Öne Çıkanlar Polis kavgada Gül bağlı Yola

Bu haber kez okundu.

Yazar Maalouf: Lübnan'ı rüşvet ve sorumsuzluk yönetiyor

Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta 10 gün önce gerçekleşen 200'den fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan patlamaya ilişkin Lübnan kökenli Fransız yazar Amin Maalouf dikkat çeken açıklamalar yaptı.

Habertürk’ten Kürşad Oğuz’a konuşan Maalouf, patlamada iki yakınını kaybettiğini açıkladı. Maalouf, “İyi tanıdığım 10’dan fazla kişi ağır yaralı. Bu hayal edilebilecek büyüklükte bir patlama değil. Düşünün, Beyrut’ta 300 bin kişi evsiz kaldı, evleri yıkıldı. Bir tanıdığım evinin patlayan kapısının altında kalarak öldü” ifadelerini kullandı.

İşte Maalouf’un patlamayla ilgili özetle aktardıkları:

Lübnan’a en son ne zaman gittin?

Çok sık gitmiyorum. Dört, beş yılda bir. Ama orada pek çok yakınım yaşıyor. Son günlerimi yakınlarımla konuşarak geçirdim zaten ve neredeyse hepsi bu patlamadan o ya da bu şekilde etkilendi. Pek çoğu doğrudan etkilenmiş, yaralanmış ve bir kısmı da ciddi. Tanıdığım herkesin evi hasar görmüş. Bir kısmının evi tamamen yıkılmış. Hepsi bu patlamanın sonuçlarından etkilenmiş. Okulların, işyerlerinin, bankaların açılıp açılmayacağı bile belli değil.

Senin orada hâlâ evin var mı? Akrabaların var biliyorum ama…

Evet. Kız kardeşlerimden biri de orada yaşıyor ve dağda olduğu için ona bir şey olmadı. Yeğenlerim, kuzenlerim ve yakın arkadaşlarım çoğu patlamadan etkilendi.

“YETENEKSİZLİK, SORUMSUZLUK VE RÜŞVET YÖNETİYOR”

6 senedir Beyrut limanında depoda duran 2750 ton amonyum nitrattan bahsediyoruz. Lübnanlı güvenlik yetkilileri Temmuz ayı başında başbakan ve cumhurbaşkanını güvenlik riski konusunda uyardıklarını söylüyor. Buradan baktığında bu patlamaya kaza diyebilir miyiz?

Kelime anlamıyla kaza olabilir bu. Yani birisi kasten yapmamıştır. Ama doğal bir felaket değil bu. Yöneticilerin beceriksizliği ve yetersizliğinin sonucu. Yüksek oranda patlayıcı maddenin tonlarcasını bir şehirde uzun süre depolamak nasıl kabul edilebilir? Patlama nasıl oldu bilmiyoruz, öğreneceğimizden de emin değilim. Peki ama bundan özel olarak kim sorumlu? Bence bütün sistem. Her alanda yetersiz ve kokuşmuş bu sistemde hiçbir şey doğru yapılamaz zaten. Dünyada elektriğin yıllardır her gün kesildiği başka ülke yoktur. Lübnan’da pek çok şey kabul edilemez şekilde yönetiliyor. Yani “sorumlu bu” demek gereksiz. Yıllardır bu ülkeyi yeteneksizlik, yozlaşma, rüşvet ve sorumsuzluk yönetiyor.

Bunu soruyorum çünkü Arap coğrafyasındaki bu yozlaşma üzerine seninle daha önce konuştuk. “Bugün yaşanan krizlerin en önemli sebebi, kimsenin ahlâki saygınlığının kalmaması. Ne yönetenlerin, ne söylemlerin, ne de kurumların” demiştin. Lübnan’ı da şöyle yazmıştın Uygarlıkların Batışı’nda: “Sonunda o küçük ülkenin duvarları, güzelim çatısından temellerine kadar çatlamaya başladı. Artık hiçbir şey ilk başta kurulmak istenmiş yapıya benzemiyor ve hiçbir şey düzgün işlemiyor. Yozlaşma ve rüşvet sistemli yağmacılıkla kol kola yürürken halk su, elektrik, sağlık, toplu taşıma telekomünikasyon veya çöplerin toplanması gibi en temel hizmetlerden yoksun durumda.” Kim yolsuzluk yapıyor Lübnan’da?

Bence dini ve mezhepsel yapının büyük bölümüne hâkim bir yolsuzluk ve rüşvet sistemi var. Lübnanlılar kendilerini vatana ve millete bağlayan en güçlü bağın vatandaşlık değil, klanlar ve tarikatlar olduğunu düşünüyor ve öyle davranıyor. Bu açıklamalardan biri. Diğeri ise şüphesiz ülkede yurttaş bilincinin eksik olması. Bu pek çok ülkede olduğu gibi benimkinde de çok eski bir sorun. Ama benim ülkemde bu oran çok daha yüksek. İnsanlar ülkenin ve toplumun menfaatlerinden çok kendi menfaatlerini düşünüyor. Ve üstelik bu çok kolay kabul de görüyor. Tabii bunlar yozlaşmayı tamamen açıklamıyor. Çünkü yozlaşma da pek çok ülkede maalesef var. Ama Lübnan’da yozlaşmayı büyüten özel sebepler var ve artık kontrol edilemiyor. Bu yüzden sorunlar çözülemiyor. Uzman değilim ama şurası açık ki ülkenin bu ekonomik yapısı ve sistemi sonsuza kadar süremez. Faizler inanılmaz, rekabet yok. Kimse normal bir şekilde bu kadar faiz veremez. Böyle yürüyebilir mi? Yanlış bir şey var demek. Ülkem maalesef çok uzun zamandır kötü yönetiliyor. Ve bu çok üzücü çünkü Lübnan çok büyük potansiyeli olan bir ülke. Bölgesinde sosyal kalkınmanın öncüsü olabilirdi. Zaten uzun süre çok müreffehti ve bir çekim merkeziydi. Böyle de kalabilirdi. Çok kalifiye bir toplum ve insan yapısı vardı. Dünyadaki bir çok anahtar sektörlerde, büyük laboratuvarlarda, şirketlerde Lübnanlıları görebilirsiniz. Avrupa’da, Amerika’da, Avustralya’da çalışırlar. Bunu kendi ülkelerinde de yapabilirlerdi ama doğdukları ülkenin sosyal, siyasi ve ekonomik şartları çok bozuldu ve onlar dünyanın her yerine kaçmak zorunda kaldılar.

“ÜLKE CEMAAT LİDERLERİNİN ELİNDE, DEMOKRASİ BU DEĞİL”

Aslında o topluma göre ideal ve demokratik bir yönetim yapısı gibi görünüyor. Cumhurbaşkanı Maruni, Başbakan Müslüman, Meclis Başkanı Şii ve vekil sayıları ülkedeki cemaatlere göre kotalara ayrılmış. Bu yapı neden yürümüyor.

Bunun demokrasinin iyi bir tanımı olduğunu düşünmüyorum. Bu, mevkilerin ve görevlerin dini aidiyetlere göre dağıtıldığı bir sistem. Antidemokratik diyemeyiz ama demokratik de değil. Bütün cemaat ve tarikatların yönetimde temsil edilmesinin sağlanması tabii ki meşru ve iyi ama bana göre demokrasi bu değil. Lübnan, kurulduğundan bu yana bütün cemaat ve tarikatlara bir yer vermek istedi. Bu açıdan bakıldığında biraz özel bir ülke çünkü 20’den fazla topluluk ve cemaat var ve bunların her birinin kendi tarihi, kültürü, yolu, kendi korkuları var. Hepsinin kendini Lübnan vatanına ait hissetmesini sağlamak gerekiyordu ve bu çok zor bir iş. Bunlara kendilerini tehdit altında hissetmesinler diye hükümette, parlamentoda garanti bir yer verme fikri özünde kötü değil. Sadece bu kota sisteminde çok ileri gidildi ve bu, mevkilerin cemaat liderlerine ait olduğu donmuş, kilitlenmiş bir yapıya dönüştü. Ülke bir anlamda cemaat liderlerinin koalisyonuna dönüştü. Demokrasi bu değil. Ayrımcılık olmaması iyi bir şey, herkese bir yer vermek ve herkesin kendini vatana ait hissetmesini sağlamak mükemmel bir şey ama her şeyi dini aidiyetlere göre bölmek negatif anlamda çok ileri gitmek demek. Bir yere adam alınırken artık yeteneğe ve liyâkata bakılmıyor, o kişinin hangi cemaat veya tarikata bağlı olduğuna bakılıyor. Üstelik o cemaatte bile o göreve en lâyık ve yetenekli olan değil, cemaat şefiyle en yakın siyasi ve dini ilişkisi olan seçiliyor. Bu, demokrasinin çöküşü demek. Maalesef on yıllar böyle geçti ve bir yerde koptu işte.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
noccapulcu 2 ay önce

rüsvet derken akp-gülen iktidari akla geliyor.

banner67

banner68

banner69

banner71

banner84

banner62

banner85

banner73

banner11

banner56

banner51

banner58

banner61

banner82

banner27

banner59

banner81