesinin sağlık durumu ağır]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/aclik-grevindeki-grup-yorum-uyesinin-saglik-durumu-agir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/aclik-grevindeki-grup-yorum-uyesinin-saglik-durumu-agir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cezaevinde 124 gündür açlık grevinde olan Grup Yorum üyesi Vedat Doğan’ın sağlık durumu kötüye gidiyor. Anne Sara Doğan, “Tükürüğünü yutamıyor. Oğlumun talepleri kabul edilsin” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Marmara Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Grup Yorum üyesi Vedat Doğan, Şubat ayında arkadaşlarıyla birlikte Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sevk edildi. 10 Şubat’ta tutuklanan Doğan’ın aynı dava dosyasından arkadaşlarının bulunduğu ve ailelerine yakın cezaevlerine sevk edilme ve “kuyu tipi” cezaevlerinin kapatılması talebiyle başlattığı açlık grevi 124’üncü gününe girdi.</p>

<p>Doğan’ın annesi Sara Doğan ve Tutuklu Aileleriyle Dayanışma Derneği (TAYAD) üyesi Lerzan Caner, açlık grevi taleplerinin kabul edilmesi çağrısında bulundu.</p>

<p><strong>‘TÜKÜRÜĞÜNÜ YUTAMIYOR’</strong></p>

<p>Oğlu Vedat Doğan ile diğer tutsakların tek kişilik hücrelerde tutulduğunu belirten Sara Doğan, tutsakların buna karşı açlık grevine başladıklarını belirtti. Tutsakların insanlık dışı koşullarda tutulduklarını vurgulayan Doğan, “1 Temmuz’da açık görüşe gittim. Çok kötüydü, kulağı sağır olmuş, gözleri de gitmiş. Tükürüğünü yutamıyor. Acilen sevkleri yapılmalı. Ne istiyorlar bu gençlerden? Adam öldürenler, tecavüzcüler, hırsızlar dışarıda. Bizim çocuğumuz ne yapmış, konser vermek suç mu?” tepkisinde bulundu.&nbsp;</p>

<p><strong>‘İHTİYAÇLARI KARŞILANMIYOR’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açlık grevindeki tutsakların cezaevi idaresi tarafından karşılanmak zorunda olan ihtiyaçlara erişme noktasında da kimi zorluklar yaşadığını kaydeden Doğan, “B1 haplarını günde iki defa vermeleri gerekirken bir defa veriyorlar. Üç aydır Konya şekeri verilmesi için uğraşıyoruz, vermiyorlar. Bayram şekeri veriyorlar, midesi ülseri var bayram şekeri sebebiyle hastanelik oldu” dedi.</p>

<p><strong>‘KUYU TİPİ HAPİSHANELER KAPATILMALI’</strong></p>

<p>Oğlu Doğan ve diğer siyasi tutsakların Y, R ve S Tipi cezaevlerinin kapatılması taleplerinin dikkate alınması gerektiğini söyleyen Doğan, “Havalandırma yok, güneş yok, hiçbir şey yok. Bir de telefon açıyoruz cevap vermiyorlar, direkt kapatıyorlar. Üç aydır bir fotoğraf için uğraşıyoruz göndermiyorlar. Oğlumun fotoğrafını bari verin. Kuyu tipi hapishanelerin acilen kapanması gerekiyor. Benim oğlum çıksa da başkası girmesin. Orası çok kötü bir işkence yeridir” diye belirtti.</p>

<p><strong>‘BÜYÜK BİR TEHDİT’</strong></p>

<p>Y, R ve S Tipi cezaevlerinin iktidar tarafından sessiz sedasız bir şekilde açıldığını söyleyen TAYAD üyesi Lerzan Caner ise “Bunlar aslında ağırlaştırılmış müebbet cezasına mahkum olmuş tutsaklar için açılmış yerler, fakat artık herkesi, hükümlü olmayanları da tuttukları bir yer oldu. Bu gerçekten büyük bir tehdit, biz bunların kapatılmasını istiyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>GEREKÇE: İYİ HALLİ DEĞİL!&nbsp;</strong></p>

<p>Tutsak yakınlarının bu konuda defalarca kez Adalet Bakanlığı ve Ceza ve Tevkifevleri’ne dilekçe verdiğini ancak bu dilekçelerin dikkate alınmadığını ifade eden Caner, “Onlar da kopyala yapıştır cevaplarla, ‘siz para yatırın, çocuklarınız üç tane hapishane ismi yazsın, sevkleri yaparız’ diyorlar ama bu yalan. Bunu deneyen aileler oldu ve ‘sizin çocuklarınız iyi halli değil’ yanıtı verdiler. Yani bu da bir aldatmacadan ibaret. Bizim sorunumuz yalnız bizim ailelerimizin çocuklarının başka hapishanelere sevk edilmesi değil, bunların kapatılması. Çünkü bugün devrimcilerle başlayan bu durum sonra gazetecilere, muhaliflere, her kesime gidecek” dedi.</p>

<p>Tutsakların sürdürdüğü açlık grevlerinin taleplerine kulak verilmesi gerektiğini söyleyen Caner, şöyle devam etti:<strong> “Buralar gerçekten imha merkezleri yani düşüncelerini teslim alamadıkları insanları imha etmek için yapılmış hapishaneler. Biz herkesi bu hapishanelerde yoğun tecrit altında yok edilmek istenen tutsaklarla dayanışmaya, onların sesini duyurmaya davet ediyoruz.” (Kaynak:&nbsp;Mezopotamya Ajansı)</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, GENEL, GÜNDEM, KÜLTÜR, POLİTİKA, SİYASET, TÜRKİYE, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/aclik-grevindeki-grup-yorum-uyesinin-saglik-durumu-agir</guid>
      <pubDate>Sun, 04 Aug 2024 13:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/tutuklu-grup-yorum-uyesi.jpg" type="image/jpeg" length="60656"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şarjda bırakılan telefon patladı: Fabrika küle döndü]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/sarjda-birakilan-telefon-patladi-fabrika-kule-dondu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/sarjda-birakilan-telefon-patladi-fabrika-kule-dondu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli'de bir ambalaj fabrikasında şarjda bırakılan telefon, aşırı sıcak nedeniyle patladı. Olayda can kaybı yaşanmazken, fabrika kısa sürede kullanılamaz hale geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Denizli'nin Merkezefendi Mahallesi Zafer Caddesi'nde meydana gelen olayda;&nbsp;bir ambalaj fabrikasında şarjda bırakılan telefon, sıcakta kalınca aşırı ısınma nedeniyle patladı.</strong></p>

<p>Telefondan çıkan alevler kısa sürede tüm fabrikaya sıçradı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Yangını fark eden vatandaşların ihbarı üzerine bölgeye çok sayıda polis, itfaiye ve sağlık ekibi sevk edildi.</p>

<p></p>

<p>İtfaiye ekiplerinin uğraşları sonucu kontrol altına alınan yangın sonrasında fabrika kullanılamaz hale geldi.</p>

<p>Olayda can kaybı yaşanmazken, dumandan etkilenen vatandaşlara olay yerinde müdahale yapıldı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, BİLİM-TEK, GENEL, GÜNDEM, TEKNOLOJİ, TÜRKİYE</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/sarjda-birakilan-telefon-patladi-fabrika-kule-dondu</guid>
      <pubDate>Sun, 04 Aug 2024 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2024/08/telefon-1.png" type="image/jpeg" length="26146"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Narsisizm nedir, yaş ilerledikçe geriler mi?]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/narsisizm-nedir-yas-ilerledikce-geriler-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/narsisizm-nedir-yas-ilerledikce-geriler-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kişilik özellikleriyle ilgili yeni bir araştırmaya göre, narsist (özsever) insanlar yaşlandıkça daha cömert ve uzlaşmacı olurken empati duyguları da gelişiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="BBC Türkçe" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Content/images/main/BBC_Turkce.jpg" /></p>

<p><strong>Kişilik özellikleriyle ilgili yeni bir araştırmaya göre, narsist (özsever) insanlar yaşlandıkça daha cömert ve uzlaşmacı olurken, empati duyguları da gelişiyor.</strong></p>

<p>37 binden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, narsistlerin anlamsız kibir duyguları azalsa da, tamamen bu duygudan kurtulamadıklarını gösteriyor.</p>

<p>Araştırmacılar, çocukken akranlarına göre daha narsist olanların yetişkinlik dönemlerinde de benzer yatkınlıkta olduklarını buldu.</p>

<p>Uzmanlar en az üç tip narsistik davranış olduğunu söylüyorlar.</p>

<p><strong>Narsist kime denir, farklı tipleri neler?</strong></p>

<p>Narsist, son dönemlerde genellikle zor ya da dik başlı olarak algılanan insanlara yöneltilen bir hakaret olarak kullanılıyor.</p>

<p>Hepimiz zaman zaman bazı narsisistik özellikler gösterebiliriz.</p>

<p>Doktorlar tarafından bu terim, spesifik ve teşhis edilebilir bir kişilik bozukluğu tipini tanımlamak için kullanılıyor.</p>

<p>Tanımlar farklılık gösterse de, tümünde ortak tema, diğer insanlardan daha iyi veya daha değerli olduklarına dair sarsılmaz bir inanç beslemeleri. Bu, etrafındakiler tarafından kibir ve bencillik olarak tanımlanabiliyor.</p>

<p><em>Psychological Bulletin</em>&nbsp;adlı tıp dergisinde yayınlanan yeni araştırma, yaşları 8 ila 77 arasında değişen 37 bin 247 katılımcıyla, geçmişte yapılan 51 çalışmadan elde edilen verileri derliyor.</p>

<p>Araştırmacılar davranış özelliklerine göre üç tip narsisti incelediler:</p>

<p><strong>Fail narsistler</strong>&nbsp;- kendilerini başkalarından büyük veya üstün hisseden ve hayranlık isteyen kişiler</p>

<p><strong>Düşman narsistler</strong>&nbsp;- başkalarını rakip olarak gören, istismarcı ve empatiden yoksun olanlar</p>

<p><strong>Nevrotik narsistler&nbsp;</strong>- utanmaya eğilimli, güvensiz ve eleştiriye karşı aşırı duyarlı olanlar.</p>

<p>Bilim insanları araştırma için bu kişilik ölçümlerinin zaman içinde nasıl değiştiğini anketlerle incelediler ve genel olarak narsisizm puanlarının yaşla birlikte düştüğünü buldular.</p>

<p>Ancak değişiklikler hafif ve kademeli olarak gelişti.</p>

<p>Araştırmanın başındaki Dr. Ulrich Orth, BBC'ye verdiği demeçte, "Açıkçası, bazı kişiler daha çok değişebilir, ancak genel olarak çok narsist biri olarak tanıdığınız bir kişiyle birkaç yıl sonra tekrar karşılaştığınızda tamamen değişmiş olması beklenmez" dedi.</p>

<p>İsviçre'deki Bern Üniversitesi'nden Dr. Orth bazı narsisistik özelliklerin en azından kısa vadede faydalı olabileceğini söylüyor.</p>

<p>Örneğin popülerliğinizi, flörtlerdeki başarınızı ve iyi bir işe girme şansınızı artırabilir. Ancak daha uzun vadede, neden olduğu çatışmalar nedeniyle sonuçlar çoğunlukla olumsuz olur.</p>

<p>Dr. Orth, "Bu sonuçlar yalnızca kişinin kendisini değil, aynı zamanda partnerler, çocuklar, arkadaşlar, iş arkadaşları ve çalışanlar gibi etkileşimde bulunduğu bireylerin refahını da etkiliyor" diye ekledi.</p>

<p>Bir narsisti terk etmek üzerine bir kitap yazan psikolog Dr Sarah Davies, BBC'ye, insanların zaman zaman kibirli veya bencil olabilmelerine rağmen, bunun gerçek klinik narsisizmle karıştırılmaması gerektiğini söyledi:</p>

<p>"Narsistler başkalarına imrenmeye ve onları kıskanmaya eğilimlidirler; son derece istismarcı ve manipülatiftirler.</p>

<p>"Narsist olmayan diğer insanlardan farklı olarak pişmanlık duymazlar, kendilerini kötü hissetmazler veya sorumluluk duyguları yoktur."</p>

<p>Davies, sosyal medyanın etkisiyle narsisizme ilgide bir patlama yaşandığını söylüyor.</p>

<p>"Bu bir dereceye kadar faydalı; daha fazla insanı bu konu hakkında bilgilendirmeye ve farkındalık yaratmaya yardımcı oluyor. Ancak birçok ruh sağlığı terimi gibi, klinik anlamını da biraz yitiriyor."</p>

<p>Dr Davies, bu terimi kullanırken daha dikkatli olmamız gerektiğini söylüyor.</p>

<p>"Davranışları adlandırmada spesifik olmayı ve ayırmayı çok daha faydalı buluyorum. Örneğin, yakın zamanda bir arkadaşım, ayrıldıktan sonra kendisini tamamen görmezden gelen eski sevgilisine narsist dedi.</p>

<p>"<em>Ghosting</em>&nbsp;(birini herhangi bir açıklama yapmadan aniden hayatınızdan çıkarmak) elbette korkunç, ancak bunun sebebi ilişki bittikten sonra konuşmayı kaldıramamak da olabilir. Bu karşısındakinin öfkeli bir narsist olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>"Bir süre birlikteydiler ve partnerinin 'narsist olduğuna' dair başka bir belirti yoktu."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bir narsistle olduğunuzu nasıl anlarsınız?</strong></p>

<p>Dr Davies'e göre, bir narsistle ilişki içinde olabileceğinize dair bazı işaretler var:</p>

<p><strong>Sürekli dram</strong>&nbsp;- Narsist kendisine ihtiyaç duyulmasına ihtiyaç duyar; kaos ve çatışma arar</p>

<p><strong>Samimiyetle özür dilemez</strong>&nbsp;- Hiçbir zaman kendi davranışlarının tam sorumluluğunu üstlenmez</p>

<p><strong>Karşısındakini suçlama -</strong>&nbsp;Kendi bencil çıkarları için başkalarını manipüle eder ve sömürürler.</p>

<p>Londra'daki Deancross Kişilik Bozukluğu Servisi'nde danışman psikiyatrist Dr Tennyson Lee, araştırmanın iyi yürütüldüğünü ve bulgularının faydalı olduğunu söyledi.</p>

<p>BBC'ye konuşan Dr Lee, "İyi haber, narsisizmin genellikle yaşla birlikte azalması. Kötü haberse bu azalmanın çok belirgin olmaması" dedi ve ekledi:</p>

<p>"Narsisizmin belirli bir yaşta birdenbire iyileşmesini beklemeyin; öyle olmuyor. Bu inanış, uzun süredir acı çeken ve eşinin 'yakında iyileşmesini' bekleyenler için sorun yaratabilir" dedi.</p>

<p><img alt="BBC Türkçe" src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Content/images/main/BBC_Turkce_alt.png" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, GENEL, GÜNDEM, SAĞLIK, YAŞAM</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/narsisizm-nedir-yas-ilerledikce-geriler-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jul 2024 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2024/07/narsizm.webp" type="image/jpeg" length="77334"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Armani çanta 57’ye üretilip 2790 avroya satılıyor!]]></title>
      <link>https://www.avrupa-postasi.com/armani-canta-57ye-uretilip-2790-avroya-satiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.avrupa-postasi.com/armani-canta-57ye-uretilip-2790-avroya-satiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyaca ünlü lüks İtalyan markası Dior ve Armani’nin 2 bin 780 Euro’ya satılan çantaları 57 Euro’ya ürettiği ortaya çıktı. İtalyan savcılar konuyla ilgili soruşturma  başlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Avrupa’nın en büyük lüks markalarından biri olan Dior marka çantaların satış fiyatı ile maliyeti arasındaki fark dudak uçuklattı.</strong></p>

<p>İtalya’da soruşturma kapsamında Dior tedarikçilerine polis baskınları düzenlenirken, Dior’un bir tedarikçiye 57 Euro’ya mal olan çantaları 2790 Euro gibi astronomik bir fiyatla sattığı belirtildi. Soruşturmada, işçilerin çalışma koşullarının kötü olduğu ve hatta bazılarının yasadışı olarak çalıştığı tespit edildi. Ayrıca, işçilerin günün her saatinde çalışabilecekleri şartların sağlandığına dair kanıtlar bulundu.</p>

<p><strong>ARMANİ DE RADARA GİRDİ</strong></p>

<p>Bir diğer ünlü marka Armani de radara girmişti. Armani’nin mağazalarda 1.900 dolardan fazla fiyata satılan ürünler için müteahhitlere çanta başına 99 dolar ödediği ortaya çıkmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu skandal, Dior’un sahibi olan LVMH (Moët Hennessy Louis Vuitton) grubunu da etkiledi. Şirket, tedarik zincirindeki denetim eksiklikleri nedeniyle eleştirilere maruz kaldı. LVMH CEO’su Bernard Arnault, dünyanın en zengin üçüncü kişisi olarak bilinirken, kızı Delphine Arnault ise Dior’un CEO’su olarak görev yapıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>3.SAYFA, DÜNYA, EKONOMİ, GÜNDEM, MAGAZİN</category>
      <guid>https://www.avrupa-postasi.com/armani-canta-57ye-uretilip-2790-avroya-satiliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jul 2024 17:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://avrupa-postasicom.teimg.com/crop/1280x720/avrupa-postasi-com/uploads/2024/07/dior-1.png" type="image/jpeg" length="50220"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
