Öne Çıkanlar - ve gelen için ile

Gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren'in abisi Mehmet Ağar'ı yazdı: Tuğla çekildiğinde...

Gazeteci Faruk Eren, 'kisadalga.net'te o süreci yazdı:

"Abimden iki yıl sonra 1982 Kasımı’nda ben gözaltına alındım. Ağar yine müdürdü. Ağır işkence görüyorduk. Ama bir arkadaş, gözümüz bağlı olduğu için göremiyorduk, çok kötü durumdaydı. TKP’li Mustafa Hayrullahoğlu’nun cesedini bir battaniye ile şubeden çıkardılar. Önce kaybedildi, sonra cesedi kimsesizler mezarlığında bulundu."

İşte Faruk Eren'in o yazısı:

12 Eylül darbesinin en ünlü işkencehanelerinden biri İstanbul Gayrettepe’deki Emniyet Müdürlüğü’ydü. Nam-ı diğer 1. Şube, ya da siyasi şube. Aslında işkence 12 Eylül öncesi başlamıştı. Ben de iki kez geçtim o tezgâhtan, ilki 12 Eylül öncesinde, diğeri 12 Eylül sonrasında. 12 Eylül’den önce de işkencede insan öldürüyorlardı.

Ama o kanlı darbeden sonra iş korkunç bir hal aldı. Yüzbinlerce insan gözaltına alındı, işkenceden geçirildi. Ya da işkenceye tanık oldu, ki bu da işkencedir.

İşkencede ölüm yaygınlaştı. Birçok arkadaşımızı kaybettik işkencede. Bazılarını şubeden götürüp infaz ettiler, “Kaçarken vurduk” denildi. Cemil Kırbayır, Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, gibi devrimciler gözaltından hiç çıkmadı. 12 Eylül 1980 darbesi ile devlet göz altında kaybetme politikasına başladı.

Bilinen bir hikayedir ama kısaca hatırlatayım: Abim Hayrettin Eren 1970’li yılların devrimci, solcu militanlarından biriydi. 12 Eylül’ün hemen ardından bir operasyonda gözaltına alındı ve Gayrettepe işkencehanesine götürüldü. Abimi orada gören çok sayıda tanık var. Gayrettepe’ye giden annem, abimin kullandığı babama ait otomobili emniyetin otoparkında gördü. Tüm tanıklıklara rağmen abimin gözaltına alındığı reddedildi, o tarihten bu yana kayıp.

Mehmet Ağar, İstanbul Emniyeti’nde müdür yardımcısıydı. Ailemin bulunduğu suç duyurularında Ağar’ın adı hep baş sıralarda yer aldı.

1981’de Gayrettepe’de Süleyman Cihan işkencede öldürüldü, ölü bedeni bir eve götürüldü, pencereden atıldı. “Camdan atladı” diye rapor düzenlendi. Sahte raporda Mehmet Ağar’ın imzası vardı.

Abimden iki yıl sonra 1982 Kasımı’nda ben gözaltına alındım. Ağar yine müdürdü. Ağır işkence görüyorduk. Ama bir arkadaş, gözümüz bağlı olduğu için göremiyorduk, çok kötü durumdaydı. Yaşı bizden büyüktü. İşkence seslerini, çığlıklarını duyuyorduk. Bir süre sonra o ses kesildi. TKP’li Mustafa Hayrullahoğlu’nun cesedini bir battaniye ile şubeden çıkardılar. Önce kaybedildi, sonra cesedi kimsesizler mezarlığında bulundu.

Hatırlıyor musunuz Mehmet Ağar’ın 2016’da meclis komisyonunda TKP’liler ve solcular hakkında nasıl yanıldıklarını anlattığını: “Hayatında eline bıçak almamış, düzgün fikir adamlarıydı kabul etmek lazım hepsini, hiçbir şiddet eylemi olmayan insanlardı.” TKP’li Mustafa Hayrullahoğlu Ağar döneminde katledildi siyasi şubede.

Gözaltına alındıktan bir hafta kadar sonra Avcılar’daki evimizin adresini söyledim. Polislerle birlikte eve gittik. Anayasa referandumu için hazırlayıp dağıttığımız bildiriler vardı. Bir kısmı evdeydi. Polis onları ve başka şeyler bulmayı umuyordu ama ev tertemizdi.

Polis anneme “Bildiriler nerede” diye sordu, o da sobada yaktığını söyledi. Annemi gözaltına aldılar. Babam tutturdu, “Eşimi bırakmam, beni alın” diye. Babamı da alıp Gayrettepe’ye götürdüler.

Yıllar sonra tahliye olunca annem anlattı. Gözlerini bağlamamışlar, işkence seslerini ve işkence gören devrimcileri görmüşler. Bir duvara döndürülmüş gözü bağlı oğlunu yani beni o halde görmüşler. Alçaklar kaybettikleri bir devrimcinin anne babasına da işkence yapıyorlardı.

 Bildirileri yaktığına dair ifadelerini aldıktan sonra bir emniyet müdürünün odasına götürmüşler annemi. Müdür “Diğer oğlun nerede?” diye sormuş sırıtarak. Annem “Siz biliyorsunuz, buradaydı” diye yanıtlamış. O hep bildiği cevabı almış “Hayır, yakalamadık, aranıyor. Nerede olduğunu sen biliyorsun.” Annem “Bilmiyorum nerede olduğunu, ben oğlumu arıyorum” dediğinde bir el hareketi yapmış. Annem ayıp olduğu için o hareketi yapmazdı ama “Bana ayıp bir el hareketi yapıp, ‘bilmeyen böyle olsun mu’ dedi” diye anlatırdı.

Kimdi o müdür? Tabii ki Mehmet Ağar…

Ağar’ın kızı genç yaşta kansere yakalandı ve yaşamını yitirdi. Ev telefonundan bir gazeteci aradı faili meçhul ve gözaltında kayıpların yakınlarından görüş istiyordu. Annem inanılmaz sinirlendi ve “Kızıyla ne alakası var. Bizim onunla hesabımız ayrı, Allah kimseye evlat acısı vermesin” diyerek azarladı gazeteciyi.

Ağar yukarıda alıntıladığım komisyondaki sözlerini 2016’da söyledi. Benim tanıklığım 1980’lerin başından.

Bu sözler üzerine Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak tepki gösterdi. Hasan Ocak, 1995’te kaybedildiğinde Ağar Emniyet Müdürü’ydü.

Metin Göktepe’nin ablası Meryem Göktepe tepki gösterdi. Metin katledildiğinde Ağar, Emniyet Genel Müdürü’ydü.

O tuğla çekildiğinde altında ilk kim kalacak anlaşıldı mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner69

banner71

banner84

banner62

banner3

banner73

banner57

banner11

banner56

banner51

banner58

banner61

banner82

banner27

banner12

banner81