Öne Çıkanlar - ve ile polisin G7

TV dizisi La valla: Bir zamanlar ve gelecekte diktatörlük

2045’te İspanya’da bir diktatörlük rejimi hayal eden dizi, diktatörlüğün ve toplumsal eşitsizliğin tehlikeleri ve dünya savaşının korkunç sonuçları hakkında değerli ve ikna edici bir uyarıdır. Dizi ayrıca, İspanya’daki Franco rejimininin (1939-1975) yanı sıra Güney Afrika ve İsrail örnekleri gibi diğer otoriter hükümetleri açıkça ve kasten hatırlatıyor.

Dizinin giriş bölümünde, bir İspanyol cumhurbaşkanı, halkın karşı karşıya olduğu feci durum hakkında bir televizyon konuşması yapar: Üçüncü Dünya Savaşı çevreyi tahrip etmiştir, kaynaklar kıttır, ekonomi çökmüş ve yeni virüsler ortaya çıkmıştır. Cumhurbaşkanı olağanüstü hal ilan eder ve bir diktatörlük yönetimi iktidarı alır.

La valla

Buna karşılık, dört kişilik bir aile kaçmaya hazırlanır. Askerler kapıya dayanır. Baba, aceleyle, küçük ikiz kızları Julia ve Sara’ya gizemli birer çip yerleştirir. Baba götürülürken, kızlar anneleri Emilia’da kalır.

Yirmi beş yıl sonra, “yeni İspanya” hâlâ diktatörlükle yönetilmektedir. Kıyamet sonrası başkent Madrid, zenginlere ve devlet yetkililerine tahsis edilmiş Sektör 1’i, yoksulların ve haklarından mahrum bırakılanların yaşadığı Sektör 2’den ayıran, güçlü biçimde tahkim edilmiş bir duvarla ikiye bölünmüştür. İki bölge arasındaki kısıtlı hareket, hem siyasi ayaklanma hem de ölümcül bir norovirüsün yayılması korkusuyla kurulmuş bir askeri kontrol noktasından gerçekleşir.

Dizinin yaklaşık 13 saat süren siyasi odaklı, gerilim dolu draması, birçok noktaya parmak basıyor. Okurun sabrına güvenerek, önemli olanlardan bazılarını ele alacağız.

2045 yılında, yukarıda belirtilen ikizlerden biri olan Sara, çipini on yaşındaki kızı Marta’ya (Laura Quirós) taktıktan sonra virüse yenik düşer. (Daha sonra çipin virüse karşı etkili olduğunu öğreniriz). Küçük kız, babası Hugo (Unax Ugalde) ve amcası Álex (Daniel Ibáñez) ile birlikte Asturias bölgesini terk ederek, Emilia (Ángela Molina) ile Sara’nın ikizi Julia’nın (Olivia Molina) yaşadığı Madrid’e, ordu işgali altındaki Sektör 2’ye taşınır.

Hugo, Alex ve Marta, adres değişikliği yaptırmaya giderler. Marta’nın belirsiz bir kan grubu için testi pozitif çıkar ve küçük kız hızla alınıp götürülür. Yetkililer, Hugo ve Alex’e, onu işsiz ebeveynlerin çocukları için olan bir koloniye götürdüklerini söylerler. Hugo’nun, kızının velayetini geri almak için bir işinin olduğunu kanıtlaması gerekecektir.

Emilia, artık Sağlık Bakanı olan ve Sektör 1’de yaşayan eski erkek arkadaşı Luis (Abel Folk) ile iletişime geçer. Luis, ev personeli olarak hizmet verecek evli bir çift aramaktadır. Julia, virüsten öldüğü gizlenmesi gereken Sara’nın yerine geçebilir. Ancak Julia, nefsi müdafaa ile yüksek rütbeli bir subayı öldürmüştür ve erkek arkadaşı Carlos (Juan Blanco) ikisi için bir kaçış ayarlamaktadır.

La valla (Netflix)

Daha sonra Marta’nın, Luis’in eşi olan ve yoksulların zenginler için –kelimenin tam anlamıyla– kanlarını akıtması gerektiğine inanan Alma (Eleonora Wexler) başkanlığındaki bir bilim enstitüsüne hapsedildiği ortaya çıkar. Alma ve personeli, aşı araştırmalarında ağırlıklı olarak Sektör 2’den kaçırılan çocukları kobay olarak kullanırlar. (Alma: “Her 10 bin çocuk arasında, aşı haline gelmeye yeterli antikora sahip sekiz özel çocuk olabilir.”) Bu acımasız seçim sürecinde birçok çocuk ölür.

Kızları Daniela (Belén Écija), Alma ve Luis’ten habersiz, siyasi muhalefete yardım eder. Luis, karısının çocuklarla yaptığı tıbbi deneylerin farkına vardığında, operasyonu “kurtuluş bahanesiyle soykırım” olarak nitelendirir. Dahası, yetkilileri ve bizzat kendi rolünü alenen suçlar: “Yaptıklarımız doğru değil. Kurduğumuz her şey; hükümet, rejim, hiçbiri işe yaramıyor. Çoğu insan, hakları olmadan, yoksulluk içinde yaşıyor.”

Dram, Emilia ve Daniela’ya âşık olan Álex’in kaybolan çocukların ailelerini örgütlemeye başlamasıyla tırmanır. Faşist başkan virüs kapar ve Marta’yı geri almak elinden geleni yapar.

İsyan eden halk ile askeri hücum kıtaları arasında kaçınılmaz bir çatışma yaşanır. Protestocu gruplar arasında Luis de vardır. Luis, İspanya İç Savaşı sırasında faşist güçler tarafından öldürülen İspanyol şair-oyun yazarı Federico Garcia Lorca’nın (1898-1936) Bernarda Alba’nın Evi adlı oyunundaki şu sözlere atıfta bulunur: “Duvarlarda öyle şeyler saklı ki dışarı çıkıp haykırsalar, sesleri dünyayı doldurur.”

Dizi, biraz acı bir notla bitiyor ve bir devrimin ancak başka bir otoriter rejimin iktidarı ele geçirmesiyle sonuçlanabileceğini öne sürüyor.

La valla’nın ilk sezonu, genel olarak etkili, siyasi olarak keskin ve dokunaklıdır. Dizi, iktidarların acımasızlığını, ya sert baskıyla ya da insanlara saf değiştirterek, bazılarını mahvedip kimilerini muhbir ve hain haline getirip halkın terörize edilip sindirilmesini resmediyor. Ama aynı zamanda en cesur ve ilkeli unsurların nasıl radikalleşip yüceldiğinin, muhalefetin nasıl ortaya çıktığının ve kitlesel direnişin nasıl oluştuğunun izlerini takip ediyor.

Dizi, mükemmel ve açıkça kendini adamış bir oyuncu kadrosunu dikkatli ve sanatsal bir şekilde bir araya getirmiş ve sonuçta biçim ve içeriğin uyum sağladığı sıra dışı bir çalışma ortaya çıkmış.

Dizinin yaratıcısı Écija, verdiği bir röportajda şunları söylüyor: “büyük tehditlerin neler olduğunu ve neler olabileceğini araştırmıştık. Kötü haber şu ki, bu tehditlerden biri [koronavirüs] meydana geldi.” Yönetmen, 20. yüzyılın başına gelen “kâbusları” hatırlatmak ve ayrıntılı biçimde ele almak istemiş. Franco diktatörlüğü deneyimi ve İspanya’daki sağ siyasetin bu kirli rejime itibarını iade ederek onun canice yöntemlerini geri getirme konusundaki güncel çabaları, yaratıcıları açıkça düşündürmüş.

La valla’daki kontrol noktası

Écija, “gelecekle ilgili bir dizide bellekle oynamanın” kesinlikle yapmak istediği şeylerden biri olduğunu belirterek şöyle devam ediyor: “Bu, bellek hakkında, onu kaybetmeme hakkında konuşmaya çalışan bir dizi.” İnsanların durup hatırlamaması onu endişelendiriyor: “Hataları tekrarlamamaya çalışmalıyız. Unutabileceğimizden korkuyorum. Son zamanlarda yaşanan çatışmalardan çok şey öğrenmiş olmalıydık.”

Julia’yı canlandıran baş aktris Molina ise, bir başka röportajda, “Bunun olmaması için bu aynayı dik tutmalı ve tetikte olmalısınız” diyor. Écija, “sahip olduğumuz refah durumuna ve bugün tehdit altında olan her şeye ulaşmamız bizim için çok zordu” diye ekliyor. Cevap beklemeden şu soruyu soruyor: Bir hükümet ve egemen sınıf her şeyi –ekonomik güvence, gıda, sağlık, eğitim– sizden aldığında ne olur?

La valla, siyasi seçkinlerin savaş kışkırtıcılığı eliyle ortaya çıkan faşist bir diktatörlüğü ve ölümcül bir virüsün yayılmasını tasvir etmek için gerçek hayattan besleniyor. “Bariyer”, Donald Trump’ın sınır duvarını ve İsrail işgali altındaki bölgeleri anımsatan askeri kontrol noktaları tarafından denetlenen bir sosyal apartheid rejimini dayatma aygıtının parçasıdır. Çocukların ortadan kaybolması, üzerlerinde tıbbi deneylerin yapılması, işkence ve yargısız infaz; bunların hepsi geçmişin ya da bugünün kapitalist gerçeklerdir. Dizi geniş bir izleyici kitlesini hak ediyor (Kaynak: Joanne Laurier / World Socialist Web Site)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner67

banner68

banner69

banner71

banner84

banner62

banner3

banner73

banner57

banner11

banner56

banner51

banner58

banner61

banner82

banner27

banner59

banner81